Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    bir gök cismini gözlemleyerek yıldız olup olmadığını nasıl belirlersiniz

    1 ziyaretçi

    bir gök cismini gözlemleyerek yıldız olup olmadığını nasıl belirlersiniz bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Bir Bakışta Gökyüzü: Yıldızlar, Gezegenler ve Ay

    bir gök cismini gözlemleyerek yıldız olup olmadığını nasıl belirlersiniz? acil ödevim var 7. sınıfım. - Eodev.com

    bir gök cismini gözlemleyerek yıldız olup olmadığını nasıl belirlersiniz? acil ödevim var 7. sınıfım. - Eodev.com

    Açıklama:

    durakn ye katılıyorum ama bende araştırdım bulamadım biraz daha bakicam bulursan direk sana yollicam şuanlik bence yıldız olup olmadığını şöyle anliyorlardir bir açığı veya yıldızın bir özelliği vardır ona göre belli oluyordur

    Yazı kaynağı : eodev.com

    bir gök cismini gözlemleyerek Yıldız olup olmadığını nasıl belirleriz​ - Eodev.com

    bir gök cismini gözlemleyerek Yıldız olup olmadığını nasıl belirleriz​ - Eodev.com

    Cevap:

    bilmiyorum

    Açıklama:

    b

    lemiyorum

    Yazı kaynağı : eodev.com

    Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü

    Astronomi konusunda merak ettiklerinizi bize ulaştırabilirsiniz. Sorunlarınız en kısa zamanda cevaplanacaktır.

    Soru - Cevap

    Yazı kaynağı : astronomi.istanbul.edu.tr

    Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü

    (D=30 cm, f=3800 mm)

    Arazi için Tripod'u vardır. Teleskop Ekvatoral ve Azimutal sistemde çalışabilmektedir. Kendi hafızasında 65530 tane cisim kayıtlı olup,bu cisimlere otomatik olarak yönelebilmektedir.

    (D:Ayna çapı, f: odak uzaklığı)

    Yazı kaynağı : astronomi.istanbul.edu.tr

    7. Sınıf Fen Bilimleri Ders Kitabı Sayfa 33 Cevapları Yıldırım Yayınları

    Aynı yıldız etrafında dolanan birçok 'Dünya' bulundu!

    Aynı yıldız etrafında dolanan birçok 'Dünya' bulundu!

    NASA'nın Spitzer adlı uzay teleskobu yeni bir keşfe imza attı. Bizden yaklaşık 39 ışık yılı ötedeki (39 x 9.500.000.000.000 km!) bir yıldız etrafında dolanan birçok öte-gezegenin varlığını ortaya koyan veriler elde etti. Bu yıldız etrafında dolanan 3 öte-gezegen daha önce bulunmuştu. Ancak yeni gözlemlerle aynı yıldız etrafında dolanan 4 adet öte-gezegen daha belirlendi. Soğuk cüce bir yıldız ve onun etrafında dolanan Dünya benzeri 7 öte-gezegen. 

    Bulgunun detaylarına girmeden önce bir konuya açıklık getirelim. Öte-gezegen ve gezegen arasındaki farkı ortaya koyalım. Gezegen dediğimiz cisimler Güneş Sistemi'nde bulunan ve gezegen olma şartını sağlayan gök cisimleridir. Öte-gezegen ise başka yıldızlar etrafında dolanan gezegenlere verilen bir isimlendirmedir. Peki gezegen olma şartları nelerdir:

    1) Yıldızı etrafında bir yörüngeye sahip olmalı,
    2) Küresel bir şekle sahip olmalı (yani yeterince büyük kütleli olmalı),
    3) Yörüngesinde en büyük kütleli cisim olmalı ki yörüngesini temizleyebilsin.

    İşte bu 3 şartı sağlayan gök cisimleri Güneş Sistemi'nin elemanı ise gezegen, başka yıldızların bir üyesi ise öte-gezegen olarak adlandırılır. 'Öte' kelimesinden kasıt 'Güneş Sistemi dışında' demektir. Eğer herhangi bir yıldız etrafında dolanan bir cisim yukarıdaki ilk 2 şartı sağlayıp 3. şartı sağlamıyorsa o artık bir gezegen değil bir cüce gezegendir. İşte bu nedenle Pluton 2006 yılında yapılan yukarıdaki yeni gezegen tanımlamasına göre cüce gezegen kategorisine alınmıştır. Öte-gezegen nasıl belirlenir merak edenler için işte ilgili yazımız: Öte-gezegen Belirlemenin 5 Yolu

    Bizden yaklaşık 39 ışık yılı ötede Trappist-1 adı verilen yıldız etrafında keşfedilen bu 7 adet öte-gezegen Merkür, Venüs, Dünya ve Mars gibi karasal gezegenler. Daha ilginç olan şey ise hepsinin yüzeyinde sıvı su bulunma potansiyelinin yüksek olması. Sıvı su bildiğimiz anlamda yaşam için anahtar bir molekül. Öte-gezegenlerin yıldızına olan mesafesi ise Merkür'ün Güneş'e olan mesafesinden bile daha küçük. Ancak bir gezegenin yıldızına bu denli yakın olması o gezegen üzerinde yaşam olmayacağı anlamına gelmiyor. Bir gezegende yaşam olabilmesi için sadece gezegen-yıldız arası mesafe değil o yıldızın türü de çok önemli (kütlesi, ışınım gücü vb).

    Aynı yıldız etrafında dolanan birçok Dünya bulundu

    Keşfe konu olan Trappist-1 isimli yıldız soğuk (yüzey sıcaklığı 2700 derecenin altında) minik bir yıldız. Kütlesi Güneş'in kütlesinin sadece %8'i kadar. Yıldızın çapı ise Jüpiter'den birazcık daha büyük. Bu nedenle uzaya birim zamanda yaydığı enerji Güneş'e kıyasla daha düşük.

    Aynı yıldız etrafında dolanan birçok Dünya bulundu

    Dünya'da hayat olmasının başlıca nedeni gezegenimizin Güneş'e uygun bir mesafede olması. Güneş'e ne Venüs gibi çok yakın ne de Mars gibi çok uzak. O nedenle Trappist-1 etrafında dolanan hayat barındırabilecek bir öte-gezegenin Trappist-1'a çok yakın olmasını beklemek mantıklıdır. Yakın olsun ki hayat barındırabilecek derecede enerji alabilsin ve uygun bir yüzey sıcaklığına ulaşsın. Nitekim öte-gezegenler Trappist-1 yıldızına gerçekten çok yakın konumlarda yer alıyorlar. Bulgular gösteriyor ki keşfedilen 7 gezegenin en az 3'ünde hayat olabilir.

    Aynı yıldız etrafında dolanan birçok Dünya bulundu

    Trappist-1 genç bir yıldız. Dünya’da akıllı yaşam formlarının gelişmesinin milyarlarca yıl sürdüğü düşünülürse Trappist-1’in gezegenlerinde akıllı yaşam olmayabilir. Diğer yandan daha yaşlı başka bir yıldıza ait bir başka gezegen sisteminde bulunan ileri bir uygarlık gezegenlerini terk etmek ve keşfettikleri Trappist-1 yıldızının hayat barındırma ihtimali olan bu gezegenlerine yolculuk etmek zorunda kalmış olabilir. Bu şu anki teknolojimizi göz ününde bulundurduğumuzda bilim kurgu gibi görünsede unutmayın evrenin ilk 9 milyar yılı boyunca ne Güneş Sistemi ne Dünya ne de biz buradaydık. Gezegenimizin bu evrendeki tarihi sadece 5 milyar yıl. Ancak evren 13.8 milyar yıl yaşında. Pek tabii bizden sadece 1 milyon yıl önce ortaya çıkmış zeki bir yaşam formu Trappist-1’e ulaşmayı başarmış olabilir. Düşünün 1 milyon yıl sonra insanoğlu teknolojide acaba hangi düzeyde olurdu. Tabii optimist düşünerek bu süreçte kendini yok etmediğini farz edersek.


    Aynı yıldız etrafında dolanan birçok Dünya bulundu

    Keşfedilen öte-gezegenlerin birbirleri arasındaki mesafeler de çok küçük. Örneğin Trappist-1 yıldızına en yakın 2 öte-gezegenin (Trappist-1b and Trappist-1c) birbirleri arasındaki mesafe Dünya-Ay arası mesafenin sadece 1.5 katı! Yaklaşık 600.000 km! Yani eğer o iki gezegende hayat varsa komşu gezegenden diğerine gitmek Dünya'dan Ay'a gitmek kadar kolay olurdu. Düşünün örneğin Trappist-1b'de yaşıyorsunuz ve arkadaşınız size 'bu hafta sonu ne yapacaksın?' diye soruyor. Siz de 'Trappist-1c'deki (gerçi muhtemelen oranın yerlileri kendi gezegenleri için Dünyalılar gibi isim vermez daha uygun bir isim bulurlardı herhalde) arkadaşım Ahmet'i görmeye gideceğim diyorsunuz. İşte Trappist-1 yıldızının gezegenleri birbirine bu denli yakın mesafede bulunuyor! 

    Aynı yıldız etrafında dolanan birçok Dünya bulundu

    Yeryüzündeki bazı teleskopların da desteği ile Spitzer Uzay Teleskobu sayesinde yapılan bu keşfi özel yapan şey şu: İlk kez bir yıldız etrafında dolanan birçok gezegenin aynı anda hayat barındırma olasılığı var. Bu Güneş Sistemi’nde birçok Dünya olması gibi bir şey. İnanılmaz değil mi! 

    Aynı yıldız etrafında dolanan birçok Dünya bulundu

    Galaksimizde belki trilyonlarca öte-gezegen var ve bunların milyonlarcası hayat barındırıyor olabilir. Bugüne kadar sadece birkaç bin adet öte-gezegen belirlendi ve bunların yaklaşık 50 tanesinde hayat olabileceğini düşünüyoruz. Unutmayın galaksimiz çok büyük. Güneş Sistemi dışında trilyonlarca başka gezegen olsa bile onları belirlemek kolay değil. Çünkü çok uzaktalar. 

    İnsanlık bize en yakın yıldız Proxima Centauri’ye minik uzay araçları göndermeyi planlıyor. Çünkü bu yıldız etrafında hayat barındırabilecek bir adet öte-gezegen keşfedildi (Bkz. Dünya'ya en yakın öte-gezegen belirlendi). Diğer yandan bu yeni keşif gösterdi ki bir yıldız hayat barındırma ihtimali yüksek birçok öte-gezegene ev sahipliği yapıyor. Bu da gösteriyor ki insanlığın yeni ziyaret noktası Trappist-1 olabilir. 

    Aynı yıldız etrafında dolanan birçok Dünya bulundu

    Ancak böyle ziyaretlerde aşmamız gereken en önemli sorun mesafe. Proxima Centauri bizden sadece 4 ışık yılı ötedeyken, Trappist-1 yaklaşık 39 ışık yılı ötede. Neredeyse Proxima Centauri'den 10 kat daha uzakta. Yani şu an için ve önümüzdeki uzun yıllar boyunca Trappist-1 yıldızını elde Türk kahvesi ve lokumu ziyaret etmek pek mümkün görünmüyor.

    Aynı yıldız etrafında dolanan birçok Dünya bulundu
     

    İnsanlığın galaksimiz içerisindeki yaşam barındırabilecek öte-gezegenlere kredi kartına 12 taksit indirimli aile turları düzenleyecek teknolojiye ulaşıp ulaşamayacağı henüz belirsiz. Muhtemelen o teknolojiye ulaşamadan insanlık kendini kimyasal veya nükleer silahlarla yok edebilir. Ancak öyle görünüyor ki galaksimiz ve bir bütün olarak evren hayat barındırma potansiyeli yüksek birçok gök cismine ev sahipliği yapıyor (Bkz. Nerede Bu Uzaylılar?). Büyük Patlama ile evrene saçılan yaşam sadece Dünya gezegeninde değil belki milyarlarca başka gök cisminde daha hayata tutunmuş olabilir. Gelecek ilginç bilimsel keşiflere gebe, #gelecekuzayda!

    Bilim, mantık ve sevgi yol göstericiniz olsun,
    Twitter/astronomTurk

    Trappist-1 yıldızında keşfedilen 3 öte-gezegenin makalesi -> Trappist-1 ilk makale
    Yeni keşifle belirlenen 4 öte-gezegenle birlikte 7 öte-gezegen hakkındaki yeni makale -> Trappist-1 ikinci makale

    Yazı kaynağı : www.hurriyet.com.tr

    Güneş Dışı Gezegenler Nasıl Belirleniyor

    Güneş Dışı Gezegenler Nasıl Belirleniyor

    Artık iyice anladık ki, bırakın bize uçsuz bucaksız gelse de kimilerine göre sonsuz sayıdakinden yalnızca bir tanesi olan, gökadamız Samanyolu’nda bile yalnız değiliz. Güneş Sistemimiz dışında  keşfedilen gezegenlerin sayısı, 2013 yılı sonu itibariyle bine yaklaştı. Üç bin beş yüzden fazla da aday sırada bekliyor. Ama duyarlılık dereceleri giderek yükselen gözlem araçlarıyla elde edilen bulguları değerlendiren gökbilimcilere göre, bırakın gaz devlerini ya da yıldızlarının burnunun dibinde kavrulan ya da uzaklarında donan ötekileri, Dünyamız gibi kayaç gezegenlerden onmilyarlarca var. Hem de yıldızlarının çevresinde yaşama izin verecek uzaklıklarda dolaşıyorlar. Gökbilimciler, bu heyecan verici keşifleri yaratıcı yöntemler kullanarak yapıyorlar. İşte belli başlıları:

    RADYAL HIZ YÖNTEMİ: 

    İşte çok duyarlı algılayıcılarla yıldızın ışığındaki bu düzenli “kaymaları” saptayan gökbilimciler, çevrede dolanan bir gezegenin varlığını belirlerler. Spektrometre (tayfölçer) denen bu aygıtların en gelişkinleri, saniyede 1 metre ölçeğindeki hız değişimlerini bile saptayabiliyor.

    Doppler spektroskopisi (tayfölçümü) olarak da bilinen bu yöntem, gezegen avcılığında kullanılanların  en başarılı olanlardan biri. Kepler teleskopu “transit geçiş” yöntemiyle rekor üzerine rekor kırmadan önce, keşfedilen Güneş dışı gezegenlerin büyük bölümü bu yöntemle belirlendi. Ancak yöntem uzaklıktan bağımsız olmakla birlikte, yüksek duyarlılık için arka plan gürültüye kıyasla çok daha güçlü bir sinyal gerektirdiğinden en etkili biçimde Güneş’ten yalnızca 160 ışıkyılına (1 ışıkyılı, ışığın boşlukta bir yılda aldığı yol, yaklaşık 10 trilyon km) kadar uzaklıktaki yıldızların incelenmesinde kullanılabiliyor.Bu yöntemle yıldızlarına yakın yörüngelerde dolanan büyük kütleli gezegenler (dev Jüpiterler) kolayca bulunabiliyor; ama büyük uzaklıklarda dolananların belirlenebilmesi, yıllar boyu süren gözlemleri gerektiriyor. Bizim gözlem çizgimize dik yörüngelerde dolanan gezegenler de, yıldızlarının hareketinde daha küçük yalpalar üretiyorlar ve dolayısıyla belirlenebilmeleri daha güç. Bir yıldızın kütlesi, yüzeyinden yaydığı ışığın tayfından belirlenebiliyor. Çünkü yaydığı ışığın rengi, yüzeyinin sıcaklığının bir türevi (Bkz: Yıldız Sınıfları). Yıldız oluşumu ve gelişmesiyle ilgili kuramsal modeller de yıldızın sıcaklığından, kütlesi, yaşı ve kimyasal içeriğinin hesaplanmasına olanak veriyor. Yıldızın kütlesi bilinince, gezegeninin yol açtığı yalpanın değeri de gezegenin kütlesinin hesaplanabilmesini sağlıyor. Bu yöntemin bir kusuru, gezegenlerin ancak minimum kütlesini belirleyebilmesi. Gezegenin gerçek kütlesi, bu değerin %20 üzerinde ya da altında olabiliyor. Gezegenler, görüş çizgimize dike yakın yörüngelerde dolanıyorlarsa belirlenen kütlesi gerçeğine daha yakın oluyor. Radyal hız yöntemi, geçiş (transit) yöntemiyle gezegen keşiflerini doğrulamak için de kullanılıyor. Her iki yöntem birlikte kullanıldığında varlığı belirlenen gezegenin kütlesi de duyarlı biçimde ölçülebiliyor.  

    ASTROMETRİ YÖNTEMİ:

    Ama yöntemin başka bir kullanılış biçimi de var. Gökbilimcilere düşen, çevresinde gezegen barındırdığından kuşkulanılan yıldızın gerisinde ve yakınlarında sabit bir “referans” yıldız belirlemek. Bu referans yıldızın görece sabit olması önemli, çünkü bazı yıldızların yüksek doğrusal hızları vardır ve gezegen gözlemlerinin yapıldığı uzun yıllar boyunca gökteki konumları değişebilir. Bir gezegenin varlığına işaret eden yalpa, hedef yıldızın referans yıldıza düzenli olarak yaklaşıp uzaklaşmasıyla belirlenir ve derecesi ölçülür. Yine de yıldızın konumundaki değişim öylesine ufak oluyor ki, yeryüzündeki en gelişkin teleskoplarla bile yeterince duyarlı ölçümler yapılamıyor. Ama Hubble Uzay Teleskopu, 2002 yılında daha önce Gliese 876 adlı bir yıldızın çevresinde keşfedilmiş olan bir gezegenin özelliklerini, astrometri yöntemiyle belirledi. Bu kısıtlara karşılık astrometri, yönteminin potansiyel bir avantajı, özellikle uzak yörüngelerde dolanan gezegenlerin belirlenmesi için elverişli olması. Bu özelliği, onu daha yakın yörüngelere duyarlı yöntemler için bir yardımcı durumuna taşıyor. Ne var ki, yıldızlarından astrometri yöntemiyle saptanabilecek kadar uzak yörüngelerde dolanan yıldızlar, bir yörünge turunu çok uzun zamanlarda tamamlayabildiklerinden, yıllar, hatta on yıllar süren gözlemler gerekiyor. 

    GEÇİŞ (TRANSİT) YÖNTEMİ:

     Ayrıca gezegen atmosferinden geçen ya da üstünden yansıyan yıldız ışığının kutuplanması ölçülerek de bir gezegen atmosferinin (dolayısıyla da gezegenin) varlığı belirlenebilir. Ek bir avantaj da, gezegenin ışınımının ölçülebilmesi. İkincil örtüş (gezegenin yıldızın arkasına geçtiği durum) sırasında yıldızın fotometrik şidddeti (parlaklık değeri) ikincil örtüş öncesi ya da sonrası değerden çıkarılacak olursa, elde yalnızca gezegenden gelen değer kalır. Böyle olunca da gezegenin yüzey sıcaklığı, hatta üzerinde bulut oluşumunun olası izleri belirlenebiliyor.

    Ancak, transit yönteminin tartışmasız kralı, NASA’nın 2009’da fırlattığı Kepler aracı. 2013’te bozulmadan önce dört yıl Kuğu Takımyıldızı bölgesinde 150.000 gezegeni aynı anda ve her yarım saatte bir gözleyerek Dünya benzeri kayaç gezegenleri arayan Kepler’in ilk üç yıl içinde belirlediği gezegen adaylarının sayısı 3538. Bunların içinden 167’sinin gezegen kimlikleri kesinleşti.

    Ancak yöntemin iki de önemli dezavantajı var: İlk olarak bu yöntemle gezegen saptanabilmesi için, gezegenin yörünge düzleminin gözlemcinin görüş çizgisiyle aynı düzlemde olması gerekir. Yani gözlemcinin yörüngeyi yalnızca kenarından, bir çizgi halinde izleyebilmesi gerekir ki, böyle bir dizilim olasılığı son derece düşük. Bir gezegenin yıldızın ekvatorunu izleyerek geçiş yaparken izlenebilme olasılığı, matematiksel olarak yıldızın çapının gezegen yörüngesinin çapına olan oranıyla belirleniyor. Küçük yörüngelere sahip gezegenlerin ancak %10 kadarı yıldızın ekvator düzlemini izleyerek geçiş yaparken gözlenebiliyor. Bu yüzde, daha geniş yörüngeli gezegenler için daha da azalıyor. Güneş benzeri bir yıldızın 1 Astronomik birim (dünya-Güneş uzaklığı, ya da 150 milyon km) uzaklıktan böyle izlenebilir bir transit geçiş yapması olasılığı % 0.47. Ancak binlerce hatta yüzbinlerce yıldızı bir anda gözlemleyen transit geçiş aramalarında bulunan gezegenlerin sayısı, radyal hız yöntemiyle keşfedilenlerin sayısından daha fazla olabilir. Buradaysa bir başka sorun var: Saptanan gezegenlerin hangi yıldıza ait olduğu belirlenemiyor. İkinci bir sorunsa, bu yöntemin güvenilirliğinin az olması nedeniyle, keşiflerin radyal hız yöntemiyle de incelenerek sonucun doğrulanmasını gerektirmesi.

    ATARCA KRONOMETRESİ YÖNTEMİ:

     Yıldızın çöküşü, orijinal yıldızın kendi ekseni etrafındaki dönüşünü öylesine hızlandırıyor ki, nötron yıldızı kendi çevresindeki bir turunu artık milisaniye düzeylerinde tamamlıyor. Bu dönüş, en hassas kronometrelerden bile düzgün bir periyotla oluyor. Nötron yıldızları, aynı zamanda çok güçlü manyetik alanlara sahipler. Bazılarının gücü, dünyanınkinden trilyonlarca, hatta katrilyonlarca kez güçlü olabiliyor. Nötron yıldızları, bu manyetik alanların kutuplarından çok güçlü radyo ışınımı yayıyorlar.

    Böyle radyo ışınımı yapan nötron yıldızlarına atarca (pulsar) deniyor. Nedeni, genelde manyetik kutupların ekseninin çoğu kez yıldızın dönüş ekseninden ayrı konumda olması (tıpkı Dünyamızdaki manyetik kutup ve coğrafi kutbun örtüşmüyor olması gibi). Böyle olunca da manyetik kutup, nötron yıldızının dönüşüyle coğrafi kutup etrafında bir daire çiziyor. Bu dairenin bir noktası da Dünyamızın yüzeyindeki güçlü radyoteleskoplardan birinin görüş çizgisine girdiğinde, dairenin o noktasından çok düzgün aralıklarla (bazı atarcalar için saniyeler, bazıları için saniyenin binde biri  [milisaniye] düzeylerinde) tekrarlayan radyo atımları (pulse) geliyor. Bu atımlar arasındaki aralık son derece düzgün olduğundan, bu aralıklardaki küçük anormallikler, atarcanın hareketinin izlenmesini sağlıyor. Eğer gezegenleri varsa,atarcalar da normal yıldız ve gezegenlerinde olduğu gibi ortak bir kütleçekim  merkezinin çevresinde küçük bir yörünge hareketi yaparlar. Bu zaman aralıklarındaki değişimlerin incelenmesiyle de gezegen ya da gezegenlerin varlığı ve kütleleri belirlenebilir.

    Bu yöntem öylesine duyarlı ki, Dünya’nınkinin onda biri kadar kütleye sahip gezegenlerin bile saptanmasına elverişli. Ayrıca, bir gezegen sistemi içindeki karşılıklı kütleçekim etkileşmelerini de belirleyebiliyor. 1992 yılında Aleksander Wolszczan  ve Dale Frail adlı gökbilimciler bu yöntemi kullanarak PSR 1257+12 adlı atarcanın çevresinde gezegenler belirlediler.

    Ancak atarcalar görece ender rastlanan gökcisimleri olduklarından çok sayıda gezegenin bu yöntemle bulunacağı kuşkulu.  Hele bulunsa bile bunların üzerinde “bizim bildiğimiz türden” yaşamın ortaya çıkması, atarcaların yaydığı çok yüksek enerjili parçacık ve ışınım nedeniyle olanaksız. 

    MİKROMERCEKLENME YÖNTEMİ:

    Olası bir gezegeni belirlemek için bir yıldızı gözlemlediğimizi düşünelim: Yıldızın geri planındaki yıldızlardan biri de görüş alanımız içinde. Birden, arkadaki yıldızın ışığının bir süre parlaklaştığını ve bir süre sonra eski parlaklığına döndüğünü gözlüyoruz. Artık alarmı verip gezegeni daha sistematik biçimde arayabiliriz. Çünkü çok şanslıyız ve bir mikromerceklenme olayına tanık olduk. Arkadaki yıldızdan gelen ışık, bizim görüş yönümüzdeki bir cismin kütleçekimi nedeniyle büküldü. Einstein’ın genel görelilik kuramına göre bizim kütleçekimi diye algıladığımız şey, uzay-zamanın eğriliğinin bir etkisi. Kütlesi olan her cisim, uzay zamanı büküyor. Arkadaki yıldızdan gelen ışık fotonları da bu bükülmüş uzayın eğriliğini izleyerek yön değiştiriyor. Yani, daha fazla sayıda foton, bizim yönümüze doğru gelmeye başlıyor, bir başka deyişle odaklanıyor. Böyle olunca da arkadaki yıldızın parlaklığında artış oluyor. 

    Yalnız işler bu kadar basit değil. Mikromerceklenme, Einstein’ın bir düşünce deneyinin ürünü olan ve birçok kez gözlemle doğrulanmış olan “kütleçekimsel merceklenme” olgusunun bir türü. Aradaki “kütleçekim merceği” bir gökada, hatta gökadalar kümesi olduğunda, arkasında gizlenmiş ve doğrudan göremediğimiz “kaynak”, tabii ki başka bir gökada kadar büyük bir kaynak oluyor. Ve aradaki “mercek”,  kaynaktan gelen ışığı büktüğünden merceğin çevresinde (gözlemci-mercek-kaynak dizilimindeki ufak farklara göre) kaynağın çember parçaları şeklinde uzamış ve (parlaklaşmış) farklı görüntüleri ortaya çıkıyor. Dünya’daki gözlemci, mercek gökada ya da küme ve arkasındaki kaynak gökada arasındaki dizilim binlerce hatta milyonlarca yıl fazla değişmediğinden, kaynak gökadanın çoklu görüntüleri uzun süre yerlerinde duruyor ve bu görüntülerin detaylı incelenmesi, arkadaki gökadanın uzaklığının, kütlesinin ve biçiminin duyarlı biçimde hesaplanmasına olanak tanıyor.  Aradaki merceğin bir yıldız, hatta bir gezegen gibi küçük bir gökcismi olması durumundaysa güçlükler başlıyor. Bir kere gözlemci-mercek-kaynak diziliminde, kaynağın merceğin arkasında ve çok az üzerinde olması gerekiyor. Böyle bir dizilimde merceklenme etkisi, kaynağın yalnızca yay biçiminde odaklanmış iki görüntüsünü oluşturuyor; ama bu iki yay arasındaki mesafe öylesine küçük oluyor ki, bunları Dünyamızdaki en gelişkin teleskoplarla bile ayrı ayrı görebilmek mümkün olmuyor. Sonuçta, iki ayrı görüntü, üst üste binmiş tek bir görüntü gibi algılanıyor.

    Bunun için gökbilimciler aralarında OGLE (Optical Gravitational Lensing Experiment – Optik Kütleçekimsel Merceklenme Deneyi), MOA (Microlensing Observations in Astrophysics – Astrofizikte Mikromerceklenme Gözlemleri), ve PLANET (Probing Lensing Anomalies NETwork – Sıradışı Merceklenmeleri Araştırma Ağı)/RoboNET gibi ortak çalışma grupları kurarak, gözlem araçlarını gökadamız Samanyolu’nun çok yoğun merkez bölgesiyle, güney gökkürede Samanyolu’nun uydu gökadaları olan Büyük ve Küçük Magellan Bulutları’na çevirmiş bulunuyorlar.Araştırmalarda şimdiye kadar en az iki kesinleşmemiş, iki de kesinleşmiş gezegen adayı saptanmış durumda.

    Yöntemin açık bir sorunu, sözkonusu sıralama bir daha gerçekleşemeyeceği için mikromerceklenme olayının tekrarlanamayan, bir seferlik bir olgu olması ve dolayısıyla inceleme için yeterli zaman bırakmaması. Ayrıca, ortaya çıkan gezegenler binlerce parsek uzakta olduklarından, keşfin öteki yöntemler kullanılarak doğrulanamaması (1 parsek, 3,26 ışıkyılına karşılık gelen ve gökbilimde uzak mesafeler için kullanılan bir uzunluk ölçüsü. Kiloparsek, 1000 parsek, yani  3260 ışıkyılı).

    MASKELEME (OPTİK MÜDAHALE) YÖNTEMİ:

    Maskeleme (koronografi) yöntemiyle yapılan en dramatik keşiflerden biri,  güney gökkürenin en parlak yıldızlarından olan 25 ışıkyılı uzaklıktaki Fomalhaut'un çevresinde dolanan gezegenin keşfi olmuştu. Maskelemeye karşın Güneş’ten daha kütleli ve sıcak A-sınıfı yıkdızın ışığının bir kısmının koronografın kenarlarından sızdığı görülüyor.  Yukarıda sözü edilen keşiflerden 13 Kasım 2008’de duyurusu yapılan üçlü güneş sistemi, yeryüzündeki büyük çaplı teleskoplardan Keck ve Gemini teleskoplarıyla yapılan gözlemlerde keşfedilmişti.  Aynı gün Hubble Uzay Teleskopu’nun da Fomalhaut çevresindeki 3 Jüpiter kütlesindeki gezegeni belirlediği açıklanmıştı. Her iki sistem de Güneş Sistemi’ndeki Kuiper kuşağını andıran disklerle çevrili. Nihayet Beta Pictoris’in gezegeninin de belirlenmesiyle bu yöntem de umut verici gezegen avlama araçları arasında yerini almış oldu.

    YILDIZ ÇEVRESİNDEKİ DİSKLER

    Birçok yıldızın çevresinde uzay tozundan diskler bulunur. Bunlara “enkaz diski” de denir. Bu disklerin görünebilmesinin nedeni, yıldız ışığını soğurup daha sonra kızılatı ışınım olarak tekrar yaymaları. Bu toz zerreciklerinin toplam kütlesinin Dünyamızın kütlesinin çok altında olmasına karşın, sahip oldukları toplam yüzey alanı sayesinde kızılaltı dalga boylarında çevresinde dolandıkları yıldızdan daha parlak görünüyorlar. Hubble ve Spitzer uzay teleskopları tarafından gözlemlenebilen bu diskler Güneş’e görece yakın ve benzer kütlede olan yıldızların %15’inin çevresinde saptanmış.

    Bu disklerdeki tozun kuyrukluyıldız ve asteroidler arasındaki çarpışmalardan kaynaklandığı düşünülüyor. Aslında yıldızdan gelen ışınım basıncının bu tozu görece kısa süre içinde uzaya püskürtmesi gerektiğinden, bunların süregelen varlığı, çarpışmalar sonucu sürekli olarak yeniden üretildikleri sonucuna götürüyor ve ana yıldızın çevresinde kuyrukluyıldız ve asteroid gibi küçük cisimlerin varlığının kanıtı olarak görülüyor. Örneğin, tau Ceti adlı yıldızın çevresindeki toz diski, Güneş’in çevresinde, Neptün’ün yörüngesinin dışında dolanan kaya ve buzdan cisimlerden oluşan Kuiper Kuşağının benzeri, ancak 10 kat daha kalın olan bir kuşağın varlığına işaret olarak görülüyor. 

    En fazla 20 milyon yıl yaşında genç bir yıldız olan Beta Pictoris'in çevresinde kuyrukluyıldızların varlığını gösteren işaretlere rastlanmış. Bu toz disklerinin asteroid ve kuyrukluyıldızlar gibi yıldızların oluşum artıkları arasındaki çarpışmalardan kaynaklandığı düşünülüyor.

    Ayrıca, toz disklerinin yapısında gözlenen bazı özelliklerse, gezegen boyutlarında cisimlerin varlığına işaret olabiliyor.  Bazı disklerin ortasında bir boşluk bulunması, onların daire biçimli olduklarını gösteriyor. Boşluğunsa, bir gezegenin, yıldızla arasında kalan tozu süpürmesiyle oluşmuş olabileceği düşünülüyor. Bazı disklerdeyse, bir gezegenin kütleçekim etkisiyle oluşmuş olabilecek topaklar izleniyor. Bu iki özellik de epsilon Eridani adlı yıldızın çevresinde gözleniyor ve daha önce radyal hız yöntemiyle belirlenmiş olan bir iç gezegene ek olarak, yıldızdan 40 astronomik birim uzaklıkta dolanan bir gezegenin varlığına işaret ediyor.

    YOLDAKİ YÖNTEMLER

    UZAYDAN GÖZLEM:

    Avrupa Uzay Ajansı’nın Darwin ve NASA’nın Kayaç Gezegen Kaşifi (Terrestrial Planet Finder) adlarıyla ve girişimölçümü yöntemiyle birlikte çalışacak uydu takımı projeleri, teknolojik güçlükler ve maliyet sorunları nedeniyle iptal edilmiş bulunuyor. 

    ÖRTEN İKİLİ SİSTEM IŞIK ÖLÇÜMLERİ

    Eğer bu ikili sistemin çevresinde bir gezegen dolanıyorsa, eş yıldızlar, gezegenle olan ortak kütleçekim merkezinde bir dolanma hareketi yapacak ve ikilinin en düşük ışık değerinin zamanında da döngüsel bir kayma meydana gelecektir (en düşük ışık zamanı gecikecek, zamanında gerçekleşecek, zamanından önce gerçekleşecek, sonra yine gecikecek vb.) Bu döngüsel zaman kaymaları, ikili sistemler çevresinde dolanan gezegenlerin belirlenmesi için en güvenli yol sayılıyor.

    YÖRÜNGE EVRESİ YANSIMA DEĞİŞİMLERİ

    Bu yöntemde iş Kepler’e düşmüştü; ama artık bu da TESS’in sırtına kalmış görünüyor. Araç, asıl hedefi olan kayaç gezegenlerin yanı sıra,  yıldızlarına çok yakında dolanan dev gezegenlerden yansıyan ışığı da gözleyecek. Böyle bir gezegenin Ay gibi karanlık ile dolunay arasında değişen evreleri olacağından, yıldızdan gelen ışıkta küçük de olsa böyle döngüsel değişimler, bir gezegenin habercisi olacak. Çünkü yansıyan ışığın evreleri, yörünge düzleminin eğiminden bağımsız olacak. Bu yöntemle gezegenin atmosferi konusunda bilgiler edinilebileceği de düşünülüyor.

    KUTUPLANMA ÖLÇÜMÜ

    Bir yıldızın yaydığı ışık kutuplanmış değildir; yani ışığın salınım yönleri rastgeledir. Ancak, ışık bir gezegenin atmosferinden yansıdığında , ışık dalgaları atmosferdeki moleküllerle etkileşir ve kutuplanır. Gezegenle yıldızın birlikte yaydıkları ışığın (gezegenin payı milyonda bir olur) incelenmesiyle bu ölçümler çok duyarlı biçimde yapılabilir.  Kutuplanma ölçümü için kullanılan ve polarimetre diye adlandırılan aygıtlar, kutuplanmış ışığı algılayıp kutuplanmamış ışık demetlerini (yıldızın ışığı) reddetme yeteneğine sahipler. Halen ZIMPOL/CHEOPS ve PLANETPOL gibi işbirliği grupları polarimetrelerle Güneş dışı gezegen arayışındalarsa da henüz bu yöntemle keşfedilmiş bir gezegen bulunmuyor.

    Yazı kaynağı : kurious.ku.edu.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap