Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    atatürk sayesinde neyi kazandık

    1 ziyaretçi

    atatürk sayesinde neyi kazandık bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Büyük zafer böyle kazanıldı

    Büyük zafer böyle kazanıldı

    Büyük zafer böyle kazanıldı

    Bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 92’nci Yıldönümü’nü coşkuyla kutluyoruz.

    Ancak kaderimizi değiştiren bu zafer kolay kazanılmadı. İşte zafere giden o yolda yaşananlar:

    Birinci Dünya Savaşı sonunda imzalanan Mondros Mütarekesi ve Sevr Antlaşması'yla yurdumuz tamamen elimizden alınıyor, vatanımızda hür olarak yaşama hakkımıza son veriliyordu. Yüzyıllardır üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu topraklar düşmanlara veriliyor, bizim de bunu kabul etmemiz isteniyordu. Türk Milleti'nin bu durumu kabul etmesi elbette mümkün değildi.

    Egemenlik milletin

    19 Mayıs 1919'da Mustafa Kemal Atatürk'ün Samsun'a çıkmasıyla, lideriyle kucaklaşan Anadolu, Atatürk'ün önderliğinde Kurtuluş Savaşı'nı başlattı. Daha sonra 27 Aralık 1919'da Ankara'ya giden Mustafa Kemal Atatürk, 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni (TBMM) kurdu. Böylece hem memleketin yönetimi halkın iradesine verilmiş oluyordu. Hem de Kurtuluş mücadelesinin merkezi Ankara oluyordu.

    Mücadele başlıyor

    TBMM yaptığı görüşmelerde yurdun durumunu ve kurtuluş çarelerini aradı. ‘Misak-ı Millî sınırları içinde vatanın bir bütün olduğu ve parçalanamayacağı görüşü'nden hareketle, düşmanla mücadele kararı alındı. İlk başarı, Doğu'da Ermeni çetelerine karşı kazanıldı. Daha sonra, Batı cephesinde, Yunanlılarla, I. İnönü ve II. İnönü Savaşları yapıldı.

    O emri verdi

    Bu savaşların kazanılmasıyla Yunanlılar'a büyük bir darbe indirilmiş oldu. Bunun üzerine Yunan Ordusu yeniden Türk askerlerine karşı saldırıya geçti. Saldırı üzerine Mustafa Kemal Paşa, ordularına artık bir efsane haline gelen şu emri verdi: “Hattı müdafaa yoktur sathı müdafaa vardır. Bu satıh, bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz.”

    Dengeler değişti

    Türk askeri, büyük bir azim ve fedakarlıkla bu emre uydu. 23 Ağustos ve 12 Eylül 1921 tarihleri arasında yapılan Sakarya Meydan Muharebesi'yle, Türk Milleti 1699 Karlofça Antlaşması'ndan beri ilk defa toprak kazanmaya başlıyordu. Sakarya Savaşı, Türk Milleti'nin savunma durumundan taarruz durumuna geçtiği önemli bir savaş olarak da tarihe geçti. Bu zafer sonunda, TBMM tarafından, Mustafa Kemal'e ‘Gazi' unvanı ve ‘Mareşal' rütbesi verildi.

    Hazırlıklar tamam

    Sakarya Savaşı'ndan sonra, büyük bir taarruzla düşmanı tamamen yok etme kararı alındı. Güney'deki Türk birlikleri, büyük bir gizlilik içinde Batı cephesine kaydırıldı. İstanbul'daki cephane depolarından silah ve cephane kaçırıldı. İtilaf Devletleri tarafından tahrip edilerek kullanılmaz hale getirilen toplar onarıldı.

    Taarruz başlıyor

    Bu hazırlıklardan sonra, Gazi Mustafa Kemal'in başkomutanlığını yaptığı ordumuz, 26 Ağustos 1922'de düşmana saldırdı. Türk askerleri, sonraki 5 gün boyunca düşman birliklerine karşı savaşıp, kanlarının son damlasına kadar hiç yılmadan zorlu bir mücadele verdi.

    Düşman kovuldu

    30 Ağustos 1922 günü, düşman ordusunun büyük kısmı dört taraftan sarılarak, Mustafa Kemal Paşa'nın ateş hatları arasında, bizzat Zafertepe'den idare ettiği savaşta tamamen yok edildi veya esir edildi. Bu savaş, Atatürk'ün başkomutanlığında yapıldığı için Başkomutanlık Meydan Muharebesi olarak adlandırıldı. Büyük Tarruz'un başarıyla sonuçlanmasından sonra düşman, İzmir'e kadar takip edildi. 9 Eylül 1922'de İzmir'in kurtarılmasıyla yurdumuz düşmandan temizlenmiş oldu.

    Hafızalara kazındı

    30 Ağustos Zafer Bayramı, ilk defa 30 Ağustos 1923 günü Afyonkarahisar, Denizli, Kahramanmaraş, Ankara ve İzmir'de kutlandı. Resmi olarak Zafer Bayramı ilan edilmesi 1935 yılının Mayıs ayında oldu. Hain düşmanın, haksızca ve alçakça işgaline ‘dur' diyen ve kanımızın son damlasını akıtmadan yurdumuzu bırakmayacağımızı dünyaya ispatlayan bu büyük zafer, o günde beri her yıl 30 Ağustos günü bayramlarla kutlanır oldu.

    Zarif tavırları ve görgüsüyle herkesi etkilerdi
    Ankara Üniversitesi'nin arşivlerinde yapılan bir araştırma, Atatürk'ün daha önce hiç görülmemiş fotoğraflarını ortaya çıkardı. Bir kitapta derlenen fotoğraflardan, Atatürk'ü 1928'de Afgan Kralı ile Kraliçesi'ni Ankara Garı'nda karşılarken gösteren kare özellikle Mustafa Kemal Paşa'nın zarif tavırlarını yansıtmasıyla dikkat çekti.

    Da­vet­le­ri­ne hep bü­yük önem ve­ril­di
    Ata­tür­k'­ün da­vet­le­ri hep önem gör­dü. Bu­ra­da Ata­türk, 29 Ekim 1929'da ve­ri­len Cum­hu­ri­yet Bay­ra­mı Re­sep­si­yo­nu'n­da Rus­ya Bü­yü­kel­çi­si'nin eşi Ma­dam Su­ri­ç'­le gö­rü­lü­yor.

    Pro­to­ko­le uy­gun gi­yin­me­ye özen gös­te­rir­di
    Ga­zi Mus­ta­fa Ke­mal, gi­yi­mi­ne dai­ma özen gös­te­rir­di. 29 Ekim 1925'te bay­ram teb­rik­le­ri için TBMM'­ye gi­ren Ata­türk, pro­to­kol kı­ya­fe­tiy­le göz ka­maş­tı­rı­yor­du.

    Eşi ya­nın­dan ek­sik ol­maz­dı
    La­ti­fe Ha­nım ve Ata­türk, 30 Ağus­tos 1924'te Dum­lu­pı­na­r'­da ‘Meç­hul As­ker Anı­tı'nın te­me­li­ni at­mış­tı.

    İlk ni­ka­ha biz­zat ka­tıl­dı
    Ata­türk, Medeni Kanun'un kabulü sonrası 4 Ekim 1926'da An­ka­ra Be­le­di­ye Bi­na­sı'n­da ger­çek­leş­ti­ri­len ilk ni­kah tö­re­ni­ne de ka­tıl­mış­tı

    Yur­dun gü­zel­lik­le­ri­ni ta­nıt­tı
    Tür­ki­ye'yi ta­nıt­ma­ya önem ve­ren Ata­türk, 1934'te İran Şa­hı Peh­le­vi'ye Gül­ha­ne Par­kı'nı gez­dir­miş­ti.

    Ata­türk Or­man Çift­li­ği'ni aç­mış­tı
    Gü­nü­müz­de Baş­ba­kan­lık Sa­ra­yı'nın in­şa­sı için ağaç­la­rın kat­le­dil­di­ği An­ka­ra Ata­türk Or­man Çift­li­ği, 1925'te Ata­türk ta­ra­fın­dan açıl­mış­tı.

    Mer­si­n'­i zi­ya­ret et­ti

    Ata­türk, 1937 yılında git­ti­ği Mer­si­n'­de­ki man­da­li­na bah­çe­si­ni böy­le do­laş­mış­tı.

    Yazı kaynağı : www.sozcu.com.tr

    Kurtuluş Savaşı'nda zafer böyle kazanıldı

    Kurtuluş Savaşı'nda zafer böyle kazanıldı

    Atatürk, bu büyük zaferi Büyük Nutku'nda, “Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesini ve ondan sonra düşman ordusunu tamamıyla yok eden veya esir eden ve kılıç artıklarını Akdeniz'e, Marmara'ya döken harekatımızı açıklayıcı ve vasıflandırıcı söz söylemeyi gereksiz sayarım” diye anlattı.

    Ulusun topraklarını savunma mücadelesi, 10 Ocak 1920'de İnönü mevzilerinde Yunanlılarla şiddetli çarpışmaların ardından 1. İnönü Zaferi'nin kazanılmasıyla başarıya ulaşmaya başladı.

    20 Ocak 1920... İlk Teşkilat-ı Esasiye Kanunu kabul edilirken 5 Şubatta TBMM'nin gizli oturumunda Londra Konferansı'na Ankara Hükümeti adına heyet gönderilmesi ve heyetin Meclis üyelerinden oluşması kararlaştırıldı. Bekir Sami Bey başkanlığındaki heyet, 6 Şubatta Ankara'dan hareket etti ve 21 Şubatta başlayan konferans 12 Martta sona erdi.

    TBMM hükümeti ile Rusya arasında 16 Martta Moskova Anlaşması imzalandı. Masa üzerindeki zaferleri, meydanlardaki zaferler izliyordu. 1 Nisanda 2. İnönü Zaferi kazanıldı. 5 Ağustosta Mustafa Kemal'e geniş yetkilerle ve 3 ay süreyle Başkumandanlık tevcih eden kanun TBMM'de kabul edilirken, 23 Ağustos 1920 günü Yunan ordusu taarruza geçti ve Sakarya Meydan Muharebesi başladı. 26 Ağustosta Başkomutan Mustafa Kemal Paşa'nın şu emri geldi:
    “Hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. O satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı, vatandaşın kanıyla ıslanmadıkça terk olunamaz”

    O gün saat 05.30'da topçu ateşiyle Kocatepe'den Büyük Türk Taarruz başladı. Türk süvarileri, 9 Eylülde İzmir'e girdi ve Kadifekale'ye Türk bayrağı çekildi.
    13 Eylülde Sakarya Meydan Muharebesi sona ermiş, düşmanın Sakarya Nehri'nin doğusunda imha edilmesiyle zafer kazanılmıştı. Mustafa Kemal Paşa'nın emriyle 14 Eylülde genel seferberlik ilan edildi.

    “GAZİ” UNVANINI ALDI

    Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, 19 Eylülde “Gazi” unvanı ve mareşal rütbesini aldı.
    Yeni yılın başlangıcında Mersin ve Adana düşman işgalinden kurtulmuştu. Dört bir bucak Türk topraklarının düşman çizmesi altındaki esareti birer birer sona eriyordu.

    Kendisi de cepheye hareket eden Mustafa Kemal, saatler ilerleyip sonuç alınınca 31 Ağustos sabahı savaş meydanını dolaştı. Mustafa Kemal, gördüğü manzarayı törende, ordunun zaferinin büyüklüğünü, buna karşılık “hasım ordunun” uğratıldığı felaketin dehşetini ve savaş meydanından toplanan ölülerin, esir kafilelerinin oluşturduğu görünümün “bir mahşeri” andırdığını özenle kurduğu cümlelerle aktardı.

    Mustafa Kemal Atatürk, anıtın, “Türk vatanına göz dikeceklere Türk'ün 30 Ağustos günündeki ateşini, süngüsünü, hücumunu, kudret ve iradesindeki şiddeti hatırlatacağını” da kaydetti.

    ATATÜRK, “30 AĞUSTOS”U ANLATIYOR

    Büyük Taarruz'un mimarı Atatürk, Büyük Nutku'nda 30 Ağustos'u şöyle anlattı:
    “...Efendiler, 26-27 Ağustos günlerinde, yani iki gün içinde, düşmanın Karahisar'ın güneyinde 50 ve doğusunda 20-30 kilometre uzunluğundaki müstahkem cephelerini düşürdük. Yenilen düşman ordusunun bütün kuvvetlerini, 30 Ağustosa kadar Aslıhanlar yöresinde kuşattık. 30 Ağustosta yaptığımız savaş sonunda düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve esir aldık. Düşman ordusunun başkomutanlığını yapan General Trikopis de esirler arasına girdi.
    Demek ki, tasarladığımız kesin sonuç, beş günde alınmış oldu. 31 Ağustos 1922 günü ordularımız ana kuvvetleriyle İzmir'e doğru yol alırken diğer birlikleriyle de düşmanın Eskişehir'in kuzeyinde bulunan kuvvetlerini yenmek üzere ilerliyorlardı.
    Doğrudan doğruya bana gönderilen bir telsiz telgrafta da İzmir'deki İtilaf Devletleri konsoloslarına benimle görüşmelerde bulunma yetkisinin verildiği bildirilerek, onlarla hangi gün ve nerede buluşabileceğim soruluyordu. Buna verdiğim cevapta da 9 Eylül 1922'de Kemalpaşa'da görüşebileceğimizi bildirmiştim. Gerçekten de söz verdiğim gün, ben Kemalpaşa'da bulundum. Fakat görüşme isteyenler orada değildi. Çünkü ordularımız, İzmir Rıhtımında ilk verdiğim hedefe, Akdeniz'e ulaşmış bulunuyorlardı.
    Saygıdeğer efendiler,
    Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesini ve ondan sonra düşman ordusunu tamamıyla yok eden veya esir eden ve kılıç artıklarını Akdeniz'e, Marmara'ya döken harekatımızı açıklayıcı ve vasıflandırıcı söz söylemeyi gereksiz sayarım.
    Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekat Türk ordusunun, Türk subay ve komuta heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir kere daha geçiren muazzam bir eserdir.
    Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklal düşüncesinin ölümsüz bir abidesidir. Bu eseri yaratan bir milletin evladı, bir ordunun başkomutanı olduğumdan, mutluluk ve bahtiyarlığım sonsuzdur.”

    Yazı kaynağı : www.hurriyet.com.tr

    Türk milletinin şanlı tarihinin dönüm noktası: 30 Ağustos

    Türk milletinin şanlı tarihinin dönüm noktası: 30 Ağustos

    Tarihçe

    Gizlilik ve çerez

    Aydınlatma politikası

    Podcast

    Dosyalar

    Covid-19 Tablo

    Yayın ilkeleri

    Künye

    Sosyal medya

    Basın odası

    Yazı kaynağı : www.aa.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap