Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    beyşehir ve eğirdir gölü neden tatlıdır

    1 ziyaretçi

    beyşehir ve eğirdir gölü neden tatlıdır bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Göller Yöresi

    Beyşehir Gölü

    Beyşehir Gölü

    Beyşehir Gölü, Göller Yöresi'inde, Konya ve Isparta illeri topraklarında bulunan, Türkiye'nin üçüncü büyük gölü, en büyük tatlı su gölü.

    Batı ve güneyinde Toros Dağları, doğusunda volkanik Erenler Dağı, kuzeybatı güneydoğu yönünde ise Sultan Dağları ve Anamas Dağı ile çevrili tektonik bir çukurlukta yer almaktadır.

    Genel özellikleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yüzeyi denizden 1.121 m yüksekte ve 651 km² yüzölçümünde olan gölün GD–KB doğrultusunda uzunluğu 50 km, bu doğrultuya dik genişliği ise 18–20 km kadardır. En geniş yer Çiftlik köyü ile Kaşaklı Körfezi arasında 26 km'dir. En dar yeri Hoyran (Gölyaka) ile Akburun köyleri arasında 14 km'dir.

    Suları tatlı olup, derinliği en çok 8–9 m civarındadır. En derin yeri farklı kaynaklarda 12, 14, 15 m olarak geçmektedir. Batı kıyıları derin ve dik, kuzey kıyıları derin, güney ve doğu kıyıları sığdır[1].Göller yağışlarla göle dökülen akarsularla ve kaynaklarla beslenirler. Eğer bir göle buharlaşma yoluyla kaybettiğinden daha fazla su gelirse göl suları yükselir. Gölün fazla suları göl çanağının en alçak yerinde bir dere halinde dışarı akmaya başlar.[2]

    Çevresi, 2.000 m yüksekliğini aşan dağlarla çevrilidir. Fazla suları, yapılan kanal ile Çarşamba Suyu'na verilir. Beyşehir Gölü, “Uluarık” olarak adlandırılan, Çarşamba (Beyşehir) Çayı adlı gideğeni aracılığı ile güneydoğu yönünde yaklaşık 60 km yol alarak Suğla (Karaviran) Gölü’ne dökülmektedir. Konya Ovasının sulanması için Beyşehir kazası yanında büyük bir regülatör yapılmıştır. Göller Bölgesinin en büyük gölüdür. Büyük kısmı Konya, az bir bölümü Isparta topraklarında yer alır[1]. Konya'daki alan 523 km², Isparta'da 130 km²'dir.

    Konumu[değiştir | kaynağı değiştir]

    İç Anadolu Bölgesi'nin batısına yakın, Isparta ile Beyşehir arasındadır. Gölü İç Anadolu Bölgesi'nden ayıran Sultan Dağları takriben 100 km uzunluğundadır. Bu dağlar aynı zamanda Eğirdir ve Akşehir Gölü ile Beyşehir Gölü havzalarının su bölümü çizgisi konumundadır. Sultan Dağları, Beyşehir Gölü Havzası’nı KD'dan çevreledikten sonra yerini Erenler (2319 m) ve Alacadağları’na (2203 m) bırakmaktadır.

    Suğla ve Beyşehir gölleri arasında bulunan Seydişehir–Beyşehir çöküntü oluğunun doğusundaki dağlar: Sultan Dağları, Göl Dağları, Geyik Dağları, Batı Torosların iç koludur. Göl’ün batı kıyıları yüksek ve dik olup bu bölümde eğimin azaldığı bölgelerde Yenişar Ovası bulunur. Doğu ve güney kıyılar ise daha alçaktır. Hafif eğimli olan bu kıyıların gerisinde batı yönünde Yeşildağ ve doğu yönünde Kıreli ovaları uzanmaktadır.

    Gölün tabanı neojen göl tortularıyla doludur. Gölün bir özelliği de içinde pek çok adanın bulunmasıdır. Suların seviyesine bağlı sayıları değişmekle beraber 10 kayalık ve 27 ada bulunur. Bunlardan bazıları; İğdeli, Akburun, Kızkalesi, Mada, Yılanlı, Külbent, İğdeli, Aygır, Orta, Keçi ve Hacıarif[3] adalarıdır. Bazı adalar eski zamanlardan itibaren yerleşim amaçlı kullanılmıştır.

    Hidrografya[değiştir | kaynağı değiştir]

    Beyşehir Gölü'ne sularını gönderen alan (Beyşehir Gölü Havzası) 4200 km2'dir. 651 km2 alana sahip göl, kendinden 6–7 kat büyük bir alanın sularını toplamaktadır. Gölde bulunan değişik kaçakların bulunması göle gelen ve giden suyun belirlenmesini engellemektedir. Havzaya su gönderen 30 kadar dere bulunmaktadır. Derelerin bazıları yazın kurusa da kaynak suları her mevsim göle ulaşır. Çevre istasyonların ortalaması alınarak, göl yüzeyine düşen yıllık ortalama yağış 726 mm hesap edilmiştir[1].

    16 havza göle su göndermektedir. Bunlardan, Yeşildağ–Soğuksu havzası 459 km², Üstünler Çayı'nın havzası 168 km²'dir. Yeşildağ Dere 1000 lt/sn, Han Boğazı Dere 650 lt/sn, Eflatun dere 500 lt/sn, Yenişarbademli Dere 20–50 lt/sn, Armutlu Dere 5–10 lt/sn akışlara sahiptir. Gölün tek çıkışı olan Çarşamba Çayı'nın ortalama akımı 343,8 hm³/yıl'dır[3].

    Gölden düdenlerden su kaçakları olmaktadır. Batı kıyısındaki düden yüksekte olduğundan, kaçak 1123 m seviyesine gelindiğinde başlamaktadır. Ortalama kaçak 5 m³/sn iken, 1976 Mart'ında 29,7 m³/sn ile en büyük kaçak yaşanmıştır. Gölden Manavgat Nehri'na doğru düdenlerden su kaçağı bulunduğu bilinmektedir. Küre ve Homat burunlarında, Mada Adası’nın doğusunda, Kül Adası ve Hacı Arif adası çevresinde düdenlerden boşalım gerçekleşir[4].

    Beyşehir Gölü'nün güneyinde yer alan Gembos Polyesi'nin sularını Manavgat Çayı'na göndermektedir. Karstik formasyon içinden, yeraltından olan bu akışa, 2005'te yapılan Gembos Derivasyon Kanalı ve Derebucak Barajı ile müdahale edilmiştir. Yapılan kanal ile Beyşehir Gölü'ne yönlendirilen sular, göl seviyesini yükseltmiş, Manavgat Çayı'nın sularında azalma belirlenmiştir.

    Beyşehir Gölü Havzasında yeraltısuyu akım yönü göle doğrudur. Gölden çevre tarım arazileri için sulama suyu çekilmektedir. Yapılan araştırmada, sulu tarım alanı 100.000 ha geçerse, göl minimum su kotu 1118,6 m'ye düşmektedir. Sulanan alan 80.000 ha olduğunda sulama yapılabilmekte fakat göl seviyesi düşmektedir. Göl seviyesinin sulamaya rağmen korunabildiği alan 40.000 ha olarak belirlenmiştir[5].

    Yerleşim[değiştir | kaynağı değiştir]

    Zamanımızdan 10.000–7.000 yıl önce sıcaklık artmış, Anadolu kapalı havzalarındaki göllerde kuruma ve geri çekilme yaşanmıştır. Kuruyan alüvyal alanlara yerleşimler yapılmıştır. Gölün kuzeyindeki Çukurkent yerleşmesi bu zamana aittir. Çevrede Neolitik, Kalkolitik, Tunç, Demir çağlarına ait yerleşme kalıntıları bulunur. Bu yerleşimlerin kesintili kullanılmasının, gölün kabarıp–çekilmesine bağlı olduğu anlaşılmıştır. Çekinik zamanlarda göl seviyesi bugünden daha aşağıdadır. Günümüzde göl fazla çekilince su altından eski yerleşimler görülmektedir. Suyun çekildiği zamanlarda yerleşim kuran insanlar, sular yükseldiğinde alanı terk etmiştir. MÖ 6000'e tarihlenen Erbaba yerleşimi gölden birkaç km uzaktadır. MÖ 3000'e tarihlenen Kuşluca yerleşimi ancak sular çekildiğinde meydana çıkmaktadır[1].

    Mada Adası'na 1866'da Rus Kazakların yerleştirilmiştir. İklime uyum sağlayamayan Kazakların çoğu adayı terk etmiş, bir zaman sonra 7–8 hane kalmıştır.

    Göl suyunun kabarıp–çekilmesi, tarım alanlarının darlığı geçmişten itibaren kıyılarda büyük yerleşimlerin kurulmasını engellemektedir.

    Göl çevresinde günümüzde bulunan yerleşmeler şunlardır: Beyşehir, Yenişarbademli, Kıreli,Üzümlü, Yeşildağ, Üstünler, Kurucaova, Belceğiz, Gölyaka, Gedikli, Yassıbel, Budak, Tolca, Akburun, Karayaka, Yenikaya, Gölkaşı, Bademli, Kıyakdede, Gölkonak, Karadiken, Ağılönü, Avdancık, Sarıkabal, Kuşluca, Çiftlik.

    Adalar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Türkiye'de göl içindeki ada sayısı bakımından Beyşehir Gölü ilk sıradadır. Adalar günümüzde geçici yerleşme ve çevre yerleşimlerin ekonomik faaliyetlerini destekler mahiyettedir.

    Adalarda Roma ve Bizans kalıntıları da bulunur: Kirse ve Hacıarif adalarında tapınak, Kızılada'da mezar ve hamam, Kuşkondu adasında mezar bulunmuştur. Mındıras adasında antik kalıntılar, Çeçen ve Akburun adalarında hamam harabeleri bulunur. Sular çekildiğinde Höyük Adası'nın güneybatısında mezarlık, Manarga Adasında antik yerleşme görülmektedir. Türk egemenliğinden sonra, 1277'de, Gölyaka köyü civarında Kubadabad sarayına bağlı iç kale mahiyetindeki şato Kızkalesi Adası'nda kurulmuştur[6].

    Gölün kuzeybatısındaki Mada Adası (İğneliada) ve doğudaki Çeçen Adası'nda sürekli yerleşim bulunur. Mada Adası Şarkikaraağaç'ın, Gedikli köyüne bağlı Kumluca mahallesidir. Çeçen Adası'nda üç hane yaşamaktadır [7]. Çeçen Adası için Aşağıağıl, Telkenli, ve Gavur adası isimleri de kullanılmaktadır.

    Taşkınlar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Beyşehir Gölü'nde buharlaşma ve yağış normal düzeyde olduğunda, göle gelen ve giden su dengededir. Fakat yağış artığı veya azaldığı zamanlarda önemli seviye değişimleri olmaktadır. Göl en yüksek seviyeye Mayıs ayında, en düşük seviyeye Ekim ayında ulaşmaktadır.

    1910–1911 yıllarında Suğla ve Beyşehir gölleri büyük taşkınlar yapmıştır. Bozkır, Seydişehir ve Beyşehir kazalarına bağlı 30'a yakın yerleşim taşkınlardan etkilenmiştir. Taşkınların sebebi bu zamanda yapımına başlanan Konya Ovası Sulama projesinin uygulama hatalarıdır. Ölümün olmadığı köylerde evler yıkılmış, tarlalar 2 yıl süren taşkınların etkisi ile su altında kalmıştır. Yağışların çok fazla olduğu zamanlarda göl taşmakta, Konya Ovasına kadar sular yayılmaktadır. 1501–1504 yılları arası aşırı yağışlı geçmiş, taşan sular, Konya Ovası'nı basmıştır. Bağdat Seferi sırasında gölün taştığını gören IV. Murat, suyun farklı bir yöne kanalize edilmesini emretmiştir. 1731'de göl yine taşmış ve ovayı su basmıştır. Adları günümüzde yer isimleri olarak kullanılan bazı köyler taşkınlardan dolayı terk edilmiştir[1].

    1123,35 m seviyesinden doğal yolla gölü boşaltan Çarşamba Çayı, sular artığında yetersiz kalmakta, taşkınlar oluşmaktaydı. 1908–1914 arasında yapılan sulama projesinde Beyşehir Regülatörü 1121,03 m kotuna yapılmış, taşkınlar kontrol edilmeye çalışılmıştır.

    Canlı hayatı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Gölde bol miktarda Sazan Balığı, Aynalı Sazan, Turna, Levrek, Kadife Balığı vardır. Beyşehir Gölü Milli Parkı kapsamında koruma altındadır. Göl civarında çok miktarda yaban domuzu sürüler halinde bulunur.

    Göçmen su kuşları[değiştir | kaynağı değiştir]

    Birçok göçmen su kuşları avlanmak, kamış adalarda kuluçkaya yatmak (üremek) ve bazıları kışlamak için Beyşehir Gölüne gelirler, bunlar;

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    beyşehir gölü

    Göller

    Göller

        Isparta il hudutları içinde bulunan en önemli göller, Eğirdir, Kovada ve Gölcük Gölleri’dir. Ayrıca Burdur ve Beyşehir Gölleri, bir kısımda Isparta il sınırları içine girmektedir. Isparta il alanı, genel olarak III. zamandaki kıvrımlarla yükselmiş, daha sonra volkanik ve tektonik hareketlerle yeni şekillenmeler kazanmıştır. Böylece il topraklarında sayısız tektonik çukurlar oluşmuştur. Bu çukurların zamanla su ile dolmasından göller ortaya çıkmıştır. Burdur il alanını da kapsamak üzere, Taşeli ve Tekeli platolarını sınırlayan dağların çizdiği üçgen içinde kalan bu yüksek bölgeye, çok sayıda tektonik göl oluşması nedeniyle, Göller Bölgesi adı verilmektedir.

    1. Eğirdir Gölü:Isparta ili hudutları içinde olduğu kadar Göller Bölgesinin de en önemli göllerinden birisi Eğirdir Gölüdür. Eğirdir Gölü, Sultan ve Karakuş Dağları’nın arasında ve il alanının ortasında yer almaktadır. 517 km2 yüz ölçümü ile Türkiye’nin 4. büyük gölüdür. Kuzey-güney uzunluğu 50 km olan, doğu-batı genişliği ise 3 ila 15 km arasında değişen Eğirdir Gölü, takriben 3.309 km2 lik bir havzanın sularını toplamaktadır. Gölün oluşumunda karstik yapının payı büyüktür. Ana kalker temeli üzerinde yer alan çöküntü oluklarının birbirleriyle birleşmesiyle ortaya çıkmıştır. Göl, deniz yüzünden 916 m yükseklikte olup, ortalama derinliği 12 m kadardır. Maksimum derinliği ise Eğirdir yakınlarında 16.5 m’dir.

        Göl suları bulanmaz. Gölün güneybatı sahillerinde derin ve kuytu koyları vardır. Sarp kayalar ve yarlar bu koylara çok güzel görünümler vermektedir. Göl kuzeyden güneye uzanmaktadır ve genelde yeraltı su kaynakları ile beslenmektedir. Suyu tatlıdır. Çevresi ormanlıktır. Bu kaynak suları gölün içinde muhtelif yerlerden çıkmaktadır. Göl kaynak sularından başka, civardaki pınarlarla da beslenmektedir. Bunların başlıcaları, Gençali’nin yanından çıkan ve hemen göle giren Kanlı Palamut Pınar, bunun hemen güneyindeki ve daha bol suyu olan Karaot Avlığı Pınarı, Tırtar altından çıkan Koca Pınar ve Havutlu Pınarı’dır.

        Gölde poyraz rüzgarları tehlikeli dalgalar yaratır. Hoyran’ın güneyinde Eğirdir’e doğru hızlı sayılabilecek bir akıntı vardır. Eğirdir Gölü, iki kısma ayrılmaktadır. Kuzeyde kalan ve daha küçük göl kesimine Hoyran Gölü, güneyde kalan kesimine ise Eğirdir Gölü denir. Her iki göl Hoyran Boğazı ile birbirine bağlanır. Gölün kenarları genellikle diktir. Bu dikliğin kaybolduğu Gelendost ve Hoyran yörelerinde göl kıyısında bataklıklar bulunur. Gölde, Eğirdir ilçesinin üzerinde bulunduğu yarım adanın bir uzantısı gibi küçük iki ada vardır. Biri Can Ada, diğeri Yeşilada (Nis)’dır. Yeşil ada üzerinde 100 kadar ev bulunmaktadır. Son yıllarda göl sularının azalmasından yararlanılarak bu adalar birbirine ve Eğirdir’e bağlanmış bulunmaktadırlar. Gölde balık çoktur. En iyi cinsleri çapak, siraz, çiçek, levrek ve sudaktır. Gölde balıkçılığı daha ziyade Yeşilada sakinleri yapmaktadır.

    Eğirdir Gölü’nden, Eğirdir regülatörü ile kontrol edilen 25 km uzunluğundaki ve 25 m3/sn kapasiteli bir drenaj kanalı ile Kovada I ve II Hidrolik Santralleri’nin su ihtiyacı karşılanmaktadır.

    Haziran 1996’da, Çevre ve Orman Bakanlığı, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Antalya Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Müdürlüğü’nün ortak kararı ile Eğirdir Gölü, doğal sit alanı ilan edilmiştir. Yörenin en önemli su havzalarından biri olan Eğirdir Gölü’nün 1’inci 300 m kıyı şeridinin de 3’üncü dereceden sit alanı olarak ilan edilmesi kararlaştırılmıştır. Belirtilen alan içinde bulunan kaçak yapılaşmaların yıkılacağı ve bundan böyle bu alanda Koruma Kurulu’nun kararı alınmadan hiç bir yapılaşmaya müsaade edilmeyeceği de belirtilmiştir.

    2. Kovada Gölü: Eğirdir Gölü’nün regülatöründen çıkan su fazlası, bir kanal aracılığı ile Kovada Gölü’ne dökülmektedir. Kovada Gölü dekarstik çukurlarının su ile dolması sonucu oluşmuştur. Gölün kuzey-güney uzunluğu 15 km olup, genişliği ise 2-3 km arasındadır. Kovada Gölü eskiden, şimdiki durumundan on kat daha küçüktü. Sonraları Eğirdir Gölü’nün fazla suları göle akıtılmış ve bugünkü durumunu almıştır. Gölün genişliği 9 km’yi ve çevresi de 20.6 km’yi bulmuştur. Batı yöresinin dışında gölün çevresi genellikle sazlık ve kamışlıktır. Suyu tatlı olup, bulanmaz. Bu nedenle gölde bol balık yaşar. Yerli balık türleri içinde en önemlisi sazandır. Ayrıca tatlı su yengeci, su böceği ve midye de bulunmaktadır.

    Kovada Gölü’ nün suları, Kırıntı Köyü yakınlarındaki sırttan, Kuru Dere Vadisi’ne akıtılmaktadır. Akıtma sonucu ortaya çıkan düşüşten, elektrik enerjisi üretilmektedir. Kovada Gölünün doğal görünümü çok güzeldir. Çevresinde çok zengin olan bitki örtüsü içinde, yabani ördekler ve diğer av hayvanları yaşamaktadır. Bu özellikleri nedeniyle, Kovada Gölü ve çevresi, Bakanlar Kurulu kararıyla milli park kapsamına alınmış bulunmaktadır.

    3. Gölcük: Gölcük, Isparta’nın 5 km güneybatısında ve deniz yüzeyinden yüksekliği 1380 m olan, krater çukurunun su ile dolmasından oluşmuş bir krater gölüdür. Gölcük, 150-300 m kadar yükselen ve volkanik küllerle kaplı tepelerle çevrilidir. 1.5 km çapında bir daire biçiminde olup, gölün ortasına doğru derinliği 32 metreyi bulmaktadır. Gölcük ve yöresinde yapılan araştırmalarda, yüzeyleme veren formasyonlar, tortul, ultramatik ve volkanik kayaçlar olmak üzere başlıca üç gruba ayrılırlar. Bunlardan tortullara ait en yaşlı formasyonu Akdağ kireç taşları oluşturmaktadır. Diğerlerini konglomeralar ve flişler meydana getirmektedir. Gölcük ve çevresindeki volkanik kayaçlar, Traki-Andezitleri; sıkı tüfler ve sünger taşlarından oluşmaktadır.

    Gölcük genelde yağmur suları ve dipten kaynayan kaynaklarla beslenmektedir. Son yıllarda gölün suyunda biraz azalma gözlenmektedir. Göl kapalı havza halinde olmasına rağmen suyu tatlıdır. Göl çukurluğunun çevresindeki tepeler, göle dik inerler. Yalnız gölün güney doğusundaki kumlu tepelerin altında kütle halinde dik bazalt kayaları vardır. Çukurluğun, batısında ise, kumlu tepelerin altında göller bölgesinin mezozik, kütlevi, yan mermer kalkerle meydana getirmektedir.

    Gölde az da olsa balık vardır. Gölün kenarından en çok 3 veya 5 m açılınca, suyun birden derinleştiği görülür. Gölcük çevresi DSİ’nce tamamen ağaçlandırılmıştır. Gölcük ve civarı özellikle Isparta merkez ilçe halkı tarafından mesire yeri olarak kullanılmaktadır.

    4. Kara Göl: Isparta’nın en yüksek dağı olan 2.998 m yükseltili Dedegöl Dağları’nın 2335 m dorukları arasında 2.500 m2 büyüklüğünde bir buzul gölüdür.

    5. Beyşehir Gölü: Batı Toroslar’ın doğu kesiminde kuzeybatı-güneydoğu doğrultulu Anamas Dağları’nın doğusunda yine aynı şekilde uzanan Beyşehir Gölü tektonik kökenli bir çukurluğun sularla dolması sonucu oluşmuştur. 656 km2 alanı ile Türkiye’nin üçüncü büyük gölüdür. Uzunluğu 45 km, genişliği ise 13-25 km arasında değişmektedir. Gölün suları bir gidegen vasıtasıyla kısmen Suğla Gölü’ne geçer.

    Diğer göllerde olduğu gibi, Beyşehir Gölü’nden de tarım alanlarının sulanması için faydalanılmaktadır. Eğirdir, Kovada, Beyşehir Gölleri aynı zamanda önemli balıkçılık alanlarıdır. Buralardan kontrollü bir şekilde avlanma yapılmaktadır.

    Burdur Gölü de Isparta’ya komşu bir göldür. Sularının dışarıya akıntısı olmaması nedeniyle suyu tuzludur. Bu nedenle göl suları kullanılmamaktadır.

    Baraj Gölleri ve Göletler

    Isparta ve yöresinde çok sayıda baraj ve gölet bulunmaktadır. Bunlar ilin turizm ve rekreasyon potansiyelini arttırmaktadır. Mevcut baraj ve gölet çevresindeki alanlar yakın çevresindeki yerleşme nüfusu tarafından günübirlik alan olarak kullanılmaktadır. Isparta’da bulunan barajlar aşağıda sunulmuştur.

    1. Uluborlu Barajı: Uluborlu ilçe merkezinin güneybatısında Pupa Çayı üzerinde kurulmuş kaya dolgu tipinde yapılmış bir barajdır. 110 ha alana sahip olan baraj, 1984 yılında hizmete açılmıştır. Şalgamlık, Karatavuk ve Kuruçay’ın sularının toplanmasıyla oluşmuştur. Toplam hacmi 21.400 hm3 olan baraj, sulama ve taşkın önleme amacıyla inşa edilmiştir. Direk olarak dip savakları sulama kanallarına bağlı olan baraj, Uluborlu ilçesinde oldukça önemli bir tarım alanını sulamaktadır (2.454 ha). Burada meyvecilik ön plana çıkmakta ve özellikle kiraz, elma ve vişne bahçeleri sulanmaktadır.

    2. Yalvaç Barajı: Yalvaç ilçesi Sücüllü kasabasının kuzeyinde Sücüllü (Kuruçay) çayı üzerine 1973 yılında kurulan baraj, esas olarak sulama amacıyla inşa edilmiştir. 83 ha alana ve 8.00 hm3 hacme sahip olan baraj, daha önceleri tamamen kuru tarım yapılan sahada, yaklaşık 2.000 ha alanda sulu tarım yapılmasına imkân sağlamıştır.

    3. Sorgun Barajı: Aksu-Yılanlı projesi kapsamında yapılmış olan Sorgun Barajı Aksu ilçe merkezinin kuzeyinde bulunmaktadır. 13,80 m3 hacim ve 91 ha alana sahip olan baraj, Sorgun Deresi üzerinde kurulmuştur. Taşkın önleme ve sulama amacıyla inşa edilmiştir. Bu proje ile Aksu-Yılanlı ovasında 3.207 ha alan sulanmaktadır.

    4. Karacaören Barajı: Aksu ırmağı üzerinde 1989 yılında inşası tamamlanan baraj, sulama, taşkın önleme ve enerji üretimi amacıyla kurulmuştur. 1.234 hm3 hacmi ve 4.550 ha toplam alana sahiptir. Toplam alanın 2.383 ha’ı Isparta il sınırlarında yer alır. Sütçüler ilçesinin Çandır, Melikler, Şeyhler gibi köylerinin ve çevredeki tarım alanlarının su kaynağı Karacaören baraj gölüdür.

    Yazı kaynağı : isparta.ktb.gov.tr

    Beyşehir ve Eğirdir göllerinde büyük alarm. Burası Türkiye’nin en büyük tatlı su kaynakları

    Beyşehir ve Eğirdir göllerinde büyük alarm. Burası Türkiye’nin en büyük tatlı su kaynakları

    Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) bilim danışmanı emekli akademisyen Dr. Erol Kesici, son yıllarda Türkiye’deki göl ve göletlerdeki su seviyesinin yüzde 60-70 oranında azalmasının çok önemli sorunlar oluşturduğuna dikkati çekti. Tatlı su gölleri ve içme suyu kaynaklarında su sevilerinin azalmasıyla 'dip suyu' seviyesine ulaşan suların aşırı derecede kirlilik ve çözünmüş madde içerdiğini belirten Dr. Kesici, “Bilim insanlarının uyarısı, bu tür suların sağlığı tehdit ettiği şeklindedir" dedi.

    egirdir-ve-beysehirde-dip-suyu-alarmi-2026-dhaphoto1.jpg

    DİPLERİ GÖRÜNMEYE BAŞLADI

    Türkiye'nin en büyük tatlı su kaynaklarından Eğirdir ve Beyşehir göllerinde son 2 ayda bazı araştırmalar yaptıklarını anlatan Dr. Erol Kesici, “Yaz dönemine göre aşırı su alımları olmamasına rağmen, göllerdeki su seviye azalmaları devam etmektedir. Örneğin kasım ayının ilk iki haftasında Eğirdir Gölü'nün yüzey alanındaki küçülmeler hala devam etmektedir. Aynı zamanda yağışların olmayışı, birçok yerde gölün dip kısmının gözükür hale gelmesine neden olmaktadır" dedi.

    egirdir-ve-beysehirde-dip-suyu-alarmi-2026-dhaphoto2.jpg

    YEŞİL ALG KOLONİLERİ

    Dr. Kesici, “Eğirdir ve Beyşehir göllerinde dipteki kirlilikle birlikte, daha önceki yıllarda da belirlemiş olduğumuz, sağlık bakımından tehlikeli olduğu bildirilen, mikroskobik alglerden olan siyanobakteri olarak bilinen Microcystis aeruginosa türünün gerek su içerisindeki dağılımı, gerekse bu mikroskobik su yosunlarının göl yüzeyinde suyu yeşile boyayan koloniler oluşturduğu belirlenmiştir" dedi.

    egirdir-ve-beysehirde-dip-suyu-alarmi-2026-dhaphoto3.jpg

    ZİRAİ İLAÇ VE GÜBRE KİRLİLİĞİ

    Dr. Kesici, su renginin yeşile dönme sebebiyle ilgili, zirai ilaç ve kimyasal gübrelere dikkat çekti. Dr. Kesici, şöyle dedi:

    “Eğirdir Gölü havzasında sadece elma üretiminde mevsim koşullarına göre her yıl 15-30 kez ilaçlama yapıldığı ve elma için her yıl 30 bin ton sentetik gübre, 650 ton pestisit içeren tarım ilacı kullanıldığı ve ilaç maliyetinin yüzde 48,37'sinin aşırı kullanım olduğu belirtilmektedir. Göl çevresinde su ve toprakta ağır metal birikimine yol açan diğer bir önemli etken de herbisit adı verilen yabancı ot-bitki öldürücüsü kullanımının yaygın olması. Göllerin su seviyelerinin azalması, dip çamurunda tarımsal atıkların azot-fosfor birikimlerinin artışı ve suyun durağanlığı, güneş ışınlarının etkisiyle toksik özellikte ilkel su yosunlarının artışına neden olmaktadır."

    egirdir-ve-beysehirde-dip-suyu-alarmi-2026-dhaphoto4.jpg

    'ÇOK KİRLENMİŞ SU'

    Dere ve yüzey sularının geçtikleri yerleşim alanlarının kanalizasyon, sanayi tesisleri ve tarım alanlarından taşıdığı atıklarla göllerin su, toprak ve havasının aşırı oranda kirlendiğini kaydeden Dr. Kesici, “Bu tür birikintili göllerin suyu, '1V. Sınıf' yani 'Çok Kirlenmiş Su' sınıflandırmasında yer alıyor. Göl ve taban çamuru sızma suyunda fosfat değerinin fazla oluşu nedeniyle gölün taban çamurunda yüksek miktarda fosfat depolanmış bulunmaktadır. Kontrolsüz bir şekilde göle deşarj edilen atık suların sulamada kullanılıyor olması, halk sağlığı bakımından da riskler taşımaktadır" diye konuştu.

    egirdir-ve-beysehirde-dip-suyu-alarmi-2026-dhaphoto6.jpg

    NELER YAPILMALI

    Dr. Erol Kesici, göllerdeki mavi-yeşil alg oluşumuna ve sulardaki çözünmüş mineral madde miktarını da artıran dip çamurunda biriken ağır metal vb. maddelerle ilgili Haliç ve İzmit Körfezi'nde olduğu gibi bilimsel yöntemle dip çamur temizliği yapılması gerektiğini söyledi. Su seviyelerinin mutlak korunması ve önceliğin tarımdan daha çok içme suyu olması gerektiğini de belirten Dr. Kesici, “Bu kaynaklara ulaşan dere-yüzey sularının göle kirli su taşıması engellenmeli. Suların arıtılmasında biyolojik arıtmanın yanı sıra, ağır metaller için özel arıtma sistemleri kurulmalı" dedi.

    egirdir-ve-beysehirde-dip-suyu-alarmi-2026-dhaphoto8.jpg

    ÇOK İYİ ANALİZ EDİLMELİ

    İçme suyu kaynaklarında siyano türü bakterilerin oluşumunun engellenmesi gerektiğini belirten Dr. Kesici, “Her dönem bakteri sayımları yapılarak normal düzeylerde olması sağlanmalıdır. Farklı bilim dallarından insanların da belirttiği gibi pandemi vb. dönemlerde ve kış aylarında dip sularının içme suyu olarak kullanımının sakıncalı olabileceği, bu suların bu dönemlerde çok iyi analizlerinin yapılarak ve özel arıtma yöntemleri kullanarak dağıtımları sağlanmalıdır" diye konuştu.

    Tansiyon hastalığı teşhis ve tedavisi nedir?

    Tüm detaylarıyla

    Meme kanserinde kişisel kontrol nasıl yapılır?

    Dolar'da son düzlük Merkez Bankası ne yapacak? Remzi Özdemir açıklıyor

    Berat Albayrak gitti kavga bitmedi. Orhan Uğuroğlu ve Yavuz Selim Demirağ yorumluyor

    Berat Albayrak Cumhurbaşkanı adaylığına mı hazırlanıyor? Orhan Uğuroğlu açıklıyor

    Yazı kaynağı : www.yenicaggazetesi.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap