Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    cumhuriyet döneminin ekonomi politikasının belirlenmesinde önemli bir rolü olan türkiye iktisat kongresi kaç yılında toplanmıştır

    1 ziyaretçi

    cumhuriyet döneminin ekonomi politikasının belirlenmesinde önemli bir rolü olan türkiye iktisat kongresi kaç yılında toplanmıştır bilgi90'dan bulabilirsiniz

    İZMİR İKTİSAT KONGRESİ

    İzmir İktisat Kongresi, 17 Şubat 1923 günü Manisa temsilcisi Kazım Karabekir, Asım ve Fevzi Çakmak Paşalar ile Rus Büyükelçisi Aralof ve Azerbaycan Büyükelçisi İbrahim Abilof'un katılımları ile başlamıştır.

    Kongre, yeni Türkiye'nin İktisat Politikasını belirlemek amacıyla toplanmıştır. Mustafa Kemal Paşa açış konuşmasında :

    ". Yeni Türkiye'mizi layık olduğumuz düzeye eriştirebilmemiz için mutlaka ekonomimize birinci derecede önem vermek zorundayız. Çünkü; zamanımız tamamen bir ekonomi devresinden başka bir şey değildir.

    Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar ekonomik zaferlerle taçlandırılmamışlarsa, meydana gelen zaferler devamlı olamaz.

    Ekonomi demek, her şey demektir, yaşamak için, mutlu olmak için, insan varlığı için ne lazımsa onların hepsi demektir. Ziraat demektir, ticaret demektir, çalışma demektir, her şey demektir." demiştir.

    Atatürk, bu Kongre'de ayrıcalık taşıyan yabancı şirketlerin millileştirilmesi üzerinde durmuş, gayri meşru rekabeti besleyen kapitülasyonlara son vermenin gerektiğini belirtmiş, ulusal görüşü iktisat politikalarına temel yapmanın zorunluluğu olduğunu söylemiştir. Kongre, iki haftalık bir çalışmadan sonra oybirliği ile kabul edilen 'Misak-i İktisadi'yi yayımlayarak dağılmıştır.

    Kurtuluş sonrası Türkiye'nin iktisadi bakış açısını belirleyen en önemli olay, İzmir İktisat Kongresi'dir. İzmir, Türk kurtuluşunun, bağımsızlığın simgesidir. Mustafa Kemal'in Ordusu, işgalci Yunan güçlerini yenilgiye uğratıp, 9 Eylül 1922'de İzmir'i işgalden kurtarınca, kent, siyasi kurtuluşun simgesi olur.

    Ancak, 9 Eylül sonrası koşulları İzmir için çok ağırdır. İzmir büyük bir yangına sahne olmuş, bölgedeki bağ ve bahçeler sökülmüş, tarlalar yozlaşmış, ortalık harabeye dönmüştür. İktisat Kongresi'nin İzmir'de toplanması bir rastlantı değildir. İşgalin tüm ağırlığını hissetmiş, savaşın yıkımını yaşamış, iktisadi bakımdan çökmüş olan İzmir, İktisat Kongresi ile iktisadi kurtuluşun, kozmopolit ekonomik yapıdan ulusal ekonomik yapıya geçişin de simgesi olacaktır.

    Yazı kaynağı : www.izmir.gov.tr

    İzmir İktisat Kongresi

    İzmir İktisat Kongresi

    İzmir İktisat Kongresi veya I. İktisat Kongresi (17 Şubat-4 Mart 1923)[1], İzmir'de Banka-Han binasında toplanan 1135 delege ile yeni Türkiye'nin ekonomik sorunlarının tartışıldığı bir kongredir.[2] Dönemin Türkiye yönetici kadrosu Kurtuluş Savaşı ile kazanılan zaferden sonra prensip olarak siyasi ve ekonomik bağımsızlığı öngörmüştü. TBMM'nin bu dönemde başlıca uğraşısı yurdu işgalden kurtarmak olsa da, öngörülen bu ekonomik bağımsızlık hedefinin nasıl gerçekleştirileceğine dair bir kongre yapıldı. Başkanı Kazım Karabekir seçildi.

    İçeriği[değiştir | kaynağı değiştir]

    İtilaf Devletleri tarafından Lozan Antlaşması ile devam etmesi istenilen Osmanlı Devleti'nin ekonomisinde ciddi hasarlara yol açmış kapitülasyonların ve diğer imtiyazların kabul edilemeyeceği kongrede belirtildi. Ekonomik sorunları aşmak, savaştan yeni çıkan halkın kalkındırılması ve onlara yol gösterilmesi gibi konular üzerinde duruldu.

    İktisat vekili Mahmut Esat (Bozkurt) Bey'in 13 Şubat 1923 tarihinde verdiği beyanata göre Türkiye İktisat Kongresi "Hükûmetin Delaleti" ile toplanmıştır. Anadolu Ajansı 13 Şubat 1923'te Mahmut Esat Bey, aynı beyanatta kongrenin amacını şu şekilde belirtmektedir: "Bu Kongreyi millet ve memleketimizin kabiliyet ihtiyacat-ı iktisadiyesini elbirliği ile tetkik ederek ona göre bir ittila usulü vaz ve tetkik eylemek aynı zamanda memleketimizin muhtelif ve şimdiye kadar yek diğerine yabancı kalmış iktisat amillerinin birbiri ile tanıştırmak için açıyoruz".[kaynak belirtilmeli]

    Kongrede ele alınacak sorunlardan bazılarını kongre heyeti; Türkiye'de kredi meselesi, istihsalin tanzimi, gümrük meselesi, vergiler, vesait-i nakliye başlıkları altında ayrıntılı bir rapor şeklinde işleyerek 23 Şubat 1923'te yayımlamıştır.

    Türkiye'nin çiftçi, tüccar, sanayi ve işçi zümrelerinden seçilen 1135 üyenin katıldığı bu kongrede bu grupların hazırladığı "Misak-ı İktisadî Esasları" tartışıldı ve kabul edildi.

    İzmir'in Kurtuluşundan 5 ay sonra ve Lozan Antlaşması'nın imzalanmasından 4 ay önce toplanan Türkiye İktisat Kongresi Anadolu kurtuluş hareketinin iktisadi yönünü göstermesi bakımından son derece önemlidir. Anadolu Ajansının 5 Mart 1923 tarihli bir haberinde, "Tab ve neşredilecek bilumum kitapların ilk sahifelerinde Misak-ı İktisadi esasları gayet okunaklı bir surette yazılacaktır. Kongre Divanınca bu bapta alakadarına tebligat icrasına karar verilmiştir" denilmesine rağmen iktisat kongresi ile ilgili tebliğler sadece Osmanlıca "İktisat Esaslarımız" adlı bir kitapçıkta yayımlanmıştır. Kongreye her kazadan gönderilen sekiz kişi Atatürk'ün açılış nutkunda belirttiği üzere milleti temsil ediyor ve delegelerin söyleyeceklerine itibar edeceklerini bildiriyordu. Tüm bunlara rağmen toprağa sahip olmadan çalışan ortakçı ve yarıcının kongrede tam olarak temsil edilemediği de aşikârdır.

    Öte yandan, işçi grubunun iktisat esaslarının 34. maddesi tarım işçilerinin ve toprağa sahip olmayan köylünün kongrede temsil olunmadığı kanısını doğrulayacak niteliktedir. Bu maddeye göre "Ziraat işlerinde kullanılan işçiler yukarıdaki (işçi grubunun iktisat esaslarını içeren) maddelerin ahkâmından müstesnadır." Bir başka deyimle, kongrede sanayi ve işçilerini temsil edenler, tarım işlerinde çalışıp kongrede temsil edilemeyen işçilerin çıkarlarını savunmayı düşünmemişlerdir.

    Eldeki belgelerden anlaşıldığına göre Kurtuluş Savaşı'nın sürüp gittiği yıllarda bile Ankara Hükûmeti imkanlar ölçüsünde sosyo-ekonomik konularla ilgilenir ve uğraşırken, bu arada madencilik konusuyla da ilgilenmiş, özellikle Zonguldak Kömür Havzası'ndaki durum gözden kaçmamıştır. Kongrede bu duruma da değinilmiştir.

    Bu kongrede alınan kararların çoğu zamanla tatbik edilmişse de özellikle tarımla ilgili maddeler günümüzde dahi tam anlamıyla amacına ulaştırılamamıştır. Netice itibarıyla, İzmir İktisat Kongresi ile başlayan bir fikri gelişmenin oluşması, ekonomik envanterlerin belirlenmesi, model arayışları ve belli ölçüde uygulamaya başlama dönemidir. Bu dönemde ekonominin sahip oldukları ve olmadıkları belirlenmiş, ekonomik hedefler tayin edilmiş, karma ekonomi modelinin temelleri hazırlanmıştır.

    Alınan kararlar[değiştir | kaynağı değiştir]

    17 Şubat - 4 Mart 1923 tarihlerinde İzmir'de toplanan Türkiye İktisat Kongresinin en önemli kararlarını şöyle sıralamak mümkündür.

    Türkiye Cumhuriyeti'nin 1923-1929 dönemi ekonomi politikasına damgasını vuran İzmir İktisat Kongresi'nin oy birliği ile alınmış kararlarından biri de 1925'te aşarın kaldırılmasıdır. Aşar, bütçenin gelir kaleminde önemli bir yer tutmaktaydı. Fakat İzmir İktisat Kongresi'yle liberal bir ekonomi tasarlandığı ve liberalizmin temeli özel mülkiyete dayandığından, aşarın varlığı bir çelişki haline gelmiştir. Yani Cumhuriyet idaresi, Sultan’ın mülkünün sahiplik sıfatını halka intikal ettirince aşarın alınmasının mantığı da sona ermiştir.

    İlk oturum kararları[değiştir | kaynağı değiştir]

    Saat 10'da başlayıp, 11.15'te kapanan ilk oturumda alınan aşağıdaki genel kararlar, şöyledir;

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    İZMİR İKTİSAT KONGRESİNİ ANIMSAMA..17 ŞUBAT 1923

    SAYIN ÜYELERİMİZ,

    İZMİR İKTİSAT KONGRESİNİN 89’UNCU YILINI ANIMSAYALIM.. 17 ŞUBAT 1923’te toplanan İZMİR İKTİSAT KONGRESİ Ekonomik TAM BAĞIMSIZLIĞIMIZIN TEMELLERİNİ ATMIŞ OLSA DA ne yazık ki, TARİHİMİZ’DE hak ettiği yeri bulamamıştır…
    Kurtuluş Savaşı Sonrasında; Devrimi gerçekleştiren ve yeni devleti kuran kadro, EKONOMİK SORUNLARIN çözümü için arayışlara girmişler İKTİSAT KONGRESİNİ TOPLAMIŞLARDIR.
    Kurtuluş Savaşı bittiğinde,  Türk Halkı, sözcüğün tam anlamı ile yorgun ve yoksul durumda idi. Ülke bir uçtan diğer uca harap olmuştu.
    Balkan, Birinci Dünya ve Kurtuluş Savaşları, biri birini izleyerek on yıl sürmüştü. Bu uzun ve yıpratıcı savaşlar, Ülkenin kıt olan kaynaklarını tümüyle tüketmişti. Son bir atılımla, Ulusal Egemenliğe ve tam bağımsızlığına kavuşan halkı kalkındırmak önemli bir konu idi.
    1923 yılında, Türkiye’de sanayi hiç yoktu. Küçük atölyeler ve imalathaneler, yalnızca bir el sanatları etkinliği idiler. İşçi sayısı 80.000 kadardı. Ülkenin temel ihtiyaç maddelerinin tümü, dışarıdan gelmekteydi. Şeker, kumaş, her türlü sanayi ürünleri, hep dış ülkelere döviz ödenerek getiriliyordu.
    Kapitülasyonlar, Türk Sanayisini öldürmüştü. Yer altı zenginliklerimiz bilinmiyor ve işletilmiyordu.
    Tarım alanında da büyük çöküntü vardı. Zaten ilkel olan tarımımız, köylü nüfusun savaşlarda erimesi nedeniyle,  iyice perişan durumda idi.
    Nüfusumuz, o yıllarda çok az olduğu halde, BUĞDAY bile kimi yıllar dışarıdan alınmakta idi.
    Bugün Güney İllerimizin büyük zenginliğini oluşturan TURUNÇGİLLER, Doğu Kara Deniz’in servet kaynağı olan ÇAY tarımları, o zamanlarda, sözü edilen bölgelerde tanınmıyorlardı bile.
    Besin maddeleri sanayisi yoktu.
    Ulaşım zorlukları nedeni ile bazı bölgelerde bol olan ürünler, diğer yerlere gönderilemiyor; böylece yurdun bir yerindeki ürünler çürümeye terk edilirken, diğer yörelerde de bu ürünlerin yokluğu çekiliyordu.
    Milyonlarca dönüm toprak bomboştu. Ve işlenmiyordu. Yapay gübre ve sulama gibi olanaklar yok denecek kadar sınırlı idi. İlaçlama ve tohum geliştirme bilinmiyordu.
    Hem tarım hem de sanayi alanında yetenekli uzmanlar yoktu.
    İstanbul’da bir küçük mühendislik okulu ile Halkalı’da küçük bir Yüksek Tarım ve Veteriner Okulu vardı. Bunların dışında, ülkenin ekonomik kalkınmasını yürütecek, uzman yetiştiren kurum yoktu.
    Modern teknoloji bilinmiyordu. Bu nedenle ekonomik kalkınmada ilerlemiyordu.
    Osmanlı Maliyesi, 1876 yılından beri, iflas durumunda idi. Bütçeler hep açıktı. Bütçe olanaklarının % 28’i dış borçların ödenmesine ayrılmıştı. Bütçe açığına bu da eklenince, durumun içinden çıkılamıyordu.
    Yeni Türk Devletinin de ilk yıllarda bu bütçeyi devralması doğaldı. Kurtuluş Savaşının sıkıntılı yıllarında bütçenin hazırlanması ve uygulanması olanaksızdı.
    Mütevazı bütçelerle devletin hemen her işi ihmal edilerek, tüm olanaklar orduya verilmekteydi.
    Zaferden sonra, işgalden kurtarılan bölgenin geliri de bütçeye girdi. Ancak bu bölgeler öylesine harap olmuştu ki, gelirinden daha çok masrafı vardı.
    1923’ten sonra, bütçelerin denk, paranın da değerli tutulmasına çaba harcanıyordu. Ancak gelir olanakları da sınırlı idi. Bütçe gelirinin % 40’ını, köylüden alınan AŞAR vergisi oluşturmaktaydı. Diğer gelirler de dolaylı yollardan alınan vergilerden geliyordu. Servet ve gelir vergileri de yoktu.
    Dışarıya giden paralar nedeni ile ülkemizde sermaye birikimi olmamıştı. Halk parasızdı. Yatırım yapabilecek büyük zengin de yoktu. Orta sınıf Halk çok yoksullaşmıştı. Tek tarım alanındaki toprak ağaları servet sahibi idiler. Ancak bunların bile elinde, yatırım yapabilecek ölçüde para yoktu. Sermaye birikimi olmadığı için yatırım yapılamıyordu.
    Milli Tüccar henüz yoktu. Osmanlı Ülkesinde ticareti ellerinde tutan Rumlar yurttan kovulmuştu. Artık tüccar Ermeniler de yoktu. Bu iki Halk, yüzlerce yıl, Osmanlı Ülkesinde ayrıcalıklı olarak bulunmuşlar, Askere ve savaşa gitmemişlerdi. Evlerinde ve dükkânlarında rahatça oturmuşlardı.
    Kapitülasyonlar yolu ile yurdu sömüren yabancı sermaye, kendinden saydığı azınlıkları “ticari aracı” olarak kullanmıştır. Böylece Türkler, ticari yaşamın dışına itilmişlerdir.
     Bu azınlıklar yurttan çekilince, her yerde ticari yaşam durdu. Artık, Ulusal bir tüccar yaratmak gerekli hale geldi.
    Bu karanlık tabloyu daha da karartan nedenler vardı. Halkın iş ve emek gücü, savaşlar nedeniyle erimişti. En yetenekli uzmanlar, savaşlarda yok olmuşlardı. Yalnız Çanakkale’de binlerce aydın Yedek subay, şehit düşmüştü. Gene bir subay savaşı olan Sakarya’da şehit olan yedek subaylar çoktu. Aydın ve uzman tabaka böyle erimişti.
    Mustafa Kemal,1923 yılında, ”Ulusal Ekonomik kalkınma” yı sağlayacak bilgili uzmanlar kadrosundan yoksundu.
    Kapitülasyonlar kaldırıldığı için dışarıdan para da sağlanamıyordu. Bunu isteyen de yoktu. Çünkü tüm dertler bu yüzden başımıza gelmişti.
    İşin başında, Uzman ve gerekli idi. Ancak bunları, tavizler karşılığında istememiz söz konusu olamazdı.
    Halk yoksul olduğu ölçüde aç ve hastalıklı idi. Bilgisizlik her yerde yaygındı.
    Sadece SITMA ülkeyi kasıp kavurmaya yetiyordu. Bunun yanında, Frengi Ve VEREM de halkı ezen iki önemli hastalıktı.
    Hekim kadrosu da yetersizdi. Sağlık hizmetleri hiçbir yerde yoktu. Halk sağlığının çürümesi de kalkınma için önemli bir engeldi.
    Osmanlı kurulduğunda; Köy ne durumda ise yıkıldığında da öyle idi.
    Devrim yönetimi, bu kötü durumu, kökten düzeltmek zorunda idi. Bu amaçla, daha Cumhuriyet ilan edilmeden,
    Lozan’daki barış görüşmelerinin çıkmaza girdiği 17 Şubat 1923 tarihinde İzmir'de, Remzi Şerif (Reyend) Beyin üzüm-incir deposunda,  İŞÇİ; ÇİFTÇİ; TÜCCAR VE SANAYİCİ temsilcileri olmak üzere,1135 Delegenin katılımı ile "Türkiye İktisat Kongresi" toplanmıştır. Bu Kongre'de Misak-ı İktisadi (Ekonomi Andı) kabul edilerek, 4 Mart günü çalışmalar tamamlanmıştır. Böylece, askeri zaferle sonuçlanan İstiklal (Bağımsızlık) Savaşımızın ardından, "Ekonomik Bağımsızlık Savaşının" başlatıldığı dünyaya ilan ediliyordu. Son Osmanlı Meclisinde 28 Ocak 1920 günü kabul edilen Misak-ı Milli (Ulusal Ant) ile İstiklal Savaşımızın amaçları nasıl belirlenmişse, şimdi de ekonomik bağımsızlığımızın ilke ve amaçları belirleniyordu.
    Türk tarihinde ekonomik sorunların tartışıldığı bu ilk kongre, Mustafa Kemal’in bir konuşmasıyla açıldı. ATATÜRK, Kongreyi açılış konuşmasında; "Ulusal egemenlik, iktisadi egemenliğe dayanmalıdır. Siyasi ve askeri zaferler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadi zaferlerle taçlandırılmadıkça sonuçsuz kalır" diyerek, yeni devletin politikasını açıklıyordu.
    Büyük Önder, bu konuşmasında, en önemli sorunu; kısa sürede halkı kalkındırmak olduğunu söyledi. Osmanlı Devletinin çürük siyasetini anlattı. Yeni devletin izleyeceği ekonomi politikasının bu kongrece saptanmasını istedi.
    Kongrede günlerce süren tartışmalar oldu. Sonunda; ”Misak-ı İktisadi” kabul edildi. Ekonomi andı anlamına gelen bu Misakta, şunlar belirtiliyordu:
    ·      Türk Ulusu, kan dökerek sahip olduğu, Ulusal Bağımsızlık ilkesinden hiçbir biçimde fedakârlık yapmayacaktır.
    ·      Bu bağımsızlık ilkesi içinde, ekonomik kalkınmamız sağlanacaktır.
    ·      Siyasal bağımsızlık gibi Ekonomik bağımsızlık da esastır.
    “ Misak-ı İktisadi” den sonra, işçi, çiftçi, tüccar ve sanayici, temsilcileri, kendi açılarından alınması gerekli önlemleri belittiler. Özetle şu önlemlerin alınmasını istediler:
    ·      Vergi sisteminde reform.
    ·      Kredi kurumlarının düzenlenmesi.
    ·      Ulaştırma sorunun çözümü.
    ·      İşçilerin yaşama düzeyinin düzeltilmesi.
    ·      Topraksız çiftçiye toprak verilmesi.
    ·      Tarımın ilkel yöntemlerden kurtarılması.
    ·      Ticari spekülasyonlara engel olunması.
    ·      Yer altı zenginliklerinin saptanması ve işletilmesi.
    ·      Gümrüklerin, Sanayicileri koruması.
    ·      Ekonomik ve ticari işleri düzenleyecek yeni kanunların çıkartılması.
     
    Görülüyor ki, o zamanın Türkiye’sinde, dertler çok iyi bilinmekteydi. Ancak, bu dertlerin, hangi yöntemlerle çözümleneceği belirtilmemişti. Planlı ekonomi bilinmiyordu. Cumhuriyetin hemen başında, bu işlerden anlayan, iyi plancı kadromuz olsa idi, kuşkusuz çok daha ileri adımlar atılabilirdi. Bu olmadı. Kongre, Ulusal ekonomi ilkesini ortaya koymakla, büyük bir hizmet yapmıştır. Ulusal Ekonomi, Ulusal Bağımsızlığın sonucudur. Bu ilkeye titizlikle bağlı kalmak, Emperyalist Ülkelerin, ileride tekrar tuzağına düşmemek için zorunludur.
    Bu Kongrede ne yazık ki, Türkiye’nin büyük ekonomik sorunlarının nasıl çözüleceği planlanamamıştır.
    Kongre 4 Mart 1924’te sona erdi.
    İzmir İktisat Kongresi; ekonomiyi büyük ölçüde yönlendirmişti. Bu yönlendirmede LİBERAL unsurlar ağır basmıştır.
    Bu Kongrenin daha Lozan Antlaşması tamamlanmadan yapıldığını da unutmayalım…
     
    İzmir İktisat kongresinde alınan kararlar:
    ·      Yeni Türk Devleti Liberal bir ekonomi izlemelidir.
    ·      Hammaddesi yurt içinde bulunan sanayi dalları kurulmalıdır.
    ·      Küçük işletmelerden ve el işçiliğinden süratle büyük işletmeye geçilmelidir.
    ·      Dış rekabete dayanabilmek için, sanayinin toplu ve bütün olarak kurulması gereklidir.
    ·      Demir yolu inşaatı programa bağlanmalıdır.
    ·      Topraksız çiftçiye toprak verilmeli ve Aşar vergisi kaldırılmalıdır.
    ·      Özel yatırımcılara, kredi sağlanmalı, devlet bankası kurulmalıdır.
    ·      Devlet, yavaş yavaş ekonomik görevleri de olan bir organ haline gelmeli, Özel sektör tarafından gerçekleştirilemeyen yatırımları devlet gerçekleştirmelidir.
    ·      İşçilerin çalışma koşulları ve hakları iyileştirilmelidir.
    ·      Yeraltı zenginlikleri saptanmalı ve hemen işletilmelidir.
    ·      Sendika hakkı tanınmalıdır.
    ·      Vergi sisteminde reform yapılmalıdır.
    ·      Yabancıların kurdukları tekellerin olumsuz etkisi önlenmelidir.
     
    1933’te birinci beş yıllık kalkınma planı, Sovyet danışmanlarının yardımıyla hazırlanarak yürürlüğe konulmuştur.
    1930’da Merkez bankası kurularak ,”Ulusal Para Politikaları”  çizilmiştir.
    İzmir İktisat Kongresinde alınan kararlar, Hükümete büyük ölçüde ışık tutmuştur. Ama kalkınma biçimi saptanmadığı için, Devlet,  ekonomik yaşama karışmak zorunda kalmıştır. Bunu 1933 yılına kadar, düzensiz olarak yapmıştır. 1933’ten sonra ise, Planlı Ekonomi dönemine girilmiştir.
     YAZARI: AHMET AVCI (EM.ALB. VE DEĞERLİ DEVRE ARKADAŞIM)

    Yazı kaynağı : www.ruyiad.org.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap