Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    dilin doğuştan getirilen biyolojik bir yapı olduğu görüşü aşağıdakilerden hangisine aittir

    1 ziyaretçi

    dilin doğuştan getirilen biyolojik bir yapı olduğu görüşü aşağıdakilerden hangisine aittir bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Psikolojiye Giriş 2 Ünite-2

    Psikolojiye Giriş 2 Ünite-2

    Evrensel dilbilgisi

    Evrensel dilbilgisi kuramı Amerikalı dilbilimci ve filozof Noam Chomsky'ye atfedilen ve dilbilim çalışmalarını ilk ortaya atıldığı 1960'lardan bu yana ciddi biçimde etkilemiş bir kuramdır. En basit şekliyle ifade edilecek olursa evrensel dilbilgisi doğuştan getirilen ve bütün insan dillerinde ortak birtakım kuralların varlığını savunan bir kuramdır. Dolayısıyla evrensel dilbilgisi bütün özel dilbilgilerinin uyması gereken bir şema sağlar[1]. Chomsky'ye göre evrensel dilbilgisi, hayvanların aksine insanın dil öğrenebilmesini sağlayan yetiyi açıklamak için öne sürülmüş ana kavramlardan biridir.

    John Field kavramın iki şekilde kullanıldığını söyler. (1) Doğuştan gelen ve çocukları bütün dilleri karakterize eden özelliklere duyarlı hale getiren ve dolayısıyla kendi dilini edinme süreci içinde üstünlük sağlayan mekanizmadır. Evrensel dilbilgisi kimilerine göre olgunlaşmaya dayalı bir süreçtir, yani dilin özelliklerine yönelik farkındalık çocuk büyüdükçe kademeli olarak gelişir. Kimileri ise bu mekanizmanın zihne bütünleşik ve doğuştan itibaren bütünüyle aktif olduğunu ancak çocuğun sınırlı zihinsel gelişiminin bu mekanizmadan tamamıyla yararlanmasını engellediğini iddia eder. (2) Bu mekanizmanın içeriği; bütün diller tarafından paylaşılan sesbilimsel (fonolojik), sözdizimsel (syntactic) ve sözlüksel (lexical) özellikler dizisidir. Evrensel dilbilgisinin içeriği iki sınıfa ayrılır; bütün ya da neredeyse bütün dillerde var olan ilkeler tam anlamıyla evrensel kabul edilir, bunun yanı sıra çoğu dilde farklı biçimler altında var olan kurallara ise parametreler denir[2].

    Kavramın Tarihi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Evrensel dilbilgisi kuramının bütün insan dillerinin ortak bir köken dilden gelmiş olduğuna dair varsayıma yakınlığı vardır. Bilgibilimsel bir sorun olarak, verili kanıtların azlığına rağmen nasıl bu kadar çok şey bildiğimiz sorusu ilk olarak Platon’un çözümlemeye çalıştığı bir sorudur. Dilbilim çerçevesinde bu soru, “dil dediğimiz şeyi dilsel çevremizden gelen son derece yetersiz girdiye rağmen nasıl ediniyoruz?”, “öğretilmediği halde dilin kurallarını nasıl bilebiliyoruz?” ya da “daha önce hiç duymadığımız şeyleri nasıl dile getirebiliyoruz?” gibi sorulara dönüştürülmüştür[3] ve Chomsky’nin dil felsefesi alanında cevap aradığı ana sorular bunlardır.

    Evrensel dilbilgisi kavramını ilk kez 13. yüzyılda, Aristotelesçi felsefeye karşı yeni-Augustinci bir yaklaşım geliştirmeye çalışan Canterbury Başpiskoposu Robert Kilwardby'nin kullandığını görüyoruz[4]. Ancak daha sistematik bir kullanım için, Kilwardby'nin çağdaşı, bilim insanı ve filozof Roger Bacon'a bakılması gerekiyor[5]. Bacon'a göre ilineksel bir çeşitlilik olabilirse de dilbilgisi özünde bütün dillerde bir ve aynıdır. Roger Bacon bu temelden hareketle Latinceyi bütün Batı dillerinin anası, Yunanca ve İbraniceyi de Latincenin atası kabul eder.

    Birkaç yüzyıl sonra ise Fransız filozof René Descartes, öncüllerinden farklı amaç ve düşüncelerle, evrensel dilbilgisi kuramının merkezinde yer alan bir görüşü geliştirmiştir. Descartes’a göre bilgimizin biçimi zihnin doğuştan gelen yapılarıyla belirlenir ve bu bilginin temel karakteri üzerinde deneyim tarzının hiçbir etkisi yoktur[6]. Dilin de aynı şekilde zihnin yapılarından kaynaklanan insana özgü bir yeti olduğunu dile getiren Descartes’a göre insanları hayvanlardan ayıran özelliklerin en ayırt edicisi insan dilidir. Descartes en budalaların bile değişik sözcükleri bir arada düzenleyebildiğini ve onlardan düşüncelerini bildirmesini sağlayan bir söylem oluşturabildiğini söyler[7]. Descartes'ın bakış açısı Fransa'da 17. yüzyılda Port Royal Dilbilgisi denen, dilbilgisini evrensel zihinsel süreçler olarak gören bir çalışmayı ortaya çıkarır, ancak Chomsky bu tür erken çabaların sonraki üç yüzyıl boyunca unutulduğunu ifade eder[8].

    Bir diğer erken öncü ise Alman filozof Wilhelm Von Humboldt'tur. Konuşan kişinin sınırlı sayıda aracı sınırsız bir biçimde kullandığı saptamasında bulunan Humboldt'un dilbilgisi, Chomsky'ye göre uygun biçimde birbiriyle bağlantılı, sınırsız sayıda derin ve yüzey yapı üreten sınırlı bir kurallar sistemi içermek zorundadır[9].

    Stephanie Rumpza ise evrensel dilbilgisi kavramının Chomsky'den önce Edmund Husserl tarafından ele alındığını, ancak Chomsky'den farklı olarak Husserl’in dilbilgisinin hem evrensel bir yanı olduğunu hem de öğrenildiğini öne sürdüğünü aktarır. Öğrenme sürecinin empirik yönüne vurgu yapan Husserl dilin yapısının kendine özgü olduğu konusunda Chomsky'yle uzlaşır[10].

    Yine Chomsky'den önce gelen ve Cours de linguistique générale kitabıyla hem dilbilimi hem de yapısalcılığı başlatan Ferdinand de Saussure de Chomsky'nin bütün insanlarda ortak olduğunu söylediği dil yetisi konusunda aynı görüşü paylaşır. Saussure'e göre dil yetisi dil kullanımını önceler ve dil kullanımının dil yetisine çok az etkisi vardır[11]. Ancak Saussure’ün dil tanımı ve dilbilim alanını oluştururken çizdiği çerçeve, Chomsky’ye göre kendisini sadece yüzey yapıyla sınırlandırır ve bu nedenle dil kullanımının yaratıcı yönünü ve anlam içeriği anlatımının temelinde bulunan düzenekleri açığa çıkaramaz[12].

    Chomsky Devrimi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Burrhus Frederic Skinner'ın Verbal Behavior adlı eserini yayımladığı 1957 yılında davranışçı ekol psikolojide olduğu gibi dilbilimde de başat hale gelmiştir. Skinner'a göre dil öğrenimi genel öğrenme mekanizmalarıyla gerçekleşir. Yani davranışçılığın uyaran-tepki bağı temelli teorilerine göre dil öğrenimi çevre koşullarının etkisiyle dil kullanımını öğrenen çocukta pekiştirme yoluyla dilsel davranışların geliştirilmesi şeklinde ifade edilebilir.

    Chomsky'nin iki yıl sonra kaleme aldığı, Skinner'ın eserini eleştirdiği makalesi ise, yalnızca dilin davranışçıların varsaydığı gibi öğrenilmediğini iddia etmekle kalmaz, aynı zamanda davranışçılık ekolüne çok keskin eleştiriler getirir[13]. Chomsky ayrıca davranışçıların kullandığı öğrenim ifadesi yerine doğuştancılığa uygun çağrışımları olan edinim ifadesini kullanır.

    Uyaranın yetersizliği: Chomsky’nin uyaranın yetersizliği (Poverty of Stimulus) savı olarak bilinen eleştirisinin ana iddialarından biri dil edinim sürecinin koşullanma ile gerçekleşemeyeceğidir. Chomsky'ye göre (1) çocukların bir dili anlama ve konuşma becerisini kazanma hızı ve bu beceriyi düzgün bir şekilde kazanma kabiliyeti, (2) çocukların maruz kaldığı dilsel uyaranların güçsüzlüğü ve (3) uyaran çeşitliliğinin edinilen dil çeşitliliğine etkisinin önemsiz bir seviyede olması çocukların sözdizimi bilgilerini öğrenme yoluyla edinmediklerine işaret eder[14]. Başka deyişle, çocuklar ana dillerini taklit, dinleme ve tekrarlama süreçleriyle öğrenmezler, zira davranışçı yöntem gündelik hayatta dilbilgisi açısından hatalı, eksik ya da yanlış ifadelerle dolu bir sürü ses uyaranıyla karşı karşıya kalan çocukların nasıl olup da ana dillerinde doğru cümleleri yanlış cümlelerden rahatlıkla ayırabildiklerini açıklamakta yetersiz kalır. Ayrıca Chomsky'ye göre çocuklar daha önce hiç örneğini görmedikleri yeni cümleler oluşturabilir ve bu tür ifadelerin de dilbilgisi açısından doğru olup olmadığını belirleyebilirler. Dilin şiirsel işlevi de insanın dili hiçbir dışsal uyarandan kaynaklanmayan bir tarzda kullanma kapasitesinin bariz bir kanıtı olarak görülebilir[15].

    Uyarandan bağımsızlık ve yaratıcılık özelliklerinin yanı sıra, insan dili iki özelliğe daha sahiptir. Bu özelliklerin dilin sınırsızlığı ve tutarlılığı / duruma uygunluğu olduğunu belirten Chomsky’nin sınırsızlık özelliği dediği şey, Humboldt’un konuşan kişinin sınırlı araçları sınırsız bir biçimde kullandığı saptamasına göndermede bulunur. İnsan dilleri, sınırlı malzemeyle sonsuz sayıda cümle üretmeye imkân tanıyan bir yapıya sahiptir. Tutarlılık ise insanın olağan dil kullanımının “bir delinin abuk subuk konuşmasından farklı” olmasıdır[16].

    Dil Edinim Aygıtı: Dolayısıyla dil edinimiyle ilgili doğuştan gelen bir yeti varsayılabilir. Chomsky bu iddiasını desteklemek üzere insanda Dil Edinim Aygıtı (Language Acquisition Device-LAD) dediği bir mekanizmanın varlığını ileri sürer[17]. Başka bir deyişle zihinde bir çeşit dil şablonu bulunmaktadır ve bu şablon etkin hale geçmek için en ufak bir uyaranı yani dil girdisini beklemektedir[18]. Chomsky dilbilimin görevinin bu aygıtın ne olduğunu ve olası insan dillerini ne biçimlerde kısıtladığını belirlemek olduğunu söyler[19]. Bu kısıtların ortaya koyduğu evrensel özellikler de evrensel dilbilgisi kuralları olarak ifade edilir[20].

    Chomsky'ye göre insanlar evrensel dilbilgisi bilgisiyle doğarlar. Evrensel dilbilgisi çocuğun dil edinim sürecinde, çevresinde konuşulan dile dair tecrübelerinden ne tür sonuçlar üreteceğini belirleyen yapıdır[21]. Chomsky'nin deyimiyle çocuğun dil becerisi zamanı gelince ergenlik çağına girmek gibi kendiliğinden ortaya çıkan, yani çocuğun başına gelen bir şeydir[22].

    Chomsky dil yetisinin insanın asli özelliklerinden biri olduğuna dair savını zihinsel gelişmesinde ya da bazı duyusal organlarında sorun olan çocuklarda da dil gelişiminin belli bir seyrinin izlenebileceği iddiasıyla da destekler. “Dil yetisi insanlarda çok ciddi patolojik durumlarda ve yoksunlukta bile işlevini sürdürür. Down sendromlu çocuklar, diğer zihni yeteneklerde çok ciddi gelişme gösteremeseler de yavaş yavaş ve sınırlı bir biçimde dil edinirler. Görmeyen çocukların dil yetileri bir deneyimden yoksun olmalarına karşın normal gelişir. Hatta onlar ‘gözünü dikerek bakmak’, ‘uzun uzun bakmak’, ‘izlemek’ gibi görsel ifadeleri aynen gören insanlar gibi kullanır[23].”

    Meseleye tersinden yaklaşıldığında da benzer bir sav öne sürmek mümkün görünmektedir. Dilek Uygun’a göre özel dil bozuklukları dil yetisinin kendine özgü ve bağımsız olduğu savını desteklemektedir. Bu tür bozukluklara sahip çocuklar diğer bilişsel yetenekler konusunda başka çocuklarla benzer ilerlemeler kaydederken dil ediniminde yaşıtlarından geri kalırlar[24]. Dil yetisi dolayısıyla diğer bilişsel yetilerden bağımsız (domain-spesific) bir yetidir.

    Doğuştancılık argümanı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dil yetisinin doğuştan olduğu iddiası evrimci yaklaşımla uyum içindedir ancak Chomsky bu yetinin zorunlu bir seçilimden kaynaklandığı kanısında değildir. Aksine insan belirsiz bir zamanda tesadüfi bir rastlantı sayesinde [ve başka meselelerle ilgili seçimlerinin bir yan ürünü olarak] bu yetiyi kazanmıştır[25]. Bu görüşü 2002 yılında bir psikolog ve bir dilbilimciyle birlikte yazdıkları bir makalede savunur. Dünyaya inen bir Marslı dünyadaki canlılar arasında dikkat çekici bir benzerliğin yanı sıra temel bir farklılığa sahip olduğunu fark eder; bu farklılık ortak bir iletişim kodunun olmamasıdır. Marslının araştırmasını derinleştirdikçe göreceği şey ise insan iletişiminin diğer bütün canlılardan kayda değer biçimde farklı olduğudur ve bu iletişim yöntemi sanki genetik kod gibi örgütlenmiştir; hiyerarşik, üretici, tekrarlamalı ve sınırsızdır[26].

    Makalede geniş anlamda dil yetisi (FLB) ve dar anlamda dil yetisi (FLN) ayrımı yapan yazarlar FLB’nin duyu-motor sistemi, kavramsal-yönelimsel sistem ve tekrarlama için hesaplamaya dayalı mekanizmalar içerdiğini, FLN’nin ise yalnızca tekrarlama özelliğini içerdiğini ve bunun dil yetisinin insana özgü bileşeni olduğunu öne sürerler. Bütün insan dillerinin ortak bir özelliği olarak cümlenin içine sonsuz sayıda cümle parçacığı, sıfat, zarf gibi bileşenler eklenebildiğini anlatan tekrarlama özelliği evrensel dilbilgisinin özelliklerinden biridir. Yazarlara göre tekrarlama özelliği iletişime yardımcı olması için değil, toplumsal ilişkilere ya da sayısal ölçüme bağlı sorunlarımızı çözmek için gelişmiş bir özelliktir ve insanlar karmaşık bir dil kullanabilmeye ancak tekrarlama özelliği diğer motor ve algısal yetilerle bağ kurduktan sonra başlayabilmiştir[25].

    Chomsky için dil yetisinin doğuştan geldiği fikri dilin muhtemel bir genetik mutasyon sonucu ortaya çıktığı anlamına gelmektedir. Altınörs, Chomsky’nin ona atfedilen “doğuştancılık” yaklaşımının aslında kendi görüşünün çarpıtılmış bir yorumu olduğunu ve doğuştan dilbilgisi gibi bir kavramı hiçbir zaman kullanmadığını, kullandığı kavramın “doğuştan ilkeler” olduğunu söylediğinin altını çizer[27]. Chomsky’nin evrensel dilbilgisi dediği bu ilkeler ancak dilsel verilerle ilişkiye girdiğinde etkin hale gelir, verilere göre özelleşerek belirli bir dilin öğrenilmesini mümkün kılarlar.

    Evrensel Dilbilgisi Kuralları[değiştir | kaynağı değiştir]

    Evrensel dilbilgisine göre bütün insan dillerinde birtakım ilkeler ve parametreler bulunmaktadır. İlkeler özel dillerden bağımsız, dilden dile değişmeyen özelliklerdir, parametreler ise her dilde farklılık gösterebilen özelliklerdir[28]. Araştırmacılar bütün diller ve çoğu diller için geçerli olan 2029 adet ilke ve parametre belirlemişlerdir[29]. Bu ilke ve parametreler toplamda altı bine yakın dili kapsamaktadır[30]. Örneğin biraz evvel dil getirilen tekrarlama özelliğinin yanı sıra yapı bağımlılık ya da her dilde ad ve yüklem gibi sözlüksel kategorilerin varlığı evrensel dilbilgisi ilkelerindendir.

    Yapı Bağımlılık: Bu ilkelerden yapı bağımlılık, dilbilgisel süreçlerin kelimeler ya da kelime dizileri üzerinden değil, cümlelerdeki yapılar üzerinden işlediğini dile getirir[31]. Bu durum bir cümlenin soru formuna çevrilme kuralını yüzey yapıya bakarak hesaplamaya dayalı yöntemlerle çıkaramayacağımıza, cümlenin anlamsal içeriğiyle ilgili olan derin yapıyı işin içine katmamız gerektiğine dair bir örnekle gösterilebilir. “The girl is beautiful.” cümlesini soru cümlesi formuna çevirdiğimizde “Is the girl beautiful?” cümlesini elde ederiz. Aynı şekilde “The girl is leaving.” cümlesi “Is the girl leaving?” şeklinde soruya dönüştürülür. İki cümlenin soruya dönüştürülmesinde de aynı kuralın işlediği görülür: Cümledeki ilk “is” kelimesini (ya da yardımcı fiili) cümlenin en önüne getirerek soru cümlesi oluşturulur. Ancak “The girl who is beautiful is leaving” cümlesini soru cümlesine çevirirken aynı kuralı işlettiğimizde “Is the girl who beautiful is leaving?” gibi dilbilgisi açısından yanlış bir cümle elde ederiz. Doğru soru formatı ise “Is the girl who is beautiful leaving?” şeklinde olmalıdır. Yani bu cümleyi soru cümlesine çevirirken birinci değil ikinci “is” cümlenin başına geçmiştir. Örneği biraz daha karmaşıklaştırmak istersek “The girl who is likely to lose her keys while she is drunk is leaving” ile “Is the girl who is likely to lose her keys while she is drunk leaving?” olumlu ve soru cümlelerini elde ederiz. Burada da gördüğümüz üzere ilk ya da ikinci “is” kelimesini cümlenin başına geçirerek soru oluşturmaya kalktığımızda cümle hatalı olacaktır. “The girl who is likely to lose her keys while she is drunk is leaving the bar to continue drinking at another bar which is owned by her uncle who by now is I think as drunk as she is” cümlesinde olduğu gibi ifadeyi istediğimiz kadar uzatıp karmaşıklaştırabiliriz. Örneğin de gösterdiği gibi tek tek kelimelerin yerlerini değiştirmekle, hangi kelimeyi nereye almamız gerektiğine dair hesaplamalar yapmakla herhangi bir yere varamıyoruz. Chomsky bu gibi örneklerden hareketle, çocukların istatistiksel yöntemler kullanmadıklarını, dilin yüzey yapısı ve derin yapısına bütünsel olarak başvurarak doğru dilbilgisi kurallarını hızla öğrendiklerini ve uyguladıklarını savunur.

    Tekrarlama: Daha önce de kısaca bahsedildiği üzere tekrarlama özelliği cümle içinde bir bileşeni aynı bileşenin içine yerleştirebilme imkânı ya da başka bir deyişle belirli bir dilsel bileşen ya da dilbilgisel yapının tekrar tekrar kullanılabilmesidir. Örneğin, “Benim büyük büyük büyük… babam” ya da “babamın babasının babasının… babası” gibi bileşenler sonsuzca tekrarlanabilir. Chomsky’nin tekrarlama özelliği ile yeni cümle oluşturma yetisi arasında önemli bir bağlantı olduğunu varsaydığını söyleyen Geoffrey K. Pullum ve Barbara C. Scholz ise dilbilgisel ifadelerin sonsuzca tekrarlanabilmesi imkânının dilsel yaratıcılığı açıklamak için ne gerekli ne de yeterli olduğunu savunur[32]. Yazarlar yukarıda verdiğim türden örneklerin ise sonsuza kadar tekrarlanabileceğinin ancak bunun yaratıcılıkla hiçbir alakası olmadığının da altını çizerler.

    Parametreler: Her dilde zorunlu olarak geçerli olmayan kurallar olarak düşünülen parametrelere örnek olarak ise örneğin İngilizcede öznenin zorunlu olarak kullanılması ya da örneğin Türkçede gizli özne olarak dışarıda bırakılması gösterilebilir. Başka bir örnek olarak yine İngilizce ve Türkçedeki bir fark ele alınabilir. İngilizcedeki Özne-Yüklem-Nesne sıralaması ile Türkçedeki Özne-Nesne-Yüklem sıralaması bu iki dilin yapısını farklı kılmakla birlikte her iki dilde de, bu sıralamaların zorunlu kıldığı (birbirinden farklı ama kendi içinde bir kural olan) kimi sözdizimsel örüntüler bulunmaktadır[33].

    Evrensel dilbilgisi kuramına eleştiriler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Evrensel dilbilgisi teorisi davranışçı ekolün saygınlığına gölge düşürmüşse de dilbilim alanında iki teori arasında halen çok ciddi bir rekabet bulunmaktadır. Bunun yanı sıra son yıllarda dil edinimi ve dil bozuklukları ile ilgili yeni yapılan çalışmaların sonuçları evrensel dilbilgisine yönelik eleştirel bir tutum ortaya koymaya başlamıştır[34]. Ancak eleştirilerin ayrıntılarına geçmeden önce Chomsky’nin evrensel dilbilgisi varsayımını yalnızca makul bir başlangıç varsayımı olarak düşündüğünün altını çizmekte fayda var. Yine dilbilimci K. David Harrison da kendisiyle yapılan bir röportajda dünya dillerinin yalnızca en fazla yüzde on beşinin incelenebildiğine ve evrensel dilbilgisi ile ilgili büyük kuramlar oluşturmak için henüz çok erken olduğuna vurgu yapar[35].

    Chomsky’nin öne sürdüğü, çocukların oldukça sınırlı ve niteliği bozuk dil verilerine maruz kaldığına dair argümana[36] karşı çıkan Reali ve Christiansen’e göre, çocuklar kendilerine sunulan dil verilerinde bulunan birtakım dilbilgisi yapılarının dağılımsal özelliklerine bakarak öğrendikleri dilin yapısıyla uyumlu kuralları çıkartabilir, yani istatistiki bilgilerden genellemelere ulaşabilir[37]. Aynı şekilde, Michael Ramscar da argümanın çocukların maruz kaldığı olumsuz geri bildirimleri dışladığını öne sürer. Ramscar’a göre çok sayıda çalışmanın gösterdiği gibi, çocuklar önce dildeki düzensizlikleri (go fiilinin ikinci halinin goed yerine went olması ya da mouse kelimesinin çoğulunun mouses yerine mice olması) bilmedikleri için yanlış aşırı genellemeler yapma hatasına düşer ancak Ramscar’ın örtük olumsuz geri bildirimler olarak ifade ettiği, çevrelerinden aldıkları verilerle kendi hataları arasındaki farklılıkları tecrübe ederek doğru kullanımları öğrenirler[38]. Geri bildirimle ilgili bir eleştiri de, çocukların dil kullanımlarının yetişkinler tarafından sıklıkla düzeltilmesi olgusunun, yani açık olumsuz geri bildirimlerin göz ardı edilmesidir.

    Elizabeth Bates ve Michael Tomasello gibi araştırmacılar da dili beynin içindeki dilin öğrenildiği ve kullanıldığı yoğun ve karmaşık toplumsal çevreyle etkileşim içine giren bir dizi genel işlem mekanizmasıyla açıklar[39]. Bates dil yetisinin biyolojik temelleri olduğunu kabul etmekle birlikte yalnızca dile özel bir yetinin varlığına karşı çıkar. Bazı dilbilgisi yapılarının ve kurallarının mümkün olmaması evrensel dilbilgisinin kısıtlamalarından değil bilgi işleme düzeneği, bellek, hareket planlama ile ilgili biyolojik kısıtlamalardan kaynaklanır[40].

    Philip Lieberman da dili bir “dil organı”nın kortikal ağlarına kodlanmış bir içgüdü olmaktan çok öğrenilmiş bir yeti olarak görür ve dilin çok sayıda farklı fonksiyonel yetiden oluşmuş nörolojik bir sistem olduğunu öne sürer. Lieberman’a göre ayrıca insan ve hayvan dilleri arasında Chomsky’nin iddia ettiği kadar niteliksel bir fark bulunmamaktadır[41].

    Evrensel dilbilgisine alternatif olarak geliştirilen bir diğer görüş de dilbilimci George Lakoff’un üretimsel semantik görüşüdür. Lakoff Chomsky’nin semantik ve sözdizimin birbirinden bağımsız olduğu görüşünde olduğunu söyler ancak ona göre semantik, sözdizim, bağlam ve diğer faktörlerin hepsi sözdizim kurallarında etkilidir. Chomsky ise Dilbilim Savaşları adını alan, dergi ve gazeteler üzerinden sürdürülen tartışmalarında, semantik ve sözdizimin bağımsız oldukları gibi bir iddiayı hiçbir zaman kullanmadığını, kendi çalışmalarının tam aksini ortaya koyduğunu ve Lakoff’un kendisini hiç anlamamış olduğunu söyler[42].

    Chomsky ve evrensel dilbilgisi kuramcılarına getirilen daha genel bir eleştiri de kuramın Avrupamerkezci olması ve kültürel farklılıkları yok sayma eğilimidir. Geoffrey Sampson, The Minds in Uniform makalesinde evrensel dilbilgisi ile İngilizcenin birbirinin yerine rahatlıkla kullanılabileceğini söyler. Üretici dilbilgisi kuramcılarının yalnızca İngilizcenin ya da çoğu Hint Avrupa dillerinin paylaştığı yapısal özellikleri belirlediklerini ve bunlara evrensel dilbilgisi kuralları adını verdiklerini öne süren Sampson, Çince ya da Malay dilinin bu özellikleri taşımadığını aktarır[43]. Malay diliyle ilgili David Gil’in bir çalışmasından örnek veren Sampson’a göre, anadilleri Malay olan insanlar kendi aralarında konuşurlarken bu dilin dilbilgisinin evrensel yapısal özelliklerin dışında özellikleri olduğu görülür. Ancak örneğin İngilizceden Malay diline çeviri yaptıklarında ise evrensel kurallarla daha uyumlu gibi görünen resmi bir Malay değişkesini kullanırlar. Evrensel dilbilgisi savunucuları resmi değişkenin konuşanların gerçek dilsel becerisini ortaya koyduğunu günlük konuşma dilinin ise kısıtlı, bozulmuş bir değişke olduğunu iddia eder. Ancak Gil’e göre günlük kullanılan değişke konuşanların gerçek dilsel mirasını temsil etmektedir[44]. Nicolas Evans ve Stephen Levinson’ın evrensellerin aşırı genellemeler olduğu, evrensel dilbilgisi kuramcılarının muazzam dilsel çeşitliliği göz ardı ettikleri yönündeki eleştirisi de Sampson’un görüşüyle uyum içindedir[45].

    Evrensel dilbilgisi kuramına karşı son dönemde epeyce popüler olan bir başka iddia da, Amerikalı dilbilimci Daniel Everett'in uzun yıllar çalıştığı Pirahã kabilesinin dilinin, Chomsky'ye göre insan dilinin yegane ayırt edici özelliği olan tekrarlama özelliğinden yoksun olduğu savıdır. Everett'in Pirahã dilinin renk ile ilgili kavramlar ve sayı terimlerinin yanı sıra geçmiş zaman formuna da sahip olmadığı ve Pirahã dilbilgisinin iç içe geçen cümle parçacıklarına izin vermediği iddiası çok sayıda uzmanın konuyu irdelemesine neden olmuştur[46]. Bu araştırmalar arasında Everett'in iddiasını destekleyen görüşler olduğu gibi, dilbilimcinin tekrarlama özelliğini tamamen yanlış anladığını ya da Pirahã dilbilgisini yanlış yorumladığını iddia eden görüşler de bulunmaktadır. Chomsky ise bir röportajında evrensel dilbilgisi bağlamında hiç kimsenin dillerin yan cümleler ya da sayı terimleri içermesi gerektiğine dair bir görüş öne sürmediğini söyler[47].

    Son olarak, evrensel dilbilgisi kuramını benimseyenlerin kurama getirdiği eleştirilerden örnek vermek gerekirse, Steven Pinker’ın da evrensel dilbilgisinin evrimsel kökenine dair farklı bir duruş savunduğunu belirtebiliriz. Pinker’a göre dil Chomsky’nin iddia ettiği gibi anlık bir mutasyon sonucu ve doğal seçilim mekanizmalarından bağımsız olarak değil, Darwinci bakış açısıyla, yani doğal seçilim ilkeleriyle uyum içinde, çeşitli adaptasyonlar yoluyla ortaya çıkmıştır[48]. Pinker ayrıca Ray Jackendoff’la birlikte yazdığı 2005 tarihli bir makalesinde de Chomsky’nin insan dilini hayvan iletişimden ve dili diğer bilişsel niteliklerden ayıran tek özellik olarak tekrarlama özelliğini göstermesini eleştirir[49].

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap