Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    cranston göre aynı unsurların benzerlerini kavrama

    1 ziyaretçi

    cranston göre aynı unsurların benzerlerini kavrama bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Drama Vize 2020 Soruları – Auzef 2020 çıkmış sorular – vize soruları

    Çoklu Zeka Kuramı ve Zeka Türleri | MentalUP

    Çoklu Zeka Kuramı ve Zeka Türleri | MentalUP

    Mesela, “öğrenme” dediğimizde, zekânın öğrenme becerisiyle de ilgili olduğunu söylemiş oluyoruz. Öyleyse, müzik konusunda çok iyi bir kulağa sahip ve hızlı öğrenme becerisi olan birinin matematik işlemlerini öğrenmekte zorluk çekmesini nasıl ifade edebiliriz? Bu durumda, örneği verilen kişi için “zeki” veya “zeki değil” diyebilir miyiz? İşte tam bu noktada Howard Gardner’ın çoklu zekâ kuramını incelemekte fayda var.

    ÇOKLU ZEKÂ KURAMI NEDİR?

    Çoklu zekâ kuramı: Harvard üniversitesi’nde bilimsel çalışmalar yapan Amerikan psikolog Howard Gardner tarafından öne sürülen bir yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre insan zekâsı 8 alt kategoriye ayrılmış ve 9. alt kategori üzerine de araştırmalar başlamıştır. Mevcut 8 alt kategori, insanın sahip olduğu zekâsını hangi alanlarda daha etkin kullanabildiğini gösteren –veya sınıflandıran- zekâ türlerinden oluşmaktadır. Gardner çoklu zekâ kuramına göre her insanın özel yetenek alanları ve zekâsını kendine özgü kullanma biçimi vardır.

    Çoklu zekâ kuramı, zekânın tek olduğunu ama kendi içinde sınıflara ayrıldığını (zekâ çeşitleri olduğunu) ifade eder. Bununla birlikte her zekâ çeşidinin dinamik olup geliştirilebilir olduğunu belirtir. Örneğin, aşağıdaki bilimsel oyunlar, zekanın farklı alanlarına hitap etmekte ve geliştirmektedir. Hızlıca deneyebilirsiniz.

    İnsan zekâsını 8 farklı boyutta inceleyerek 8 farklı sınıfa ayıran Howard GARDNER, bu boyutları aşağıdaki şekilde sınıflandırmıştır.

    Çoklu Zekâ Türleri

    Çoklu zekâ kuramı tanımını ve çoklu zekâ türlerini açıkladık. Şimdi, genel bir tanım olan “zekâ”nın alt sınıflarını oluşturan “zekâ türleri”ni tek tek inceleyelim.

    1- Uzamsal Zekâ Nedir?

    Uzamsal zekâ, görsellikle ilgili olan ve aslında görsel-uzamsal olarak adlandırılan bir zekâ türüdür. Buradaki görsellik, hem görmeyle, hem de zihin gözü denilen zihinde canlandırmayla ilgilidir. Zihinsel anlamda ilk gelişim alanlarından biridir çünkü insan doğduğu andan itibaren görmektedir.

    Görülenleri hafızaya alma, anlatılanları ise zihinde canlandırma, boyutlandırma ve görsel tasarımlar kurgulama uzamsal-görsel zekâ becerileridir. Bazı insanlarda temel düzeyde olan görsel zekâ, sanatsal alanlarda kendini kanıtlamış kişilerde daha belirgin gözlemlenebilmektedir.

    Çocukların uzamsal-görsel zekâ gelişimini destekleyen ve yetişkinleri zinde tutan MentalUP Çoklu Zeka Egzersizleri’ni deneyin.

    2- Kinestetik Zekâ Nedir?

    Kinestetik zekâ, beyin-beden koordinasyonuyla ilgili ve aslında bedensel-kinestetik olarak adlandırılan bir zekâ türüdür.

    Kinestetik zekâsı gelişmiş olan kişiler jest ve mimiklerini adeta ustalıkla kullanırlar. Bu sayede, duygu ve düşüncelerini anlatma konusunda başarılıdırlar. Sadece günlük konuşma değil; sanatsal kompozisyonlar konusunda da iyidirler. Örnek: Kusursuz aktardığı koreografiyle mesaj veren bir dansçı.

    Kinestetik-bedensel zekâsı ön planda olan kişilerin zihinsel ve bedensel uyumu hemen fark edilir. Düşündüklerini, harekete dökme konusunda iyi oldukları için bedenlerini oldukça sanatsal kullanırlar. Başarılı sporcularda bu örneği görebilmekteyiz.

    3- Müziksel Zekâ Nedir?

    Müziksel zekâ, doğadaki seslere ve müziğe karşı duyarlılığın yüksek olmasıyla ilgili ve aslında müziksel-ritmik olarak adlandırılan bir zekâ türüdür.

    Müziksel zekâsı ön planda olan kişiler bazen hiç eğitim almadan bir enstrümanı çalabilir; notalarını bilmediği müzikleri sadece dinleme yoluyla öğrenip çalabilirler.

    Müziksel zekâ insanın, sesleri yorumlama, bir araya getirme ve işleme yeteneği ile ilgilidir. İşitsel zekanızı geliştirmek için aşağıdaki gibi sesli oyunlarla egzersiz yapabilirsiniz. (Çocuklar ve yetişkinler)

    4- Sözel Zekâ Nedir?

    Sözel zekâ, dil becerileriyle ilgili olan ve aslında sözel-dilsel olarak adlandırılan bir zekâ türüdür. İnsanın, zihnindeki düşünceleri sözcüklerle ifade edebilme; sözcüklerle anlatılanları da zihninde anlamlandırabilme becerileriyle ilgilidir.

    Sözel zekâsı iyi olan kişilerin olayları kompoze etme, hitap ve sözlü-yazılı sunum konusundaki yetenekleri belirgindir. Okullarda sözel zekâya hitap eden ve sözel zekâyı geliştirme etkisi olan derslere oldukça fazla odaklanılmıştır.

    Yazarlar, hatipler, şairler, siyasetçiler, dil bilimciler ve benzer mesleklerde başarılı olmuş kişilerin sözel zekâsı ön plandadır.

    Çocukların sözel-dilsel zekâ gelişimini destekleyen ve yetişkinleri zinde tutan MentalUP Çoklu Zeka Egzersizleri’ni deneyin.

    5- İçsel Zekâ Nedir?

    İçsel zekâ, kişinin kendini iyi tanıma ve bunu faydaya dönüştürme becerisiyle ilgilidir. Bu zekâ türünü önemli kılan, beceri-hedef uyumudur. Yani, içsel zekâsı gelişmiş kişiler, neler yapabilecekleri konusunda neredeyse kusursuz bir öngörüye sahiptirler. Dolayısıyla, başladıkları işte başarılı sonuçlar elde etme olasılıkları yüksektir.

    Kendi davranışlarını, sosyal etkileyiciler ile birleştirip yorumlama konusunda yetenekli kişiler içsel zekâsı gelişmiş kişilerdir.

    Görüldüğü üzere çoklu zeka kuramı, zihinsel becerileri göz önüne alarak insan zekasını çok iyi bir şekilde çeşitlendiriyor. Zekâ türlerine sosyal zeka ile devam edelim:

    6- Sosyal Zekâ Nedir?

    Sosyal zekâ, bireysel veya toplumsal davranışları iyi analiz etme, iyi iletişim kurma becerileriyle ilgilidir. Sosyal zekâsı gelişmiş olan kişiler, karşısındaki insanın duygularını anlama ve hatta yönetme konusunda başarılıdırlar.

    Topluluklara hitap eden siyasetçi, eğitmen ve benzeri meslek gruplarında başarılı olan kişiler sosyal zekâsıyla ön plana çıkmaktadır.

    Sosyal zekânın gelişmiş olması kişiye geniş bir çevre, sevilen kişi olma, kabul edilme gibi avantajlar sağlar.

    7- Matematiksel Zekâ Nedir?

    Matematiksel zekâ, sayı ve sembolleri etkin kullanma, soyut kavramlar türetme ve mantık yürütebilme becerileriyle ilgilidir. Mantıksal-Matematiksel zekâ olarak da adlandırılır.

    Matematiksel zekâsı ön planda olan kişiler analitik düşünebilme konusunda iyidirler. Parçaları bir araya getirip sonuç çıkarma, tümden gelim veya tüme varım konusunda başarılıdırlar.

    Muhakeme yeteneği, matematiksel zekânın bir parçasıdır. Matematiksel zekâ kişinin neden-sonuç ilişkisi kurabilmesini ve sağlam sorgularla, sağlıklı sonuçlar elde etmesini sağlar. Okullarda matematiksel zekâya hitap eden dersler, tıpkı sözel zekâ dersleri gibi ağırlıklıdır.

    Sayısal alanda, sayısal mesleklerde kendilerini kanıtlamış kişilerin matematiksel zekâsı ön plandadır.

    Çocukların mantıksal-matematiksel zekâ gelişimini destekleyen ve yetişkinleri zinde tutan MantalUP Çoklu Zekâ Egzersizleri’ni deneyin.

    8- Doğasal Zekâ Nedir?

    Doğasal zekâ, doğayı büsbütün yorumlama becerisiyle ilgilidir. Doğa zekâsı olarak da isimlendirilir.

    Doğasal zekâsı yüksek kişiler, doğayı ve doğadaki canlıları inceleyip çıkarımlar elde etme konusunda başarılıdırlar.

    Hayvan ve doğa belgesi izleme konusunda istekli kişilerin doğasal zekâsının diğer insanlardan daha belirgin olması tesadüf değildir. Arkeoloji, dağcılık, izcilik, belgesel çekimi, botanik, jeoloji alanlarında aktiftirler.

    Üzerinde çalışılan ve çoklu zekâ kuramına sonradan eklenen diğer zekâ türü; varoluşsal zekâ hakkında:

    9- Varoluşsal Zekâ Nedir?

    Varoluşsal zekâ, birçok kez mantık yürütmenin zor olduğu ve duyulup hissedilemeyen konularda etkin yorum yapabilme becerisiyle ilgilidir.

    Varoluşsal zekâsını iyi kullanan kişiler, inanması güç olup öte yandan ihtiyaç derecesinde olan kavramların anlamlandırılması ve insan zekâsına uygun bir şekilde sunulması konusunda yeteneklidirler.

    Din adamları, fizikçiler, kuantumcular, matematikçiler ve benzeri gibi en uç noktaları irdeleyen kişilerin varoluşsal zekâsı ön plandadır.

    SONUÇ OLARAK:

    Zekâ üzerinde yapılan araştırmaların daima ortak noktayı işaret etmesi tesadüf olamaz. İnsan beyni ve zekâ üzerine yapılan tüm bilimsel çalışmalar gösteriyor ki, zekâ geliştirilebilir bir potansiyeldir. Yine yapılan araştırmalar, zekâ gelişiminin büyük oranda çocuk yaşta gerçekleştiğini ifade ediyor.

    Gardner’ın zekâ türlerini kategorize etmesi, tüm dünya genelinde okulların müfredatına adeta ışık tutuyor. Eğitmenler, çocukları zihinsel becerilerine göre gruplandırıp onlar için en uygun yönlendirmeleri yapmaya ve onları, geleceğin meslekleri için hazırlamaya çalışıyorlar.

    Sözel zekâsını daha etkin kullanan öğrencilerin sözel bölüm-mesleklere yönlendirilmesi; matematiksel zekâsını etkin kullanan öğrencilerin sayısal bölüm-mesleklere yönlendirilmesi elbette önemlidir. Bununla birlikte, diğer zekâ çeşitlerini de değerlendirip eğitim alanlarının genişletilmesi önemli ve üzerinde çalışılan uygulamalar arasındadır.

    Gardner çoklu zekâ çeşitleri, insan zekâsını 8+1 farklı türde (aslında 9 farklı uzmanlıkta) sınıflandırıyor. Peki, bu zekâ çeşitleri arasında kendi zekânızı hangi başlık altında kategorize edebilirsiniz?

    "Gardner çoklu zekâ kuramı testini bir sonraki yazımızda paylaşacağız. Blog sayfamızı takip edin."

    Yazı kaynağı : www.mentalup.net

    ÇOKLU ZEKA kuramına göre YARATICI DRAMA

    YARATICI DRAMA NEDİR ?

    İnci San'ın tanımıyla Yaratıcı Drama; bir sözcüğü, bir kavramı, bir tümceyi, bir fikri, bir yaşantıyı veya olayı; doğaçlama, rol oynama gibi tiyatro ya da drama tekniklerinden yararlanarak, bir grup çalışması içinde oyun veya oyunlar geliştirerek, eski bilişsel örüntülerin yardımıyla yeniden yapılandırmaya yönelik etkinlikler sürecidir.

    YARATICI DRAMANIN AMAÇLARI NELERDİR?

    Yaratıcılığı geliştirme, estetik gelişimi sağlama, eleştirel düşünme yeteneği kazandırma, birlikte çalışma alışkanlığı kazandırma, sosyal gelişimi sağlama, kendine güven duyma ve karar verme becerilerini geliştirme , dil ve iletişim becerilerini kazandırma, soyut kavramları ya da yaşantıları somutlaştırma, imgelem gücünü, duygularını ve düşüncelerini geliştirme.

    YARATICI DRAMANIN İÇERİĞİ

    Yaratıcı drama çalışmaları, sanat eğitimi alanı başta olmak üzere eğitim bilimlerinin tüm ana bilim dallarından yararlanır. Fotograftan müziğe, heykelden şiire, öyküye, kitle iletişim araçlarının eğitim açısından etkilerinden resme, eğitimin psikolojik temellerinden sosyolojiye olduğu gibi pek çok alandan kendine içerik oluşturabilir.

    -YARATICI DRAMA OYUN OYNAMA DEĞİLDİR,

    -YARATICI DRAMA TİYATRO DEĞİLDİR,

    -YARATICI DRAMA DRAMATİZASYON DEĞİLDİR.

    ÇOKLU ZEKA KURAMINA GÖRE YARATICI DRAMA;

    * Tartışmalar, öykü tamamlamalar, sözcük oyunları, mektup yazma, okuma yapma, gazete baş sayfaları oluşturma çalışmaları ile SÖZEL - DİLSEL ZEKA gelişimini sağlar.

    * Tartışmalara katılma, diyalog oluşturma ve doğaçlamalarda iletişime girme çalışmaları ile KİŞİLERARASI - SOSYAL ZEKA gelişimini sağlar.

    * Neden- Sonuç ilişkileri kurma, tartışmalar yapma, benzerlik-farklılıklara yönelik etkinlikler yapma çalışmaları ile MATEMATİKSEL- MANTIKSAL ZEKA gelişimini sağlar.

    * Konuyla ilgili efektler, şarkılar oluşturma, ritim aletlerini kullanma, dans ve ritim çalışmaları yapma etkinlikleri ile MÜZİKSEL- RİTMİK ZEKAgelişimini sağlar.

    * Rahatlama çalışmalarında hayal kurma, konuyla ilgili duygu düşüncelerini belirtme, doğaçlama oluşturma aşamasında deneyimlerini paylaşma etkinlikleriyle İÇSEL ZEKA gelişimini sağlar.

    *Sahne hazırlama, müze gibi alan gezileri yapıp tarih konularıyla ilgili çalışmalar yapma ile DOĞA ZEKASInın gelişimi sağlanır.

    * Beden diliyle (sessiz sinema) konu anlatma, heykel çalışmaları yapma ile BEDENSEL - KİNESTETİK ZEKA gelişimi sağlanır.

    * Doğaçlamaları resmetme, resim-fotograf yorumlama, resimlerden doğaçlamalar oluşturma, heykel- maske çalışmaları yapma, kostüm hazırlama etkinlikleri ile GÖRSEL - UZAMSAL ZEKA gelişimini sağlar.

    Yazı kaynağı : www.repliksanat.com

    1. DRAMA İLE İLGİLİ TERİMLER VE ÇOCUKLARLA DRAMANIN TARİHÇESİ

    1. DRAMA İLE İLGİLİ TERİMLER VE ÇOCUKLARLA DRAMANIN TARİHÇESİ

    Transkript

    1 BAŞARILAR DİLERİM LEYLA 1. DRAMA İLE İLGİLİ TERİMLER VE ÇOCUKLARLA DRAMANIN TARİHÇESİ Psikodrama: çocuklara ve gençlere yönelik olarak da uygulanan psikodrama da, amaç katılan bireylerin katarsis yani duygusal boşalım elde etme ve içgörü kazanmaları yolu ile psikolojik gelişmelerinin sağlanması ve böylece tedavi edilmeleridir. Yaratıcı drama, yaratıcı drama, yaratıcılığı geliştirmek için çocuklarla yapılan drama etkinliklerini kapsar ve eğitici drama denilen eğitim tekniğinin bir alt türü olarak kabul edilebilir. Eğitici drama (pedagojik drama) daha çok İngiltere de, Peter Slade, Brian Way, Dorothy Heathcote, ve Gavin Bolton tarafından geliştirilen ve genel olarak çocuğun hemen her konudaki eğitimi için uygulanan bir eğitim tekniğidir. Eğitici drama da amaç ; çocuğun psikolojik yapı ve psikolojik yaşantılar konusunda bilinçlenmesini de özel bir yetenek olarak yaratıcılığı kazanmasıdır. Not: Psikodrama benzeri çalışmalar, daha çok, duygularının farkına varma, duygularını tanıma ve tanımlama, duygularını uygun yollarla ifade etme, bireysel ve grup hâlinde gevşeme, rahatlama üzerinde odaklaşır. Eğitici dramanın amacı, anlamak, farkına varmak ve öğrenmektir. Oyun bir araç işlevi görür. Yaratıcı dramanın asıl amacı ise oyun yaratmadır. Drama oyunu, eğitici drama etkinliklerinin oyuna benzer niteliklerinden dolayı kullanılan bir terimdir. Bir olay, öykü, konu, kavram, nesne ya da rolün taklit edilerek canlandırıldığı oyun olarak da tanımlanabilir. Drama, birçok eğitim etkinliğinde kazanımları gerçekleştirmek üzere bir teknik ya da araç olarak kullanılır. Büyük Larousse ansiklopedisine göre; drama; kişilerin yaşamını tehlikeye sokan, onları birbirine düşüren, üzücü olaylar dizisidir. Klasik edebiyat sistemine dâhil olmayan, tarihsel ya da dinsel konuları ele aldığı için trajediden farklı olan ve antik çağdan beri bilinen bir tiyatro oyunudur. Çocuk tiyatrosu, meslek profesyoneli olan yetişkinler ya da çocuklar tarafından oynanır. Amaç izleyen çocukların eğlenmesi ve onlarda sanata dair sevgi uyandırmaktır. Soru : Çocuk tiyatrosu ve eğitici dramanın farkları nelerdir? Cevap: Çocuk tiyatrosunda sahne ve kostüm önemlidir. Ezberlenmiş diyaloglar vardır. Seyirci karşısında oynanır. Oysa eğitici drama her şeyden önce- seyirlik değildir; seyirciler için oynanmaz. Tüm grup drama etkinliğine aktif olarak katılır ve her katılımcı doğrudan kendi yaşantıları aracılığıyla öğrenir. Sahnesi, kostümü ve seyircisi olmaz. Mükemmel bir oyun sergilemek için ezberlenmesi gereken diyaloglar da yoktur. Bunun aksine, özellikle okul öncesi dönemi çocuklarının (7 yaşından küçük çocuklar) gösteri yapmak üzere, belirli rollere sıkışmaları ve ezber diyaloglara mahkûm olmalarının olumsuz etkileri olduğu belirtilmiştir. Eğitici tiyatro profesyoneller ya da eğitilmiş çocuklar tarafından, izleyicisi çocuk olan bir gruba belirlenmiş bir konu hakkında bilgilendirmek amacıyla yapılır. Soru: Eğitici tiyatro ve Eğitici dramanın farklılıkları nelerdir? Cevap: Eğitici tiyatro etkinlikleri için de yine rol yapmak ve diyalogları ezberlemek gerekir. Ayrıca yine seyircilere oynanır. Bu iki özellik bakımndan eğitici tiyartro eğitici dramadan farklılıklarını ortaya koyar. 1

    2 Katılımcı tiyatro, seyircilerin de oyuna katıldıkları oyunlardır. Bu tür oyunlarda, çocuklar sahnelenen oyuna zaman zaman katılırlar. Ancak bu katılım, kendi seçtikleri ve başlangıcından sonuna dek kendi geliştirdikleri etkinliklere dayanan eğitici drama etkinliklerinden süreç olarak daha farklıdır. Drama, çoğu oyundan farklıdır. Kazanma, yanma veya kaybetme, eğitici drama etkinliklerinde yoktur. Her etkinliğin, eğitim amaçları belirlidir. Yapılan etkinliğin türü ulaşılmak istenen amaçlarla ilişkilidir Eğitici dramanın sonunda yer verilen tartışma bölümü ile çocuklara, çeşitli düzeylerde tartışarak eğitim verilmesi mümkün olur Oyunda eğitim amaçları belirgin değildir Oyunda bir tartışma bölümü bulunmaz Eğitici Dramanın Tanımı Lindvaag ve Moen, eğitim amaçlı dramayı; sosyal, evrensel ve soyut kavramların, tarih, edebiyat gibi konuların özel olarak tasarlanmış yaşantılar aracılığıyla somutlaştırılıp, canlandırılarak anlamlı bir hâle getirildiği ve öğrenildiği bir eğitim tekniği olarak tanımlamaktadırlar. Eğitici drama; bir eylemin, bir olayın, duygunun, çeşitli rollerin, bir kavramın, konunun ya da öykünün, hatta şiirin, canlı ya da cansız varlıkların, sözel ve sözsüz, kendiliğinden davranışlarla, taklit yolu ile temsili olarak ifade edilmesi, canlandırılmasıdır. Not: Taklit edebilme drama için temel bir davranıştır. Soru: Drama etkinliğine katılabilme konusunda yalnızca bazı zihinsel yetenekler değil, bazı sosyal becerilerin de kazanılmış olması gerekir. Bunlar nelerdir? Cevap: Çocuğun kendi yaşıtları ile iş birliğine, etkileşime dayalı kurallı oyunlar oynama sosyal becerisini elde etmiş olması, onun dramaya katılmasını ve dramadan yararlanmasını kolaylaştırabilir. Soru: Piaget e göre drama etkinliğine başlama yaşı kaç olmalıdır? Cevap: Sözü edilen zihinsel ve sosyal niteliklere sahip olma yaşının, ortalama olarak 3-3,5 yaş civarı olduğu kabul edildiğine göre drama etkinliğine başlama yaşının 3,5 yaşından sonra olması gerektiği ortaya çıkar. Çocuklarla Drama Uygulamalarının Tarihçesi Çocuklarla drama ilk kez İngiltere ve Amerika da başlamış ve gelişmiştir. Bir İngiliz olan Peter Slade, 1920 lerden Peter Slade (1954), kendisine özgü bir drama yöntemi geliştirmiş ve Çocuk Draması adını verdiği kitabında yöntemini tanıtmıştır. Çocuk Dramasına Giriş adlı kitabı ise 1976 da yayımlanmıştır. Peter Slade (1976), çocuk dramasını özel bir sanat türü olarak tiyatroya bir alternatif olarak görmüştür. Peter a göre drama ; tüm çocuklar için doğal bir oyundur ve çocuk gelişimine önemli katkılarda bulunabilir. Soru : Çocuklarla drama ilk kez nerede başlamış ve gelişmiştir.? BİLMENİZ GEREKENLER - İlk kez Amerika ve İngiltere de çocuklarla drama uygulamaları gerçekleştirilmiştir. - Çocuklarla drama uygulamalarının tarihi 1920 lere dayanmaktadır. - İkinci Dünya Savaşı esnasında çeşitli güçlükler yaşayan çocuklara yardım etmek amaçlı kullanılmıştır. - Drama ile tiyatronun birbirinden farklı tarafları olduğu düşünülmüştür. Brian Way, Drama Yolu ile Gelişim (1967) adlı kitabında, çocuklara, kendine güven duygusunun nasıl kazandırılacağı ve çocukların kendi kaynaklarını keşfetme ve kullanmalarına nasıl yardım edilebileceği konusunda örnekler vermiştir. Brian Way e göre dünyada dramaya katılamayacak çocuk yoktur. 2

    3 Way, tiyatro ile dramayı birbirinden kesinlikle ayırır. Drama, tiyatro ile özdeş değildir. Way e göre en önemli fark şudur: - Tiyatro bir seyirci kitlesine yöneliktir. Seyirciler için oynanır. Dramada ise katılanların kendi yaşantıları önemlidir. Drama seyirciler için oynanmaz. ABD de ise Winifred Ward, Yayınlanan kitapları: Drama için Öyküler (1952) ve Çocuklarla Oyun Hazırlama dır. Ward da tiyatro ve dramayı birbirinden ayırır: Çocuk tiyatrosu, çocuk seyircilere güzellik ve zevk, mutluluk ve neşe aktarır; yaratıcı drama ise katılan çocuklara, kendi gelişimleri ve grupta birbirleri ile iş birliği yapabilmeleri konusunda önemli yaşantılar sağlar. Viola Spolin (1963) Tiyatro İçin Doğaçlama adlı kitabında, çocuğun içinden geldigi gibi rol oynamasının, kendini ifade etme yönünden önemini vurgulamıştır. Çocuk, doğaçlama sırasında, yani o anda içinden geldiği gibi oynarken, kim olduğunu, nerede olduğunu, ne istediğini, ne yaptığını, hissettiği duyguları kendisi belirler ve kendi istediği biçimde ifade eder. Bolton, Eğitimde Dramanın Kuramına Giriş adlı kitabında, drama konusunda daha bilişsel ve analitik yönlere ağırlık veren bir yaklaşımı savunmuştur. Bolton a göre çocuğun kendini ve yaşadığı çevreyi anlaması önemlidir. Çünkü içinde yaşanılan çevreye uyum, yaşamsal değer taşır ve eğitimde drama etkinlikleri temel olarak uyumu amaçlamalıdır. McCaslin (1984), yaratıcı drama olarak tanımladığı yaklaşımını, televizyon ve video oyunları çağının pasif çocuklarının yaşayarak deneyerek daha aktif olabilmeleri, yaşama katılabilmeleri için önermiştir. Aktif katılımcı olabilmesi için çocuğun bedensel, bilişsel, duygusal ve sosyal yeteneklerinin yaratıcı drama oyunları ile geliştirilebileceğini vurgulamıştır. Ünite Soruları 1.Eğitici drama tekniği ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır? A) J.J. Rousseau nun sosyal ve fiziksel çevrede yaşayarak eğitim görüşüne uygundur. B) Son yıllarda ülkemizde hızla yaygınlaşmaktadır. C) Pedagojik drama olarak da adlandırmaktadır. D) Çocuğun yaratıcılık kazanmasını amaçlar. E) Amaçlarından biri oyun yaratmadır. 2. Eğitici drama tekniği ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur? A) Çocuğun tüm alanlardaki eğitimi için uygulanan bir eğitim tekniğidir. B) Amacı sadece oyun yaratma yoluyla çocuğun eğlenmesini sağlamaktır. C) Sadece yetişkinlere yönelik olarak uygulanan bir tekniktir. D) Sadece özel gereksinimli çocuklara yönelik olarak uygulanan bir tekniktir. E) Psikolojik rahatsızlıkları tedavi etmek için geliştirilen bir tekniktir. I. Eğitici drama tekniğinde önceden belirlenen kuralların değiştirilmesi mümkün değildir. II. Eğitici drama tekniği amaçları açık ve bet bir şekilde önceden belirlenmiş grup etkinliklerini içerir III. Eğitici drama çocukların öğretmenleriyle birlikte katılımını gerektiren etkinlikleri içerir. 3,Yukarıdakilerden hangisi/hangileri eğitici drama tekniğiyle ilgili doğru bilgi vermektedir? A) Yalnızca I B) Yalnızca II C) I ve II 3

    4 D) I ve III E) II ve III 4,Eğitici drama tekniğindeki grup etkinlikleri aşağıdaki becerilerden hangisini doğrudan gerektirmez A) Bilişsel beceriler B) Sosyal beceriler C) Psiko-motor beceriler D) Sözel-dil becerileri E) Özbakım becerileri 5,Çocuklarla drama uygulamalarının tarihçesiyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır? A) İlk kez Amerika ve İngiltere de çocuklarla drama uygulamaları gerçekleştirilmiştir. B) Çocuklarla drama uygulamalarının tarihi 1920 lere dayanmaktadır. C) İkinci Dünya Savaşı esnasında çeşitli güçlükler yaşayan çocuklara yardım etmek amaçlı kullanılmıştır. D) İlk zamanlar özel gereksinimli çocuklara yönelik olarak geliştirilmiş, daha sonra normal gelişim gösteren çocuklarla drama uygulamaları gerçekleştirilmeye başlanmıştır. E) Drama ile tiyatronun birbirinden farklı tarafları olduğu düşünülmüştür. 6,Drama seyirciler için oynandığından estetik kaygılar güdülür. - Doğru - Yanlış 7,Eğitici drama kazanma-kaybetme temeline dayanan çocuk oyunlarını içerir. - Doğru - Yanlış 8,Eğitici drama daha çok yetişkinlere yönelik psikolojik tedavi yöntemi olarak bilinir. - Doğru - Yanlış 9. Eğitici drama... ve olmak üzere iki drama türünü de belirli oranlarda içerir. Cevap: Psikodrama, yaratıcı drama 10 tüm çocukların büyük motor hareketlerle yaptıkları ifade etme, rol oynama, canlandırmaya ve tartışmaya dayalı grup etkinlikleridir. Cevap: Eğitici drama CEVAP ANAHTARI 1. e 2. a 3. e 4. e 5. d 6. b 7. b 8. b GÜNÜMÜZDE EĞİTİCİ DRAMA UYGULAMALARININ ÖNEMİNİ ARTIRAN GELİŞMELER İç ve Dış Göçler Ve Sonuçları 4

    5 Kırsal bölgelerden ve küçük kentlerden büyük kentlere göç hareketi, yeni gelenlerle, kentin yerli nüfusu arasındaki farklılıkların ortaya çıkmasına neden olmuştur.. Sosyal değerlerin, yaşam ve düşünce biçimlerinin gösterdiği farklılıklar, okullarda bir araya gelmekte ve sınıflarda farklı çevrelerden gelen çocukların birbirine kaynaştırılması gereği doğmaktadır. Yeni yerleşim yörelerinden gelen çocukların yaşamakta oldukları kültürel şaşkınlık, fiziksel, sosyal ve psikolojik engellenmeler, bu çocukların eğitildikleri okullarda, bir biçimde ele alınmayı, işlenmeyi beklemektedir. Bu durumdaki çocukların, yaşantılarını, duygularını paylaştıkları, kendilerini ifade ettikleri ve diğer çocuklarla etkileşim yolu ile aktif olarak katıldıkları drama benzeri grup süreçlerine gereksinimleri vardır. Rekabetin Artması - İnsanların giderek artan oranda birbirlerine vakit ayırmakta güçlük çektikleri, - Birbirlerini rakip olarak algıladıkları toplumda, - bu dünyada başkalarının da var olduğunu hissetme, - Karşısındakini düşünme, - Yardım etme gibi becerilerin de gelişmesine Çekirdek Ailelerin Artması Kentlerde, çekirdek ailelerin sayısının giderek artmasının, geleneksel olarak çocuk eğitiminde etkili olan yakın akrabaların etkisinin eskiye oranla azalmasına neden olduğu ve çocuklara kültürün, özellikle insan ilişkileri ile ilgili değer ve becerilerinin kazandırılmasında bir boşluk yarattığı ileri sürülebilir. Okullarda, kişiler arası ilişkiler kurma yolu ile sosyal beceriler kazanma konusunda drama gibi bazı etkinliklerden yararlanılması düşünülebilir. Çalışan Anneler in sayılaarının artması, çocuk eğitimine ayırabilecekleri sürenin daralması nedeniyle, çocuğun sosyalleşmesindeki rolleri, eskiye oranla azalmıştır. Okullardaki örgün eğitimin, çocuğun sosyalleşmesini sağlamaya yönelik amacı, günümüzde daha da önemli hâle gelmiştir. Çocuğun sosyalleşmesine katkıda bulunma konusunda, sosyal etkileşim ve çatışma, yardımlaşma, iş birliği, arkadaşlık gibi sosyal ilişkileri yaşantısal olarak ele alıp incelemeye olanak sağlayan, eğitici drama türü etkinliklere yer verilen grup süreçlerinin özel bir önemi olduğu kabul edilmektedir Boşanmaların Artması Türkiye de 1987 yılında boşanma oranı % 0.33 olduğu hâlde, bu oran 1996 yılında % 0.47 ye yükselmiştir. Çocuğun, bu durumda yaşayabileceği olumsuz duygular ve eşlerden birinin tek başına çocuk yetiştirmeye enerjisinin ve olanaklarının yeterli olmaması durumunda, söz konusu çocukların bir kısmının sosyalleşmesinde ve duygusal yapılarında sorunlar ortaya çıkması doğaldır. Bu gibi çocukların hem kendilerini ifade etme hem de oldukları gibi kabul edilme ve sosyal beceriler yolu ile bulundukları ortamda daha uyumlu olmaları konusunda, bu alanların çalışıldığı drama etkinlikleri, önemli işlevler sağlayabilir. Televizyonun Etkileri Son yıllarda yapılan araştırmaları gözden geçiren uzmanlar, televizyonun insan iletişimi ve ilişkileri üzerindeki olumsuz etkilerine (saldırganlık, şiddeti kanıksama) dikkati çekmektedirler. öğretmenlerin okullarda verdikleri eğitimin en önemli rakiplerinden biri artık televizyondur. Drama etkinlikleri, çocukları bir yandan pasifize eden, diğer yandan uygun olarak kullanılmadığı taktirde saldırganlık gibi istenmeyen davranışlara da yol açabilen, bu güçlü rakibin etkisini azaltabilecek nitelikleri ile öğretmenler tarafından bir araç olarak kullanılabilir. Risk Altındaki Çocuklar Söz konusu gelişmelere ek olarak dünyadaki çeşitli toplumlarda, işsizlik, akıl hastalıkları, yoksulluk gibi çevresel risk koşullarının tümü, bu koşullarda yetişen çocukların geleceğini tehdit eden risk etmenleri olarak görülmektedir. İlgili risk etmenlerinin, çocuklar büyüdüklerinde, bedensel ve psikolojik sağlıklarını olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Bu nedenle araştırmacılar son yıllarda, çocuklardaki güçlükleri yenme yeteneği 5

    6 (resiliency) üzerinde dikkatlerini yoğunlaştırmışlardır ve çocukları, onlara zarar verebilecek stresli yaşantı ve koşullardan korumanın yollarını araştırmaktadırlar. Soru: Berk in de (1997) belirttiği gibi yapılan çalışmaların sonuçlarına göre çocukları olumsuz yaşam koşullarından koruyacak kaç temel etmen vardır? Bunlar nelerdir? Cevap: 3 etmen saptanmıştır: 1. Çocuğun; kendine güven, sosyalleşebilme gibi kişilik karakteristikleri, 2. Destekleyici anne baba ilişkileri, 3. Öğretmen ve yakın arkadaşlar tarafından sağlanan sosyal destek. Eğitimde Bütüncü Yaklaşım: Bireyin Bir Bütün Olarak Eğitilmesi Çocukların bilişsel gelişimini, kişilik gelişimini, duygusal ve kişiler arası alanlarda işlevsel becerileri kazanmalarını amaçlayan bütüncü bir eğitim yaklaşımının gerekliliği gözler önündedir. Drama gibi çocuğun sosyalleşmesine ilişkin niteliklerini, davranışlarını ele alan, kişiler arası yaşantıların rol oynama yolu ile incelendiği, grup süreçlerine dayanan eğitim teknikleridir. Günümüzde Eğitimde Dramanın Uygulanmasının Önemini Artıran Yeni Gelişmeler Soru : Yaşama aktif olarak katılmak ve her yönden gelişmek için gerekli beceriler nelerdir? Bu beceriler ne şekilde kazandırılabilir? Cevap: sosyal, bedensel, zihinsel ve psikolojik becerilerdir. Bu becerilerin edinilmesini eğitici drama uygulamaları ile mümkün kılabilir. Şiddetin artması Gelir dağılımındaki dengesizlik, fırsat eşitsizliği gibi sorunlar, bölgesel ve farklı yaşam biçimlerine sahip topluluklar arasındaki gerilimler, tüm toplum düzeyinde kişiler arasındaki şiddetin hissedilir biçimde artışıyla birlikte görülmektedir. Şiddetin arttığı ortamlarda çoğu zaman her türden engellenmenin de bulunduğu gerçeğinden hareketle, engellenmelerin hafiflemesini sağlayabilecek kendini ifade etmenin, rahatlamanın yolunu açacak eğitici drama gibi etkinliklere gereksinim olduğu ileri sürülebilir. Medyanın giderek artan hâkimiyeti Çocuk, gençler ve yetişkinlerin üzerinde odaklaşacakları kavram ve konuları, reklamlardan haber programlarına kadar çok çeşitli programlarla belirleyebilen medyanın bu sınırlandırıcı, kalıplayıcı ve yönlendirici etkisine karşı okullarda yapılacak düzeltme çalışmalarına gereksinim vardır. Bencilliğe karşılık diğer gamlığın, bireyciliğe karşılık dayanışmanın, duygusal küntlüğün yerine duygusal duyarlılığın, yıkıcı ve yok edici rekabet yerine iş birliğinin, dış görünüş ve biçimin yerine özün yeni kuşaklarda geliştirilebilmesi drama etkinlikleriyle gerçekleşebilir. Rollerde ve değerlerde belirsizlik Belirli sosyal rollere ait davranışlar konusundaki belirsizlikler, eskiye oranla kafası daha karışık, ne istediğini, nasıl davranacağını tam ve net olarak bilemeyen, çeşitli yönlere daha kolayca çekilebilecek çocuk ve gençlerin sağlıksız gelişimine yol açabilecek düzeydedir Söz konusu değerlerin çocuklara kazandırılmasında drama gibi etkinlikler özellikle rol oynama ve yaşayarak öğrenme yaklaşımlarıyla etkili sonuçlar sağlayabilir Çok kültürlü eğitim Farklı dil, din ve kültürel özelliklere sahip olan çocukların devam ettikleri okullarda, her çocuğun farklılığı bir dezavantaj olarak yaşamamasının sağlanması, Avrupa Birliği nin sağlıklı olarak gelişebilmesinin önemli bir başlangıç noktası olarak gözükmektedir. Not: Farklılıkların birer engel, gerilim ve ayrışma kaynağı olmaması, tam tersine kültürel zenginlik ve daha da önemlisi toplumsal ve ekonomik gelişmeyi sağlayacak dinamik ve uyumlu bir sosyal yapıyı 6

    7 biçimlendirebilmesi için okullarda, aşağıdaki becerilerin çocuklara kazandırılabilmesi konusunda eğitici drama çalışmalarının yararı özellikle vurgulanmaktadır. Farklıkların kabul edilmesi, Uyum içinde birlikte yaşama, Kendini başkasının yerine koyabilme Çok boyutlu eğitim yaklaşımı 1990 ların başından itibaren Gardner ın Çoklu Zekâ kuramını geliştirmesi ve bu konudaki görüşlerinin yaygınlaşmasıyla, eğitimdeki çok boyutluluk, zekâ türleri terminolojisi çerçevesinde yeniden vurgulanır hâle gelmiştir. İster çok duyuya, ister zekânın farklı türlerine hitap etmeyi amaçlasın eğitimin çok boyutlu olması eğitici dramanın yapısıyla çok yakından örtüşmektedir. Şöyle ki eğitici dramanın uygulanması sırasında izlenen aşamalar katılanların farklı duyularına hitap ettiği gibi farklı zekâ türleriyle de ilişkili olduğu rahatlıkla söylenebilir. Örneğin, drama oyunu sırasında çocukların kinestetik ve mekânsal zekâlarının işlevsel olduğu, tartışma sırasında sözel ve iletişimsel becerilerinin işlevsel olduğu, duygularla ilgili soruların içsel zekâyı uyardığı açıktır. Ünite Soruları 1,Aşağıdaki gelişmelerden hangisinin drama uygulamalarının önemini arttırdığı söylenemez? A) İç göç B) Çekirdek ailelerin artması C) Geniş ailelerin artması D) Boşanmaların artması E) Şiddetin artması 2,Aşağıdakilerden hangisi televizyonun drama uygulamalarının önemini arttıran etkilerinden biridir? A) Çok sayıda kanalın yayın yapması sayesinde çeşitliliğin artması B) İnsan iletişimi ve insan ilişkileri üzerinde iletişim yetersizliği ve saldırganlık gibi olumsuz etkilere sebep olması C) Televizyon kullanımında yetişkinlerin çocuklara sınır koyması D) Çocukların televizyon kullanımının yetişkinler tarafından yönlendirilmesi E) Çocuklar için hazırlanan programlar sayesinde çocukların kavram gelişiminin desteklenmesi I. Çalışan anne sayısındaki artış II. İnsanlar arasında rekabetin artması III. Yakın akrabaların çocuğun eğitimindeki etkisinin azalması 3,Yukarıdaki durumlardan hangisinin/hangilerinin eğitici drama uygulamalarının önemini arttırdığı söylenebilir? A) Yalnızca I B) I ve II C) I ve III D) II ve III E) I,II ve III I. Ebeveynleri boşanmış çocuklar II. Yoksulluk yaşayan çocuklar III. Anne ve baba dışındaki akrabalarıyla birlikte yaşayan çocuklar 4,Eğitici drama uygulamaları yukarıda belirtilen çocuklardan hangilerinin yaşadıkları olumsuz durumları en aza indirmek konusunda önemlidir? A) Yalnızca I B) Yalnızca II C) I ve II D) I ve III E) I, II ve III 7

    8 5,Eğitimin bireyleri bilişsel olarak ve mesleki hazırlığa yönelik bilgilerle donatmasının yeterli olmadığını, bilişsel becerilerin yanı sıra kişilik gelişimi, duygusal ve kişiler arası alanda da işlevsel beceriler kazanılmanın gerekliliğini ifade ederek, drama gibi eğitim yöntemlerine duyulan ihtiyacı ortaya koyan yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir? A) Çok kültürlü eğitim yaklaşımı B) Çok boyutlu eğitim yaklaşımı C) Hümanist eğitim yaklaşımı D) Eğitimde bütüncül yaklaşım E) Yaşayarak öğrenme yaklaşımı 6,Soru :. farklı din, dil ve kültürel özelliklere sahip olan çocukların farklılığı bir dezavantaj olarak yaşamamasının sağlanması için okullarda farklılıkların kabul edilmesi, uyum içinde birlikte yaşama, kendini başkasının yerine koyabilme gibi becerilerin çocuklara kazandırılması konusunda eğitici dramanın önemini vurgulamıştır. Cevap: Çok kültürlü eğitim yaklaşımı; 7,Soru : Eğitimde önemli bir yaklaşım olarak benimsenen... birden çok duyuya ya da farklı zeka türlerine hitap etmesi yönüyle eğitici dramanın yapısının eğitimin etkili olması için gerekli aşamaları içerdiğini dile getirerek eğitici dramanın uygulanmasının önemini arttırmıştır. Cevap: Çok boyutlu eğitim yaklaşımı 8,Soru : Eğitici drama, çocuklar arasındaki yenme yeteneklerinin gelişmesine katkıda bulunabilir. Cevap: Olumlu sosyal ilişkileri; destekleme niteliğinden dolayı çocukların güçlükleri 9, Medyanın giderek artan hâkimiyeti drama uygulamalarının önemini arttırmıştır. a) Doğru b) Yanlış 10, Sözünün eri olmak gerekir. gibi unutulmaya yüz tutmuş değerlerin sonraki kuşaklara aktarılmasında drama etkinlikleri önemli bir yere sahiptir. a) Doğru b) Yanlış CEVAP ANAHTARI 1. c 2. b 3. e 4. c 5. d a 10. a ÜNİTE 3: HÜMANİST EĞİTİM YAKLAŞIMI AÇISINDAN EĞİTİCİ DRAMA Çocuk (İnsan) Merkezli Öğrenme Eğitici drama, öğrencilerin bir yandan duygularına, psikolojik gereksinimlerine mümkün olduğunca yer vererek onların insan olma niteliklerini korumaya ve geliştirmeye çalışırken, diğer yandan mümkün olan tüm biçimlerde aktif olmalarını sağlayabilir. Çocuk, eğitici drama sırasında hem bedensel olarak aktif olmaya davet edilir, ses çıkarmadan pasif bir biçimde oturup dinlemesi, izlemesi değil, ortamı, nesneleri dönüştürmesi için cesaretlendirilir hem de 8

    9 drama sonrasındaki sözel etkinlikler (soru-cevap yolu ile değerlendirme-tartışma) sayesinde zihinsel anlamda aktif olması sağlanmaya çalışılır. Yapılan araştırmalara göre, didaktik ortamlar, çocuk merkezli ortamlara oranla çocuklarda daha çok stres yaratmakta. Bu araştırmacılar, akademik programlara kayıtlı okul öncesi çocuklarına oranla, çocuk merkezli programlara kayıtlı olanların daha düşük düzeyde kaygılı olduklarını saptamışlardır. Stipek ve diğerleri, öğrenci merkezli olmayan sınıflardaki çocukların daha çok genel kaygı gösterdiklerini hem grup etkinliklerinde hem de çalışma kitabı ve çalışma sayfası gibi bireysel etkinliklerde ortaya koymuşlardır. Soru: Öğrenci merkezli sınıflardaki çocuklar bilişsel açıdan hangi özellikleri gösterirler? Cevap: Daha yaratıcı ve özgün düşünceli oldukları görülmüştür. Okul öncesi çocukların çocuk merkezli ortamlarda daha iyi sözel beceriler geliştirdikleri saptanmıştır Merkezli gruplardaki çocuklar, akademik merkezli gruplardaki çocuklara oranla kendi bilişsel yeteneklerini daha olumlu değerlendirmişlerdir. Özgürlük Çocuk eğitiminde ve gelişiminde özgürlüğü temel ilke olarak benimsenmelidir. Kendine güvenmeyen bir birey olarak yetişmesi, çocuğun yeni girişimlerde bulunmasını, çevresindeki her şeyi sorgulamasını, merakını doyuracak inceleme ve denemeler yapmasını sınırlandırabilir. Kendine güvenen bir birey ise yeni denemeler yapmaya, verili olan her şeyi açıkça sorgulamaya yönelik cesareti nedeniyle daha ileri düzeyde gelişme konusunda avantajlıdır. Önüne konulan yiyeceğe tereddütle baktıktan sonra annesine Anne ben karpuz seviyor muydum? diye soran 8 yaşındaki normal bir çocuğun (yaşanmış bir olaydır), her eylemine, tercihlerine çevresindeki yetişkinlerin karar vermesi durumunda nasıl bir birey haline gelmekte olduğunu anlamak pek zor değildir. Eğitici drama özüne ve yapısına uygun olarak uygulanmalı ve katılan çocuklara mümkün olduğunca özgürlük tanınmalıdır. Söz konusu özgürlük, çocukların oynayacakları drama oyununa karar vermelerinden, oyunun akışı içersinde özgürce değişiklikler ve eklemeler, çıkarmalar yapmalarına, diledikleri gibi sorular yöneltebilmelerine değin en geniş anlamda uygulanmaya çalışılmalıdır. Keşfederek ve Anlamlandırarak Öğrenme Kolesnik (1975) hümanist öğrenmenin temelini teşkil eden öğrenci merkezli eğitimin önkoşulunun, bilgiyi çocuğun kendisinin keşfetmesine ve bilginin ona kişisel olarak anlamlı gelmesine dayandığını belirtmiştir. Kolesnik e göre ; keşfetme ve anlam pratikte birbirinden ayrılamaz ve geleneksel öğretim ve öğrenme biçimlerinden kesin olarak farklıdır. Geleneksel olarak hâlihazırdaki okullardaki eğitim sunum yoluyla öğretime ve dinleyerek (receptive) öğrenmeye dayalıdır. Geleneksel öğrenmede öğrenci, öğretmen tarafından kendisi için özel olarak organize edilen bilgiyle pasif olarak karşılaşır ve sunum yapanın belirlediği dinleme koşullarında söz konusu bilgiyi edinmeye çalışır. Keşfederek öğrenmede ise öğrenci kendi çabaları yoluyla kendi anlamlarına ulaşır. Bu sırada öğretmenin müdahalesi ve açıklamaları minimum düzeyde tutulmaya çalışılır. Keşfederek öğrenmenin avantajları arasında; öğrenmeyi öğrenme, belirli bir durumda bilgiye nasıl ulaşılacağının becerisini edinme, merakın uyarılması, kendi kendine akıl yürütmenin güçlenmesi sayılabilir. Okulda Kişiler Arası İlişkiler: Grup Süreçleri Hümanist yaklaşıma göre sosyalleşmenin aracı olan okul sisteminde gözden kaçırılmaması gereken birçok grup süreci gelişmektedir. Söz konusu grup süreçlerini oluşturan kişiler arası ilişkiler önemlidir. Çünkü bu süreçler hem kişisel gelişimi etkilerler hem de okul ortamındaki çocukların psikolojik sağlığını belirlerler. Öğrenme grubunu oluşturan; öğrenci, öğretmen ve yöneticiler arasındaki tüm etkileşimler karşılıklı olarak bu unsurların performanslarını ve psikolojik durumlarını etkileyebilir. 9

    10 Öğrenme ortamındaki kişiler arası ilişkilerin olumlu olarak gelişmesi ve öğrencilerin psikolojik sağlıklarını dikkate alarak kişisel gelişimlerinin desteklenmesi hedefleniyorsa, uygun eğitim yöntemleri arasında eğitici dramayı öne çıkarmak gerekmektedir. Grup hâlinde oynanan drama oyunları sayesinde öğretmen için bir yandan çocuklar arasındaki sosyal ilişkileri doğala yakın bir ortamda gözlemleyip değerlendirmek ve gereken desteği sağlamak mümkün olabilirken öğrenciler arasındaki olumlu sosyal ilişkilerin gelişmesine destek de sağlanabilir. Ünite Soruları Aşağıdakilerden hangisi hümanist eğitim yaklaşımında dramanın önemli bir yere sahip olmasının sebeplerinden biri değildir? A) Dramanın öğrencilerin duygularına, psikolojik gereksinimlerine oldukça yer vermesi B) Drama etkinliklerinin mümkün olan tüm biçimlerde öğrencilerin aktif olmalarını sağlaması C) Drama etkinliklerinin çocuk merkezli öğrenme ortamı oluşmasına katkı sağlaması D) Drama etkinliklerinde öğrenciyi strese sokacak değerlendirme kısmına yer verilmemesi E) Eğitici drama yaklaşımının katılanların özgür gelişimine katkı sağlaması I. Çocuk merkezli olması II. Özgür olması III. Geleneksel öğretim biçimlerine yer verilmesi Hümanist eğitim yaklaşımına göre eğitim ortamında bulunması gereken özellikler yukarıdakilerden hangisi/hangileridir? A) Yalnızca I B) I ve II C) I ve III D) II ve III E) I,II ve III 3.Hümanist eğitim yaklaşımı ile ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi yanlıştır? A) İnsanın doğuştan olumlu bir varlık olduğu görüşüne sahiptir. B) Eğitim ortamında öğretmen, öğrenci ve yöneticiler arasındaki kişiler arası ilişkileri önemli bulur. C) Öğrencilerin keşfederek ve anlamlandırarak öğrenmesi gerekliliğini dile getirmiştir. D) Anne ve babaların eğitimin olmazsa olmaz unsuru olarak okuldaki grup süreçlerine katılması gerektiğini savunur. E) Eğitim sürecinde öğrencinin aktif ve pasif olacağı etkinliklere dengeli şekilde yer verilmesi gerektiğini savunur. I. Çocukların potansiyellerini en üst düzeyde gerçekleştirmelerini sağlamak II. Çocukların kendilerine güven kazanmalarını sağlamak III. Çocuğun kendi kendisine yetebilen bağımsız bir birey olmasını sağlamak 4. Hümanist Eğitim Yaklaşımına göre yukarıdakilerden hangisi/hangileri çocuklara özgürlük verilmesinin gerekçesidir? A) Yalnızca I B) Yalnızca II C) I ve II D) I ve III E) I,II ve III 5. Aşağıdakilerden hangisi hümanist eğitim yaklaşımına göre çocukların sahip oldukları potansiyelin ortaya çıkarılması için yapılması gerekenlerden biri değildir? A) İnsanın aktif yapısının göz önüne alınması gereklidir. 10

    11 B) Eğitici drama uygulamalarına yer verilmelidir. C) Eğitim ortamının didaktik olmaktan ödün vermemesine dikkat edilmelidir. D) Çocuğun başkalarına bağımlı kalmadan karar verebilme becerisini kazanması sağlanmalıdır. E) Öğrencilerin teorik bilgilerden ziyade öğrenmeyi öğrenmesi sağlanmalıdır. 6. yaklaşımı öğrenme ortamlarını öğrencilerin lehine değiştirmek amacıyla insan psikolojisinin işe koşulması anlamına gelir. Cevap: Hümanist Eğitim 7. Hümanist Eğitim Yaklaşımı öğrenmenin merkezli olması gerektiğini savunur. Cevap: Öğrenci; 8. Hümanist eğitim yaklaşımına göre eğitici drama oyunundan sonra ayrıntılı şekilde organize edilmiş değerlendirme bölümünün uygulanması gereklidir. a) Doğru b) Yanlış 9. Hümanist eğitim yaklaşımına göre dramaya yalnızca rol oynayarak ve canlandırarak katılmak öğrenciyi aktif kılmak için yeterlidir. a) Doğru b) Yanlış 10. Hümanist eğitim yaklaşımına göre eğitici drama sırasında çocuk hem bedensel hem de zihinsel olarak aktif olmalıdır. a) Doğru b) Yanlış CEVAP ANAHTARI 1. d 2. b 3. e 4. e 5. c a 9. b 10. a ÜNİTE 4 : EĞİTİCİ DRAMADA ÖĞRENME TÜRLERİ / YAŞANTILARI Oyunun İşlevi ve Oyun-Drama İlişkisi Oyun, çocuğun, ait olma, güç kazanma, özgürlük ve eğlence ile ilgili psikolojik ihtiyaçlarını karşılayabilir. Çocuğun bedensel, zihinsel, duygusal ve sosyal yönden gelişmesine katkıda bulunur. Soru: Oyun davranışı, kaç dönemden oluşur? Cevap: Oyun davranışı, bireysel oyun dönemi, paralel oyun dönemi ve sosyal oyun dönemi olarak birbirini izleyen üç dönemden oluşmaktadır. 11

    12 Bireysel ya da tek başına oyun oynama dönemindeki iki yaşından küçük çocuklar, çevrelerindeki diğer çocuklarla ve yetişkinlerle ilgilenmeksizin kendi kendilerine oynarlar. Kendi bedenleriyle meşgul olmanın dışında, ilgilerini çeken nesnelere dokunurlar, onları koklar, dinler ve tadarlar. Nesneleri itme, çekme, atma, iç içe koyma, yuvarlama, vurma gibi davranışlar gösterirler. Paralel oyun döneminde Çocuk, iki yaş civarındadır oyun oynarken yanında başka bir çocuk olmasından hoşlanır hoşlanmaya başlar. Ancak bu sırada yan yana oyun oynaya her iki çocuk da çok kendi işiyle meşgul olmayı tercih eder. Her iki si de kendi oyunu ile baş başadır. Bu durumda, birlikte oynamasalar bile çocukların yan yana aynı ortamda kendi oyunları ile meşgul olabildikleri söylenebilir. Sosyal oyun döneminde çocuk, üç yaşından itibaren, başka bir ya da birden fazla çocukla grup hâlinde oyun davranışı göstermeye başlar. Bu tür oyun davranışının başlamasıyla birlikte oyun grubu önem kazanır ve bu tür oyunlar sosyal etkileşim gerektirdiğinden, çocuğun sosyalleşmesinde önemli rol oynar. Soru: Eğitici dramanın sosyal oyundan farkları nelerdir? Cevap: Amaçlar daha belirgindir ve etkinlik sonunda, yaşanan yaşantılar, ulaşılan amaçlar konusunda değerlendirme yapılır. Ayrıca drama sırasında çocuğun herhangi bir etkinliğe kendinden bir şeyler katmasına, etkinliğe dışarıdan bakabilmesine ve her türlü duygusunu ifade etmesine daha çok olanak vardır. Burada gözden kaçırılmaması gereken bir nokta, drama etkinliğinden yararlanabilmesi için çocuğun sosyal oyunlara katılabilmeye başlamasının gerekli olduğudur. Soru: Piaget (1962), çocuğun zihinsel faaliyetinin gelişme aşamalarını ne şekilde yorumlamıştır? Cevap: O na göre 3 aşamadan oluşan zihinsel gelişimin duyusal motor döneminde oynanan oyunlar, düşünceden çok fiziksel hareketleri kapsar. Bir sonraki aşamada ise sembolik düşünme faaliyetinin bir göstergesi olan, sembolik oyun dönemi başlar. Sembolik oyun, bir nesnenin başka bir nesnenin yerine konduğu, o nesneyi temsil ettiği oyun etkinliğidir. Üçüncü aşamada ise oyun, özünde sosyal olan, kuralları olan yarışma gibi faaliyetleri içerir. Piaget ye (1962) göre düşünme becerileri içselleştirilmiş hareketin sonucunda gelişir. Çocuk dış çevre hakkındaki bilgilerini, çevredeki nesneleri, materyalleri kendisi hareket ettirerek, deneyerek, kurcalayarak kazanır. Özellikle küçük yaştaki çocuklarda, zihinsel işlemler doğrudan doğruya duyusal- motor koordinasyonlardan gelişir. Sosyal olayları, sosyal rolleri ve kuralları da deneyerek, içinde yaşayarak öğrenir. Sosyal oyunlar ve drama etkinlikleri, sosyal yaşamdaki olayların temsili olarak canlandırılması ve yaşama olanağı sunması açısından, çocuğun zihinsel ve sosyal gelişiminde önemlidir. Soru: Mussen ve diğerleri gelişim kuramcılarının çocukta kaç tür oyun davranışı ayırt ettiklerine dikkati çekmişlerdir? Cevap: 3 Tür. Bunlar; Ses çıkaran bir nesneyi sallama gibi araştırıcı oyun (exploratory play), Bloklardan kule yapmak gibi yapılandırıcı oyun (constructive play) ve Çocuğun başka bir kişinin rolünü üstlendiği rol yapma oyunu ya da öyleymiş gibi davranma oyunu (pretend play). Not: Fein (1981) ve Mellou (1996), rol yapma oyununun; fantazi oyun (fantasy play), hayalî oyun (imaginative play), oyun olarak farzetme (make-believe play) olarak da adlandırıldığını belirtmişlerdir. Soru: Rol yapma oyununu kuramcılar ne şekilde ele almışlardır? Cevap: Fein e göre rol yapma oyunu, sanki öyleymiş gibi davranma (as if) niteliğine sahiptir. Başka bir deyişle, çocuğun sanki uyur gibi yapmasını, bir şoför gibi rol yaparak oynamasını, bir tencere kapağını 12

    13 başına şapka niyetine takmasını tanımlar. Sembolik oyun da denilen, çocuk 12 aylıkken gözlenen rol yapma oyunu, 2 yaş civarında daha belirgin ve sürekli hâle gelir Gowen (1995), ise sembolik oyunun 2 yaş civarında görülmeye başladığına ve tüm okul öncesi dönem boyunca önemli bir rol oynadığına dikkati çeker. Fein, 3 yaş civarında görülen ve çocuğun, başka bir çocuğun rol yapmasını, bir nesnenin yerine başka bir nesneyi koymasını anladığı ve uygun biçimde tepki verdiği oyun türünü ise sosyo-dramatik oyun olarak tanımlar. İşte bu tür oyun ile rol oynamaya dayanan drama oyunu arasında yakın bir benzerlik vardır. Tom Morris, Amerika da ilkokul çocuklarına girişimciliği öğütleyen kitapların piyasaya çıktığına dikkati çekerken, söz konusu kitapların yanı sıra çocuklara stresle başa çıkma ile ilgili kitapların da verilmesi gerektiğini vurgulayarak bu gelişimin taşıdığı risklere değinmektedir. İlkokul dönemi çocuklarının, bir an önce yetişkinler dünyasına uyum sağlayabilmeleri için oyundan vazgeçirilmeye çalışılmaları, sağlıklı kuşaklar yetiştirilmesi bakımından doğru değildir. Bu yaşlardaki çocukların daha gelişmiş oyunlara ihtiyaçları vardır. Oyun ve drama sırasında çocuğun kendini tüm benliğiyle konuya ya da yapmakta olduğu etkinliğe vermesinin (absorption) önemine dikkati çekmiştir. Diğer yandan çocuğun ya da kişinin düşünce ve yaşantılarını içselleştirebilmesi için yani bir anlamda kendine mal edebilmesi için (in-flow), yaratıcı ifade biçimlerinin dışa vurulması (out-flow) şarttır. Aksi hâlde içselleştirme olanaksızdır (Slade, 1995). Oyun ve oyun benzeri etkinliklerde, dış dünyanın içselleştirilmesi (kavranması, öğrenilmesi) bu sayede gerçekleşebilir. Not: Drama, çocuğa oyun yaşantısı sağlar. Oyun ve drama çocuklara, gibi yapmayı, olmayı ve kabul etmeyi, yaşamdaki her şeyi denemeyi sağlar. Böylece drama, dinamik bir süreç hâlinde katılanların tüm dikkatlerini kendinde toplar. Oyun ve Eğitici Drama Etkinlikleri Arasındaki Benzerlik ve Farklılıklar Özellikle çağımızda çocuğun edinmesi gereken sosyal davranışlar, sosyal ve fiziksel ortama ilişkin kavramsal bilgiler oldukça arttığından ve karmaşıklaştığından, bazı yönlerden oyuna benzeyen o nedenle de çocuğun ilgisini vermeye adeta hazır olduğu, ancak oyununun sağlayabileceği yararlardan fazlasını sağlamaya elverişli drama benzeri etkinliklere ihtiyaç olduğu da kabul edilmelidir. Bu noktada oyun ve eğitici drama etkinlikleri arasındaki farklılıkları şu şekilde ele alabiliriz; Oyun daha çok kendiliğinden başlar ve eğitim amaçları belirsizdir. Oyunun çocuk eğitiminde birçok yararlarından söz edilebilir (sırasını bekleme, kurallara uyma...). Ancak söz konusu yararların, yalnızca amaçları belirsiz bazı oyunlar oynayarak kazanılması sanıldığı kadar kolay olamayabilir. Eğitici drama daha planlı olduğundan amaçlar önceden belirlidir. Önceden saptanmış eğitim amaçlarına ulaşılıp ulaşılmadığı değerlendirilebilir. Her drama etkinliğinin ait olduğu drama türü, o etkinliğin amaçları konusunda eğitimcilere bilgi sağlayarak planlama işini kolaylaştırır. Oyun ve eğitici drama arasındaki bir benzerlik, oyunda da eğitici dramada da çocuğun dikkat ve enerjisinin etkinlik üzerinde oldukça fazla yoğunlaşmasıdır. Her iki etkinlik türünde de kurallar vardır (kuralsız çocuk oyunları da olmakla birlikte). Ancak, dramanın kuralları önceden belirlense de tartışılabilirliği hatta değiştirilebilirliği daha fazladır. Çoğu çocuk oyununda sonuç önemlidir. Buna bağlı olarak kazanmak ve kaybetmek (yanıp oyun dışı kalmak) söz konusudur. Dramada ise sonuç değil süreç önemlidir. Yani çocuğun katıldığı etkinliği mükemmel yapması değil, sürece katılması üzerinde odaklanılır. Oyunun sonucunda, değerlendirici, kavramsal bilgilerin altının çizildiği, duyguların tanımlandığı ve ayırt edildiği bir tartışma yer almaz. Oysa drama etkinliği sonunda yapılan grup tartışması, oynanan etkinlikle ilgili bilgilerin yerleşmesini, kalıcılığını sağlayabilecek kavramlaştırmalar, kategorilendirmeler, benzetmeler, ayırt etmeler için olanak sağlayabilir. 13

    14 Eğitici Dramada Öğrenme Türleri/Yaşantıları Eğitici drama, katılanlara çeşitli öğrenme türlerini bir arada sunan bir tekniktir. Bu teknikler nelerdir detaylandıracak olursak; Yaşantılara dayalı öğrenme Hareket yolu ile öğrenme Aktif öğrenme Etkileşim yolu ile öğrenme Sosyal öğrenme Tartışarak öğrenme Keşfederek öğrenme Duygusal öğrenme İş birliği kurarak öğrenme Kavram öğrenme Yaşantılara Dayalı Öğrenme Drama etkinliği, tüm katılımcıların içinde yaşadıkları bir süreçtir. - J. J. Rousseau, 1782 yılında yayımlanan kitabı Emile de, çocuğun öncelikli olarak kendi yaşantılarından öğrenmesi gerektiğini vurgular. Bu, başka insanlardan öğrenmeye başlamadan önce gerçekleşmelidir. - Amerikalı Filozof John Dewey e göre de çocuk başkalarının düşünce ve görüşlerini ifade etmeden önce, o düşünce ve görüşleri kendisi araştırmalı ve denemelidir. Dünyaya geldikleri andan itibaren çocuklar çevrelerine karşı meraklıdırlar. Bu merakı gidermek ve çevresi hakkında bilgi edinmek için her şeye dokunma, bakma, tadına bakma, koklama, dinleme ihtiyacı içindedir. Yaşayarak öğrenme kalıcı davranışların kazanılmasını sağlayan etkili bir öğrenmedir. İnsanın kendi yaşantıları sırasında, yaptığı davranışlarının sonucunda çevrede meydana gelen sonuçlar ya da değişiklikler, söz konusu davranışların gelecekte tekrarlanma olasılığını etkiler. Özellikle davranışçı öğrenme kuramlarının önerdiği bu öğrenme yönteminin etkinliği genelde kabul edildiğine göre çocuğun kendi davranışları yolu ile öğrenmesine olanak tanıyan drama etkinliklerinin önemi açıktır. Not: Son yıllarda yapılan yeni araştırmalar, çocuğun çok boyutlu yaşantılar yolu ile öğrenebildiğini göstermiştir. Söz konusu boyutlar, duyusal, kinestetik, uzaysal, sözel, mantıksal, kişisel ve kişiler arası yaşantılardan oluşmaktadır. Bu boyutlara bakıldığında, yalnızca bilişsel düzeyde, hatırlamaya dayanan (yani ezberlenen) bilgileri amaçlayan değil, kişisel ve kişiler arası yaşantıları da amaçlayan eğitim tekniklerinin önemsendiği anlaşılır. Hareket Yolu ile Öğrenme Piaget ye göre (1962, 1963), çocuğun dış dünya ile ilgili ilk bilgileri, kendi hareketleri aracılığıyla zihinsel olarak oluşturduğu şemalardır. Çocuk, yaşadığı dünyayla hareketleri aracılığı ile tanışır ve yine kendi hareketlerine bağlı olarak dışarıdan aldığı tepkiler, kendisinin dışındaki bu dünyayı anlamasını sağlar. Çocuklar iki yaşına kadar motor etkinlikleri ve edindikleri duyusal izlenimler aracılığı ile çevrelerini tanırlar. İki yaşından yedi yaşına kadar olan çocuklar ise bedensel olarak algıladıkları duyumlar ve dış çevrelerindeki görsel izlenimlerle, simgelere (sözcükler gibi...) egemen olurlar. Bu nedenle özellikle okul öncesi dönemde çocuklar, sözel anlatımdan çok, harekete dayalı tekniklerle daha etkili olarak öğretilebilir. Lillard (1973), Piaget nin, hareketler ve bu hareketlere ilişkin olarak algılanan duyular yolu ile öğrenmenin, yalnızca duyusal motor dönemde (0-2 yaş) değil, insanın tüm yaşamı boyunca önemli olduğunu ileri sürdüğünü bildirmiştir. Piaget nin bu görüşlerinden hareketle, özellikle okul öncesi dönemde, çocuklara verilen eğitimde, drama etkinliklerinden geniş oranda yararlanılması gerekir. Doğrudan doğruya sözel anlatıma dayalı eğitim teknikleri ise ancak yaşlarındaki formal işlemler dönemindeki çocuklara uygulanabilir. 14

    15 Drama etkinliklerine katılan çocuklar, kendi hareketleri sayesinde birçok kavramı (büyük-küçük), olayı (oyuncak paylaşma, gezegenlerin hareketi), süreci (tohumun bitkiye dönüşmesi) öğrenebilirler. Okul öncesi dönemdeki çocuklar, hareket ederek, duygularını ifade edebilir, ihtiyaçlarını hakkında bilgi verebilirler. Bedeni üzerinde denetim sağlaması çocukların kendine olan güvenini pekiştirir ve etrafını çevreleyen uzayın farkına varır. McCaslin, dil problemi olan çocukların hareket yolu ile kendilerini ifade etmekten büyük zevk aldıklarına dikkati çekmiştir. Gardner (1993), çoklu zekâ kuramında, öğrenmenin hem kendi hareketlerimizden hem de başka insanların ve nesnelerin hareketlerinden mimiklerle, dans ederek, rol oynayarak gerçekleştiğini vurgulamıştır. Kinestetik zekâ adını verdiği bu tip zekâ, doğrudan doğruya bedenin duyumsadığı, harekete ilişkin yaşantılara dayalıdır. Cranston a (1991) göre Gardner in çoklu zekâ kuramında sözünü ettiği uzaysal zekâ da dramada işlevseldir. aynı unsurların benzer örneklerini kavrama, bir unsuru diğerine dönüştürme ya da bir dönüşümü kavrama, zihinde canlandırma ve parçalara bakıp, parçalar tamamen görünürde olmasa bile bütünü anlamak gibi yeteneklerin drama etkinliğiyle gelişebileceği ileri sürülmüştür. Montessori e göre zihinsel gelişim de ancak hareketle mümkündür. Harekete bağlıdır. Hareket insanın kişiliğinin bir parçasıdır ve hareketin yerini hiç bir şey alamaz. Gutrie göre kas kasılmalarından oluşan hareketler bir uyarıcı kombinasyonu ile birlikte ortaya çıktığında, söz konusu uyarıcılar bir dahaki sefere aynı hareketler tarafından izlenirler. Aktif Öğrenme Çocuğun araştırırken ve kendi ilgisine göre etkinlik ve araç seçerken daha iyi öğrendiğine inanan eğitimciler ise çocuğun öğrenme sürecinde aktif olması gerektiğine inanırlar (Montessori). Aktif öğrenmede, öğretmenin değil, çocuğun merkezde olduğu ve böylece daha etkili olarak öğrendiği ileri sürülür. Fredriksen (1986) engelli çocuklarl da da aktif öğrenmenin öğrenciyi güdüleyici etkisine değinmiştir. Çocukların çevrelerine olan merak ve ilgileri aktif öğrenme ile ilgili diğer bir davranıştır. Merak da öğrenmede önemli bir güdüleyici faktördür. Özellikle oyun biçimindeki etkinliklerde, uyarıcı elde etmek için yapılan etkinliklerde ve yalnızca yapılan etkinliğin kendisinin ödül olduğu etkinliklerde görülen merak, sadece insanda değil hayvanlarda bile önemlidir. Drama bir anlamda katılımcı pedagojidir. İzleyici olmak yerine, sürece katılarak hem dönüştürmek hem yorumlamak hem analiz etmek ve hem de sentezlemek yolu ile kendini, başkalarını ve nesneleri öğrenmek, anlamak mümkün olur. Etkileşim Yolu İle Öğrenme Montessori, Rousseau, Pestalozzi ve Froebel, çocuğun kendini özgür hissettiği ve sevgi gördüğü bir ortamda, sahip olduğu iç potansiyelini gerçekleştirebileceğini savunmaktadırlar. Çocuğun çevresiyle (hem fiziksel hem de sosyal çevresiyle) olan aktif etkileşimde olması gerektiğini ve bu etkileşim aracılığı ile kendisi ile ilgili bilgi edinebileceğini, kendisini anlayabileceğini ve kişiliğinin bütünlük kazanabileceğini ileri sürmüşlerdir. Vygotsky e (1986) göre çocuklar yetişkinlerle ve daha olgun akranlarla olan etkileşimleri sırasında, dile dayalı diyalogları içselleştirirler. Diyaloglardaki dili kullanarak kendi davranışlarına yön verirler ve yeni beceriler kazanırlar. Çocuklarla, toplumun daha bilgili üyeleri arasındaki iş birliğine dayalı diyalog tarzındaki sosyal etkileşim, çocuğun içinde yaşadığı kültürdeki davranışları ve düşünce biçimlerini öğrenmesini sağlar. 15

    16 Vygoysky (1986) ve Piaget (1962), akranlar arasındaki etkileşimin, çocukların zihinsel gelişimine katkısını özellikle vurguladılar. Vygotsky çocuğun kendinden daha olgun akranlarla diyaloğuna, etkileşimine önem verirken Piaget, özellikle akranların kendi aralarındaki etkileşimlerine önem vermiştir. Lindvaag ve Moen (1980), diyalog pedagojisi adını verdikleri, dramadaki etkileşimle öğrenme sırasında, karşılıklı diyalog tarzındaki iletişimle hem konuların daha derinlemesine öğrenilebileceğini hem de öğrenme ortamındaki kişilerin birbirlerine bakış açılarının daha açık hâle gelebileceğini vurgulamışlardır. Yazarlara göre drama sırasındaki diyaloglarla etkileşim sayesinde, ilişkileri geliştirmek de mümkün olabilir. Çünkü ilişkilerdeki aksaklıklar daha kolay fark edilir. Sosyal Öğrenme - Tarde (1903) insan davranışlarının temelinde taklit etmenin bulunduğunu öne sürmüştür. Tarde nin görüşüne göre insanların birbirlerini taklit etmeleri yönünde doğuştan bir eğilimleri vardır. - Moreno (1934; 1960), bir organizasyondaki kişiler arası ilişkileri, sosyometri ve rol oynama konularını inceleyerek eğitime katkıda bulunurken, - Dewey (1930) yüz yüze etkileşime dayanan küçük gruplarda, grup dinamiklerinin gelişimi ile ilgilenerek, öğrenmenin sosyal yönüne dikkati çekmiştir. Önemlii! Çocukların uyumlu ve başarılı bireyler olarak yetişmesinde en önemli unsurun, daha önceleri sanıldığı gibi zekâ değil, asıl önemli olanın, sosyal ilişkilerde gerekli olan sosyal beceriler olduğu görüşü son yıllarda daha çok vurgulanır olmuştur. Diğer insanların yerine kendini koyabilmek, iletişim becerileri, özgüven gibi nitelikler daha çok ön plana çıkmıştır. Tartışarak Öğrenme Dowling ve Dauncey e göre (1989) çocuklar için sınıf ortamında tartışma bir öğrenme biçimidir. Tartışmalar, öğrenme durumunun bir parçası olarak öğretmen tarafından düzenlenebilir. Bir işlem veya bir etkinlik öncesinde ya da sonrasında yapılan tartışmalar öğreticidir. Karşılıklı olarak tartışılırken, birçok kavram ve konu daha iyi belirginleşmekte ve birçok yönü ile irdelenebilmektedir. Eğitici drama etkinliği sonunda, soru-cevap yöntemi ile yapılan tartışmaların, çocuğa, yaşadıklarını etiketleme, kavramlaştırma yönünden yararlı olduğu kabul edilmektedir. Slade e göre etkili öğrenmelerin gerçekleşebilmesi için çocukların hareket etmelerinin yanı sıra deneyimlerini, yaşantılarını, gördüklerini sözel olarak da ifade etmeleri gerekir. Keşfederek Öğrenme Cranston a (1991) göre beynimizin işleyişi ile ilgili olarak yapılan araştırmalar, harekete, stresin azaltılmasına, soru sormanın teşvik edilmesine, problem çözmeye, hayalî oyun ve rol oynamaya dayanan tekniklerin önemini vurgulamaktadır. Keşfederek öğrenmenin anlamlı öğrenme ile ilişkisine değinen Schunk (1991), anlamlı öğrenmenin, çocuğun çevresini araştırıp bazı bilgilere kendisinin ulaşması demek olduğunu ileri sürmüştür. Keşfederek öğrenme, öğretmenin düzenlediği etkinliklerde, öğrencilerin inceleme, kullanma ve araştırmaya dayalı tümevarım yolu ile elde ettikleri bilgilerle gerçekleşebilir.. Duygusal Öğrenme Bolton a göre her drama etkinliğinde etkileşimsel bir yapı olduğu gibi psikolojik bir yapı da vardır. Duyguların açığa çıkmasıyla, duygularda iz bırakan bir öğrenmeden ve insanın kendisinin ve diğer insanların psikolojik yönlerini fark etmesi, kavraması anlamında psikolojik bir öğrenmeden söz edilebilir. Bloom (1979), öğrenmenin duygularla mutlaka ilişkili olduğunu ileri sürerek, insanda öğrenmeyi yalnızca bilişsel değil, aynı zamanda duygusal bir temele yerleştirmiştir. Bloom, öğrenmenin, duygulardan arınmış bir ortamda meydana gelmediğinin, öğrenme ortamında, öğrenci duygularının (olumlu ve olumsuz duyguların, kabul edilme ve edilmeme derecesinin) belirleyici olduğunun farkına varmıştır. 16

    17 Cranston (1991), 1970 li yılların ortaları ve 1980 li yıllarda, süper öğrenme denilen öğrenme türünün, zihinsel ve duygusal öğrenmenin etkileşimi ile tamamlandığına dikkati çekmiştir. Lazanov (1979), bilişsel olarak üstü kapalı olan bilinçaltı kapasitelerin, rahat bir ortamda, uygun ses tonu ve yaşantılar yolu ile öğrenciyi güdülendiren oyunsu teknikler (drama) yolu ile açığa çıkabileceğini ileri sürmüştür. Duygularla öğrenme arasındaki ilişkiyi ele alan bir çalışmada, üzgün duygu durumunda olan deneklerin, öykülerdeki üzgün karakterlere ilişkin bilgileri daha iyi hatırladıkları saptanmıştır. Mutlu deneklerin ise mutlu olan karakterleri daha iyi hatırladıkları görülmüştür. Gray (1982) tarafından yapılan çalışmaya göre ise engellenme, kaygı durumlarında, organizmaların çevreye daha çok dikkat ettikleri ve pasifleştikleri belirlenmiştir. İş birliği Kurarak Öğrenme Problem çözmek, özgün bir ürün oluşturmak ya da araştırma yapmak amacıyla çocukların çocukların birbirleriyle iş birliği yaparak çalıştıkları, iş birliği yolu ile öğrenme, eğitici drama etkinliklerinde sık yararlanılan bir öğrenme yoludur. - Soru: Çocuk iş birliği sırasında hangi kazanımlara sahip olur? Cevap: İş birliği kurma sırasında, karşılıklı olarak birbirlerine yardım etme ve birbirlerinden yardım, grup ile birlikte çalışma, grup birliğinin farkına varma gibi önemli deneyimler kazanır. Kavram Öğrenme Drama etkinliği bitiminde yapılan tartışmanın da çocukların, etkinlik sırasında yaşadıklarını, etiketleyerek, kodlayarak kategorilendirerek, ayırt ederek, adlandırarak ve tanımlayarak bilişsel düzeyde kavramlaştırmalarına yardımcı olabilir. Siks in (1983) de belirttiği gibi bir kavramı öğrenmek için o kavramı algılamak, aktif olarak yaşamak yeterli olmaz. O kavramı sözel olarak da tartışmak gerekir. Kavram öğrenme sürecinde, kavramın isimlendirilmesi, tanımlanması, söz konusu kavramla ilgili ve ilgisiz olan niteliklerin tanımlanması ve o kavrama ait olan ve olmayan örneklerin belirlenmesi, ayırt etme ve genelleme yolu ile olur. Çilenti nin de (1979), belirttiği gibi öğrencilere, doğrudan doğruya kendileri tarafından yaşanan ve tüm duyu organlarına dayanarak elde ettikleri yaşantıları kazandıran araç ve yöntemler arasında, dramatik etkinlikler de vardır. Ünite Soruları 1,Aşağıdakilerden hangisi dramada yer verilen öğrenme türlerinden biri değildir? A. Yaşantılara dayalı öğrenme B. Aktif öğrenme C. Tartışarak öğrenme D. Kavram öğrenme E. Gösterim yoluyla öğrenme I. Drama etkinliğini katılanların kimi zaman içinde yaşadıkları, kimi zaman pasif oldukları bir süreç olarak görür. II. Özellikle davranışçı öğrenme kuramlarının önerdiği bir öğrenme yöntemidir. III. Canlandırılan durumlar gerçek olmasa da etkinliğin kendisini gerçek bir yaşantı olarak görür. 2,Yukarıda verilenlerden hangisi/hangileri yaşantılara dayalı öğrenme tekniği için doğrudur? A. Yalnızca I B) Yalnızca II C)Yalnızca III D) II ve III E)I,II ve III 3,Gelecekteki iş yaşamında çok önemli bir beceri olarak ortaya çıkacak olan, çocukların ortak bir amaç için başkalarıyla birlikte hem onların katkılarını destekleyip kabul ederek hem de kendi görüş ve yeteneklerini ortaya koyarak çalışabilme alışkanlığı kazanmasını amaçlayan eğitici dramadaki öğrenme türü hangisidir? 17

    Yazı kaynağı : docplayer.biz.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap