Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    bir akımın aynı dönemde birden çok sanat dalına etki etmiş olmasının sebepleri nelerdir

    1 ziyaretçi

    bir akımın aynı dönemde birden çok sanat dalına etki etmiş olmasının sebepleri nelerdir bilgi90'dan bulabilirsiniz

    bir akımın aynı dönemde birden çok sanat dalına etki etmiş olmasının sebepleri nelerdir​ - Eodev.com

    Bir akımın aynı dönemde birden cok sanat dalına etki etmiş olmasının sebepleri sizce nelerdir​

    Sanat Akımları Nelerdir?

    Sanat Akımları Nelerdir?

        Sanat tarihi içinde var olan sanat akımlarının ortaya çıkışında yönetim şekilleri, sosyal gelişmeler, bilimsel ilerlemeler vs birçok öğe rol oynamıştır. Bu akımlar kendilerinden önceki akıma bir tepkidir. Rönesans da denge, sadelik, ölçüler önemliydi. Her şey matematikle anlatılıyordu, kompozisyonlarını bile matematiksel kurallara bağladılar. Yeni bir dünya görüşüyle birlikte barok bu kuralcılığa bir tepki olarak doğdu, hareketlilik, derinlik ortaya çıkmış, Rönesans resmindeki simetri bozulmuştur. Realizm’den önceki sanatlarda konular, şekiller seçilir en gösterişli bir şekilde yansıtılırdı. İşte doğayı olduğu gibi vermek, gerçekçi olarak canlandırmak için realizm ortaya çıktı. Empresyonizmin ortaya çıkmasında sanayileşmenin, kent yaşamının büyük etkisi olmuş, kendilerini doğaya atan ressamlar güneş ışığını keşfetmişler, güneş ışığının renkler üzerinde yaptığı farklılıkları tuallerine aktarmışlardır. 1.ve 2. dünya savaşı sonrasında ressamlar tepkilerini şaşırtıcı yeni sanat akımları ile ortaya koymuşlardır. Gerçek dünyanın baskılarından bunalıp yaşadıkları dehşet dolu görüntülerden düşler dünyasına sığınmışlardır. Sürrealizm’in (gerçeküstücülüğün) ortaya çıkışı böyle başlar. Sigmund Freud’un bilimsel çalışmaları onları etkiler. Psikoloji ve bilinçaltı ile ilgilenirler, resimlerine yansıtırlar. Bilinçaltının ve rüyaların gizemli dünyası onları çeker Picasso” sürrealizm bir rüyalar iklimidir ” der.

    RÖNESANS (Klasizm)(15.yy 16.yy)

    Antik Yunan ve Roma sanatının yeniden doğuşu anlamına gelir. Aslında Avrupa’nın yüzyıllar süren bir uykudan, baskıdan uyanmasıdır. Bilim ve sanat alanında bir patlama yaşanmıştır ve bugünkü Avrupa’nın temelleri atılmıştır. Ortaçağda insanlar üzerinde Kilisenin büyük bir baskısı vardı, bilim ve sanat ikinci plana atılmıştı. Rönesans’la birlikte her alanda bir atılım yaşanmıştır. Rönesans yeni bir dünya görüşünün başlamasıdır. Rönesans için Klasizm de denir. Önce İtalya’da başlayıp daha sonra tüm Avrupa’ya yayılmıştır, fakat her ülkede bazı farklılıklar gösterir. Rönesans resminde konular Dinsel ve Mitolojiden alınmıştır, günlük konulara çoğunlukla yer verilmez ancak bazı Avrupa ülkelerinde ressamlar bu kuralların dışına çıkmışlardır.

    sanal-akimi-1

    Leonardo da Vinci. Mona Lisa (La Gioconda). 1503 Ahşap üzerine yağlıboya.

    MANİYERİZM

    Manyerizm 1520-1600 yılları arasında etkili olan ve ilk kez İtalya’da ortaya çıkan bir sanat akımı. İtalyanca “stil” anlamına gelen maniera sözcüğünden gelen “Manyerizm” terimi bazen “zarif stil” olarak tanımlanır. Bunun sebebi, Manyerizmin gerçekçi resmediş yerine yapıntı üzerine vurgu yapmasıdır. Bu şekilde, bir resmin gerçek yaşama uygunluğu artık önemli değildi. Bunun yerine, sanatçılar ilginç bir kompozisyon yaratmakla ve bir duyguyu ifade etmekle daha çok ilgileniyorlardı. Manyerizmin niteliği hâlâ tartışılıyor. Bazıları Mannerizmin Rönesans klasisizmine bir tepki olduğunu söylerken, bazıları da onu Rönesans klasisizminin mantıksal bir uzanımı olduğunu düşünüyor. Buna göre Manyerizm Michelangelo’nun çarpıcı modellemelerinin veya Raphael’in zarafetinin doğal bir sonucundan başka bir şey değildir.

    Kendisi de bir Manyerist olan 16.yüzyıl sanatçısı ve eleştirmen Vasari’ye göre resimdeki kusursuzluk için gerekli olan şey zarafet, yaratıcılık ve resim tekniğinde ustalıktı.

    sanat-akimi-2

    JacopoPontormo 1525-1528, Deposition from the Cross. Tual üzerine yağlıboya.

    BAROK (17.18.yy)

    Her akım kendisinden önceki akıma bir tepkidir demiştim, Barok da Rönesans sanatına bir tepki olarak doğmuştur. Rönesans’taki denge kavramına, matematiksel bir sanata tepki olarak Barok’ta hareketlilik esastır. Bunu gölge ışık oyunlarıyla, dairesel kompozisyonlarla sağlarlar. Rönesans’ta merkezi bir kompozisyon vardır, her şey matematiksel bir düzen içinde, sıkı kurallar içinde yapılır. Sadelik, Denge, ölçü önemlidir. Barokla birlikte resimde yeni bir mekân görüntüsü yakalanır. Barok tarz, karmaşık Manyerist tarzdan daha gerçekçi ve duygusaldı. Ana temsilcileri Bernini, Rubens,Caravaggio,Rembrandt ve Vermeer dir.

    sanat-akimi-3

    Rembrandt  van Rijn. The Nightwatch 1642, Tual üzerine yağlıboya.

    ROKOKO

    19.yüzyılın başlarında Fransa’da bir sanat hareketi ortaya çıkan Rokoko Aydınlanma çağı sırasında Barok dönemden doğmuştur. Rokoko, kendi başına bir tarz olmaktan çok geç dönem Barok sanatın bir uzantısıdır. İkisi arasındaki ilişki ile Yüksek Rönesans ve Manyerist arasındaki ilişki arasında ilginç paralellikler vardır. Rokoko tarzı saray yaşamının barok biçimselliğine ve katılığı ile özdeşleşen “ağırbaşlı ve azametli” tarza bir tepkiydi. 14. Louis’nin hükümdarlığı sonrasında Fransız mimarî süslemesinde daha hafif, daha albenili bir tarza doğru bir hareket başladı ve kısa sürede bütün Avrupa’ya yayıldı. Rokoko tarzı saray yaşamının barok biçimselliğine ve katılığı ile özdeşleşen “ağırbaşlı ve azametli” tarza bir tepkiydi. 14. Louis’nin hükümdarlığı sonrasında Fransız mimarî süslemesinde daha hafif, daha albenili bir tarza doğru bir hareket başladı ve kısa sürede bütün Avrupa’ya yayıldı.

    Rokoko tarzının önde gelen ressamları şunlardır: Pompeo Batoni,Bernardo Bellotto,Francois Boucher,Canaletto,Jean-Baptiste Chardin,Jean-Honoré Fragonard,Thomas Gainsborough,Francisco de Goya,Thomas Hudson,Jean-Marc Nattier,Joshua Reynolds,Paul Sandby,Jean Antoine Watteau.

    sanat-akimi-4

    Antoine Watteau, Gilles 1718-19, Tual üzerine yağlıboya.

    Neo Klasizm (18.yy ve 19.yyılın başı)

    Zamanla Barok sanatın aşırılığa kaçması, aşırı dekoratif öğelere kayması (Rokoko) bazı sanatçılarda bir tepki yaratır, geçmişin klasik dünyasına özlem duyarlar. Antik dünyanın özlenen o ruhuna bir türlü ulaşılamamıştır.Neo-klasisizm akılcılığa ve geleneğin canlanışına vurgu yaptı. Neo-klasik sanatçılar eserlerine, sütunlar, alınlıklar, frizler (duvar süsleri) ve diğer süslemeler gibi klasik tarzları ve konuları kattılar.Neo-klasik resimlerde renklerin parlak vurgularına rağmen genellikle karanlık olduğu görülürken, ışık resim boyunca eşit şekilde dağılır.Jacques-Louis David ve Jean Auguste Dominique Ingres’in resimleri Neo-klasisizmin zirvesini oluşturur.

    sanat-akimi-5

    Jean Auguste Dominique Ingres. La Grande Odalisque ( Büyük Odalık ), 1814, Tual üzerine yağlıboya.

    ROMANTİZM

    19.yylın ilk sanat akımıdır.Esin kaynağı kişinin kendisidir.Duygular,düşler resmin oluşmasında etkilidir.Resimde tarihsel konuların,folklorik öğelerin yer aldığı görülür.Klasik ağıbaşlılığın yerini tutkular ve hareket alır. Desen önemini kaybeder, renk ön plana çıkar.Daha sonra göreceğimiz renkçi sanat akımlarına ilham verir.Rönesans’ta olduğu gibi Romantizm de her ülkede farklılıklar gösterir.Fransız ihtilali avrupa ülkelerinde ulusal duyguların ön plana çıkmasına neden olur.Romantik akımla yakından ilişkilendirilebilecek sanatçılar arasında J.M.W. Turner, Caspar David Friedrich, John Constable veWilliam Blake sayılabilir. Birleşik Devletler’de ise önde gelen Romantik akım, dramatik manzara resimleriyle kendini gösteren Hudson Nehri Okuluydu. Romantizm akımının ardılları hiç kuşkusuz Ön-Rafaelciler ve Sembolistlerdir. Ama Empresyonizm ve onun yoluyla neredeyse bütün 20. yüzyıl sanatı Romantik gelenekle köklü bir bağa sahiptir.

    sanat-akimi-6

    Eugene Delacroix. Halka Yol Gösteren Özürlük, Yağlıboya 1830, Tual üzerine yağlıboya.

    Raphael-Öncesi Kardeşliği

    Raphael-Öncesi Kardeşliği 1848 yılında kuruldu. Grubun en önemli sanatçısı Dante Gabriel Rossetti’ydi. Kendisiyle birlikte, yakın arkadaşları olan John Everett Millais ve William Holman Hunt Neoklasik sanatı ve Yüksek Rönesans Sanatını reddettiler ve Erken Rönesans, Bizans ve Gotik dönem ressamlarının ruhaniyet aşılanmış eserlerini kucakladılar. Resimlerinin konusu olarak incilden, mitolojiden ve edebiyattan imgeler kullanarak yeni bir sanatsal tarz yarattılar. Resimleri sıklıkla muğlâk görsel semboller ve müphem gizemler içeriyordu.

    “Raphael-Öncesi” terimi Yüksek Rönesans Dönemi sanatçısı Raphael’e göndermede bulunmaktadır. Raphael-Öncesi Kardeşliği üyeleri Raphael’in yozlaşmış temalarını ve erotize edilmiş incil konularını eleştirdiler. Dante Rossetti ve diğer Raphael-Öncesi Kardeşliği sanatçıları Ambrogio Lorenzetti, Paolo Veneziano, Andrea del Verrocchio ve Giotto Bondone’nin sanatsal tarzına kucak açtılar. Bu ressamların eserlerine içtenlik, dindarlık ve masumiyet aşıladığını düşünüyorlardı.

    Raphael-Öncesi akımı sanattaki ilk avangart hareket olarak kabul edilmiştir. Ama kendileri böyle nitelendirilmeyi kabul etmemişlerdir. Bunun nedeni, tarihi resmetmeyi ve doğayı taklit etmeyi sanatın asıl amacı olarak kabul etmeyi sürdürüyor olmalarıdır. Ama Raphael-Öncesi sanatçıları hiç kuşkusuz kendilerini bir reform hareketi olarak tanımladılar ve kendi sanat formlarına belli bir ad verdiler ve fikirlerini tanıtmak için The Germ dergisini yayınladılar. Tartışmaları Pre-Raphaelite Journal’da yayınlandı.

    Raphael-Öncesi Kardeşliği grubunu oluşturan yedi sanatçı şunlardır:

    James Collinson (ressam), William Holman Hunt (ressam), John Everett Millais (ressam), Dante Gabriel Rossetti (ressam, şair), William Michael Rossetti (eleştirmen), Frederic George Stephens (eleştirmen) ve Thomas Woolner (heykeltraş, şair)…

    REALİZM(19.yy 2. yarısı)

    19.yy’lın 2.yarısında buhar makinasının bulunması,endüstriyel gelişmeler, toplumsal sınıfların oluşması ,duygular dünyasından insanı gerçekler dünyasına iter. İşte sanatçılar da bu gelişmelere tepki olarak Realist (gerçekçi)çalışmalara imza atarlar. İşçiler, tarlada çalışanlar, kenar kentler resmin konusu olur.

    Realizm konuların idealist bir tarzda ele alındığı Romantizm’e bir tepki olarak başladı. Realistler sıradan veya gerçekçi temaları ortaya koyabilmek için teatral dramadan ve sanatın klasik formlarından uzaklaşma eğiliminde oldular.

    sanat-akimi-7

    Gustava Courbet, Günaydın Mösyö Courbet, 1854. Tual üzerine yağlıboya.

    EMPRESYONİZM (İzlenimcilik) (19.yy sonu)

    Empresyonistler güneş ışığının cisimlerin renklerine yaptığı değişimleri yakalamaya çalışmışlardır.Eskidenberi resimleri stüdyoda yapmak bir alışkanlık iken, empresyonistler resimlerini kimileyin açık havada yaptılar. Bu onlara doğayı daha doğrudan gözlemleme ve belli bir ânın uçuşkan karakteristiğini, özellikle de güneş ışığının anlık ve geçişken yönlerini yakalama imkanı verdi. Aynı cisim güneşin farklı zamanlarında farklı renklere bürünmektedir.Siyah bir at lacivert renkte görünebilmektedir. Bunu günümüzde güneşli zamanlarda çektiğimiz fotoğraflarda da görebiliriz .Gölge ve ışıklı kısımlar da renklerle anlatılır.Gölgeler soğuk renklerle ışıklı kısımlar sıcak renklerle canlandırılır.İzlenimciler güneşin renkleri dışındaki siyah, kahverengi gibi renkleri paletlerinden atmışlardır. Anlık konular resmedilmiştir;çünkü güneş ışığı günün her zamanında aynı değildir, renkler değişmektedir.Mekan derinliği güneşin renkleri arasında kaybolur.

    sanat-akimi-8

    Claude Monet, Impression,1872.  Tual üzerine yağlıboya.

    PUANTAİZM (yeni izlenimcilik)

    Empresyonizme tepki olarak doğmuştur.Empresyonizm’de ışık o denli ön plana çıkmıştır ki, kısır bir döngüye girilmiştir .Biçim, düşünsel içerik, konu önemini kaybetmiştir.Her şey ışıkların altında erimektedir.Puantailistler renge önem verirler,öyle ki rengin değerini kaybetmemesi için renkleri noktalar şeklinde karıştırmadan yan yana kullanırlar . Yeşil elde etmek içim mavi ve sarıyı yanyana kullanmak gibi.

    sanat-akimi-9

    Paul Signac, Avignon Papalık Sarayı, 1900. Tual üzerine yağlıboya.

    POST EMPRESYONİZM

    Empresyonizm doğaya bir fotoğraf makinasının objektifinden bakar gibi bakıyordu .O anki ışığı , renkleri yakalamak gerekiyordu. Dolayısıyle hızlı çalışmak gerekiyordu,renkler ön plana çıkmış şekillerde bir belirsizlik başlamıştır. Bu sınırlı kuralların dışına çıkmak isteyen bazı empresyonist sanatçılar doğayı kendi konuları ,yaşam biçimleri içinde anlatmışlardır.Konturlar da renklerle birlikte önem kazandı, parlak, canlı renkler kullanarak gerektiğinde abartmalardan çekinmemişlerdir.Sanatçıların duygu ve iç dünyaları önem kazandı. Bu sanatçıların cesur çalışmaları kendilerinden sonraki bir çok akıma öncülük etti .En önemli temsilcileri: Cezanne,Van Gogh,Gauguin,Tolouse Lautrec.

    sanat-akimi-10

    Van Gogh, Teras Cafe, 1988. Tual üzerine yağlıboya.

    FOVİZM

    (19.yy sonu 20.yy başı) Fovizm de Empresyonizme tepki olarak doğan sanat akımlarındandır.Saf renklerin coşkuyla kullanıldığı Fovizm kısa bir zaman ( 3 yıl )yaşam bulmasına rahmen kendinden sonraki sanatlara ilham kaynağı olmuştur. Fovizmde renklerin işlevi duyguyu anlatmaktır.Renk zenginliği bir kaç renk ile sınırlıdır. Tüpten çıkmış saf boyaların doğrudan kullanıldığı bir sanat akımıdır.Üç boyutlu mekan anlayışı ortadan kalkar,doğayı resmederken geleneksel mekan anlayışına karşı çıkarlar. Dışavurumcu bir çizgileri vardır.Maurice de Vlaminck , Kees van Dongen, Charles Camoin, Henri-Charles Manguin, Othon Friesz, Jean Puy, Louis Valtat ve Georges Rouault da önemli Fov sanatçılar arasında zikredilebilir.

    sanat-akimi-11

    Henri Matisse, Le bonheur de vivre,1905. Tual üzerine yağlıboya.

    DADAİZM

    Birinci dünya savaşının yıkıcı etkisi sanatta bu akımla kendini göstermiştir. Amaçları parçalayarak,aykırı şeyler yaparak tepkilerini göstermektir(Duchamp ).Başlıca olarak görsel sanatlar, edebiyat, tiyatro ve grafik tasarım alanlarında ürünler veren akım karşı-sanat yapıtlarıyla sanattaki egemen standartların yadsınması yoluyla savaş karşıtı bir politik duruş sergiledi. Akımın amacı modern dünyanın anlamsızlığıyla dalga geçmekti.Ulusalcı ve sömürgeci çıkarlar birçok Dadaist’e göre savaşın ana sebebiydi. Burjuva kapitalist toplumun “akıl” ve mantık”ının insanları sürüklediğine inanıyorlardı. Bu ideolojiyi, mantığı reddeden, kaosu ve akıldışılığı kucaklayan bir sanatsal ifade yoluyla reddettiler.

    Yandaşlarına göre Dada bir sanat değildi. Sanat ne anlam ifade ediyorsa, dada bunun tam tersini temsil ediyordu. Sanat estetikle ilgilenirken Dada estetiği umursamıyordu. Sanat hoşa gitmeyi amaçlarken, Dada rahatsız etmeyi amaçlıyordu.

    sanat-akimi-12

    Kurt Schwitters, Das Undbild, 1919. Karışık teknik.

    EKSPRESYONİZM (İfadecilik)(19.yy sonu 20.yy ilk yarısı)

    Empresyonizme tepki olarak doğan akımlardan bir de Ekspresyonizm’dir. Nesneler görüldüğü gibi değil , sanatçıda bıraktığı ifade, etki resmedilmiştir Duyguların ve iç dünyanın önem kazadığı bir sanat akımıdır.Sanatçılar resimlerindeki ifade gücünü artırabilmek için deformasyonlar yaparlar.Doğayı kendi estetik anlayışlarına göre yeniden düzenlerler.Modelin rengini görün- düğünden daha kuvvetli olarak ifade ederken biçimlerde deformasyonlara başvururlar.

    ALMAN DIŞA VURUMCULUĞU Sanatsal ve düşünsel açıdan kendine özgü yanları olan bir akımdır. Başkaldırma, suçlama barındırır. Renkler geniş yüzeyler halinde uygulanır, ince fırça vuruşları kaybolur. Biçimler bozularak ruhsal durumun anlatımında kullanılır. Temsilcileri; Kirchner,Emil Nolde,Kandinsky,Franz March,Oskar Kokoschka

    sanat-akimi-13

    Ernst Ludwig Kirchner,Self-Portrait as a Soldier (1915 ). Tual üzerine yağlıboya.

    FÜTÜRİZM

    20.yy başında ortaya çıkan bu akım her şeyin sürekli değiştiğini sonucunda hareketin yaşamın en önemli gerçeği olduğunu savunur.Bir hareket algılanıncaya kadar yeni bir harekete geçilir. Hareket yaşamın kaynağıdır.Resim sanatına yeni, dinamik bir ruh kazandırmak istemişlerdir.Hareketi vermek için de nesneleri parçalara ayırmışlar,çizgileri üst üste getirmişlerdir. Herşey hareketi vermek için kullanılmıştır. (Boccioni,Severini)Konu olarak hareket eden nesne- ler resmedilmiştir. Fütüristler geleceğe hükmetmek isterler, geleneksel her şeye karşı çıkarlar.

    sanat-akimi-14

    Umberto Boccioni, 1912, Elasticity.  Tual üzerine yağlıboya.

    METAFİZİK RESİM

    20.yylın başlarında Fütürizm’e tepki olarak doğdu.İçinde insanın olmadığı,değişik nesnelerin resmin içinde olduğu bir mekan vardır. Mitolojik dünyaya bir özlem vardır,Yalnızlık ve durgunluk hakimdir. Doğanın ötesinde bir düş dünyası konu alınır.

    sanat-akimi-15

    Giorgio de Chirico, The Song of Love, 1914. Tual üzerine yağlıboya.

    KÜBİZM

    Cezanne’in doğayı geometrik cisimlere ayırma düşüncesi ve bu tür çalışmaları, kübistlere yol göstermiştir.Kübistler nesneleri gometrik şekiller oarak görmüşlerdir. Duygulardan çok akla dayalı resimler yapmışlardır.Cisimler parçalanır , dışa katlanıp açılır,değişik yönlerden gösterilir.Kübizm 1907 yılında Pablo Picasso ve Georges Braque tarafından başlatıldı. 1-Analitik aşama(çözümleme)Biçimlerin çözülüp dağıtıldığı aşama. Ev eşyaları,müzik aletleri,natürmortlar bu dönemde yapılmıştır. 2-Sentetik aşama;Gazete parçaları ,sigara paketleri ve değişik malzemeler resme girer.Buna Kolaj adı verilir.

    Picasso ve Braque’ın yarattıkları bu yeni görsel dil Fernand Léger, Robert and Sonia Delaunay, Juan Gris, Roger de La Fresnaye, Marcel Duchamp, Albert Gleizes, Jean Metzinger, ve hatta Diego Rivera gibi birçok sanatçı tarafından benimsendi ve geliştirildi. Her ne kadar öncelikle resimle ilişkilendirilse de Kübizm yirminci yüzyıl heykel ve mimarisi üzerinde de büyük bir etki yaptı. Kübizm aynı zamanda Dada ve Sürrealizm akımlarının yanısıra soyut resim tarzında çalışan birçok ressam üzerinde de etkili oldu.

    sanat-akimi-16

    Pablo Picasso, Guernica 1937. Tual üzerine yağlıboya.

    SOYUT RESİM (Abstre ) (20 yy)

    Çizgi, renk, leke gibi resim elemanlarının göze hoş gelecek şekilde düzenlendiği resim çalışmaları . Bu doğa görüntülerinin soyutlanması ile olabildiği gibi sadece sanatçının kendi ürünü şekiller de olabilir. Burada en önemli şey sanatçının kendi duygularını yansıtabilmesidir. Bu sanatın ilk başlangıcında sanatçı doğayı inceleyerek onu soyut bir biçime sokar, zamanla incelediği doğa ile kendi çalışması arasında bir benzerlik kalmaz. Daha sonraki aşamada sadece çizgi- lerle, renklerle, ortaya çıkan bir sözsüz müzik vardır. Bu çeşit resimler hala bir çok insan tarafından anlaşılamamakta, küçümsenmektedir.Bunda bir resim eğitimi almamanın rolü büyüktür.Soyut resim sanatçının iç dünyasının fotoğrafıdır diyebiliriz. Soyut resimde de resim yapan bir insanın bilmesi gereken, çizgi, renk, leke,hareket,kompozisyon vs bilgiler kullanılır.Fakat modern sanatta sanatçı hiç bir kurala, geleneğe tam anlamıyla bağlı değildir.

    sanat-akimi-17

    Wassily Kandinsky, Improvisation 27, Garden ofLove,1912. Tual üzerine yağlıboya.

    SÜRREALİZM

    20. yy’ılın başlarında Avrupada ortaya çıkan bir sanat akımıdır.I. Dünya savaşı sonrası yaşadıklarına tepki olarak sanatçılar bilinç altının düşsel dünyasına yönelmişler, nesneleri kendi doğal ortamlarından çıkararak düşsel bir ortama taşıdılar.Sürrealizmin ilk örnekleri 1500 lü yıllarda Flaman ressam Bosch’un resimlerinde görülür. Şair Andre Breton ilk temsilcilerindendir.Ona göre sürrealizm bilinç ile bilinç altını birleştiren bir yoldur.Ve bu bütünleşme içersinde gerçek ile düş dünyası iç içe geçmektedir.Kendileri Sigmund Freud’un çalışmalarından etkilenmişlerdir. Resim alanındaki önemli temsilcileri: Miro,Salvador Dali, Chagall ‘dır.Picasso’nun da sürrealist çalışmaları vardır.Chirico(metafizik resmin temsilcilerinden)sürrealist ressamları etkiliyen ressamlardandır. İlk sürrealist çalışmalar 15.yy ressamlarından Bosch tarafından yapıldı.

    sanat-akimi-18

    Salvador Dalí, The Persistence of Memory 1931. Tual üzerine yağlıboya.

    ACTİON PAİNTİNG

    Soyut dışa vurumculuğun değişk bir türüdür.İçgüdüsel, bilinç dışı bir yaratma eylemi vardır.Resmin bir anlamı yoktur,yere serilen tuale boyalar akıtılarak eserler oluşturulur.(Jackson Pollock)

    sanat-akimi-19

    Jackson Pollock, Number5, 1950. Tual üzerine yağlıboya.

    SÜPREMATİZM

    “Geometrik Soyutlama ” diyebileceğimiz Süprematizm, Kasimir Malevich’in bir kısım çalışmalarına verdiği isimdir.Duyguların yalın renkler kullanılarak  geometrik sembollerle ifadesidir.

    sanat-akimi-20

    Kasimir Malevich, Suprematism, 1916. Tual üzerine yağlıboya.

    POP ART

    Pop art, sıradan nesnelerin —örneğin çizgi romanların, çorba kutularının, yol işaretlerinin ve hamburgerlerin— konu olarak kullanıldığı ve sıklıkla eserin içerisine fiziksel olarak dahil edildiği bir sanat akımı. Pop art 1950’lerin sonunda ve 1960’larda İngiltere ve Amerika’da ortaya çıkan bir sanat akımıydı. Ona “Pop art” ismini İngiliz sanat eleştirmeni Lawrence Alloway verdi. Bu terimi kullanarak, bu akım içerisinde yer alan resim ve heykellerde kullanılan görsel unsurların aleladeliğine göndermede bulunuyordu.

    Pop art sanatçılarının ayırıcı niteliği, çağdaş yaşam üzerinde güçlü bir etkisi olan popüler kültürün bütün yönlerini ayrım gözetmeksizin resmediyor oluşlarıdır. Kullandıkları görsel unsurlar televizyonlardan, çizgi romanlardan, sinema dergilerinden ve her türlü reklâmdan alınıyordu. Bu görsel unsurlar kesin ve objektif bir şekilde, herhangi bir övgü veya yergi söz konusu olmaksızın büyük bir doğrudanlıkla ve ödünç alındıkları medyanın kullandığı ticarî teknikler kullanılarak gösteriliyordu.

    Pop art, Dada akımının bir uzantısıydı ve bu akım 1920’lerde o dönemdeki Paris sanatının ciddiyetini ve daha geniş bir çerçevede Avrupa’ya savaşı getiren siyasi ve kültürel durumu alaya alan nihilistik bir hareketti. Dada hareketinin Birleşik Devletler’deki öncüsü olan ve kendi dönemindeki seri üretimi yapılan nesneleri yücelterek sanat ve yaşam arasındaki mesafeyi daraltmaya çalışan Marcel Duchamp Pop art gelişiminde en etkili kişi oldu. Pop art’ı etkileyen diğer 20. yüzyıl sanatçıları Stuart Davis, Gerard Murphy ve Fernand Léger’di. Bütün bu sanatçılar tablolarında seri üretimi ve endüstriyel makina çağının ticarî materyallerini resmettiler. Pop sanatçılarının doğrudan öncüleri ise Amerikalı sanatçılar Jasper Johns, Larry Rivers ve Robert Rauschenberg oldu. Bu sanatçılar 1950’lerde, her ne kadar resimsel ve ifadeci bir teknikle de olsa, bayraklar, bira kutuları ve diğer benzeri nesneleri resmettiler.

    sanat-akimi-21

    AndyWarhol, Marilyn Monroe,1962.

    Yazı kaynağı : www.arkhesanat.com

    Edebiyatın Sanat Akımları ile İlişkisi

    Edebiyatın Sanat Akımları ile İlişkisi

    İnsanlık tarihinde görülen siyasal, toplumsal, kültürel, ekonomik vb. olaylara bağlı değişimler, birtakım düşünce ve sanat adamlarını bir araya getirmiştir. Ortak anlayışla hareket eden bu insanlar, değişen toplumun düşünce ve sanat anlayışını şekillendirmiş ve ifade etmiştir.

    Batı düşünce, edebiyat ve sanatındaki gelişmelerin temelinde eski Yunan ve Latin edebiyatı, hümanizm ve Rönesans vardır. Çoğunlukla felsefi bir düşünceden beslenen sanat görüşlerinin resim, müzik, mimari, edebiyat gibi alanlarda ilkeleri belirlenmiş bir disiplin olarak ortaya konmasıyla Batı’da sanat akımları oluşmuştur.

    Edebî eserler belli bir sanat anlayışı doğrultusunda yazılır. Aynı sanat anlayışı doğrultusundaki eserler toplamı da edebiyat ve sanat akımlarını oluşturur. Klasisizm, romantizm, realizm, natüralizm, parnasizm, sembolizm başlıca edebiyat ve sanat akımlarındandır. Batı Etkisinde Gelişen Türk Edebiyatı’nda genellikle bu sanat akımlarının etkileri görülmektedir.

    Klasisizm:

    Klasisizm, XVI. yüzyılın sonlarında Fransa’da monarşinin güçlenmesiyle ortaya çıkmış bir edebî akımdır. Eski Yunan ve Latin edebiyatlarını örnek alan klasisizmde sanattaki kural ve ilkelere sıkı sıkıya bağlılık esastır. Bu akımda akla, sağduyuya ve ahlak ilkelerine büyük önem verilir. Kişisel duygu ve eğilimler değil insanın değişmeyen özellikleri yansıtılır. Konular tarihten ve mitolojiden alınır.

    Kahramanlar soylulardan seçilir. Dil ve anlatımda mükemmellik amaçlanır; açıklık, yalınlık, duruluk önemsenir. Kaba ve çirkin sözlere yer verilmez. Sanatçı eserde kişiliğini gizler.

    Klasisizm akımında en çok tiyatro (trajedi ve komedi), şiir ve fabl türlerinde eserler verilmiştir.

    Temsilcileri:

    Fransız edebiyatından Bouileau (Bualo), Corneille (Korney), Racine, Moliére (Molyer), La Fontaine (La Fonten), Fénelon (Fenelon), Madam de la Fayette (Madam dö la Fayet) bu akımın başlıca temsilcilerindendir.

    Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa ise Türk edebiyatında klasisizmden etkilenmiş sanatçılardandır.

    Aşağıdaki metin, Racine’in klasisizmin özelliklerini yansıtan Andromak adlı trajedisinden alınmıştır.

    Romantizm:

    Romantizm, Orta Çağ monarşisinin sanat anlayışını temsil eden klasisizme tepki olarak XVIII. yüzyılın ikinci yarısında doğmuş bir edebî akımdır. Romantizmde duygular, din ve tabiat önemsenir. Konular genellikle günlük hayattan ve millî tarihten alınır. İyi-kötü, hayal-gerçek karşıtlığından yararlanılır. Kişiler toplumun her kesiminden seçilebilir, doğal ve toplumsal çevrelerinden soyutlanmadan ele alınır. Bu nedenle sosyal çevre ve doğa betimlemelerine önem verilir. Sanatta toplumsal fayda gözetilir. Duygulu, şairane bir üslup kullanılır. Bu akıma bağlı sanatçılar eserlerinde duygu ve düşüncelerini gizlemez.

    Romantizm akımında daha çok şiir, tiyatro, roman gibi türlerde eser verilmiştir. Tiyatroda dram türü bu akımla ortaya çıkmıştır.

    Temsilcileri:

    bu akımın dünya edebiyatındaki başlıca temsilcilerindendir.

    Romantizmin Türk edebiyatındaki önde gelen temsilcileri ise Namık Kemal, Ahmet Mithat Efendi ve Abdülhak Hamit Tarhan’dır.

    Aşağıdaki metin, Victor Hugo’nun romantizmin özelliklerini yansıtan Sefiller adlı romanından alınmıştır.

    Realizm (Gerçekçilik):

    Realizm, XIX. yüzyılın ikinci yarısında romantizme tepki olarak doğmuş bir edebî akımdır. Bu akımda pozitivizmin bilimsel felsefesinden yola çıkıldığı için gerçekçi gözleme büyük önem verilir. Kişilerin davranışlarını, karakterlerini belirlediği düşünülen doğal ve toplumsal çevrenin betimlenmesine ağırlık verilir. Bu açıdan bakıldığında realist eserlerde işlevsel betimlemeler yapılır. Realizmde kişiler toplumun her kesiminden seçilebilir. Yazar, eserinde kendi kişiliğini gizler; nesnel bir anlatım tutumu sergiler. Bu akım sanatçılarına göre yazarın herhangi bir mesaj verme kaygısı yoktur. Kurallara uygun, sağlam bir dil ve üslup kullanılır. Roman türü özellikle realizm akımıyla birlikte büyük bir gelişme göstermiştir.

    Temsilcileri:

    realizmin dünya edebiyatındaki önde gelen temsilcilerindendir.

    Türk edebiyatında Sami Paşazade Sezai, Recaizade Mahmut Ekrem, Halit Ziya Uşaklıgil, Mehmet Rauf, Refik Halit Karay, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Memduh Şevket Esendal bu akımın başlıca temsilcileridir.

    Aşağıdaki metin, Dostoyevski’nin realizmin özelliklerini yansıtan Suç ve Ceza adlı romanından alınmıştır.

    Natüralizm:

    Natüralizm, XIX. yüzyılın sonlarında Fransa’da ortaya çıkmış bir edebî akımdır. Evrende olup bitenlerin nedensellik bağlantısı içinde belirlendiği görüşünü esas alan determinizmin edebiyata yansımasıdır. Realizmin ileri aşaması sayılır. Gerçeği anlatmada realistleri yetersiz bulan natüralistler, gerçeği yansıtmayı aşırılığa vardırır; doğayı anlatırken deneysel yöntemden yararlanır.

    Toplumun laboratuvar, insanın incelenecek bir nesne gibi görüldüğü bu akımda kişilere ve olaylara bir bilim adamı nesnelliğiyle yaklaşılır. Natüralizme göre aynı nedenler aynı sonuçları doğurur, kişinin davranışlarını iradesi değil soya çekim ve sosyal çevre belirler. Toplum için sanat anlayışının hâkim
    olduğu bu akım çevresinde yazılan eserlerde toplumdan dışlanan kişilere yer verilir. Kahramanlar ait olduğu çevrenin diliyle konuşturulur, sokak dili edebiyata girer.

    Temsilcileri:

    Fransız edebiyatından Émile Zola (Emil Zola), Alphonse Daudet (Alfons Dode), Guy de Maupassant (Giy dö Mopasan) natüralizmin dünya edebiyatındaki önde gelen temsilcilerindendir.

    Türk edebiyatında Beşir Fuat, Nabizade Nazım ve Hüseyin Rahmi Gürpınar’da bu akımın etkileri görülür.

    Aşağıdaki metin, Guy de Maupassant’ın natüralizmin özelliklerini yansıtan Jules (Jül) Amcam adlı hikâyesinden alınmıştır.

    Parnasizm:

    Parnasizm, XIX. yüzyılda Fransa’da ortaya çıkmış bir şiir akımıdır. Bu akım için şiirde gerçekçilik de denebilir. Adını Yunan mitolojisinde esin perilerinin yaşadığına inanılan Parnas Dağı’ndan alan Çağdaş Parnas dergisinde yazan şairler; ölçü, uyak, ses uyumu gibi ögelerle kurulan biçim mükemmelliğini önemsemiştir. Romantizme tepki olarak doğan bu akımda duygu ve hayalin yerini gerçekler alır, dış dünyanın betimlenmesi esastır. Sanat için sanat anlayışı hâkimdir. Eski Yunan ve Latin mitolojisine hayranlık duyan parnasyenler, konularını genellikle tarihten almış veya yabancı ve uzak ülkeleri konu olarak işlemiştir.

    Temsilcileri:

    Fransız edebiyatından Gautier (Gutie), Banville (Banvil), Lisle (Lisl), Coppée (Koppi) ve Heredia (Herediya) parnasizmin dünya edebiyatındaki önde gelen temsilcilerindendir.

    Bu akımı Türk edebiyatına Cenap Şahabettin tanıtmıştır. Tevfik Fikret ve Yahya Kemal’in şiirlerinde de parnasizm etkileri görülür.

    Aşağıdaki metin, Tevfik Fikret’in parnasizmin özelliklerini yansıtan Yağmur şiirinden alınmıştır.

    (muhtazır: Can çekişen; seyl-âbe: Sel, sel suyu; zerrât: Zerreler.)

    Sembolizm (Simgecilik):

    Sembolizm, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Fransa’da parnasizme tepki olarak ortaya çıkmış bir şiir akımıdır. Sanat için sanat anlayışıyla şiir yazan sembolist şairler, şiirde müzikaliteye ve anlam kapalılığına önem vermiş; dış dünyanın insan üzerindeki etkisini semboller aracılığıyla anlatmıştır. Lirizmin ve hayalin yoğun olduğu sembolist şiirde duygular ön plandadır, doğa betimlemeleri özneldir.

    Fransız edebiyatından Baudelaire (Bodler), Mallarmé (Malarme), Valéry (Valeri) ve Amerikan edebiyatından Edgar Allan Poe (Edgır Elın Po) sembolizmin dünya edebiyatındaki önde gelen temsilcilerindendir.

    Türk edebiyatında başta Cenap Şahabettin, Ahmet Haşim, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Ahmet Muhip Dıranas olmak üzere pek çok şairde bu akımın etkisi görülür.

    Aşağıdaki metin, Cahit Sıtkı Tarancı’nın sembolizmin özelliklerini yansıtan Otuz Beş Yaş şiirinden alınmıştır.

    11. Sınıf Türk Dili Edebiyatı, I. ÜNİTE: GİRİŞ

    Yazı kaynağı : www.turkedebiyati.org

    Rönesanstan Modern Sanata; Akımlar ve -izmler

    Rönesanstan Modern Sanata; Akımlar ve -izmler

    Art50campus bölümümüz, farklı disiplinlerden sanata ilgi duyan, merak eden, öğrenmek isteyen tüm okuyucularımıza sanat ve sanatın dokunduğu alanlarda bilgiler vermeyi amaçlıyor. Rönesanstan Modern Sanata; akımlar ve -izmler adlı bölümde, 15. yüzyıldan başlayarak 20. yüzyılın ortasına, batı sanatının önemli akımları ve dönemin önemli sanatçıları, sanatçı toplulukları yer alıyor.

    Rönesans, İtalyanca ‘Rinascimento’ yani yeniden doğuş anlamına gelir. Kaynağını Antik Çağ’dan alır ve 14. yüzyıl Hümanizmi’nin dereceli olarak gelişmesinin bir sonucudur. İtalya’da başlamasının başlıca nedeni 15. yüzyılda ülkedeki ekonomik canlanmadır. Daha sonra tüm Avrupa’ya yayılmıştır bu sebeple Rönesans terimi sadece İtalyan toplumuna ait değil, 15. ve 16. yüzyıllarında tüm Avrupa ülkeleri için geçerlidir. Rönesans, edebiyat, felsefe, bilim, sanat ve siyaset alanlarından yeni dünya görüşlerinin başlaması ve değer kazanmasıdır. Antik Yunan ve Roma sanatının yeniden doğuşudur ve Avrupa’nın yüzyıllar boyunca süren bir uykudan, baskıdan uyanmasıdır. İtalyan Rönesansı, Erken Rönesans (1410-20’den 15. yy sonuna kadar), Yüksek Rönesans (16. yy ilk yarısı) ve Geç Rönesans (16. yy ikinci yarısı 17. yy’a kadar) olacak üç dönemde incelenir.

    Rönesans dönemi resimlerinde konular, dini ve tarihsel hikayelerden ve mitolojiden oluşur. Bununla birlikte, heykelde de olduğu gibi ‘çıplak’ lık yeniden gündeme gelir ve portreler de önem kazanır. Figür, resimlerde ön plandadır ve anlatım figür üzerinden yapılır. Doğanın, insan vücudunun hacimlendirilmesi Rönesans süresince önemlidir unsurlardandır. Sanatçılar dünyanın betimlenmesinde kullandıkları sistematik yöntemlerde ustalaşır. ‘Çizgisel perspektif’ kullanarak gerçeğin yanılsamasında ustalaşıldığı kompozisyonlar matematiksel bir düzen içindedir, simetri ve denge ön plandadır.

    En bilinen sanatçıları; Rafaello Sanzio, Leonardo da Vinci, Michelangelo Buonarroti, Sandro Botticelli, Tiziano, Tintoretto, Masaccio, Bellini, Ghirlandaio ve Verocchio’dur. Fransa’da Jean ve François Clouet, İspanya’da Fernando Yanez de Almedina, Hollanda’da Jan Van Eyck, Pieter Bruegel (Yaşlı), Hieronymus Bosch ve Almanya’da Albrecht Dürer’dir.

    ‘Barocco’ sözcüğünden türetilen Barok, Portekizce ‘tam yuvarlak olmayan düzensiz inci’ anlamına gelir, mecazi olarak da ‘tuhaf, gülünç, tutarsız’ anlamını içerir. Görsel sanatlarda ‘Barok Çağ’ olarak adlandırılan dönem, 17. yy’da başlar 18. yy’a kadar devam eder. Barok üslup, İtalya’da gelişip tüm Avrupa’ya yayılır.

    Barok dönemi ressamları resimlerinde dinsel ve mitolojik konuların yanı sıra portre, manzara ve iç mekan gibi günlük hayattan sahneleri betimler. Özellikle dramatik ışık-gölge (chiaroscuro) kullanımlarına odaklandıkları resimlerde hareketli figürlerle güçlendirilmiş derinlik duygusu da ön plandadır. Barok Dönemi heykellerinde ise hareketlilik ve güçlü bir anlatım dikkat çekerken duygusal yoğunluk abartılı bir biçimde vurgulanır. Çoklu figürlü heykeller, düşen ışıkların verdiği hareketlilik hissi ile izleyiciyi çevresinde dolaşmaya zorlar. Teatral bir düzenleme içerisinde gerçekçi bir anlatım uygulanır.

    En bilinen sanatçıları; Michelangelo Merisi da Caravaggio, Gian Lorenzo Bernini, Nicolas Poussin, Peter Paul Rubens, Anthony van Dyck, Rembrandt Harmenszoon van Rijn, Johannas Vermeer ve Diego Rodríguez de Silva y Velazquez’dir.

    18. yüzyılın ilk yarısında Fransa’da ortaya çıkıp Avrupa’ya yayılan bir bezeme üslubu olan Rokoko, Fransızca’da ‘çakıl taşı’ anlamına gelen rocaille ile barocco sözcüklerinin birleştirilmesiyle oluşur. Rokoko aslında bir iç mimarlık ve mobilya stilidir ancak güzel sanatlarda da kendini gösterir. En dikkat çeken özelliği, işlevlerine göre ayrıştırılan iç mekanların boyutunu, biçimini, karakterini ve bezemesini içerisindeki işlevsel olarak kullanılacak mobilya, süs eşyası ve resimlerin doğrudan ait oldukları mekanla birlikte değerlendirilmesidir.

    Yoğun olarak pastel boya tekniğinin kullanıldığı Rokoko üsluptaki resimlerde tekniğin verdiği hafiflik ile asimetri, zarif çizgilerin kıvrımları, uçuculuk ve hareketlilik dikkat çeker.

    En bilinen sanatçılar: Jean- Honore Fragonard, François Boucher ve Jean- Antoine Watteau’dur.

    ‘Neo- Klasisizm’ olarak da bilinen, 18. yüzyılın ikinci yarısında İtalya’da başlayıp diğer Avrupa ülkelerinde görülen bu akım, eski Yunan ve Roma örneklerine dayanan sanat üslubuyla öne çıkar. Barok ve Rokoko üsluplarındaki aşırı süslemeciliğe ve yapaylığa karşı Antik Çağ sanatına hayranlık duyar.

    Neo-klasik resimlerde çizgisellik ve yalınlık ön plana çıkar. Düzgün, pürüzsüz sürülmüş boya ve açık seçik ifade biçiminden bahsedilebilir. ’Soylu yalınlığı ve sakin yüceliği’ nden yola çıkarak heykel alanında da sakin, durgun pozlarda biçimlendirilmiş heykeller herhangi bir duyguyu ya da heyecanı yansıtmaktan kaçınır.

    En bilinen sanatçıları; Jacques-Louis David, Jean Auguste Dominique Ingres, Jean-Paul Laurens, Joseph- Marie Vien’dir

    Romantizm (18-19. yy)

    Adını Latin kökenli dillerde anlatılan öykü ve söylencelerden alır. 18. yüzyılda hakim olan usçuluğa ve Neo-Klasikçilik akımına tepki olarak ortaya çıkar. Romantizm, insanın yaratma özgürlüğü önündeki her şeye karşı durur. Başta İngiltere, Almanya ve Fransa olmak üzere tüm Avrupa’ya yayılır. Akıldışıcılık, duygusallık, heyecan, içgüdü, ifade özgürlüğü, doğaüstü, doğa sevgisi, ulusçuluk, ‘ütopya’ ya kaçış ve daha bir çok kavramın öne çıktığı akım, döneminin siyasal, toplumsal, ekonomik ve sosyal olayları ile bağlantılıdır.

    Bu döneme ait bir çok resimde daha önceleri önemsiz olarak atfedilen manzaralar başlı başına resmin konusu haline gelerek figür resminin önüne geçer. Manzara resimlerinde doğa, izleyicinin us gücü ve duyguları üzerindeki etkisi açısından ele alınır. Manzaralar, izleyiciyi kendi ruh durumlarını incelemeye ve kendi duyguları üzerindeki etkisini çözümlemeye yönelten bir etkiye dönüşür.

    En bilinen sanatçıları; J.M.W. Turner, Caspar David Friedrich, John Constable ve William Blake, Anton Koch’dur.

    Realizm ya da gerçekçilik, bir estetik ve edebi kavram olarak 19. yüzyıl ortalarında Avrupa’da yayılır. Nesnelliğe yönelmesiyle o zamana kadar uygulanan sanatın belirli kalıp ve üslup kurallarına karşı duran bir yaklaşımdır. Gerçekçilik, güzelin ve doğrunun her an ve her koşulda kendine özgü bir belirtisi olduğunu savunur. Batı’da endüstrileşme, kentleşme ve demokratikleşmenin bir ürünüdür.

    Resimlerde konu olarak yoksullar, köylüler, işçiler, ile günlük hayatın en basit gerçekleri duygusallığa yer vermeden ve yüceltilmeden betimlenir.

    En bilinen sanatçıları; Gustave Courbet, Jean Francois Millet, Jules Breton ve Edouard Manet’dir.

    20. yy sanat kuramları ve akımlarını büyük ölçüde etkileyen İzlenimcilik akımı sanatçılarının, bilinen ve uygulanan kurallara aldırmaksızın, kendi kişisel izlenimlerine göre nesneleri ve figürleri betimlemeleri ile dikkat çeker. Fotoğrafın yaygınlaşması, sosyal çevreleri, Japon estampları ve modernleşme hareketleri izlenimci ressamların konularını etkileyen başlıca etkenlerdir. İzlenimci sanatçıların eserleri odaklandıkları konular ve kompozisyonlar olarak biribirinden ayrılsa da, konu olarak güncel hayatı aktarır.

    İzlenimcilerle birlikte o güne kadar resmin vazgeçilmez gerçekliği olarak kabul edilen biçim, önemini yitirir. Sanatçının doğayı yansıtma çabaları, ışık, renk, hava ve ‘o an’ kavramlarının ön plana çıkmasıyla birlikte, gözün duyarlılığına dayanan anlatımcı ifade biçimi de kullanılır. Daha önceleri atölyede yapay ışık altında üretilen tuvaller izlenimcilerle birlikte doğanın içine taşınır. Dışarıda doğal ışık altında yaptıkları gözlemlerle, atölye resminin siyah, karanlık, koyu tonlarına karşılık, izlenimcilerin resimlerinde daima açık ve canlı tonlar görülür.

    En bilinen sanatçıları; Claude Monet, Edgar Degas, Camille Pissarro, Pierre-Auguste Renoir ve Alfred Sisley’dir.

    Ard- İzlenimcilik, İzlenimcilik sonrası yeni bir arayış ile ortaya çıkar. Geleneksel anlamda renk, ışık kullanımı ve diğer tekniklere karşı daha özgür bir anlatım dili kullanılır. Bu açıdan bakıldığında Ard-İzlenimciler olarak aynı dönemde yaşayıp ortak bir dil kullanan sanatçıların herbirinin özgün anlatım biçimleri mevcuttur.

    Ard-İzlenimciler resimlerinde konularını gündelik hayattan alır ancak doğayı kendi konuları ve yaşam biçimleri içerisinde anlatmaya başlar. Figürlerin çevrelerinde kalın konturlar, parlak, canlı renk kullanımları, ifadeci fırça kullanımları ile dikkat çekerler. Resimlerini sağlam bir biçimsel temele dayandırma çabasında olan bazı sanatçıların duygu ve iç dünyaları da önem kazanmaya başlar.

    En bilinen temsilcileri: Paul Cezanne, Vincent Van Gogh, Paul Gauguin ve Toulouse Lautrec’dir.

    Dada ilk olarak 1915-16’da New York ve Zürich olmak üzere eş zamanlı olarak doğar. Birinci Dünya Savaşı’nın sarsıcılığının yarattığı umutsuzluk ve karamsarlıkla birlikte geleceğe inancını yitiren sanatçıların bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Dada, burjuva kapitalist toplumun aklının sonucu ortaya çıkan savaş ve yarattığı yıkıcı etki ile gülünç ve anlamsız olanın peşine, aklın olmadığı yere sürüklenerek mantığı ortadan kaldırır. Bilinçaltını özgür kılar ve bu bağlamda Gerçeküstücülük akımının da temellerini atar. Dada, her şeyin anlamsızlığını, gereksizliğini ve hiçliği vurgular. Karşı-sanat duruşuyla, geleneksel ‘sanat’ anlayışına, göze hitap eden sanat algısına karşı çıkar.

    Dada içerisinde belirli bir üslup ya da örgüt birliği olmadan yeni sanat değerleri içerisinde yeni anlatımlar ortaya çıkar.

    En bilinen sanatçılar; Marcel Duchamp, Raoul Hausmann, Hannah Höch, Gerorge Grosz, Man Ray, Hans Arp ve Francis Picabia’dır.

    Dada’nın küllerinden doğan Gerçeküstücülük, Dada’nın nihilist tavrına karşı yaratıcılığı savunur. Gerçeküstücülerin bilinçaltına, rüyalara, görünen gerçekliğin, aklın ötesine yönelik arayışları, ahlaken iflas ettiğini düşündükleri bir kültürel ve toplumsal yapının sınırlarını aşabilmekle ilgilidir. Mantıksal düzeni yok ederek sınırsızlığa ve gerçeğe varılacağına inanan sanatçılar, resmi görünenin betimlenmesi olarak değil, usun betimlenmesi olarak değerlendirir.

    Gerçeküstücüler için bilincin ötesine uzanmak, arzuların ve kaygıların gerçek kaynağına inebilmek sanatsal yaratının bir uzantısıdır. Gerçeküstücü sanatçılar, biçim bozmadan buluntu nesneye, kolajdan frotaj’a, otomatik desenden dekalkomani’ye tümüyle rastlantısallığa dayanan yöntemler benimser. Doğaçlamaya dayalı yaratı sürecinin üstünlüğü hakimdir.

    En bilinen sanatçıları; Salvador Dali, Yves Tanguy, Rene Magritte, Max Ernst, Man Ray, Joan Miro, Andre Masson, Giorgio de Chirico ve Arnold Böcklin’dir.

    ‘Ekspresyonizm’ veya ‘Anlatımcılık’ olarak da bilinen akım, tüm Avrupa’da 20. Yüzyılın başında hakim olan huzursuzluk, şaşkınlık ve değişiklik isteğinin bir sonucu olarak doğar. Rönesans’tan bu zamana hüküm sürmüş doğayı birebir betimleme anlayışından koparak, sanatçının duygularını ve iç dünyasını, özgün renkler, çizgiler ve ifadeci fırça kullanımları aracılığıyla dışavurumudur. Nesneler görüldüğü gibi değil, sanatçının üzerinde bıraktığı ifade ve etkisi resmedilir.

    Sanatçılar dışavurumcu resimlerinde ifade gücünü arttırabilmek adına çizgilerde ve figürlerde deformasyonlar yaparak renkleri ve boyaları özgürce kullanırlar. Doğayı kendi estetik anlayışlarına göre yeniden düzenler ve resmin geleneksel tabularını geride bırakarak illüzyon olmayan gerçekten boyalarla yapılmış bir resmi izleyiciye göstererk hislerini de ön plana çıkarır.

    En bilinen sanatçılar; Edvard Munch, Max Beckmann, Erick Heckel, Egon Schiele, Oskar Kokoschka, Ernst Ludwing Kirchner, Franz Marc, Emil Nolde, Aguste Macke’dir.

    Kübizm 1908’de Pablo Picasso ve Georges Braque öncülüğünde ortaya çıkar. Kübist resimler, rengi arka plana atar, çizgiye ve biçime odaklanarak, yepyeni bir görsel dil yaratır. Yeni bir görme biçimi ve dünyayı temsil etmenin yeni bir yöntemi olarak dönemine damgasını vuran başlıca sanat akımıdır. Geleneksel perspektif kurallarına başvurmadan nasıl bir resimsel kurgu yapılabileceği sorusundan hareketle Batı sanatının yüzlerce yıllık perspektif, görsel temsil sistemini yerle bir eden Kübizm, 20. yüzyılın en radikal sanat hareketlerinden biri olarak nitelendirilir. Doğanın betimlemeci değil kavramsal bir yorumunu yansıtan Kübistler resimsel yüzeyde üç boyutluluk yanılsaması yaratmak yerine resim yüzeyinin iki boyutluluğunu vurgular ve eşzamanlı olarak bir nesneyi bir değil birçok açıdan göstererek bir türlü dördüncü boyut kavrayışı getirerek görsel bir devrim yaratır.

    Çözümsel Kübizm (Analytical) ve Bireşimsel (Synthetic) Kübizm olmak üzere ikiye ayrılır. Çözümsel Kübizmde biçimler, isimlerde çözümsel bir yöntemle elde edilip en yalın halleriyle betimlenirken, monokrom renklerle biçimler ön plana çıkar. Tuvallerde ön plan ve arada plan adeta birbirinin içine geçer, tümden parçalara varılır. Bireşimsel Kübizmde ise tuval yüzeyine farklı malzemeler de eklenir. Gündelik malzemelerin kolaj (yapıştırma resmi) tekniği kullanılarak parçadan tüme varılır.

    En bilinen sanatçılar; Pablo Picasso, Georges Braque, Juan Gris, Fernand Leger, Jean Metzinger ve Albert Gleizes’dir.

    Renk, çizgi, kütle, ton gibi çeşitli biçim öğelerinin bilinen nesnelere benzemeyecek biçimde kullanımı sonucu ortaya çıkan geometrik ya da amorf imgelerle oluşturan düzenlemelerdir. Soyut sanat bütünüyle düş ürünü olabileceği gibi doğadaki bir nesnenin biçiminin giderek genelleştirilmesi ve arıtılmasıyla da elde edilir.

    Soyut resim, zihinsel, yapısal ve geometrik; içgüdüsel, duygusal ve dekoratif olacak şekilde ikiye ayırılır. Soyut sanat genel olarak doğada yer alan, gözle görülen gerçek nesneleri betimlemek yerine daha çok biçimlerine, renklerine ve temsili olmayan şeylere göre çizilen öznel olarak oluşturulan resimlerdir. Soyut sanatın ilk başlangıcında sanatçı doğayı inceleyerek onu soyut bir biçime sokar, zamanla incelediği doğa ile kendi çalışması arasında bir benzerlik kalmaz.

    En bilinen sanatçılar; Vassily Kandinsky, Kazimir Malevich, Sonia Delounay, Naum Gabo’dur.

    1950 ve 60’larda önce İngiltere’de, ardından ABD’de birbirinden bağımsız olarak ortaya çıkan ve kitle kültürünün imgelerini kullanan sanat akımıdır. Pop sanatçıları, elit bir kesimin beğenisine yönelik ‘yüksek kültür’ ile daha geniş kitlelere yönelik kültür tüketme biçimleri arasındaki ayrımları yok ederken öncelikle hazır-imgelerden yararlanır, izleyicinin gündelik yaşamının bir parçası olan nesneleri iki boyutlu yüzeylere aktarırken bazen de heykele dönüştürür. Bu nesneler arasında Coca Cola şişelerinden konserve kutularına, sigara paketlerinden hamburgerlere çok çeşitli yiyecek-içecek malzemesi yer alır, özellikle Amerikalı tüketicinin gündelik yaşamının sıradan nesneleri, sanatsal bir bağlam içinde yeni anlamlar kazanır.

    Pop Sanat’ın önemli özelliklerinden biri kendinden önce gelen Dada, Soyut, Soyut Dışavurumcu gibi dönemlerde izleyici ile kopan bağın kültüre air imgeler ve objelerde, tanınmış figürlerle tekrardan kapanması söz konusudur.

    En bilinen sanatçıları; Andy Warhol, Richard Hamilton, Robert Rauschenberg, Roy Lichtenstein, Claes Oldenburg ve George Segal’dır.

    Sena Arcak Bağcılar

    Kaynakça:
    Ahu Antmen, 20. Yüzyıl Batı Sanatında Akımlar, Yem Yayınları
    Eczacıbaşı Sanat Ansiklopedisi, Yem Yayınları
    Gardners Art Through Ages, Fred S. Kleiner and Richard Tansley, 10. Baskı
    Art Since 1900, Modernism, Anti Modernism, Post Modernism, Foster, Hal et. all, Thames & Hudson

    Yazı kaynağı : art50.net

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap