Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    anavarza kalesi hikayesi şahmaran

    1 ziyaretçi

    anavarza kalesi hikayesi şahmaran bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Anavarza Kalesi nerede? Anavarza efsanesi (Anavarza Kalesi hikayesi) nedir, Anavarza Kalesini kim yaptı, ne amaçla yapmıştır?

    Anavarza Kalesi nerede? Anavarza efsanesi (Anavarza Kalesi hikayesi) nedir, Anavarza Kalesini kim yaptı, ne amaçla yapmıştır?

    Anavarza Kalesi nerede? Anavarza efsanesi (Anavarza Kalesi hikayesi) nedir? Tarihi 2100 yıl öncesine giden ve en parlak dönemini Roma İmparatoru Septimius Severus’un ödüllendirmesiyle M.S. 2'nci yüzyılda yaşamaya başlayan Anavarza, zaman içinde önemli bir kent haline gelerek 408 yılında Kilikya Başkenti unvanına kavuşmuştur. Peki, Anavarza Kalesini kim yaptı, ne amaçla yapmıştır?

    Anavarza Kalesi nerede?

    Anavarza, Türkiye'nin Adana ilinde, Kozan sınırları içerisinde, Kadirli, Ceyhan ve Kozan ilçe sınırlarının kesiştiği yerde, tarihi Kilikya bölgesinde bulunan antik kent.

    Çevresi mesire yeri olarak kullanılır. Kilikya ovasının önemli merkezlerinden olan Anavarza’nın antik kaynaklarda adı Anazarbos, Anazarba, Aynızarba veya Anazarbus olarak geçer.

    Anavarza efsanesi (Anavarza Kalesi hikayesi) nedir, kim tarafından ne amaçla yapılmıştır?

    Kentin Roma İmparatorluk Devri öncesi tarihi hakkında hemen hemen hiçbir bilgi yoktur. MÖ 19. yılında İmparator Augustus tarafından ziyaret edilen kent "Anazarbus yanındaki Caesarea" diye anılmaya başlamıştır. Anazarbus veya Anabarzus adının esasen kente hakim olan ve Çukurova düzlüğünün en çarpıcı fiziki oluşumlarından biri olan 200 metre yüksekliğindeki kaya kütlesine ait olduğu ve belki Eski Farsça Na-barza ("Yenilmez") adından tahrif edildiği düşünülebilir.

    Anavarza Roma İmparatorluk Devrinin ilk iki yüzyılı boyunca büyük bir varlık göstermemiş, Kilikya başkenti Tarsus'un gölgesinde kalmıştır. Tarsus günümüze kadar yaşayabilmiştir ama bunun karşılığında tarihi anıtlarının büyük bir bölümünü kaybetmiştir. Roma imparatorlarından Septimius Severus'un, Pescennius Niger ile yaptığı iktidar savaşı sırasında, Severus'un tarafını tutan kent, onun Niger'i 194 yılında İsos'ta yenerek imparatorluğun tek hakimi olmasından sonra ödüllendirilmiş, tarihinin en parlak dönemini yaşamaya başlamıştır. 204-205 yıllarında Kilikya, İsauria ve Likaonia eyaletlerinin metropolisi olmuştur.

    260 yılında diğer Kilikya kentleri gibi Anavarza da Sasani Kralı Şapur tarafından fethedilmiştir. 4. yüzyılda İsaurialı Balbinos tarafından tahrip edilmiş olan Anavarza, İmparator II. Theodosius zamanında 408 yılında kurulan Cilicia secunda'nın ve eyaletin başkenti olmuştur.

    525 yılındaki büyük depremden zarar gören kent, İmparator İustinianus tarafından onartılarak İustiniopolis adıyla onurlandırılmıştır. Ancak 561 yılında ikinci kez deprem felaketine ve bunu hemen izleyen büyük bir veba salgınına uğramıştır. İslam İmparatorluğunun zuhurundan sonra Arap ve Rum devletleri arasındaki sınır bölgesinde kalan kent sürekli akın ve savaşlarla tahrip edilmiş ve nüfusunun büyük bir bölümünü kaybetmiştir.

    Yazı kaynağı : www.gazetevatan.com

    Efsaneler

    Anavarza Efsanesi:
    Vaktiyle Anavarza yiğit insanların, güzel kızların yaşadığı büyük bir şehirmiş. Kent ve kale dıştan gelecek tehlikeye karşı koyabilecek durumdaymış. O zamanlarda şehirde yaşayan taş ustaları taştan oymalarla evleri, meydanlarısüsler, insana şaşkınlık verecek hayranlık uyandıracak eserleri yaratırlarmış.
    Gündüzleri halk, kentten çıkar, tarlada bayırda işini görür, akşam olduğunda kente geri dönermiş. Kentin dışı derin hendeklerle ve yüksek duvarlarla çevriliymiş. Kentin kapısındaki asma köprüden başka içeri girebilecek hiçbir yer yokmuş.
    Halk bu güzel kentte huzur içinde yaşarmış. Akşamları her ev kahkahayla dolarmış, ağıtlar şarkı diye söylenirmiş.Halk mutluymuş, günler böyle gelir geçermiş.
    Anavarza Kralı’nın (Aya sen doğma, ben doğayim) diyen dünya güzeli bir kızı varmış. Bu kız akıllı mı akıllı, güzel mi güzelmiş. Gel gör ki, günlerden birgün işte bu kız yüzünden kentin huzuru kaçmış, Kralın o gülen yüzü kızarmış, kaşları çatılmış.
    Bir gün Sis Kralının elçisi, Anavarza Kralına gelmiş
    -Ulu Sis Kralı adına yüce Anavarza Kralına saygılarımı sunarım, demiş,
    Kralı:
    -Söyle bakalım ne diler kralın bizden? Deyince de elçi:
    -Kralım kızınızı oğluna ister.
    -Yaa, öyle mi?
    -Evet yüce kralım.
    -Ya istediğini kabul etmezsem?
    -Ulu kralım bunu da düşünmüştür. Kızınızı oğluna vermezseniz, Krallığınıza savaş açacağını bildirmekle de görevli bulunuyorum.
    -Savaş diler demek?
    -Hayır... Ama...
    -Sis Kralına söyle, bu işi düşünmemiz gerekir.
    Anavarza Kralı işte böyle demiş.
    Dert geldi mi üst üste gelirmiş. Sis Kralı’nın elçisi gidince bu defa Misis Kralı’nın elçisi kapıya dayanmış. O da kızı Misis Kralı’nın oğluna istemeye gelmiş. O da aynı istek ve tehtitlerde bulunmuş.
    Anavarza Kralı, çok halim – selim, iyi yürekli bir insanmış. Ne yapacağına kırmızı verememiş, dalmış kara düşüncelere. Durum çok çetin. Kızını bu krallardın hangisinin oğluna verse diğeri yine kendi halkına savaş açacak. Belki de ülkesi elden gidecek. Hiçbirine vermezse bu defa iki ülke halkı ile savaşmak zorunda kalınacak diye düşünüp durmuş.
    Kız babasının haline çok üzülmüş, yüreğinden vurulmuş babasına:
    -Olur mu Kral babam. Ben senin kızın değil miyim? Bana derdini niçin açmazsın? Diye kahırlanmış.
    Kral:
    -Kızım, güvercen topuklu yavrum demiş. Çok haklısın. Bilmem ki ne etsem. Sis Kralı elçi göndermiş, oğluna seni ister. Misis Kralı’ da elçi göndermiş. O da oğluna seni ister.Vermezsem savaş açılacak, hangisine peki desem yine de olacağı bu. Ne yapmalı bilemedim demiş.
    Kız gülmüş:
    -Ondan kolay ne var?
    -Şeytan bile çözemez bu düğümü kızım, demiş kral.
    Kız:
    -Hayır kral babam; Bundan kolay bir şey yok. Dersen ki onlara, ben kızım veririm, Veririrm ama, bir şartım var. Anavarza’nın suyu az. Buraya bol suyu önce kim getirirse, onun oğluna kızımı veririm. Onlara öyle söyleyin siz. Gerisine karışmayın.
    -Bak işte bunu hiç düşünmemiştim. O zaman savaşsız çözeriz bu işi.
    -Elbette babacığım. Halkımız rahat, huzur içinde yaşıyor. Onların benim yüzümden acılara katlanmalarını, ölmelerini istemem hiç, demiş.
    -Böylece aradan günler geçmiş her iki kralın elçileri, Anavarza kralı’nın kararını öğrenmek üzere Anavarza’ya gelmişler. Kral onlara kızının öğrettiğini söylemiş.
    -Anavarza’ya bol suyu ilk getireninin oğluna kızımı vereceğim. Kararımı krallarınıza böyle iletiniz.
    Elçiler bu kararı hemen kendi krallarına iletmişler.
    Bunun üzerine, Sis Kralı yukarıdan, Misis Kralı aşağıdan başlamışlar su yolunu yapmaya, Sis Kralı su yolunu yontma taşlardan, çok güzel, sağlam biçimde yaptırmaya uğraşırmış.Bu yüzden işi gecikirmiş.Misis Kralı da kerpiçten yaparmış su yolunu. Bu yüzden Misis’lilerin su yolu çabuk ilerlemiş. Günler geçmiş, yollar ilerlemiş, sonunda aşağıdan Misis’lilerin su yolu görünmüş. Sis’lilerden bir haber yok. Misis’lilerin su yolunun kente yaklaşmakta olduğunu gören kızı almış bir üzüntü. Meğer içten içe yiğitliğini duyduğu Sis Kralı’nın oğlunu seviyormuş. Ona adamlar göndermiş ve;
    İyiye kötüye bakma. Elini çabuk tut demiş.
    Ama taş yol bu. Peynir değil ki doğrana, çamur değil ki sıvana. Sonunda Misis’lilerin yolu bitmiş. Su gelmiş kentin kapısına dayanmış. Dayanmış dayanmasına ama, kız buna dayanamamış. Kaldırmış kendisini kayalıklardan aşağıya atmış.
    Derler ki Anavarza o günden sonra bir daha şenlik nedir bilmemiş. Kentin evlerinden neşe dolu kahkahalar yükselmemiş.

    Lokman Hekim Efsanesi:
    Lokman Hekim bütün doktorların üstadıdır. Söylentilere göre, bütün otların, çiçeklerin dilinden anlayan Lokman Hekim bu bitkilerden türlü ilaçlar yaparmış. Her çiçek, her ot, Lokman’a hangi hastalığı iyi edeceğini söylermiş. Bütün dünyayı dolaşan Lokman Hekim, Çukurova’nın bereketli topraklarında her şeyin yetiştiğini görünce Misis şehrine yerleşmiş. Her derde deva olan Lokman çevresindeki hastaları iyi etmiş. Hastalıksız sapa sağlam yaşamaya başlayan insanlar Lokman’a baş vurarak ölüsüzlüğe çare bulmasını istemişler.Lokman’da Çukurova’yı adım adım dolaşar ölümsüzlüğe çare olacak bitkiyi aramaya başlamış. Bir çınarın altında uyurken bir ses duymuş. “Lokman, bunca zamandır arayıp taraman bitsin. Ben ölümün ilacıyım. Bundan böyle insanlara da hayvanlara da ölüm yok.” Kendisine seslenen otun yanı başına koşan Lokman Hekim, ilacın nasıl yapılacağını da öğrenmiş, bir deftere yazmış. Otu da kopararak yola düşmüş. Misis’e gelince, Ceyhan nehri üzerindeki MİSİS Köprüsünün üzerinde durmuş. Defteri de elindeymiş. Defterine yazdıklarına bakarak ilacı yapmaya koyulmuş. Tam yapıp bitireceği sırada bir vuruşta defteri de, otu da uçurarak suya düşürmüş. Lokman Hekim’de bu yüzden ölüme çare olacak ilacı bir daha bulamamış. Otlar da o tarihten sonra kendisine yüz çevirmişler. Bir daha onunla hiç konuşmamışlar.

    Şahmaran Efsanesi:
    Adana’da halk arasında Misis Yılanla, Ceyhan Yel’le, Adana sel’le gidecektir diye bir söylenti vardır. Adana-Ceyhan arasındaki Yılankale’nin de adı Şahmaran efsanesine karışmıştır.
    Söylentiye göre Yılankale’de çok yılan yaşarmış.Yılanlar sütle beslenirmiş. Günün birinde sütsüz kalacaklar ve kaleden çıkıp Misis’e inerek orada yaşayanları sokacaklarmış.
    Diğer bir söylentiye göre; çevrede yaşayan beylerden biri çaresiz bir derde tutulmuş yapılan ilaçlar hiç fayda vermez olmuş. Bir doktor, beyi iyi edecek yılanların padişahı Şahmaran’ın gözleri olduğunu söylemiş. Ama kimse Şahmaran’ı bulamamış. Yılanlar padişahı insanoğullarından birine büyük bir iyilikte bulunarak onu yılanların sokup öldürmesinden kurtarmış. İşte bu insanoğlu Şahmaran’ın saklandığı yeri biliyormuş. Bu insanoğlu beyin vereceği ödülü kazanmak için Şahmaran’ı yakalamaya karar vermiş. İnsanlar arasında Şahmaran’ın saklandığı yeri tek bilen kişi o imiş. Bu arada Şahmaran çok güzel bir kıza aşık olmuş. Bu kızı daha iyi görebilmek için kızın gittiği hamamın tepesine çıkmş ve oradan kayıp hamamın ortasına düşmüş. İşte onu takip eden ve onu bilen insanoğlu Şahmaran’ı bu hamamda öldürüp, gözlerini götürmüş. Gözleri yiyen bey iyi olmuş.

    Yazı kaynağı : adana.ktb.gov.tr

    Efsaneler kalesi: Yılan Kale

    Efsaneler kalesi: Yılan Kale

    Binlerce yıldır çok farklı medeniyetleri bünyesinde barındıran Adana, geniş coğrafyasında birbirinden farklı tarihi zenginlikler saklıyor. Bu zenginlikler içinde gerek tarih, gerek coğrafya, gerekse turizm açısından çok değerli bir mitolojik geçmişe sahip olan Yılan Kale, çevresindeki diğer kaleleri de görüş alanına alacak şekilde, çok sarp bir tepe üzerinde ovanın ortasında yükseliyor. Kale, stratejik konumu nedeniyle birbiri içinde üç kaleden oluşuyor.

    Tarihi 11. yüzyıla uzanan orta çağ dönemi kalelerinden Yılan Kale'nin, adını nasıl aldığı konusunda farklı kaynaklar bulunuyor. Kimi söylencelerde, içinde yılanları eğiten bir kişinin yaşamasından dolayı kalenin bu adı aldığına yer verilirken, kimisine göre, surlarının yılan gibi kıvrımlı olmasından dolayı kalenin bu ismi aldığı düşünülüyor.

    Halk arasında ise ağırlıklı olarak, vücudunun yarısı yılan yarısı kadın olan ve Lokman Hekim'e ölümsüzlük iksirini veren mitolojik varlık Şahmeran'ın yaşadığı yer olmasından dolayı, yapının Yılan Kale adını aldığına inanılıyor.

    Bir mitoloji efanesi: Şahmeran

    ''İnsanoğlu nankördür, küçük menfaatleri karşısında başkalarının muazzam zararlarına razı olur'' sözleriyle başlıyor yılanların kraliçesi ''Şahmeran''ın hikayesi...

    ''Farsça kökenli bir kelime olan Şahmaran, 'yılanların şahı' anlamına geliyor ve başı insan, gövdesi yılan olarak tasvir ediliyor. Şahmeran hikayesinin özünü oluşturan yılan, derin anlamlar içeren bir sembol. Farklı kültürlerde değişik şeyler anlatıyor insana. Ya bilgelikten söz ediyor ya şifadan.

    Güzeldir Şahmeran, büyüleyicidir, simsiyah saçları, başında görkemli tacı ve bereket timsali duruşuyla. Rengarenk boyanır, doğanın tüm gizemini, sırrını kollar adeta.''

    Bolluk bereket ve şans sembolü

    Bir tarafı kadın, bir tarafı yılan şeklinde olan Şahmeran'ın bir tarafı iyi bir tarafı kötü, bir tarafı gece bir tarafı gündüzü temsil ederken, bir tarafı çirkinliği bir tarafıysa güzelliği temsil ediyor.

    Şahmeran'ın efsanesi ise şöyle başlıyor; Bilge Danyal'ın öleceğini anladığı zaman oğlu Hasib'e bırakmak istediği bir mirasla başlıyor hikaye. Bu mirasta Danyal, ömrü boyunca yazdığı 5 bin sayfalık külliyatını oğluna miras olarak bırakmak istiyor, ama bunun çok fazla olduğunu düşünerek önce bunu 5 sayfalık özet haline getiriyor. Sonra bunun daha çok özetlenebileceğini düşünerek, bir sayfa haline getiriyor. Bu bir sayfa içindeki şifreyi çözebilirse dünyanın en bilge insanlarından biri olacağını ifade ediyor. İnanışa göre Şahmeran hikâyesi, iyilik yapanın iyilik, kötülük yapanın da kötülük bulacağı konusunda ders veren güzel bir efsane.

    Şahmeran ve Lokman Hekim

    Şahmeran ile ilgili bir diğer öykü ise Lokman Hekim ile olan bağlantısıyla ilişkili; birgün Cemşab isimli bir genç arkadaşları tarafından kuyunun birinde yalnız bırakılır. Cemşab kuyudan çıkmaya çalışırken yolu Şahmeran ile kesişir ve Cemşab'ı çok sever; tıpla ilgili tüm bildiklerini en ince ayrıntısına kadar öğretir. Kimi büyüklerin anlattığına göre Cemşab, Lokman Hekim'in bizzat kendisidir.

    Yılan Kale'nin tarihi

    Toros Dağları'nı aşarak Antakya'ya giden, Antik dönemde olduğu kadar Osmanlı döneminde de önemli olan tarihi yolun üzerinde, Orta çağda 11. yy.'da yapılmış Haçlı kalelerinden biri.

    Ovadaki diğer kaleleri de görüş alanının içine alan kalenin 8 yuvarlak burcu bulunuyor. Eski adı Govara olan kale, 1671 yılında buradan geçen Evliya Çelebi fiahmeran Kalesi olarak biliniyor.

    Ensesi tüylü ve boynuzlu yılanların yaşadığını alaycı bir dille ifade ediliyor. Ünlü fiahmeran hikayesinin kaynağı da işte bu kale. Çok sarp bir tepe üzerine Ceyhan Ovası'na tamamen hakim şekilde kurulan bu kalenin Bizanslılar zamanında yapıldığı sanılmakta. Yöre halkı tarafından Şahmeran kalesi olarak biliniyor.

    Yılan Kale ortaçağda Çukurova'nın Haçlı işgali döneminde 12. yy'da Ceyhan Nehri kenarındaki hakim tepeye inşa edilmiş. Hem ovayı hem de tarihi İpek yolunu kontrol etmiş, bulunduğu doğal kaynaklarla bütünleşmiş.

    Ramazanoğlu Beyliği döneminde 1357'den itibaren terk edilen kalenin adı Kovara iken ünlü Türk gezgini Evliya Çelebi 17. yy' da yörede Şahmeran Efsanesi'nden dolayı Şahmeran Kalesi adını vermiş. Daha sonra Yılan Kale adını alan kale Anavarza, Tumlu ve Kozan Kalelerinin görüş ve alanı içinde yer alıyor.

    Kale yeniden hayat buluyor

    Adana Kültür ve Turizm Müdürü Sabri Tari, Yılan Kale'de yapılan restorasyon çalışmaları sırasında: "Ziyaretçilerimiz kaleyi gezerken kalenin hikayesini dinleyip o mistik havayı teneffüs edecek, hem de ortaçağ'dan bu yana ayakta kalan bu kalenin güzelliklerini, mimarı yapısını inceleyecek" ifadelerini kullandı. Adana'da, yarı yılan, yarı kadın olan efsanevi Şahmeran'ın yaşadığı varsayılan Yılan Kale, yakın bir zamanda çevre düzenlemesiyle yenilenerek yerli ve yabancı tüm turistlerin ziyaretine açılacak.

    Adana Kültür ve Turizm Müdürlüğü tarafından 2014 yılından itibaren geniş bir restorasyon çalışması yapılan Yılan Kale, turistleri ağırlayacağı günü bekliyor.

    Adana Kültür ve Turizm Müdürü Sabri Tari, Yılan Kale'nin, jeopolitik açıdan hem Çukurova'yı hem de İpek Yolu'nu kontrol etmek için yapılmış bir Ortaçağ savunma ve gözetleme kalesi olduğunu söyledi.

    Yılan Kale'nin ayrı bir özelliğinin de mitolojik değer taşıması olduğunu ifade eden Tari, kalenin sahip olduğu değerlerden dolayı Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın da bölgeye önem verdiğini ifade etti.

    Kalede restorasyon çalışması başlatıldığını, üç burçtan oluşan tüm kalelerin restore edildiğini kaydeden Tari, şunları söyledi:

    "Bakanlığımız, 1 milyon 709 bin liralık yatırımla kalenin restorasyon çalışmalarını yaptı. Bu yıl da çevre düzenleme projesi hazırlandı, ihalesi açıldı. İnşallah en kısa sürede kaleyi çevre düzenlemesiyle ziyarete açacağız. Bu yatırımların ardından turizme açılacak kaleye tüm ziyaretçileri bekliyoruz. Ziyaretçilerimiz kaleyi gezerken kalenin hikayesini dinleyip o mistik havayı teneffüs edecek, hem de Ortaçağ'dan bu yana ayakta kalan bu kalenin güzelliklerini, mimarı yapısını inceleyecek."

    Yazı kaynağı : www.fikriyat.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap