Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    atatürk döneminde yapılan dil çalışmaları

    1 ziyaretçi

    atatürk döneminde yapılan dil çalışmaları bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Atatürkün Türk Dilinin Gelişimi ile Ilgili Çalışmaları Nelerdir?

    YRD. DOÇ. DR. ERDOĞAN SARAÇOĞLU - Atatürk’ün Dil Çalışmaları

    YRD. DOÇ. DR. ERDOĞAN SARAÇOĞLU - Atatürk’ün Dil Çalışmaları

    Dilin önemi

    Dil toplumu ulus yapan, o toplumda yaşayan bireyleri birbirine kaynaştıran ulusal bir araç, bir iletişim aracıdır. Öğretim ve öğrenmenin biricik anahtarı, bilgi aktarmanın ve biriktirmenin sağlayıcısıdır. Dil ile düşünce arasında çok sıkı bir bağlantı vardır. Bir dil başka dillerin karışımından oluşmuşsa, o dilin söz dağarcığı yabancı sözcüklerle yüklüyse, böyle bir dil ile açık seçik düşünülemez ve doğru yargılara varılamaz. Bir toplumun düşünce alanında gelişmesi, öncelikle dilin yetkinliğine, zenginliğine bağlıdır. Gelişmiş, yetkin ve zengin bir dilden yoksun toplum, düşünce alanında yaratıcı olamaz.

    Bir toplumu değiştirmek, ona yeni bir yaşama düzeni getirmek geniş ölçüde o toplumun diline bağlıdır. Dilin bir ulusun varlığının ve kültürünün emrinde, iyi bir anlatım aracı olarak devam edebilmesi; sosyal yapının ortak gelişme şartlarına ayak uydurarak yol alabilmesine ve o sosyal yapının gereksinimlerine yeterince cevap vermesine bağlıdır.

    Bilindiği gibi Türklerin Müslümanlığı kabul etmeleriyle birlikte, Arapça sözcükler Türkçeye girmeye başlamıştır. Dinle ilgili bilgiler medreselerde okutulmaya başlayınca bu etki daha da güçlenir. Daha sonraki yüzyıllarda da edebiyat sanatçılarının İran Edebiyatını kendilerine örnek almalarıyla Farsça da Türkçeyi etkilemeye başlar. 19. yüzyıla kadar devam eden adına Osmanlıca dediğimiz Arapça-Farsça ve Türkçeden oluşan karma bir dil, yüzyıllarca etkisini sürdürür. Bu yüzyıla gelinceye kadar, çeşitli dönemlerde sanatçılar arasında Türkçe yazma ve düşünme isteği olmuştur; ancak bu çalışmalar bilinçli bir şekilde olmadığı için bir yakınıştan öteye geçememiştir.

    Dilimizin sadeleştirilmesi çalışmaları

    Türkçenin yazı dili ile sadeleştirilmesi, yabancılıklarından arındırılması düşüncesi Atatürk’ü Ulusal Kurtuluş Savaşı yıllarından beri, hep meşgul etmişti. Bir toplumun düşünce alanında gelişmesinin, dilin yetkinliği ve zenginliği ile mümkün olacağına inanan Atatürk, dilimizi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarmak, onun ulusal benliğine kavuşmasını sağlamak için Türkçenin yapısına uygun olmayan, öğretimi ve öğrenimi güç olan Arap alfabesini kaldırarak yerine Latin alfabesine dayalı Türk alfabesini getirmeyi amaçlamıştı.

    Kurtuluş savaşından sonra Atatürk bir konuşmasında şöyle demiştir: “Zafer bir düşüncenin üretimine hizmet oranında değer ifade eder. Bir düşüncenin üretimine dayanmayan zafer, kalıcı olamaz. O, boş bir gayrettir. Her büyük meydan savaşından, her büyük zaferin kazanılmasından sonra, yeni bir âlem doğmalıdır. Yoksa başlı başına zafer, boşa gitmiş bir gayrettir.” Bir başka konuşmasında ise: “Üç buçuk sene süren bu mücadeleden sonra, bilim bakımından, eğitim bakımından mücadelemize devam edeceğiz ve eminim ki bunda da başarılı olacağız.” demiştir.

    Atatürk bu düşünceleriyle Kurtuluş Savaşımıza bitmiş gözü ile bakmıyordu. Ona göre gerçek savaş, savaş alanında elde ettiğimiz bu başarıdan sonra başlayacaktı. Bu savaş, toplumu her alanda değiştirme, çağdaşlaştırma savaşı olacaktı.

    Atatürk’ün Harf Devrimi

    Atatürk, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyeti ilan ettikten sonra; toplumu geliştirme, çağdaşlaştırma, toplum yapısının dokusunu meydana getiren temel kurumlarda köklü değişiklikler yapmayı amaçlayan bir dizi devrim başlatmıştı. Aralık 1925’te miladi takvim kabul edilmiş, 10 Nisan 1926’da ekonomik kuruluşlarda Türkçe kullanılması zorunlu tutulmuştu. Mayıs 1928’de de yeni rakamlar kabul edilmişti. Yapılan bu çalışmalardan sonra, dil işlerinin de ele alınması zamanının geldiğini düşünen Atatürk, 9 Ağustos 1928’de Sarayburnu Parkındaki halk toplantısında bir konuşma yaptı: “Arkadaşlar, bizim uyumlu zengin dilimiz yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. Yüzyıllardan beri kafalarımızı demir çerçeve içinde bulunduran, anlaşılmayan ve anlamadığımız işaretlerden kendimizi kurtarmak ve bu gereği anlamak zorundasınız. Anladığımızın izlerine yakın zamanda, bütün dünya tanık olacaktır. Çok işler yapılmıştır. Ama bugün yapmak zorunda olduğumuz son değil, lakin çok gerekli bir iş daha vardır. Yeni Türk harfleri çabuk öğrenilmelidir. Türk harflerini her yurttaşa, kadına, erkeğe, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu yurtseverlik ve ulusseverlik ödevi biliniz. Bu ödevi yaparken düşününüz ki bir ulusun, bir sosyal topluluğun yüzde onu, yirmisi okuma yazma bilir, yüzde sekseni bilmezse bu ayıptır. Bundan insan olarak utanmak gerekir. Bu ulus, utanmak için yaratılmış değildir. Övünmek için yaratılmış, tarihi övünçlerle dolu bir ulustur” diyen Atatürk, bu sözlerinin ardından da: “Güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz” demiş ve bu müjdeyi alan kalabalık tarafından coşkuyla alkışlanmıştır.

    Atatürk’ün Sarayburnu’ndaki konuşmasından sonra yurdun her yerinde aydınlarla halk, yeni harfleri öğrenmek ve öğretmek için yarışa girmiştir. Bu amaçla Millet Mektepleri açılmış, bütün yurt baştanbaşa bir dershane haline gelmiştir. Atatürk, halka alfabeyi tanıtmak için yurt gezilerine çıkmıştır. Sinop’ta Köy Yatılı Okulu’nun bahçesinde iki saat tahta başında halka ders vermiş; arabacı Bekir Ağa’ya yeni harflerden birkaç harf öğretmiş, sonra da bu vesile ile “…Eski biçim imlayı kesin olarak hatırdan çıkarmak gerekir.” demiştir.

    Yeni bir alfabenin kabul edilmesi, Türkçenin özleşmesi, gelişmesi yolunda büyük bir aşama olmuştur. Atatürk değişik zamanlarda yaptığı konuşmalarda, Türkçenin yabancılıklarından arındırılması gereğini vurgulamış, Türkçenin aslında zengin bir dil olduğunu, bilinçle işlenmesi gerektiğini istemiştir. Atatürk, bir başka konuşmasında ise şöyle der: “Türk dili zengin,  geniş bir dildir. Her kavramı ifadeye kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde işlemek gerekir. Milli his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması milli hissin gelişmesinde başlıca etkendir.

    Türk Dil Kurumu’nun Kuruluşu

    Türk dilinin de tarihiyle birlikte incelenmesi gerçeğini bilen Atatürk: “Artık dil işlerini düşünecek zaman gelmiştir.” demiş ve 12 Temmuz 1932’de o günkü adıyla Türk Dili Tetkik Cemiyeti’ni kurdurmuştur. Cemiyetin kurucuları, başta Mustafa Kemal olmak üzere, Yakup Kadri, Ruşen Eşref, Celal Sahir ve Samih Rifat’tır. 1934’te yapılan kurultayda cemiyetin adı, Türk Dili Araştırma Kurumu; 1936’daki kurultayda ise “Türk Dil Kurumu” olmuştur.

    Dilin Türkçeleştirilmesi ve zenginleştirilmesi için dil konusundaki tartışmaların ve izlenecek yolların saptanması amacıyla, 26 Eylül 1932’de ilk Türk Dil Kurultayı toplanmıştır. Kurultayın ardından hızla çalışmalara başlanmış, yurdun her köşesinde Söz Derleme Ocakları kurularak halk ağzından derlemeler yapılmıştır. On dokuz ay gibi kısa bir sürede 130 bin fişlik söz derlenmiş, derlenen bu sözcükler kurumda toplanmış, daha sonra 12 cildi bulacak olan “Derleme Sözlüğü” çalışmalarına başlanmıştır.

    Derleme işlerinin yanı sıra, dilimizdeki yabancı sözcüklere Türkçe karşılıklar aranmış, bu konuda soruşturmalar düzenlenmiştir. Hemen her gün on, on beş yabancı sözcük dizisine, Türkçe karşılıkların aranması istenmiştir.

    Gazete ve dergilerde özel dil köşeleri açılmış, bu köşelerde yabancı sözcüklerin eleştirileri yapılmış, önerilen yeni sözcüklerle ilgili yazılar yayınlanmaya başlanmıştır. Kısacası bütün toplum, açılmış olan bu dil seferberliğine katılmıştır.

    Halk ağzından derlemeler yapmak, yeni sözcükler türetilmekle yetinilmemiş, Türkçenin eski kaynaklarına da gidilerek eski metinler dilciler tarafından titizlikle taranmış; bu taramalar sonunda sözlük niteliği taşıyan ancak bugün yazı dilimizde kullanılmayan sözcükler saptanmış ve bu sözcüklerden oluşan “Osmanlıcadan Türkçeye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi” ortaya çıkmıştır.

    Terimlerin Türkçeleştirilmesi çalışmaları

    Atatürk terimlerin Türkçeleştirilmesine çok önem veriyordu. Temmuz 1932’de Türk Dil Kurumu için çizdiği çalışma kolları planında terimler için özel komisyonlar oluşturulmasını istemişti. Her bilim dalı için ayrı ayrı komisyonlar kurulmuş, “Terim Merkez Kurulu” diye adlandırılan bu komisyonların çalışmaları sonucunda, 1936-1937 yıllarında, sekiz bilim dalına ait 4062 terim bulunmuştur. Bu terimler kurumca ayrı ayrı listeler halinde yayımlanmış, aynı zamanda Kültür Bakanlığı’na da sunulmuştur. Bakanlık bunları benimseyerek 1937 yılı sonunda yeniden listeler halinde bastırmış, öğretmenlere dağıtmış ve ders kitaplarına almıştır. Terimleri düzenlemiş olan bilim kolları: matematik, fizik, mekanik, kimya, biyoloji, zooloji, botanik, jeolojidir. Daha sonra bunlara astronomi de eklenmiştir.

    Atatürk, terim çalışmalarına bizzat kendisi de katılmış ve bugün kullandığımız matematik terimlerinin birçoğunu dilimize kazandırmıştır. Türk Dil Kurumu başuzmanı A. Dilaçar’ın bir yazısından öğrendiğimize göre Atatürk, 1936’da yapılan üçüncü kurultaydan hemen sonra, 1936-1937 yılı kış aylarında “Geometri” adlı bir kitap yazmıştır. Atatürk’ün yazdığı bu kitap matematik ve geometri öğretmenleri ile bu konuda kitap yazacak olan Türk bilim insanlarına yardımcı olmak amacıyla 1937’de Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yayınlanmıştır. Kırk dört sayfadan oluşan kitaptaki tanımların kavramı, tüm öğeleriyle birlikte, eksiksiz ve açık biçimde Atatürk tarafından anlatılmakta ve en önemlisi o güne kadar kullanılan yabancı terimlere, Türkçe karşılıklar önerilmektedir.

    Böylece Atatürk,  yaşamının önemli bir kesimini tarihin en büyük savaşlarından birinin içinde, ulusal ve evrensel sorumluluklar yüklenerek geçirdikten yıllarca sonra, yeni türettiği bu terimlerle, dil ve matematikteki üstün yeteneğini kanıtlamış; ama en önemlisi Türkçemize karşı olan sevgisini de ortaya koymuştur. “Fen terimleri o suretle yapılmalıdır ki anlamları ancak istenilen şeyi, açık bir şekilde ifade edebilsin.” diyen yüce atamızın, “Geometri” adlı kitabıyla dilimize kazandırdığı 129 Türkçe terimden bazıları şunlardır: Çap, yarıçap, boyut, uzay, düzey, kesit, yay, çember, teğet, açı, taban, artı, eksi, üçgen, dörtgen, beşgen, köşegen, eşkenar, ikizkenar, yamuk, bölü, çarpı, eşit, toplam, oran, orantı, türev, eğri, ters açı, dar açı.

    Ayrıca askerlik alanındaki er, subay, teğmen, yarbay, albay, tugay gibi terimleri de türeten Atatürk, yeni bilim terimlerinin Türkçe köklerden üretilmesinin her aydına, kendi alanında eser vermekte yardımcı olacağı düşüncesindeydi. Bu düşüncesini Prof. Dr. Afet İnan’a söylediği: “Öyle istiyorum ki Türk dili bilim yöntemleriyle kurallarını ortaya koysun ve her dalda yazı yazanlar, bütün terimleriyle çoğunluğun anlayabileceği güzel, ahenkli dilimizi kullansınlar” sözüyle de açık bir biçimde ortaya koymuştu.

       Türk Dil Kurumu, kurucusu yüce Atatürk’ün bilim terimleri konusundaki bu duyarlılığını seksen sekiz yıllık tarihi boyunca yaşatmış ve sayısı doksana varan bilim, sanat ve spor terimleri sözlüğü hazırlamıştır. Bu terimleri yaygınlaştırmak amacıyla bütün terim sözlüklerini bilişim uygulamalarıyla veri tabanında toplama çalışmasını da yürüten Türk Dil Kurumu, 2006 yılında kullanıma açtığı Bilim ve Sanat Terimleri Ana Sözlüğü veri tabanına 86 terim sözlüğünü yüklemiştir.

    Sonuç

    Atatürk, 1928-1938 yılları arasında geçen on yılda dil çalışmaları ile uğraşmıştır. Ölüm döşeğinde bile: “Arkadaşlara selam söyleyin, dil işlerini gevşetmeyin” der. Atatürk’ün ölümünden sonra da dilimizin zenginleştirilmesi, yabancı sözcüklerden arındırılması için Türkçeleştirme ve sözcük türetme çalışmalarına devam edilmiştir. Bu sayede bugün dilimiz oldukça zengin bir söz varlığına sahip olmuştur. Sanal ortamda bu sayı, sürekli güncellendiği için, bugün Türkçe sözlükte sözcük sayısı yaklaşık yüz otuz bini bulmuştur. Ayrıca, Türkçeleştirme çalışmaları, Dil Devriminden bu yana devam etmektedir. 170 bin terimden oluşan 84 Terim Sözlüğümüzde: Diş Hekimliği, Su Ürünleri, Nükleer Enerji, Bankacılık, Borsa, İktisat vb. pek çok alandaki terimler Türkçeleştirilmiştir.

    Yazı kaynağı : www.kibrisgazetesi.com

    Atatürk’ün Türk Dili ile İlgili Yaptığı Çalışmalar

    Atatürk’ün Türk Dili ile İlgili Yaptığı Çalışmalar: Mustafa Kemal Atatürk dil konusunda son derece hassastı ve birçok yenilik getirerek bu alanda gelişmelere imza attı. Atamız milletin birliğinin ve bütünlüğünün dil ile olabileceğini düşünürdü ve bunu son derece önemserdi. Bu yüzden Türk Dil Kurumunu açmasının yanında Türk dili ile ilgili de bir çok yenilik ve de çalışma yapmıştır. Atatürk’ün Türk dili alanında yaptığı çalışmalar olarak aşağıdaki konulardan bahsedebiliriz.

    Yazı İnkılabı ve Yeni Türk Alfabesi

    Bu devrim aslında cumhuriyetin ilanından önceki yıllarda Mustafa Kemal Atatürk tarafından düşünülmüş ancak cumhuriyetin ilanından sonra yapılmıştır. Yazı inkılabı esas olarak Arap dilinin ve alfabesinin Türk dili ile uyumsuz olmasından ve Batı ile entegrasyonun sağlamak istenmesinden dolayı gerekli görülmüş ve yapılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk’e göre Arap alfabesi Türk dilinin ihtiyaçlarını karşılamamaktadır. Ayrıca Arap alfabesi sosyal ve kültürel bakımdan geri kalmamıza sebep olurken bir yandan da okuma ve yazma bakımından güçlük oluşturmaktadır. Türk dili ile Arap dili arasındaki telaffuz farkı da birçok sorun meydana getirmiştir ve artık devrim kaçınılmazdır.


    >Yeni alfabenin kabulü bir anda olmamıştır ve toplum alıştırılarak gerçekleşmiştir. Temelleri 1923 tarihinde atılmasına rağmen Latin alfabesinin kabulü 1 Kasım 1928 tarihinde resmen gerçekleşmiştir. Bu arada 1924 ile 1928 yılları arasında yeni alfabenin kabulü için ortam hazırlanmıştır. Bu ortam gerek TBMM’de olsun gerek basında olsun birçok tartışmayla gündeme gelmiştir. Daha sonra Atatürk’ün başöğretmen olarak eğitim seferberliği yapmasıyla yazı inkılabı kabul görmeye başlamış ve ardından resmen gerçekleştirilmiştir.

    Dil İnkılabı ve Türk Dil Kurumunun Kurulması

    Cumhuriyetin ilanından önce halk Türkçe konuşuyorken devlet yöneticileri ve aydınlar Osmanlıca konuşuyordu bu da devlet içerisinde ki bütünlüğe engel teşkil ediyordu. Ayrıca Osmanlıca; Arapça, Farsça ve Türkçe karışımı bir dil haline gelmişti. Bu dil sadeleşmeliydi. 19. Yüzyıl ortalarında dil sadeleştirilmeye çalışılsa da başarılı olunamadı. Ancak cumhuriyetin ilanından sonra dilde sadeleşme çalışmalarına hız verildi. Atatürk’ün isteği üzerine 1932 yılında Türk dil kurumu kuruldu.

    Güneş Dil Teorisi

    Mustafa Kemal Atatürk, tüm dillerin Türkçeden geldiği tezine dayalı bir dilbilim kuramı olan güneş dil teorisine destek vermiştir. Ancak dilbilimciler tarafından kabul görmediği için zaman içerisinde önemini kaybetmiştir.

    1936-1938 Dönemi Türk Dili ile İlgili Çalışmlar

    Bu dönemde bilim terimleri Türkçeleşmiştir. Zooloji, kimya, fizik ve benzeri bilim dallarında bulunan terimler Türkçe olarak kullanılmaya başlanmıştır. Atamız 48 sayfalık geometri kitabı yazmıştır ve tamamı Türkçe terimlerden oluşmuştur. Açı, açıortay, çember gibi terimleri Osmanlıca’dan Türkçeye çevirerek ilk defa kullanan da Atatürk olup bu konulara değindiği bir de geometri kitabı yazmıştır.

    - Okuma Sayısı: Bu yazı 42223 defa okunmuştur.

    Yazı kaynağı : www.ataturkinkilaplari.com

    Atatürk ve Türk Dili

    Atatürk, Türk diline büyük önem veriyordu. Bu yüzden Milliyetçilik ilkesi ile yakından ilişkisi olan Türk dilinin korunması çabalarına büyük destek vermiştir. Atatürk, Türk dilinin zengin ve geniş bir dil olduğunu ifade ederek, Türk dilinin mutlaka yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarılması gerektiğini söylemiştir. Türkçenin Türk medeniyetini kucaklayacak en güzel dil olduğunu ifade eden Atatürk, Türk diline verdiği büyük önemi söylediği özlü sözler ve yaptığı çalışmalar ile gözler önüne sermiştir.

    Atatürk’ün Türk Dili ile İlgili Yaptığı Çalışmalar

    Bir milletin birlik ve varlığını sürdürebilmesinde dilin çok önemli bir yeri vardır. Bunu çok iyi bilen Atatürk, Türk Dili’nin zenginleşmesi ve sadeleşmesi için çalışmalar yapmıştır.

    Yazı İnkılâbı (Yeni Türk Alfabesi)

    Atatürk’ün Türk toplumunda bir yazı inkılabı yapılması gereğini benimseyen görüşü oldukça eskidir ve Cumhuriyet’ten önceki yıllara kadar uzanır. Atatürk’ün yazı inkılabı konusunda dayandığı gerekçe, Arap dilinin ihtiyaçlarından doğmuş olan Arap yazısının Türk dilinin ihtiyaçlarını karşılayamaması, bunun sonucu olan okuyup yazma güçlüğünün, sosyal ve kültürel gelişmelerin önünü tıkamış olmasıdır. Arap dilinin ses yapısı ile Türk dilinin ses yapısı arasındaki sistem ayrılığından kaynaklanan bu uyuşmazlık yüzünden, Türk dili Arap alfabesine ayak uyduramamış ve imlânın kelime kalıpları halinde klâsikleştiği devirden başlayarak birçok sorunlar ortaya çıkmıştır.

    Lâtin alfabesinin kabulü konusundaki ilk girişimler 1923 yılında başladı. Ancak, her şeyden önce toplumun bu yeniliğe hazır hale getirilmesi gerekiyordu. 1924-1928 yılları arasındaki devre, bu konuda TBMM’nde ve basında yer alan tartışmalarla, yeni Türk alfabesinin kabulü için bir ortam hazırlama devresi olmuştur. Atatürk’ün direktifi ve Bakanlar Kurulu’nun kararı ile 26 Haziran 1928’de resmen çalışmaya başlayan Dil Encümeni, Lâtin alfabesi temelinde fakat her yönü ile Türkçe’nin ses yapısına uygun bir milli Türk alfabesi hazırlama görevini yüklenmiştir. Atatürk yazı inkılabını 8-9 Ağustos gecesi Sarayburnu parkında halka yaptığı tarihi konuşması ile açıklamıştır. Yazı inkılabı daha sonraki günler de başöğretmen sıfatı ile bizzat Atatürk’ün öncülük ettiği Anadolu seyahatleri ve eğitim seferberliği ile geçmiştir. Türk alfabesi 1 Kasım 1928 tarihinde kanunlaşarak resmen yürürlüğe girmiştir.

    Dil İnkılâbı (Türk Dil Kurumu)

    Osmanlı Devleti’nin ilk zamanlarında, sade bir Türkçe kullanılıyordu. Zamanla Arapça ve Farsça’dan birçok kural ve kelime dilimize girdi. Böylece Arapça, Farsça ve Türkçe kelimelerden oluşan Osmanlıca karma bir dil olarak ortaya çıktı. Yöneticiler ve aydınlar Osmanlıca’yı kullanırken, halk Türkçe konuşuyordu. Dildeki bu ayrılık Türkçe’nin gelişmesini ve milli bütünlüğün kurulmasını engelliyordu.
    On dokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren dilin sadeleşmesi ile ilgili çalışmalar yapıldı. Fakat olumlu bir sonuç alınamadı. Cumhuriyetin ilânından sonra, Türkçe’nin yabancı dillerin etkisinden kurtarılması çalışmalarına hız verildi. Türk dili ile ilgili çalışmalar yapmak üzere Atatürk’ün emriyle Türk Dilini Tetkik Cemiyeti (Türk Dil Kurumu) kuruldu (1932). Bilim ve fikir adamlarının katıldığı bir dil kurultayı toplandı.

    26 Eylül 1932’de Dolmabahçe Sarayında toplanan Birinci Türk Dil Kurultayı, kurumun çalışma programını kapsayan şu maddeleri tespit etti:
    1.  Türk dilinin başka dil aileleriyle karşılaştırılması
    2.  Türk dilinin tarihi ve karşılaştırmalı gramerlerinin yazılması
    3.  Anadolu ve Rumeli ağızlarından olan kelimelerin derlenmesi, Osmanlıca kelimelere Türkçe karşılıklar bulunması,
    4.  Türkçe bir sözlük hazırlanması,
    5.  Kurumun organı olarak bir derginin yayımlanması,
    6.  Türk dili üstüne yazılmış yerli ve yabancı eserlerin toplanması ve gerekenlerin çevrilmesi,
    7.  Terimlerin Türkçeleştirilmesi.

    Türk Dil Kurultayı’ndan sonra, hazırlanmış mükemmel bir çalışma programı olduğu halde, Kurum’da bu işleri yürütecek bir bilim kadrosu bulunmadığı için çalışmalar ve başlatılan “dil seferberliği” yurdun her köşesindeki gönüllü aydınlarla yürütülüyordu. Tarama yolu ile elde edilen dil malzemesi, 1934 yılında 2 cilt halinde Osmanlıca’dan Türkçe’ye Söz Karşılıkları Tarama Dergisi adıyla yayımlanmıştır. Ancak, bu yolun doğurduğu aksaklığın dil gerçeğine ters düşerek dili bir çıkmaza doğru sürüklediğini gören Atatürk, tavsiyecilik yönündeki denemelerin önünü kesmiş, bu yoldaki görüşünü: “Türkçenin hiçbir yabancı kelimeye ihtiyacı olmadığını söyleyenlerin iddiasını tecrübe ettik. Dili bir çıkmaza sokmuşuzdur. Maksatlarımızı anlatamaz olmuşuzdur. Bırakırlar mı dili bu çıkmazda? Hayır! Biz daha önce kurtarmaya bakalım” sözleri ile açıklamıştır. Çalışmaların 1934-1936 yılları arasındaki döneminde, bir önceki dönemin tarama ve derlemeleri bir ayıklamadan geçirilmiştir. Bu çalışmanın sonuçları Osmanlıcadan Türkçeye Cep Kılavuzu ve Türkçeden Osmanlıcaya Cep Kılavuzu adlı iki küçük kılavuzda toplanmıştır.

    Bu dönem, birinci dönemdeki aşırılığın bir dereceye kadar dizgine alınabildiği ılımlı özleştirmecilik dönemidir. Ancak bu dönem çalışmaları da Atatürk için sevindirici olmuştur denemez. Çünkü, kılavuzda aslında Türkçe olmayıp da Türkçe gibi gösterilen kelimeler vardı. Ayrıca yayın hayatında yer alan devlet, devir, hâtıra, hükümet, kitap, kalem, sabah, millet gibi artık dilin yapısına sinmiş ve Türkçeleşmiş olan Osmanlıca kelimeleri atmakta kolay değildi. Atatürk bütün bunları görüyordu. Bu konudaki görüşünü de Komisyon Başkanı Falih Rıfkı’ya şu sözlerle açıklamıştır: “Memleketimizin en büyük bilginlerini, yazarlarını bir komisyon halinde aylarca çalıştırdık. Elde edilen netice şu bir küçük lûgatten ibaret. Bu tarama dergileri cep kılavuzları ile bu dil işi yürümez Falih Bey; biz Osmanlıcadan ve Batı dillerinden istifadeye mecburuz.”

    Güneş Dil Teorisi

    Güneş Dil Teorisi, bütün dillerin Türkçeden geldiğini ileri süren dilbilim kuramı. Kuram, 1930’lu yıllarda Mustafa Kemal Atatürk tarafından desteklendi ve bizzat geliştirildi, ancak dilbilimciler tarafından kabul görmedi ve kısa sürede önemini yitirdi. Atatürk’ün 1938 yılında vefatının ardından İbrahim Necmi Dilmen Ankara Üniversitesindeki Güneş-Dil Teorisi ile ilgili derslerine son verdi. Öğrencileri bunun sebebini sorduklarında Güneş öldükten sonra onun teorisi nasıl hayatta kalabilirdi diye cevap vermişti.

    1990’lı yıllarda bazı yazarlar tarafından, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ilkeleri, ilk yıllarındaki icraatları ve Atatürk İlkeleri hakkında, Güneş-Dil Teorisi çalışmaları örnek verilerek, resmi devlet ideolojisi, Kemalist ırkçılık ve etnisitenin inkâr edilmesi gibi tanımlama ve yorumlar getirilmiştir. Bu amaçla Atatürk’ün sahiplendiği Güneş-Dil Teorisi ve Türk Tarih Tezi hakkında akıl dışı rivayetler uydurulduğu ve Atatürk’ün, safsatalara inanan biri olarak gösterilmek istendiği yazılmıştır. Bunların, Atatürk Devrimlerini ve onların etkilerini eleştirme maksadı taşıdığı ve postmodernist dalganın etkisiyle yapılan yayınlar olduğu savunulur.

    1936-1938 Dönemi

    Aşırı özleştirme çalışmalarının genellikle normal dil çalışmalarına dönüştüğü bir dönemdir. Bu dönemde terimler, özellikle okul terimleri üzerinde durulmuş, çeşitli bilim dallarına giren orta öğretim terimleri için yoğun çalışmalar yapılmıştır. Fizik, kimya biyoloji, zooloji, botanik vb. müspet bilim dallarına başarılı Türkçe terimler kazandırılmıştır.

    Atatürk, bu çalışmalara öncülük ederek, terimleri de kendisine ait olan 48 sayfalık bir geometri kitabı hazırlamıştır. Bu terimler 1938 yılında okul kitaplarına geçmiştir. Böylece Osmanlı Türkçesinden gelen; mustatîl, tamamlayan zaviye, hattı munassıf, muhit-i daire gibi terimlerin yerini; dikdörtgen, tümey açı, açıortay, çember gibi Türkçe terimler almıştır.

    Bu dönemde 24 Eylül 1936’da Dolmabahçe Sarayı’nda açılan III.Türk Dil Kurultayı’nın son toplantısında, Kurumun adı da Türk Dil Kurumu’na çevrilmiştir.

    Dil ve tarih alanındaki çalışmalar süregelirken, Atatürk, 9 Ocak 1936’da Ankara’da Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ni kurdu. Bu fakülte Türk dilini, Türk tarihini, Türk coğrafyasını kaynaklarına inerek araştıracak, gerekli eleman ve bilim adamlarını yetiştirecek bir fakülte olarak düşünülmüştür. 1936-1938 yılları arasında yapılan Türk dili çalışmalarını bilim temeline yerleştirilecek tedbirlerin getirildiği bir dönem olarak nitelendirebiliriz. Atatürk’ün Dil ve Tarih Kurumları’na ilişkin bu arzusu, 1983 yılında, 2876 sayılı kanunla devlet himayesinde bir akademik kuruluşa dönüştürülerek gerçekleştirilebilmiştir.

    Atatürk’ün Türk dili ile ilgili yaptığı çalışmalar, Türkçe’nin gelişimi adına olumlu sonuçlar vermiş, Türk dili kendi benliğine kavuşma yolunda hızla ilerlemiştir.

    Atatürk’ün Türk Dili ile İlgili Sözleri

    » Türk demek Türkçe demektir; ne mutlu Türküm diyene.

    » Türk milletinin dili Türkçe’dir. Türk dili dünyada en güzel, en zengin ve en kolay olabilecek bir dildir. Onun için her Türk, dilini çok sever ve onu yüceltmek için çalışır. (1929)

    » Zengin sözlüğümüzün toplandığı gün, milli varlığımız en kuvvetli bir dal kazanacaktır. Bizim milliyetçiliğimizin esası dil birliğinin korunmasıyla mümkün olacaktır. (1938)

    » Millî his ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin millî ve zengin olması, millî hissin gelişmesinde başlıca müessirdir. Türk dili, dillerin en zenginlerindendir, yeter ki bu dil şuurla işlensin.

    » Türk milleti demek Türk Dili demektir. Türk Dili Türk milleti için kutsal bir hazinedir. Çünkü Türk milleti geçirdiği nihayetsiz felaketler içinde ahlâkının, menfaatlerinin kısacası bugün kendi milliyetini yapan her şeyinin dili sayesinde muhafaza olunduğunu görüyor. Türk Dili Türk milletinin kalbidir, zihnidir. (1929)

    » Güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz. Bizim ahenkli, zengin lisanımız yeni Türk harfleriyle kendini gösterecektir. (1928)

    » Türk dili zengin, geniş bir dildir. Her kavramı ifade kabiliyeti vardır. Yalnız onun bütün varlıklarını aramak, bulmak, toplamak, onlar üzerinde çalışmak lazımdır. (1930)

    » Gaye, bugünkü ve yarınki Türk’ün medeniyetini kucaklayacak en güzel ve en ahenkli Türkçe’dir. (1932)

    » Milli duygu ile dil arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Dilin milli ve zengin olması, milli duygusunun gelişmesinde başlıca etkendir.

    » Büyük Türk tarihine, Türk dilinin kaynaklarına, zengin lehçelerine, eski Türk eserlerine önem veriyoruz. Baykal ötesindeki Yakut Türklerinin dil ve kültürlerini bile ihmal etmiyoruz. (1924)

    » Batı dillerinden hiçbirinden aşağı olmamak üzere, onlardaki kavramları anlatacak keskinliği, açıklığı haiz Türk bilim dili terimleri tesbit edilecektir.

    » Millî eğitimin ne demek olduğunu bilmekte hiçbir tereddüt kalmamalıdır. Bir de millî eğitim esas olduktan sonra onun lisanını, usulünü, vasıtalarını da millî yapmak zarureti münakaşa edilemez.

    » Türlü bilimlere ait Türkçe terimler tesbit edilmiş, bu suretle dilimiz yabancı dillerin tesirinden kurtulma yolunda esaslı adımını atmıştır. Bu yıl okullarımızda tedrisatın Türkçe terimlerle yazılmış kitaplarla başlamış olmasını kültür hayatımız için mühim bir hâdise olarak kaydetmek isterim.

    » Atatürk’ün Türk bilimci ve eğitimcisine şu vasiyeti:
    “Bakınız arkadaşlar, ben belki çok yaşamam. Fakat siz, ölene dek Türk gençliğini yetiştirecek ve Türkçe’nin bir kültür dili olarak gelişmeye devamı yolunda çalışacaksınız. Çünkü Türkiye ve Türklük, uygarlığa ancak bu yolla kavuşabilir.”

    » Türk dilinin, kendi benliğine, aslındaki güzellik ve zenginliğine kavuşması için bütün devlet teşkilatımızın, dikkatli, ilgili olmasını isteriz (Söylev ve Demeçler, C. I, S. 311)

    » Unutulmamalıdır ki, Devletimizin birinci görevi -Anayasa’da da belirtildiği gibi- Türk adının, kimliğinin, onun için de Türkçe’nin ilelebet yaşamasını sağlamaktır. Çünkü varolma savaşında hiç ihmal edilmeyecek tek cephe bu.

    » Milli bilincin ayakta kalabilmesi ve uyanık bulunması için dil ve tarih uğrunda çalışmaya mecburuz.

    » Ülkesini yüksek bağımsızlığını korumasını bilen Türk milleti, dilini de yabancı diller boyunduruğundan kurtarmalıdır. (1930)

    » Türk dilinin kendi benliğine, aslında güzellik ve zenginliğe kavuşması için, bütün devlet teşkilatımızın dikkatli, ilgili olmasını isteriz. (1932)

    » Türk dilinin sadeleştirilmesi, zenginleştirilmesi ve kamuoyuna bunların benimsetilmesi için her yayın vasıtasından faydalanmalıyız. Her aydın hangi konuda olursa olsun yazarken buna dikkat edebilmeli, konuşma dilimizi ise ahenkli, güzel bir hale getirmeliyiz. (1938)

    » Milliyetin çok belirgin niteliklerinden biri de dildir. Türk milletindenim diyen insan, her şeyden evvel mutlaka Türkçe konuşmalıdır. Türkçe konuşmayan bir insan Türk kültürüne, topluluğuna bağlılığını iddia ederse buna inanmak doğru olmaz. (1931)

    » Başka dillerdeki her bir sözcüğe karşılık olarak dilimizde en az bir sözcük bulmak ya da türetmek gerekir. Bu sözcükler kamuoyuna sunulmalı, böylece, yaygınlaşıp yerleşmesi sağlanmalıdır.

    » Kat’î olarak bilinmelidir ki Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatında egemen ve esas kalacaktır. (1933)

    Yazı kaynağı : www.dilbilgisi.net

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap