Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    dilin doğuşunu insanın duygularını ifade etmesiyle ilişkilendiren kuram

    1 ziyaretçi

    dilin doğuşunu insanın duygularını ifade etmesiyle ilişkilendiren kurami bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Dillerin Doğuşuna İlişkin Görüşler & Teoriler - Esat BEŞER

    Dillerin Doğuşuna İlişkin Görüşler & Teoriler - Esat BEŞER

    Dilbilimciler, dillerin doğuşuna ilişkin farklı görüşlerde bulunmuşlardır.

    Ki; bu dilbilimciler içinde, yeryüzündeki bütün dillerin tek bir kaynaktan yani tek bir dilden doğmuş olduğunu düşünenler vardır.

    Ki; bu görüşe göre, dil, ilahi bir kaynaktan gelmektedir ve bu kaynak, tektir.

    Yani, Yaratıcı, insana dili armağan etmiştir ve onu üstün kılmıştır.

    Dolayısıyla, tüm diller, tek bir dilden doğmuş olmalıdır.

    Keza, birçok dilbilimci ve hatta, filozofun görüşleri, bu yöndedir.

    Diğer bir görüşe göre, diller, ayrı ayrı kaynaklardan doğup gelişmişlerdir.

    Ki; bu ikinci görüş, ilahi kaynağı dikkate almadan ortaya atılan tasarı ve teorilerden oluşmaktadır.

    Bu görüşte olanlara göre, önce, jest ve mimiklerle; daha sonra, el kol işaretleriyle, anlaşma sağlanmıştır.

    Ardından, taklit ve yansıma sesler, dille çıkarılarak, anlaşma zinciri genişletilmiştir.

    Ve nihayetinde, kelimeler, ortaya çıkmıştır.

    Böylece, dil dediğimiz anlaşmalar sistemi, gelişip genişlemiştir.

    Dillerin Doğuşuna İlişkin Teoriler

    Dilbilimcilerin ilk kelimenin doğuşuna ilişkin farklı teorileri vardır.

    Dillerin ve Kelimenin Doğuşu

    Dillerin ister tek bir kaynaktan, ister ayrı ayrı kaynaklardan doğdukları ileri sürülsün, dillerin doğuşu demek, eninde sonunda, kelimenin doğuşu demektir.

    En Küçük Birlik

    Çünkü; her dilin en küçük birliği, kelimedir.

    Dilbilimciler, ilk dilin yani ilk kelimenin doğuşuna ilişkin çeşitli teoriler ileri sürmüşlerdir.

    Yansıma Teorisi

    Yansıma Teorisi’ne göre, dil, insanların, ses çıkaran varlıkların seslerini yansımasıyla kurulmuştur.

    Yani, doğadaki sesler taklit edilerek, kelimeler oluşmuştur.

    Dolayısıyla, konuşma başlamıştır.

    Başta kuş olmak üzere, hayvanların sesi, gök gürlemesi ve su sesi gibi sesler, kelimelerin doğuşu için bir örnek ve model teşkil etmiştir.

    Yansıma Teorisi’ne göre, dillerin akrabalığı da yansıma seslerle yakından ilgilidir.

    Zaten, ona dayanmaktadır.

    Bu teori, ayrıca, çocuk dilinde yer alan yansımalı kelime veya sesleri, komut olarak göstermektedir.

    Ünlem Teorisi

    Ünlem Teorisi’ne göre, ilk kelimeler, ünlemlerdir.

    İnsanlar, ilk tepkilerini, ani olaylar karşısındaki şaşkınlık ve öfke gibi duygularını ifade eden ünlemlerle ortaya koymuşlardır.

    Böylelikle, ünlemler, tekrar edilmiştir ve diğer kelimeler de ünlemlerden ortaya çıkmıştır.

    İş Teorisi

    İş Teorisi’ne göre, ilk kelime, insanın iş yaparken çıkardığı seslerden doğmuştur.

    Yani, dilin kaynağı, iştir.

    Kazmak, kesmek, vurmak gibi fiiller arasında, insanın duyduğu sesler, kendisine anlamlı kelimeleri çağrıştırmıştır.

    Ki; bu durumda, önce, fiiller ortaya çıkmış olmalıdır.

    Daha sonra, fiillerden isimler doğmuştur.

    Psikolojik Teori

    Psikolojik Teori, dilin temelini ses, mimik ve jestlerin oluşturduğunu savunmaktadır.

    Bu teoriyi savunanlar, çocukları örnek gösterirler ve şöyle derler:

    “Çocuklar, isteklerini önce, mimiklerle ve jestlerle ifade ederler. Daha sonra, yavaş yavaş kelimeleri kullanmaya yönelirler.”

    İnsan, dili ilk olarak, bir çocuğun keşfettiği gibi bulmuştur.

    Öncesinde, her sese paralel bir mimik vardı.

    O halde, kelimeler, mimik ve jestlerden doğmuştur.

    Açlık veya sevinç gibi değişik duygular, önce, mimik ve ona bağlı olarak, bağırma veya mırıldanmayla, kendini gösterir.

    Sonra, tek heceli seslenmeler ve el işaretleri ortaya çıkar.

    Son aşamada ise, istekler, sembollerle yani kelimelerle ifade edilir.

    Daha sonra, resim veya yazıyla ifade etme ortaya çıkar.

    Ki; bu teori yani Psikolojik Teori, diğer teorilere kıyasla, akla daha yatkın görünmektedir.

    Peki ya, siz, ne dersiniz, bu hususta?

    Güneş-Dil Teorisi

    Türkçe’nin dünya tarihindeki ilk dillerden biri olduğunu savunan dilbilim teorisidir.

    Teori, 1930'lu yıllarda, Mustafa Kemal Atatürk tarafından desteklendi ve geliştirildi.

    Ne var ki; Güneş-Dil Teorisi, dilbilimciler tarafından kabul görmedi ve kısa sürede önemini yitirdi.

    Atatürk'ün ölümünün ardından, İbrahim Necmi Dilmen, Ankara Üniversitesi’ndeki Güneş-Dil Teorisi ile ilgili derslerine son verdi.

    Öğrencileri, bunun sebebini sorduklarında,

    "Güneş, öldükten sonra, onun teorisi, nasıl hayatta kalabilirdi?" diye cevap vermişti.

    1990'lı yıllarda, bazı yazarlar, Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş ilkeleri, ilk yıllarındaki icraatları ve Atatürk İlkeleri hakkında, Güneş-Dil Teorisi çalışmalarını örnek vererek, resmi devlet ideolojisi ve etnik kökenin inkâr edilmesi gibi tanımlama ve yorumlar getirmişlerdir.

    Bu amaçla, Atatürk'ün desteklediği Güneş-Dil Teorisi ve Türk Tarih Tezi hakkında akıl dışı rivayetler uydurulduğu ve Atatürk'ün "safsatalara inanan biri" olarak gösterilmek istendiği yazılmıştır.

    Ki; bunların, Atatürk Devrimleri’ni ve onların etkilerini eleştirme maksadı taşıdığı ve postmodernist dalganın etkisiyle yapılan maksatlı yayınlar olduğu savunulmaktadır.

    Ulus Gazetesi’nde, 1935 yılında, Dillerin Kökeni sorunu ile ilgili “Notlarımızı Anlatan İzah” başlığıyla, imzasız makaleler yayınlandı.

    14 Kasım 1935 tarihinde, Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımından Türk Dili adıyla, makaleler kitap haline getirildi.

    TDK Genel Sekreteri İbrahim Necmi Dilmen, Tahsin Mayatepek ile yazışmasında, bu notların ve açıklamaların Atatürk'e ait olduğunu; ancak, "Kendileri, isimlerinin ilanını arzu buyurmadıklarından" imzasız yayınlandığını açıklamıştır.

    Ki; bu notların hazırlanmasında, Rus dilbilimci Pekarski, Fransız Hilarie de Barenton ve B. Carra de Vaux'un eserlerinden faydalanılmıştır.

    Necmi Dilmen'in mektubunda, Atatürk'ün yazdığı anlaşılan Etimoloji, Morfoloji ve Fonetik Bakımdan Türk Dili isimli kitapta, Sırp asıllı Avusturyalı dilbilimci Dr. Phil. Hermann Kvergić'in Türk Dillerindeki Bazı Unsurların Psikolojisi isimli 41 sayfalık basılmamış Fransızca eserinden de faydalandığı açıklanmıştır.

    Bu tez, yazarı tarafından 1935 yılında, Viyana’dan önce, Türk Dil Kurumu'ndan Ahmet Cevat Emre'ye gönderilmiştir.

    Emre'nin önemsiz bulduğu mektubuna cevap alamayan Kvergić, bu kez eserini doğrudan Atatürk’e göndermiştir.

    Teorideki esas fikir, Atatürk tarafından geliştirilmiş ve sunulmuştur.

    Güneş-Dil Teorisi, 1930'lu yıllarda, Atatürk tarafından desteklenmiş, Türk Dilini Tetkik Cemiyeti'nin düzenlediği 3. Dil Kurultayı’nda katılımcılar tarafından tartışılmış ve hatta, Kurultay Raporu’nda, katılımcı dilbilimciler tarafından araştırılması teşvik edilmiştir.

    Kvergić'in teorisinin ana fikri; Türk dilinin dünyada esas bir dil olduğu ve dünya dillerindeki birçok kelimenin Türkçe’den türediğiydi.

    Güneş-Dil Teorisi’nin tarih içerisinde oynadığı rol, Atatürk Devrimleri'ni anlamak açısından önemlidir.

    Ümmetten millete geçme aşamasında olan ve Batı karşısında kendisini aşağılanmış hisseden Türk milletine özgüven aşılamak, teorinin amaçları arasında görülmüştür.

    Teori, Atatürk Devrimleri'nin yıktığı düzenle ve Avrupa merkezci tarih teorileriyle hesaplaşma çabası olarak değerlendirilmektedir.

    Atatürk, Türk Tarih Tezi'ni desteklemek için Kvergić'in hipotezinin geliştirilmesini istemiştir.

    Çünkü; kendisine güvenen ve saygı duyan bir millet bilincinin uyanmasını istemiştir.

    Keza, Avrupalı tarihçilerin Türkleri aşağılamasına yanıt olarak, "Türk dili, Taş ve Maden Devri’nde, kültür kelimelerini göç yolu ile yeryüzündeki dillere yayan kadim büyük bir kültür dilidir." mesajı verilecekti.

    Kaynak: Güneş – Dil Teorisi - Esat BEŞER

    Yazı kaynağı : www.marasgundem.com.tr

    Dilin Türeyiş Teorileri

    DİLİN TÜREYİŞ TEORİLERİ

    Bu kurama göre, insan çevresindeki doğa olaylarını, hayvanların ve ses çıkaran nesnelerin seslerini taklit etmek suretiyle dili meydana getirmiştir. Türkçedeki miyavlamak, melemek, havlamak, horlamak… gibi kelimelerin belli seslerin taklidine dayandığı, sonradan dilin belli kalıplarına dökülerek eylemleştiği görülür.

    XX. yüzyılın başlarında ortaya çıkan bu kuram, dil ögelerinin yansımalardan oluştuğunu kabul etmektedir. Alman dilcisi W. Oehl’ün aralarında bulunduğu kimi bilginler, dilin doğuşunu bu tür sözcüklere dayandırırken bunların her dilde söz varlığının küçük bir bölümünü oluşturduğunu göz önünde bulundurmamıştır.

    Kimi bilginler, insanların çeşitli olaylar karşısında ruh ve bedenle ilgili duygularının etkisiyle çıkardıkları ünlemleri sonradan sözcüklere dönüştürdüğünü ileri sürmüşler, kısaca dilin doğuşunu ünlemlere dayandırmışlardır.

    XIX. yüzyılın sonlarında kimi bilginler, dilin doğuşunda ortak çalışmanın etkili olduğu görüşünü savundular. İnsanların toplu halde bir iş yaparken anlaşma amacıyla çıkardıkları seslerin dili oluşturduğu düşünülmüştür. Örneğin ağır bir şeyi kaldırırken, iterken çıkartılan “hay, hop!” sesi gibi sözcüklerle dilin oluştuğu kabul edilmiştir.

    Beden hareketlerini temel alan bu kurama göre, insanlar kimi duygularını ifade edebilmek için çeşitli beden hareketleri yapmaktadır. Bu hareketlerin ağızda konuşma organlarına yansıması ile kelimeler meydana gelmiştir.

    İlkel insanların güç işler görürken çıkardıkları ritmik sesler sonradan iş yaparken söylenen şarkılar biçimine girmişlerdir. İşte bu kurama göre ilk kelimeler bu şarkılardan türemişlerdir.

    XX. yüzyılın ilk yarısından sonra, insan bilimi ve ruh biliminin gelişmesi dil bilim çalışmalarına yeni boyutlar kazandırmıştır. Alman bilgin W. Wundt’un kuramı bunlardan biridir. Wundt, ruh bilim verilerinden yararlanmakta, jest dilini derinlemesine incelemekte, dil seslerini, hayvan seslerini, çocuk seslerini dikkate almakta; söyleyiş denen şeyi, ağzın içini de kapsayan geniş anlamda bir mimik hareketi olarak kabul etmektedir.

    Dil seslerinin ilk aşaması, ses aygıtının meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal anlamlılık taşıyan hayvansal ses belirtilerinden oluşur. Bağırma durumundaki ilk sesler, sonradan perdeli sese dönüşmüştür. Wundt, çocuğun dili öğrenmeye başlarken ilk aşamada çıkardığı bağırmalara dikkat çeker.

    Yazı kaynağı : www.turkedebiyati.org

    Konu�ma Nedir? Dil Nedir? Dilin Do�u�u T�reyi�i

    ��erik:

    1. Giri�

    �nsano�lu toplumsal bir varl�kt�r. Bunun i�in de birbirleriyle ileti�im kurmak zorundad�rlar. �leti�im kurmasalard�, insanl�k tarihinde hi�bir ilerleme g�r�lmez, bug�nk� duruma ula��lamazd�. Bug�n bir tu�a bas�larak d�nyan�n �b�r ucundaki bilgiye �ok k�sa bir zamanda ula�mak i�ten bile de�ildir. �nsanlar i�in bu kadar �nemli olan ileti�imin ger�ekle�ebilmesi i�in al�c�, verici ve iletinin (mesaj) olmas� gerekir. Verici ki�inin bir iletisi olsa bile al�c�ya ula�t�ramazsa ileti�im sa�lanamaz. Bunu ula�t�rman�n �e�itli yollar� vard�r. M�zik, dans, resim, duman vb. bunlar birer ileti�im arac� olarak kullan�labilir; fakat hi�biri insana "dil"in sundu�u s�n�rs�z olanaklar� sa�layamaz. Dil, insanlar aras�nda ileti�imi en k�sa ve kolay yoldan ger�ekle�tirir. Burada s�z� edilen dil konu�ma organ� olan "dil" de�il, anla�ma arac� olan "insan dili"dir. Hem yaz� hem de konu�ma dili "dil" s�zc��� kapsam�nda ele al�nmaktad�r. �nsanlar aras�nda birli�i, d�zeni, anla�may� sa�layan bu arac�n do�u�u konusunda �e�itli savlar ileri s�r�lmektedir. Bu savlar kan�tlanamamakta; fakat mant��a en yak�n� dilin toplumsal bir varl�k olan insan�n gereksinimleri sonucu �nceleri beden dili, sonra konu�ma dili olarak olu�tu�udur. �nsano�lu anla�mak i�in ilk �nceleri beden dilinden yararlanm��, daha sonra beden diline konu�ma dilini katm��t�r. Konu�urken beden dilinden olabildi�ince yararlan�lmaktad�r; ��nk� beden dili konu�man�n daha etkili olmas�n� sa�lamaktad�r. Hi� konu�ulmadan ya�anan bir g�n�n olmad��� g�z �n�nde bulundurulursa, konu�man�n ya�am�m�zda ne kadar �ok yer tuttu�u ve �nemli oldu�u anla��l�r. ��te bu �nitede dil nedir, dilin do�u�u, dil - d���nce etkile�imi, dil - k�lt�r ili�kisi, konu�ma nedir, konu�ma dili ve �zellikleri, konu�ma ilkeleri, konu�mac�da bulunmas� gereken �zellikler ve konu�man�n g�rg� kurallar� konular� ele al�nacakt�r.

    2. Dil Nedir?

    "Dil" �ok eski zamanlardan beri merak edilen bir konudur. Bunun i�in "dil nedir?" sorusunu bir�ok d���n�r kendine sormu�tur. Yunan d���n�rlerinden Platon da bu soruyu kendine soranlardand�r. O, bu soruyu Kratylos (1972, s. 274) adl� yap�t�nda ��yle yan�tlamaktad�r: "Kendi �zel d���ncelerini sesin yard�m�yla, �zne ve y�klemler yard�m�yla anla��labilir duruma getirmek." Daha sonra bu konuda bir�ok tan�m yap�lm��t�r. Bunun nedeni dilin basit gibi g�r�nen yap�sal g�r�n�m�n�n asl�nda �ok karma��k ve olu�umunun da bir�ok alanla ilgili olmas�ndan kaynaklanmaktad�r. Her uzman dili kendi uzmanl�k alan�na g�re tan�mlam��t�r. Keskin (1993, s.131), �e�itli a��lardan yap�lan dil tan�mlar�n�n say�s�n�n �� y�z ellinin �zerinde oldu�unu belirtmektedir. �rne�in Adal� (1982, s. 14) dili "�nsan topluluklar�n�n anla�ma, bildiri�me arac�" olarak k�saca tan�mlarken, Aksan (1995, s. 55) "D���nce, duygu ve isteklerin bir toplumda ses ve anlam y�n�nden ortak olan ��eler ve kurallardan yararlan�larak ba�kalar�na aktar�lmas�n� sa�layan �ok y�nl�, �ok geli�mi� bir dizgedir." diyerek daha ay-r�nt�l� tan�mlam��t�r.

    Dilin baz� �zellikleri vard�r:

    3. Dilin Do�u�u

    �nsan�n nas�l, ne zaman, hangi dili konu�tu�u, ilk �nce hangi s�zc��� s�yledi�i hep merak edilmi�tir. Bu sorular�n yan�tlanmas� �ok zordur. Yaz�l� metinler ancak, yak�n bir ge�mi�in ayd�nlat�lmas�na olanak vermektedir. En eski belgeler say�lan S�merce metinler bile bundan 5500 y�l �ncesine ���k tutmaktad�r. �lk insanlar ise bundan daha �nceki d�nemlerde ya�am��lard�r. Zaten ilk �nce dilin birinci kolu say�lan konu�-man�n do�du�u, sonra bunun simgesel g�stergesi olan yaz�n�n kullan�ld��� g��l� bir varsay�md�r.

    Burada belirtilmesi gereken bir konu da dilin do�u�u sorununun insanbilim ve ruhbilim alan�ndaki ara�t�rmalar�n sonu�lar�ndan yararlanmakta oldu�u, daha �ok bu bilim dallar�n�n yard�m�yla ayd�nlat�labilece�idir (Aksan, 1995, s.95). Son zamanlarda dilin do�u�u konusuyla genetikbilim de ilgilenmeye ba�lam��t�r. Bu sorunu DNA'lar� inceleyerek yan�tlamaya �al��maktad�r (1998, s. 2). Ba�kan'�n (1968, s.143) da belirtti�i gibi �ocuk dili �zerindeki ara�t�rmalar da dilin do�u�unu ayd�nlatmaya yarayacak ipu�lar� vermektedir.

    Bu konu bir�ok ki�i taraf�ndan ele al�n�p incelenmi�tir. �sa'dan �nce 500 y�l �nce ya�am�� olan Hintli Yaska'n�n, Herakleitos'un �a�da�� Demokritos'un, Romal�lar�n Varro ve Donatus adl� �nl� dilcilerinin bu konuda �al��malar yapt�klar� biln-mektedir. Orta�a�da Arap dilcileri t�kenmek bilmeyen �al��ma ve tart��malar�yla, XVIII. y�zy�l d���n�rleri ileri s�rd�kleri d���nceleriyle dillerin t�reyi�i konusunu ayd�nlatmaya �al��m��lard�r (Gencan, 1979, s.12).

    Dille ilgili ilk sistematik g�r��lere ise eski Yunan felsefesinde raslanmaktad�r. He-rakleitos (�.�. V.yy), ak�l ve s�z� evrenin ve insan�n bilgisinin temel ilkesi olarak belirlerken metafizik bir g�r�� geli�tirir, dil felsefesinin do�a felsefesinden ayr�lma-s�nda �nc� olur. "Dili anlamak demek evreni anlamak demektir", (Z�ll�o�lu, 1993, s. 123) diyen Herakleitos evrenin anla��lmas�n� dilin anla��lmas�na ba�lar.

    �.�. V. yy.'da Herodot (1973, s. 103) kitab�nda dilin do�u�u konusunda M�s�r h�k�mdar�n�n yapt��� bir deneyi anlat�r: VII. yy.'da M�s�r h�k�mdar� Psammetikos hi�bir �ey duymadan b�y�yen bir insan�n ni�in ve hangi dilde konu�tu�unu merak etmi�tir. Bunu ��renmek i�in de bir �obana, rasgele iki tane yeni do�mu� �ocuk verir, bunlar�n a��la konmas�n� ve b�y�t�lmesini emreder. �ocuklar�n yan�nda kimse a�z�n� a��p tek s�z s�ylemeyecek, �ocuklar ayr� bir odada kendi ba�lar�na b�y�yeceklerdi; �oban, belli saatte ke�ileri al�p yanlar�na g�t�recek s�t i�irip iyice doyuracak, sonra kendi i�lerine bakacakt�. Yine bir g�n �ocuklar�n kar�nlar�n� doyurmak i�in odaya giren �oban �n�nde diz �st� duran iki �ocu�un ellerini uzatarak "Bekos!" diye ba��rd�klar�n� g�r�r. Bu durum birka� g�n daha b�yle devam edince �oban �ocuklar� h�k�mdar�n huzuruna ��rart�r. Psammetikos da �ocuklar�n "Bekos" dedi�ini duyar. "Bekos" Phrygia (Frigya ) dilinde "ekmek" demektir. O zaman Psammeti-kos konu�man�n gereksinimden do�du�u ve konu�ulan ilk dilin Frigya dili oldu�u kan�s�na varm��t�r. Konu�ulan ilk dilin S�merce, Almanca, Frans�zca, T�rk�e v.b. oldu�unu kabul eden g�r��ler de vard�r.

    Bu gibi denemeler daha sonraki y�llarda da yap�lm��t�r. O d�nemdeki ilkel denemelerin sonu�lar�n�n do�ru olmad���n� belirten g�n�m�z bilimsel ara�t�rmalar�nda ise hi�bir s�z duymadan b�y�yen bir �ocu�un konu�amayaca�� y�n�nde veriler elde edilmi�tir.

    4. Dilin T�reyi�iyle �lgili Kuramlar

    Dilin do�u�u konusunda bir�ok kuram ileri s�r�lm��t�r.

    Dilin do�u�uyla ilgili kuramlar �unlard�r:

    Yans�tma Kuram�:

    Bu kuram konu�man�n insan�n do�adaki sesleri taklit etmesinden do�du�unu savunur. Hav hav, ��r�l ��r�l, miyav, me vb. do�ada bulunan seslerin insanlar taraf�ndan tekrarlanmas� konu�may� olu�turmu�tur. Bu kurama g�re hav hav sesi k�pek, ��r�l ��r�l sesi su, miyav sesi kedi s�zc�klerinin kayna��d�r. Bu ise ancak k�kenbilimin s�zc�klerin en eski bi�imlerini ara�t�rmas�yla kan�tlanabilir. Bu kuram ileri s�r�ld��� d�nemde Sokrat, Platon gibi d���n�rlerin kar��t g�r��-leriyle ��r�t�lmeye �al���lm��sa da yanda�lar da bulmu�tur.

    �nlem Kuram�:

    Bu kuram� ileri s�ren Demokritos konu�man�n insan�n duygusal yap�s�yla ba�lan-t�s� oldu�unu savunmu�tur. Bu kuram�n di�er temsilcileri: Epicuros, Lucretus, Vi-co, Rousseau'dur. 1970'lerde bir Sovyet bilim adam� da bu kuram� savunur. Bu kurama g�re dilin temeli, insan�n ilkel co�kular�n�n bilin�siz anlat�mlar�d�r. �lkel insan, co�kusunu bir tak�m davran��larla d��a vururken, bu davran��lar�n co�kusunu anlatmaya yetmedi�i yerde sesler ��kartmaya ba�lam��t�r. ��te bu sesler geli�erek dili olu�turmu�tur.

    Bu kuram� savunanlar oldu�u gibi kar�� g�r��ler de �retenler olmu�tur. 1769 y�l�nda Alman Herder "Rousseau'nun s�yledi�ini hayvanlar da yap�yor; ama konu�am�yor-lar." diyerek kuram� ��r�tmeye �al��m��t�r. Herder'e g�re, dil d���ncenin �r�n�d�r. Bu ise sadece insana �zg�d�r. Dil Tanr� vergisi de�ildir. Di�er yetenekler gibi bir yetenektir. �nsanlar konu�ma yetene�iyle do�ar. �nsan�n konu�mas� d���nce-den, hayvan�nki ise i�g�d�dendir. Herder, dil-d���nce aras�nda s�k� bir ba��n oldu-�unu vurgulayarak konu�man�n �nlemlerden do�du�unun kabul edilemeyece�ini belirtir.

    �� Kuram�:

    Bu kurama g�re konu�ma insanlar�n birlikte i� yaparken ��kard�klar� seslerden do�-mu�tur. �� yap�l�rken tek d�zelikten kurtulmak, birlikte �al��may� g�d�lemek, canla ba�la �al���lmas�n� sa�lamak i�in insanlar�n ��kard�klar� "ha, h�, he, ho, hu, eh" gibi birtak�m sesler konu�man�n temelini olu�turur. Bu kuram da konuya tam bir a��kl�k getirememektedir.

    Beden Dili Kuram�:

    Bu kurama g�re insan anla�mak i�in el-kol hareketleri yaparken birtak�m sesler de ��kart�r. �nsan hareketle ses aras�nda ba�lant� kurdu�u zaman konu�ma do�mu�-tur. Bu kuram�n temel dayana�� g�n�m�z insan�n�n bile konu�urken el-kol hareketlerinden yararlanmas�d�r. Kuram�n savunucular�ndan Sir Richard Paget (Ta�er, 1987, s. 32) bu konudaki g�r��lerini ��yle dile getirir: "�nsan�, konu�maya iten temel neden, elleriyle yeterince konu�amamak de�ildi; ��nk� bu i�i v�cut hareketleriyle de rahat�a yapabiliyordu. Ellerini s�rekli avda ve ekim-dikimde kullanaca�� ara�lar� yapmakta kullan�rken d���ncelerini anlatacak ba�ka y�ntemler bulmak, s�zgelimi, dil ve dudaklarlar�ndan yararlanmak zorunda kalm��t�r. B�ylece elle yap�lan hareketlerin yerini giderek a�z�n, dilin, dudaklar�n hareketleri, hareket bi�imleri alm��t�r."

    Toplumsal Denetim Kuram�:

    Bu kuram konu�man�n insan�n kendi d���ndaki ki�ileri denetim alt�na alarak ki�isel gereksinimlerini kar��lama iste�i sonucunda do�du�unu ileri s�rer. Bu kuram�n ilgin� yan� �udur: Konu�ma, insan�n co�kusal deneyleri, ya�am� ile rasgele eyleminden do�-mu�tur; bu eylem, simgesel bir yoldan, �teki bireylerin davran��lar�n� denetim alt�na almak, kendi ki�isel istekleriyle gereksinmelerini doyurmak amac�na y�neliktir (Weaver ve Ness, 1957) .

    5. Dil-D���nce Etkile�imi

    �nl� Yunan d���n�r� Descartes "D���n�yorum �yleyse var�m" diyerek d���nme-nin bir varolu� g�stergesi oldu�unu belirtmektedir. Bir�ok d���n�r ve bilim adam� da d���nmeyi insan ve hayvan� birbirinden ay�ran en �nemli �zellik olarak kabul eder.

    Platon, d���nme ve konu�ma (dil) eylemlerinin ayn� �ey oldu�unu kabul eder. Bug�ne kadar bu konuda bir�ok de�i�ik g�r�� ileri s�r�lm��t�r. Kimileri Platon gibi d���nme ve dili birbirinden ay�rmazlar. Han�erlio�lu da (1983, s. 25) bu g�r��� payla�maktad�r:
    "Dil ve d���nce, insan� insan eden insanca �zelliklerin ba��nda geliyor. �nsan, d�nyaya a��lan ilk ve tek canl�d�r. �nsan�n d�nyaya a��lmas�n� dili ve d���ncesi sa�lam��t�r. Yirmi milyon y�l �nce ya�ad��� san�lan maymunla ayn� t�rden gelen �a�da� maymunun bilgisizli�ine kar�� �a�da� insan�n �st�n bilgisi, insangillerin a��zlar�ndaki dili gere�i gibi kullanabilmelerinden do�mu�tur. �a�da� maymun, a�a�� yukar�, yirmi milyon y�l �nceki ortak atam�z�n deneylerini tekrarlamaktad�r. Maymun, �ocu�una yirmi milyon y�ll�k bir bilgi b�rak�r. Dil, insangillere, kendisini �teki canl�lara pek �st�n k�lan h�zl� bir geli�me sa�lam��t�r.

    �nsan, dilini kulland��� g�nden itibaren yepyeni bir diyalektik geli�meye ba�lam��t�r. �lk d���nen ilk konu�and�. Konu�madan d���nme yetisi, uzun bir s�re sonra geli�mi�tir. Dil ve d���nce, birbirlerini kar��l�kl� etkileyerek, genel diyalekti�in i�inde, �ok h�zla geli�en �zel bir diyalekti�e ba�lam�� bulunmaktad�r. �nsan, s�zc�klerle �zetleyerek d�nyan�n fizik y�k�nden kurtulmu�tur, bilgi elde edebilmek i�in harcamak zorunda oldu�u g�c� ve zaman� kazanm��t�r. Art�k gitmesi, g�rmesi, dokunmas�, bulmas�, i�itmesi, aramas�, koklamas�, tatmas� gerekmez. D���nmesi yeter.

    Dil ve d���nce diyalekti�i ge�mi�le gelece�i birle�tirmi�, uza�� yak�na getirmi�tir. Hayvan ge�mi�ini bilemez, insan bilir. Hayvan gelece�ini tasarlayamaz, insan tasarlar. �nsan, dillenmesi sayesinde zaman� ve mekan� eline ge�irmi�tir, ba�kalar�n�n deneyleriyle eylemde bulunmaktad�r. Ralph Waldo Emerson'un dedi�i gibi, 'E�itilmi� bir k�pek, ba�ka bir k�pe�i e�itemez.' Bu ba�ar�, dil-d���nce g�c�yle elde edilen insanca bir ba�ar�d�r."

    "Dil mi d���nceyi do�urmu�tur, d���nce mi dili?", sorusunu yan�tlamak g��t�r ve yan�tlanmas� i�in daha zamana gerek vard�r; fakat bu iki i�levin birbirini etkiledi�i kesindir. D���nce dille, dil de d���nceyle vard�r. Bu iki kavram birbirini etkilemektedir. Dil olmadan d���nce geli�medi�i gibi d���ncenin de dili yaratt��� bir ger�ektir. Kimi zaman d���nceleri anlatacak s�zc�k bulunamad��� belirtilir. Bunu ki�inin i�inde bulundu�u duruma ba�lamak daha do�ru olur. Fiziksel ko�ullar, ki�inin o andaki beyinsel yorgunlu�u, ruhsal durumu, k�lt�r d�zeyi bu durumda etkili olur.

    6. Dil-K�lt�r �li�kisi

    K�lt�r, �ok geni� bir kavramd�r. �nsan�n yapt�klar�n�n k�lt�r� zenginle�tirip �o�altmas�, kavram�n anlam�n� geni�letmi�tir. Toplumun ya�ay�� bi�imi, gelenekleri, inan�lar� o toplumun k�lt�r�n� olu�turur. "Ku�bak��� bir yakla��mla, k�lt�r: insan�n ortaya koydu�u, i�inde insan�n varoldu�u t�m ger�eklik demektir. �yleyse "k�lt�r" deyimiyle insan d�nyas�n� ta��yan, yani insan varl���n�n g�r�ld��� her�ey anla��labilir (Uygur, 1996, s. 17)."

    Dil bir toplumun ortak �zelliklerini ��renmeye yard�mc� olur. Bir toplum hakk�nda ��renilmek istenenler, o toplumun kulland��� dili ��renmekle olas�d�r; ��nk� toplumun �rettikleri diline yans�r. Bundan bin y�l sonra bir bilim adam�n�n T�rklerle ilgili bir ara�t�rma yapmakla g�revlendirildi�i varsay�ls�n. T�rkler hakk�nda hi�bir bilgisi, T�rklerle hi�bir ili�kisi olmayan bu ara�t�r�c� herhangi bir yoldan, �nce T�rk�eyi iyi ��renme olana��n� bulsa, yaln�zca T�rk�enin s�zvarl���n� inceleyerek T�rkiye'nin XX. y�zy�lda hangi ko�ullar i�inde bulundu�unu, ne gibi de�i�ikliklere sahne oldu�unu, T�rklerde hangi kavramlar�n �nem ta��d���n� ve hangi uluslarla ili�ki kurdu�unu ortaya koyabilir (Aksan, 1995, s. 13).

    Bir toplumun bir evresiyle ilgili metinler incelenerek o ulusun o evredeki k�lt�r�, toplumsal de�i�imleri ayd�nlat�labilir. Dede Korkut Masallar� buna en g�zel �rnektir. T�rklerin �slamiyeti kabul etmeden �nceki ya�ay���yla, kabul ettikten sonraki toplumsal de�i�imini bu s�zl� �r�nlerde g�rmek olas�d�r. �lk yaz�l� metin olarak bug�ne kadar gelmi� K�kt�rk Kitabelerinde de VIII. y�zy�ldaki T�rk k�lt�r�n� ��renmek olas�d�r. Finlilerin Kalevala Destan�, Hintlilerin Ramaya Destan�, �ranl�lar�n �ehname, Yunanl�lar�n �lyada ve Odysseia destanlar� da o uluslar�n o d�nemdeki k�lt�rlerini yans�tmaktad�r.

    T�rklerin g��ebe ya�ad�klar� d�nemde kulland�klar� dilde tar�mla ilgili s�zc�k yok denecek kadar azken yerle�ik bir ya�ama ge�tiklerinde dillerinde tar�mla ilgili s�zc�kler daha �ok kullan�lmaya ba�lanm��t�r. Sanayile�mi� toplumlar�n dilinde de g��ebe ya�am i�in gerekli olan s�zc�klerin bulunmamas� kadar do�al bir durumdur bu; ��nk� her toplum ya�am ko�ullar�na uygun s�zc�kler �retir ve kullan�r. Kimi zaman dilin en k���k birli�i say�lan bir tek s�zc�k bile o ulusun k�lt�r� �zerine d���nce olu�turulmas�na yard�mc� olabilir.

    Dille k�lt�r aras�nda s�k� bir ba� vard�r. Dil, k�lt�r� hem kurar hem geli�tirir. Bunun yan� s �ra dil, k�lt�r�n bir ��esidir; ama �nemi bak�m�ndan hi�bir k�lt�r ��esiyle kar��la�t�r�lamaz. Dil, k�lt�r kilimininin dokundu�u ipliktir; tohumun i�indeki sudur; dil k�lt�r�n yans�d��� bir aynad�r. Dil k�lt�r�n nesilden nesile aktar�m�na yard�mc� olur. Bir evrede yap�lanlar bir sonraki evreye dilin yard�m�yla ula�t�r�labilir, tekrar tekrar ayn� �eylerin bulunmas� i�in �aba harcanmaz. Dilin bu �zelli�i k�lt�r�n geni�leyip zenginle�mesini sa�lar.

    7. Konu�ma Nedir?

    Dilin do�u�u ile ilgili kuramlara dikkat edilirse, b�t�n kuramlar dilin konu�ma dili olarak ortaya ��kt���n� kabul etmektedir. Konu�ma ise ci�erlerdeki havan�n d��ar� ��karken ��kartt��� ses veya sesler de�ildir. Konu�man�n temeli say�lan sesin belirli kurallar do�rultusunda birarada s�ylenmesi gereklidir. Bu seslerin kurall� bir bi�imde birarada s�ylenmesi de konu�may� olu�turmaz.

    Konu�man�n tan�m� ��yle yap�labilir: Beyinde olu�an bir iletinin konu�ma �rgenlerinden yararlan�larak dinleyen ki�iye ses titre�imleriyle iletilmesidir. G�r�ld��� gibi konu�man�n farkl� �zellikleri vard�r. Bu �zellikler: zihinsel, fizyolojik ve fizikseldir.

    Zihinsel �zellik konu�man�n beyinde olu�turulmas�, fizyolojik �zellik beyinde olu�an bu durumun sese d�n��t�r�lmesi i�in konu�ma �rgenlerinin haz�rlanmas�, fiziksel �zellik ise sesin duyulabilir olmas�n� sa�layan ses titre�imleridir.

    Tan�mda dikkat edilmesi gereken bir nokta da konu�may� dinleyecek bir dinleyici-ninin olmas� gerekti�idir. Konu�ma ileti�imdir. �leti�im i�in bir ileti gerekir. �leti�imin sa�lanmas� bu iletinin g�nderilmesi demektir. Bunun i�in de konu�ma al�c� ve verici aras�nda ger�ekle�ir. Al�c� dinleyen, verici ise konu�and�r. Konu�ma etken, dinlemek ise edilgen bir eylemdir. �leti�imde etken durumdaki konu�man�n olu�mas� bir s�recin sonunda ger�ekle�ir. Bu s�reci Ta�er (1992 s. 49) ��yle bir �ema ile g�stermi�tir:

    8. Konu�ma Dilinin �zellikleri

    Dilin iki y�n� vard�r: konu�ma dili, yaz� dili. Yaz� dili, konu�ma dilinin sembolle�tirilmesidir. Bu iki dil aras�nda do�ald�r ki baz� farkl�l�klar vard�r. Konu�ma dilinin �zelliklerini ortaya koyarken bu farkl�l�klardan yararlan�lacakt�r. Bu, konunun daha iyi anla��lmas�na yard�mc� olacakt�r. Saussure yaz�n�n varl�k nedeninin dili (konu�ma dili) g�stermek oldu�unu s�yler.

    Yaz� dilinde harfler, noktalama i�aretleri ve yaz�m kurallar� bulunurken, konu�ma dilinde ses temeldir. S�re, vurgu, ton, kav�ak ve durak, ezgi, sesin perdesi, t�n�s�, �iddeti konu�ma dilinin �zellikleridir. Bu �zellikler dilden dile fark�l�klar g�stermektedir. �rne�in �ngilizcenin vurgusu ile T�rk�enin vurgusu farkl�d�r.

    Burada T�rk�enin konu�ma dilinin �zelliklerine de�inmekte yarar vard�r.

    T�rk�enin s�yleyi� �zellikleri ��yle s�ralanabilir:

    • T�rk�e ses�il bir dildir; yani yaz�ld��� gibi okunan , okundu�u gibi yaz�lan bir dil olmas�na ra�men baz� kurald��� s�zc�kler vard�r. Konu�ma dilindeki de�i�im yaz� dilindeki de�i�imden daha h�zl�d�r. S�zc�klerin s�yleyi� / okunu� bi�imleri zaman i�inde de�i�ebilir; ��nk� dil canl�d�r. Bu de�i�im yaz� dilinde hemen kendini g�stermez.

    • T�rk�ede yazarken g�sterilen ama s�ylerken ses olarak belirtilmeyen "�"nin konu�ma dilindeki �zelliklerini Ergen� (1995, s. 39) ��yle belirtir:

    -"�"nin �n�nde ve ard�nda bulunan /a/ ve /�/ sesleri s�yleyi�te "�"nin yitirilmesiyle yanyana kalarak �nce �nl� kaymas� olu�tururlar sonra /a/ sesi daha zay�f olan /�/ sesini kendisine benzeterek bir uzun /a/ sesine d�n���r.

    �rnek:
    a��z > /a:z/, a��r > /a:r/, da��t- > /da:t-/, �a��r- > /�a:r-/

    • S�zc���n i�sesinde ayn� nitelikli �nl�ler aras�nda, s�zc���n sonsesinde bir �nl�den sonra ve �n�nde bir �nl� ard�nda bir �ns�z varken s�yleyi�te yitirilen "�", �nl�lerin uzamas�na neden olur.

    �rnek:
    u�ur > /u:r/, da� > /da:/, ya�mur > /ya:mur/

    • E�er birlikte bulundu�u �nl�ler d�z �ndil �nl�leriyse /y/ sesine d�n��ebilir. Yar� �nl� say�lan /y/ sesinin ��k�� yeri /i/ �nl�s�ne �ok yak�n oldu-�u i�in s�zde �nl� kaymas� ortaya ��kar.

    �rnek:
    e�itim > eyitim > e:itim, e�lence > eylence > e:ilence

    • "-y-" �ns�z� daralt�c� bir sestir. Bunun i�in kendisinden �nceki d�z-geni� (a,e), yuvarlak-dar (u,�) �nl�leri d�z-dar (�,i) �nl�leri olarak s�yletir. Bu de�i�im bir ka� s�zc�k d���nda yaz�da g�sterilmez.

    �rnek:
    De-: di - y - en / de- eylem k�k� di-'ye d�n���r, bu yaz�da da g�sterilir. Ye-: yi - y - en /ye- eylem k�k� yi-'ye d�n���r, bu yaz�da da g�sterilir.

    • Bununla birlikte bu birka� s�zc�k d���nda "-y-" �ns�z�n�n etkisiyle darla�an �nl�ler sadece s�yleyi�te kal�r, yaz�da g�sterilmez.

    �rnek:
    Ba�la-: Ba�la - y - an (yaz�da), ba�l� - y - an (s�yleyi�te) Ta�la-: Ta�la - y - an (yaz�da), ta�l� - y - an (s�yleyi�te)

    • "-yor" ekindeki "y" sesinin de darla�t�r�c� �zelli�i bulunmaktad�r; fakat bu de�i�im hem s�yleyi�te hem de yaz�da kendini g�sterir.

    �rnek:
    Ba�la-: Ba�l� - yor (hem yaz�da hem s�yleyi�te) Ta�la-: Ta�l� - yor (hem yaz�da hem s�yleyi�te)

    • "-ecek, -acak" gelecek zaman ekleri -(i)cek, -(�)cak, -(u)cak, -(�)cek bi�iminde s�ylenir.

    �rnek:
    Gel-: Gel - ecek (yaz�l�r) / gel - icek (s�ylenir) Sor-: Sor - acak (yaz�l�r) / sor - ucak (s�ylenir)

    • Eylem k�k� �nl� ile bitti�i zaman araya "y" sesi getirilir. Bu durumda "y" sesinin darla�t�r�c� �zelli�inden dolay�, kendisinden �nceki �nl� daral�r, kendisinden sonraki �nl� ise d��er.

    �rnek:
    S�yle-: S�yle - y - ecek (yaz�l�r) / s�yli - y - cek (s�ylenir) Y�r�-: Y�r� - y - ecek (yaz�l�r) / y�r� - y - cek (s�ylenir)

    • K�saltmalardaki �ns�zler "e" sesinin yard�m� ile s�ylenir.

    �rnek:
    HBB k�saltmas� He Be Be diye s�ylenir. NTV k�saltmas� Ne Te Ve diye s�ylenir. IMF k�saltmas� � Me Fe diye s�ylenir.

    9. G�zel ve Etkili Konu�ma �lkeleri

    Konu�ma �nemli bir ileti�im arac�ysa konu�ma ilkelerinin bilinmesi gerekir. Sokrates "Konu�, kim oldu�unu s�yleyeyim" der. Ki�ili�i ele veren konu�man�n ilkelerinin bilinmesi konu�urken daha dikkatli olunmas�na, dinleyicinin dikkatini toplamaya, konu�man�n etkili olmas�na yard�mc� olur.

    G�zel ve etkili bir konu�man�n ilkeleri �unlard�r:

    10. �yi Bir Konu�mac�n�n �zellikleri

    Konu�ma do�u�tan ba�layarak olu�an bir yetidir. Bu durum, i�itme engelliler d���nda, herkeste do�u�tan vard�r. Dil becerileri ise do�duktan sonra edinilen bir olgudur. Bu olgu ayn� zamanda konu�man�n da temelini olu�turur.

    Konu�ma becerileri uygulama yoluyla kazan�l�r. De�i�ik e�itim ortamlar� bu uygulamaya olanak sa�lar. Konu�ma duygu, d���nce ve dileklerimizi g�rsel ve i�itsel �geler arac�l���yla kar��m�zdakine iletmektir.

    �yi bir konu�mac� T�rk�e konu�ma bilgisinin yan� s�ra, konu�man�n temel �gelerinden ses bilgisini de ��renmelidir. Ses, yanl�zca biyolojik bir i�lev de�il, insanlar aras�ndaki ileti�imi sa�layan konu�ma eyleminde en �nemli ara�lardan biridir. T�rkiye'de ses sa�l���n�n �nemi yeterince anla��lamad���ndan ses bozukluklar�n�n ay�rd�na var�lamamaktad�r. �zellikle konu�maya dayal� mesleklerdeki ki�ilerde ses bozukluklar� ve bu bozukluklar�n olu�turdu�u rahats�zl�klar daha da belirgindir. Sesle ilgili sorunlar�n neden ve ��z�mleri foniatri bilgisini gerektirir. Bu konuya burada de�inilmeyecektir. Burada iyi bir konu�mac�da bulunmas� gereken �zellikler belirtilecektir.

    Haldun Taner (1985), Oyma Ak�l, Koyma Ak�l adl� kitab�nda e�itimli bir insan�n konu�urken daha dikkatl� olmas� ve k�lt�r diliyle konu�mas� gerekti�ini belirterek �unlar� s�yler:

    "Yerel �ive: diyalekt her ne kadar Goethe (G�te)'nin dedi�i gibi insan�n k�klerine ba�l�l�k gibi �v�n�lecek bir yan�n� belirtse de, belli bir ��renim seviyesinden sonra bertaraf edilmesi gereken bir �ocukluk al��kanl���d�r. Yerelden genele, hatta evrensele y�nelen bir ayd�n ki�i bize art�k l�tfen do�du�u kentin diyalekti ile de�il, dilimizin �rnek diksiyonu ile seslensin isteriz.

    "Fransa'n�n ba��na ge�tikten sonra akt�r Talma'dan hal, tav�r ve ayr�ca diksiyon dersi alan Napolyon gibi hi� de�ilse b�y�k mevkilere ge�enlerin yine de dillerine biraz �zen g�stermeleri uygun olur.

    "�rnek T�rk�e saptanm�� olan, ger�ekten de T�rk�enin en g�zeli olan �stanbul T�rk�esini dinlemek f�rsat� art�k gitgide azal�yor. Ne vaiz, ne �niversite, ne de politika k�rs�s�nden bile bu T�rk�eyi duyamaz olduk. Spikerlerimizin �o�u her g�n T�rk�e yanl��lar� yap�yorlar.

    "Bir k�yl� karde�imizin gardroba gardolap, otob�se ot�b�s, elektri�e alantrik, asans�re, asansor demesini sevimli bulup ge�elim. Ama bir gazetenin birinci sayfas�na "Bergama mabedinin ayn�s� yurdumuza in�a ediliyor" diye man�et atmas�n�n �zr� var m�d�r? Ayn�, benzer; ayn� benzeri oldu�una g�re, ayn�s� ev sahibisi gibi komik bile�im olmuyor mu? "

    �yi bir konu�mac�da bulunmas� gereken �zellikler ��yle s�ralanabilir:

    11. Konu�urken Dikkat Edilmesi Gereken G�rg� Kurallar�

    �zet

    Konu�ma en �nemli ve en eski ileti�im arac�d�r. Konu�ma beyinde olu�an bir iletinin konu�ma �rgenlerinden yararlan�larak dinleyen ki�iye ses titre�imleriyle iletilmesidir. �nsanlar duygu ve d���ncelerini en rahat olarak konu�ma yard�m�yla anlatabilirler.

    Konu�man�n ne zaman ve nas�l do�du�u �ok eski zamanlardan beri insanlar�n ilgilendi�i bir konu olmu�tur; ��nk� dil-d���nce ba�lant�s� bilinmektedir. Dilin do�u�uyla ilgili sorular yan�tlanabilirse d���nce tarihine de belki ���k tutulmu� olunacakt�r. D���nce dili �retti�i gibi dil de d���nceyi �retmektedir. Konu�man�n do�u�u konusunda bir�ok kuram ileri s�r�lm��t�r. Ba�l�calar� �unlard�r: yans�tma kuram�, �nlem kuram�, i� kuram�, beden dili kuram�, toplumsal denetim kuram�.

    Konu�ma dili yaz� dilinden farkl� olarak baz� �zellikler ta��r. Yaz� dilinde harfler, noktalama i�aretleri ve yaz�m kurallar� bulunurken, konu�ma dilinde ses temeldir. S�re, vurgu, ton, kav�ak ve durak, ezgi, sesin perdesi, t�n�s�, �iddeti konu�ma dilinin �zellikleridir. Bu �zellikler dilden dile fark�l�klar g�stermektedir.

    Konu�urken konu�ma ilkelerini g�z �n�nde tutmak gerekir. Konu�man�n bir plan�, konusu, amac� olmal�d�r. Konu�ma inand�r�c�, ilgin�, konusu seslenilecek kitleye uygun olmal�d�r. Konu�mada �eli�kili d���ncelere yer verilmemeli, bilgi yanl��l��� yap�lmamal�d�r.

    Konu�may� etkili k�lmak i�in konu�mac�n�n da baz� �zellikleri olmal�d�r. Konu�mac� g�rg� kurallar�n� bilerek konu�mal�d�r.

    Yazar: ��r.G�r. Zakine �ZT�RK �EL�K

    Yararlan�lan ve Ba�vurulabilecek Kaynaklar

    Ergen�, �clal. Konu�ma Dili ve T�rk�enin S�yleyi� S�zl���, Simurg Kitap��l�k, Ankara, 1995.
    Gencan, Tahir Nejat. T�rk Dil Bilgisi, T�rk Dil Kurumu Yay�n�, Ankara, 1979.
    Heredot. Heredot Tarihi, �ev.: M�ntekim �kmen. Remzi Kitabevi, �stanbul, 1973.
    �leri, Canan. Konu�ma ve Dinleme E�itimi, Yay�nlanmam�� Ders Notlar�. Anadolu �niversitesi, 1992.
    �zdemir, Emin. G�zel ve Etkili Konu�ma Sanat�, Remzi Kitabevi, �stanbul, 1996.
    �zt�rk, Ali. Tiyatro Dersinin ��retmen Adaylar�ndaki S�zel �leti�im Becerilerine Etkileri, Yay�nlanmam�� Doktora Tezi, Ankara �niversitesi SBE, 1998.
    Taner, Haldun. Koyma Ak�l, Oyma Ak�l, D�z Yaz�lar� 3. Bilgi Yay�nevi, Ankara, 1985.
    Ta�er, Suat. Konu�ma E�itimi, �leri Kitabevi, �zmir, 1992.
    Uygur, Nermi. K�lt�r Kuram�, Yap� Kredi Yay�nlar�, �stanbul, 1996.
    Y�ksel, Ahmet Haluk. �kna Edici �leti�im, E�itim, Sa�l�k ve Bilimsel Ara�t�rma �al��malar� Vakf� Yay�nlar�, Eski�ehir, 1994.
    Z�ll�o�lu, Merih. �leti�im Nedir? Cem Yay�nevi, �stanbul, 1993.

    Yazı kaynağı : www.turkedebiyati.org

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Ali 11 Ay önce
    0

    bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yorum yap