Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    adana hangi devletler tarafından işgal edilmiştir

    1 ziyaretçi

    adana hangi devletler tarafından işgal edilmiştir bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Adana’nın kurtuluşu kutlanıyor! İşte 5 Ocak 1922 Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun…

    Adana’nın kurtuluşu kutlanıyor! İşte 5 Ocak 1922 Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun…

    Adana’nın kurtuluşu kutlanıyor! İşte 5 Ocak 1922 Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun…

    Adana’nın düşman işgalinden kurtuluşunun 98. Yıl dönümü olan 5 Ocak, başta Adana şehri olmak üzere coşku ile kutlanıyor. Kahramanlık destanının yaşandığı şehirlerden biri olan Adana'da her yıl 5 Ocak günü kutlanıyor. İşte 5 Ocak Adana kurtuluşu hakkında merak edilenler...

    Bugün Adana’nın Kurtuluşunun 98.Yıl Dönümü kutlanıyor. I. Dünya Savaşı’ndan sonra Adana ve çevresi Fransa tarafından işgal edildi. Mustafa Kemal Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı esnasında gösterdiği diplomatik başarı sonucu yapılan 20 Ekim 1921 tarihli Ankara Anlaşması ile Fransa, Adana ve çevresinden çekilmek zorunda kaldı.

    5 OCAK ADANA’NIN KURTULUŞU TARİHİ

    Adana'da 1902-1994 yıllarında yaşamış eski belediye başkanı ve milletvekillerinden Kasım Ener, 'Çukurova -Kurtuluş Savaşında Adana Cephesi' adlı kitabında konuyla ilgili şu bilgileri veriyor:
    “Türk birliğinin 20 Aralık 1921'de Adana şehrini teslim alışını gözönünde tutarak, 5 Ocak kurtuluş bayramı gününün yanlış olduğunu ileri sürenler vardır. Ankara Anlaşması'nın uygulanması sırasındaki olaylar ile politik durum incelenmeden bu durum doğru görülür. Nitekim 1958 yılında İçişleri Bakanlığı törenin 20 Aralık'ta yapılmasını bildirmişti. Ancak bu istek halk üzerinde büyük tepki yarattı..Fransızların isteği üzerine boşaltma işi 4-5 Ocak tarihine dek uzatıldığından işgal görevlilerin bir kısmı henüz Adana'da bulunuyordu. Askeri birlikler ise Mersin ve Payas'a çekilme işlemini bütünlememişlerdi…Muhittin Paşa'nın 5 Ocak 1922'de Genelkurmay Başkanlığı'na bildirdiği gibi Adana ve dolaylarının işgali sona erip, halkın tüm erkinliğine kavuştuğu bayram olarak kabul edilmesi doğru idi..”

    5 OCAK GECESİ NELER OLDU?

    Kasım Ener, kitabında 5 Ocak 1922 gecesini ise şöyle anlatıyor: “Şehirde büyük fener alayları düzenlendi. Meşaleler ve camilerin kandilleri sokakları ışıklandırıyor, on binlerce insanı coşturan askeri bando ve davullar ile Rum mahallelerinden geçilirken, kıymetli İzmirimiz için gösteriler yapılıyordu. Bütün kahveler, gazinolar sabaha kadar açık kaldılar ve çoğu gelirlerini orduya bıraktılar..”

    'İLK HİSSİ TEŞEBSÜS'

    Mustafa Kemal Paşa 31 Ekim 1918'de geldiği Adana'da 11 gün kalmış, etrafın ve halkın durumunu inceleyerek bunu Genel Kurmay Başkanlığı'na bildirmişti. Bu telgraflarda sadece mevcut durum değil, ileriye dönük düşünce ve uyarılar da yer almıştır.
    İskenderun'a asker çıkararak işgal girişiminde bulunurlarsa İngilizlere ateş açılacağını, zamanın hükümet ve başbakanına telgrafla bildiren Mustafa Kemal Paşa, aynı zamanda kendine bağlı kumandalara da benzer bir emir vermişti. Bu emre göre denizden İskenderun'a çıkartma yapmak isteyen İngiliz ve Fransızlar'a ateşle karşı konulacaktı. Adana'dan verilen bu ilk emir Türk Kurtuluş Savaşı'nın ilk emridir. Yıllar sonra, 15 Mart 1923'te Adana'ya tekrar gelen Mustafa Kemal Paşa bu durumu şu sözleriyle dile getirdi: “Bende bu vekayiin ilk hiss-i teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana'da vücut bulmuştur..”

    1918-1922 ARASINDA NE OLDU?

    Birinci Dünya Savaşı'nda yenilen ve Sevr Anlaşması'nı imzalamak zorunda kalan İstanbul Hükümeti'nin 23 Kasım 1918 tarihli, Adana ve dolaylarının boşaltılmasını zorunlu kılan kararı ilde büyük tepki ile karşılandı. Durumu protesto eden, böyle bir harekatın yaratacağı vahim hadiseleri vurgulayan bir telgraf dönemin İçişleri Bakanına yollandı.

    MERSİN LİMANI'NDAN GELDİLER

    Kısa süre sonra işgal kuvvetleri Mersin limanından Çukurova'ya girdi ve Adana'yı işgal etti. Bu işgal sırasında Türklere ait bütün sembol, arma, işaret ve levhalar yok edildi. Fransızlar kendi birlikleri içinde özellikle Ermeni askerleri bölgeye getirdi. Suriye'den getirilen Ermenilerden 70 bini Adana'ya, 12 bini Dörtyol'a, 8 bini Saimbeyli'ye yerleştirildi. Antep ve Maraş çevresine de 50 binden fazla Ermeni getirildi

    ÖRGÜTLENME VE ZAFER

    Bunca terör ve baskı arasında Adana ve yöredeki Türkler, örgütlenerek Kilikya Milli Kuvvetler Teşkilatı'nı oluşturdu. 20 Kasım 1918'de Klikya Müdafai Hukuk Cemiyeti kuruldu. Cemiyet yönetimi Rifat Menemencioğlu, Nabi Menemencioğlu, Ali Münif Yeğenağa, Ali Cenani ve Rüstem Bey'den oluşuyordu. Çukurova, bölgelere ayrılarak, her bölgeye milis kuvvetleri ve komutanı atandı. Şubat 1920'den itibaren milli kuvvetler düşmana karşı zaferler kazanmaya başladı.

    KAR BOĞAZI OLAY

    1920'de Toroslar'dan Fransızlara saldırı başlatıldı. 27 Mayıs 1920'de Fransız orduları komutanı Menil, milli kuvvetler tarafından esir alındı. Kar Boğazı Olayı olarak bilinen olay, Kuvayi Milliye'nin ilk siyasi zaferidir. 28 Mayıs 1920'de Fransızlar Mersin-Adana hattına çekildiler ve kuzey Çukurova (Kozan ve diğer dağlık bölgeler) tamamen kurtarıldı.

    GELDİKLERİ GİBİ GİTTİLER

    5 Ağustos 1920'de Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Bey (Çakmak) ve milletvekilleri Pozantıya geldi, burayı il haline getirerek Pozantı Kongresi'ni yaptılar. Fransızlar bölgede Kasım 1920 sonlarında ağır yenilgiye uğratıldı. Fransa, TBMM hükümetini resmen tanıdı. Türk-Fransız barış anlaşması, 20 Ekim 1921'de Ankara'da yapıldı. Buna göre 5 Ocak 1922'de Fransızlar Çukurova'dan tamamen (Getirdikleri Ermenileri de beraberinde götürerek) çekildi. Fransızlarla gidemeyen veya yerli olan Ermeniler de bölgeden kaçtı. Bunlardan 120 bini tekrar Suriye'ye, 30 bini Kıbrıs veya İstanbul'a gitti.

    Yazı kaynağı : www.sozcu.com.tr

    Tarihçe - Adana Kurtuluş Maratonu

    İLKÇAĞ

    Arkeolojik çalışmalar sonucu ortaya çıkan bilgilere göre Çukurova Bölgesi’nde çok eski devirlerden beri yüksek kültürlü medeniyetlerin yaşadıkları bilinmektedir.

    Çukurova’nın belirgin tarihi Kitvanza Krallığı ile başlamaktadır. Bu konuda Hitit Devleti’ne ait kitabelerden bilgi alınmıştır. Bu Krallık M.Ö. 1335 yıllarında Hititlerin himayesine girmiştir.

    Hitit Devleti’nin M.Ö. yaklaşık 1191 – 1189 yılları arasında batıdan gelen akınlarla yıkılması ile birçok küçük krallıklar ortaya çıkmıştır. Sırasıyla Kue Krallığı, Asurlular, Klikya Krallığı, İranlılar, Makedonyalılar, Selokidler, Çukurova Korsanları, Romalılar hakim olmuştur. Romalılar zamanında Çukurova ve Adana’nın geliştiği söylenebilir. Çünkü burada yapılan büyük köprüler, yollar ve sulama tesisleri ile başta Adana olmak üzere Çukurova oldukça gelişmiş ve önemli bir ticaret merkezi olmuştur. Roma İmparatorluğunun yıkılışı ile birlikte İlk Çağ devri de kapanmıştır.

    ORTAÇAĞ

    Romalılar’dan sonra Orta Çağ’da Bizanslılar, Araplar, Selanikliler, Ermeniler, Mısır Türk Memlük Devleti, Ramazanoğulları buraya hakim olmuşlardır.

    Ramazanoğulları Vakfiyesine göre bu dönemde; camiler, mescit ve medreselerle birlikte, yatılı ve yatısız yüksekokullar ve diğer kültür kurumları, sağlık ve sosyal hizmet veren kurumlar yapılmış, büyük imar atılımlarına girişilmiştir.

    YENİÇAĞ

    Yeni Çağ döneminin sonunda ve Yakın Çağ’da buraya Osmanlı İmparatorluğu hakim olmuştur. ( 1517 – 1918 )

    19 y.y. Osmanlı İmparatorluğu’nu yıkmak üzere her türlü siyasi mücadeleye giren İngiltere, Fransa ve Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’na başkaldıran Mısır Valisi Mehmet Ali Paşa’ya yardım etmişlerdir. Kısa bir dönem sonra ( 1840 ) buraları tekrar Osmanlı İmparatorluğu’nun eline geçmiştir. 1867 yılında İdari Teşkilat kurularak Adana Vilayet haline getirilmiştir. 24 Aralık 1914’de Fransızlar antlaşma hükümlerine göre Adana’ya girmişlerdir. Daha sonra 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması ile 5 Ocak 1922’de Fransızlar Adana’yı terk etmek zorunda kalmışlardır.

    YAKINÇAĞ

    Adana İsminin Kaynağı

    Adana’ya ait en eski yazılı kayıtlara ilk defa, Anadolu yarımadasının en köklü uygarlıklarından biri olan Hititlerin kaya kitabelerinde rastlanmaktadır. Boğazköy metinleri olarak bilinen M.Ö. 1650 yıllara tarihlenen bir Hitit tabletinde, Adana havalisinden URU ADANIA yani ADANA BÖLGESI olarak bahsedilmektedir. Bu konuda sadece bu tablet dikkate alınacak olsa bile ADANA ismi en az 3640 yıllık bir geçmişe sahiptir.

    Eski çağlarda Seyhan Nehri kıyılarının bol miktarda söğüt ağacı ile kaplı olması ve bu ağacın Mezopotamya kavimlerince AND ağacı olarak tanınması da yöre isminin oluşumunda etkili olduğu kanaatini yaratmaktadır.

    Yine başka bir görüşe göre, ormanlık yörelerde yaşadığına inanılan Fırtına Tanrısı ADAD (Tesup) adının, ormanları bol Toroslar ile Seyhan nehri bölgesinin oluşturduğu Adana yöresine isim olarak verilmiş olduğuna inanılmaktadır.

    ADAD Hititler’in, TESUP da Suriye ve Mezopotamya kavimlerinin Fırtına Tanrısıdır.
    Bu guruplar birbirlerinden düşünce, isim ve yazı tarzlarını alıp verdikleri için bu gelişimin olması kuvvetle muhtemeldir. Fırtına Tanrısı yağmuru, yağmurda bereketi getirdiği için bu bölgede çok sevilen, sayılan bir Tanrı olarak yasamış ve ona izafeten bu bölgeye de URU ADANIA yani ADANIN bölgesi de denmiş olması mümkündür.

    Hititlerin etkisinde kalan Fenikeliler de Tarım ve Bitki Tanrısına ADONIS adını vermiştir. ADONIS “EFENDI??? anlamına gelmektedir. Bu yöre ile sıkı ticaret yapan ve buradaki zengin orman ve ova ürünleri ile ticaretlerini geliştiren Fenikeliler’in, bu yöreye ADONIS’in yeri demeleri adet haline gelmiştir.

    Sırası ile bu bölgeye gelen her kavim, devlet ve gelişen her uygarlık kendi kültür anlayışı ve değerleri içerisinde beldelere isim vermiş ve isimlerin anlamını açıklamıştır. Homer’in Ilyada’sında bu bölgeye Adana denilmiştir.

    Yine batıdan gelen kavimlerce, Adana’yı kendi ilahları Uranüs’ün kurduğu ve oğulları Adanos ve Sarosa anlatılır. Adana doğulu kavimlere göre Fırtına Tanrısı ADONIS’in yeridir.
    Bütün bu inançlar çok tanrılı eski çağlara aittir. Orta Çağ’da özellikle M.S. 7. yüzyıldan itibaren İslam ordularının bu bölgeye gelişiyle yeni anlayışlar içinde yeni tanımlar yapılmıştır. Arap tarihçilerinden Ibnül Adim, Adana isminin de eski peygamberlerden Yasef’in torunu EZENE’den geldiğini yazdığı “Halep Tarihi??? isimli eserle kanıtlamaya çalışmaktadır. Orta Doğu’nun peygamberler bölgesi olduğu ve pek çok eski peygamberin bugünkü Anadolu sınırları içinde yasamış olduğu hatırlanırsa, bu açıklamanın nasıl geliştiğini anlamakta kolay olur.

    Daha ileriki yüzyıllarda Karçinli-Zade Süleyman Şükrü Bey’in “Seyahat’ül-Kübra??? adlı kitabında ise Adana’nın eski isminin “BATANA??? olduğu ve İslamlık devrinde “ADANA???YA çevrildiği savunulmaktadır. Hatta bunun “Fi ezeneil arz??? ayetinden esinlenerek yapıldığını da açıklamalarına eklemektedir.

    DANUNA isminin M.Ö. yasayan kavimlerce bu bölge için kullanıldığı bilinen bir gerçektir. Bulunan kayıtlarda da mevcuttur.

    Hatta Danunalıların yöre kurallarına ad ve paye verecek kadar kudretli oldukları da bilinmektedir. DANUNA adının asırlar boyunca değişerek zamanla BATANA ve daha sonra ADANA olması da çok kuvvetle muhtemeldir.

    Yöreye gelen Türkler’in, yüksek Torosları aşıp güneye doğru sarkmaları sırasında yöreye “Çukurova??? adını vermeleri de doğanın insanlara verdiği ilhamın güzel bir örneğidir. Toroslardan sonra adeta düz bir görünüm içinde çok tatlı bir eğimle Akdeniz’e kadar inen bu bereketli topraklar Türkler için “ÇUKUROVA??? olarak bilinmiştir. Günümüze kadar da böyle bilinmektedir.

    Bölgenin tarihi adı olan Kilikya ve Silisya (Cilicia) da bu bölgede bulunan zengin Kilkin yani kireç ve yine çok bol olarak bulunan Silex yani çakmak taşı madenlerinden dolayı verilmiştir. Bir başka ifade ile yöre, coğrafi özelliklere göre isimlendirilmiştir.

    Hatta topraklarının bereketliliğinin verdiği ilhamla ADANA-EDENA (Cennet Yöresi) ve karlı dağlar bu ilhamı vermektedir.

    Sümerlerden kalma “Gılgamış Destanı???ndan bu yana devamlı adı geçen, dikkat çeken yörenin adı da böylece sayısız kaynaklara, sayısız olaylara bağlanarak çok renkli bir gelişim takip etmiştir.
    Osmanlılar idaresinde Adana birçok değişik yazılışlarla kayıtlara geçmiştir. Bunlardan birkaçı: Erde-na, Edene, Ezene ve hatta Azana olarak eski olarak eski tahrir defterlerinde, sicil kayıtlarında ve fermanlarda yer almıştır.

    Gezici aşiretlerin zorunlu olarak 1865’den itibaren devlet zoru ile bölgeye yerleştirilmesi ve toprağa bağlanması sırasında Adana ismi ADANA olarak resmi kayıtlarda yer almış ve tescil edilmiştir.

    Adana’nın İşgali ve Kurtuluş Savaşı

    Büyük kayıplara sebep olan I. Dünya Savaşı, siyasi ve ekonomik üstünlük için birbirleri ile mücadeleye girişen Avrupa Devletleri arasında ve Avrupa’da çıkmıştır.

    Kısa zamanda mücadele bütün kıtalara yayılmış ve Osmanlı İmparatorluğu da bu savaşın içine sürüklenmiştir. Sonunda imparatorluk çökmüş, topraklan parçalanmış, anayurt bile düşman istilası altında kalmıştır.

    Beş cephede birden ve pek çok devlete karsı savaşmak zorunda bırakılan Osmanlı Devleti, Mondros Ateşkes Antlaşması ile imparatorluk topraklarının pek çoğunu düşmana bırakarak çekilmiştir. İşte bu dönemde Suriye cephesinde kalan Türk Birliği, o cephede Yıldırım Orduları Komutanı olarak bulunan Mustafa Kemal idaresinde Halep’e çekilerek, tamamen yok edilmekten kurtarılmıştır.

    Zamanın sadrazamı İzzet Paşa tarafından, o sırada grup komutanı Liman Von Sanders’ten (Alman komutanı) elindeki tüm grup komuta ve koordinasyon yetkisini Mustafa Kemal Paşa’ya devretmesi bildirilmiş ve bu devir-teslim işlerini gerçekleştirmek için 31 Ekim 1918’de Mustafa Kemal Paşa Adana’ya gelmiştir.

    Liman Von Sanders Paşa’nın “Yenildik. .. bizim için her şey bitti??? sözüne karşılık, yetkiyi teslim alan Mustafa Kemal Paşa “Savaş müttefikler için bitmiş olabilir ama bizi ilgilendiren savaş, kendi istiklalimizin savaşı, ancak simdi başlıyor??? karşılığını vermiştir.

    İste bu sözlerin özetlediği ve vurguladığı mücadele yılları 1922’ye hatta politik anlaşmaların bitimine kadar yani 1923’e kadar sürmüştür.

    Mustafa Kemal Paşa 31 Ekim 1918’de geldiği Adana’da 11 gün kalmış, etrafın ve halkın durumunu inceleyerek bunu Genel Kurmay Başkanlığı’na bildirmiştir.

    Bu telgraflarda sadece mevcut durum değil, ileriye dönük düşünce ve uyarılar da yer almıştır.
    İskenderun’a asker çıkararak işgal teşebbüsünde bulunulursa İngilizlere ateş açılacağını zamanın hükümet ve başbakanına telgrafla bildiren Mustafa Kemal Paşa, aynı zamanda kendine bağlı kumandanlara da benzer bir emir vermiştir.

    Tarihi açıdan bakılacak olursa, Adana’dan verilen bu ilk emir Türk Kurtuluş Savaşı’nın ilk emridir. Nitekim, 15 Mart 1923’te Adana’ya tekrar gelen Mustafa Kemal Paşa bu durumu şu sözleriyle toplum ve tarih önünde kanıtlamıştır: “Bende bu vekayiin ilk hiss-i teşebbüsü bu memlekette, bu güzel Adana’da vücut bulmuştur.???

    Adana’dan İstanbul’a gönderilen telgrafların hiçbir olumlu etkisi olmadığı gibi, kısa bir süre sonra Yıldırım Orduları Grubu ve 7. Ordu Karargâhı lağvedilmiş ve Mustafa Kemal Pasa İstanbul’a çağrılmıştır.

    Adanalılar, İstanbul Hükümetinin 23 Kasım 1918 tarihli, Adana ve dolaylarının boşaltılmasını zorunlu kılan kararını büyük tepki ile karşılamışlardır. Durumu protesto eden, böyle bir harekâtın yaratacağı vahim hadiseleri vurgulayan bir telgraf dönemin İçişleri Bakanına yollanmıştır.

    Kısa bir süre sonra işgal kuvvetleri Mersin Limanından Çukurova’ya girmiş, tüm kilit noktaları kontrol altına almış ve sonra Adana’yı işgal etmişlerdir. Bu işgal sırasında Türklere ait bütün sembol, arma, işaret ve levhalar yok edilmiş ve sistemli şekilde Türk Halkının soykırımı yoluna gidilmiştir.

    Fransız işgal kuvvetleri tarafından yine çok planlı ve kati bir şekilde uygulanan diğer bir işlem de Adana, Çukurova ve civarı bölgelere Ermenilerin yerleştirilmesi olmuştur. 1915 yıllarında yani I. Dünya Savaşı sırasında Anadolu’nun Doğu yöresinde isyan eden Türk Halkını öldürüp, işkence eden ve Ruslara yardım ederek ülke içinde 5. kol olarak çalışan Ermenilerin 1915 tarihli Tehcir Kanunu ile Suriye’ye zorunlu göçleri sağlanmıştır.

    1918’de Adana ve Çukurova’yı işgal eden Fransızlar kendi birlikleri içinde özellikle Ermeni askerleri getirdikleri gibi, Suriye’den 70 bin Ermeni’yi Adana’ya, 12 binini Dörtyol’a, 8 binini Saimbeyli’ye yerleştirmişlerdir. Hatta Antep ve Maraş çevresine de 50 binden fazla Ermeni getirilmiştir. Bütün bu gayretler adeta I. Haçlı Seferi sırasında olduğu gibi yine Avrupa devletlerine bu bölgede “ileri karakol??? görevim görecek bir Ermeni Krallığının yeniden oluşturulması içindi.

    1918-1919 yıllarında Adana’da tam bir terör ve cinayet dönemi yaşanmıştır. Bunlar arasında Abdiağa çiftliği olayları, şehir içi cinayetleri, Taşköprü’de Türklerin çarmıha gerilişi ve kırbaçlanarak işkence yapılması gibi olaylar toplum şuurundan ve hatırasından çıkmayacak olaylar haline gelmiştir.
    Bunca terör ve baskı arasında Adana ve yöredeki Türkler, örgütlenerek Kilikya Milli Kuvvetler Teşkilatını oluşturmuşlardır.

    Çukurova, bölgelere ayrılarak, her bölgeye milis kuvvetleri ve komutanı atanmış ve tüm yöre bu milli direnme ve mücadele teşkilatının denetimine girmiştir.

    Şubat 1920’den itibaren milli kuvvetler düşmana karşı zaferler kazanmaya başlamış ve her zafer daha iyi bir örgütlenme ve daha yüksek bir moral kuvveti sağlamıştır.

    1920’de Toroslar’dan Fransızlara saldırı başlatılmıştır. Sonuçta 27 Mayıs 1920’de Fransız orduları komutanı Mehil, milli kuvvetler tarafından esir alınmıştır. “Karboğazı Olayı??? olarak bilinen olay, Kuvay-ı Milliye’nin ilk siyasi zaferidir. Bunu takiben 28 Mayıs 1920’de Fransızlar Mersin-Adana hattına çekilmişler ve kuzey Çukurova (Kozan ve diğer dağlık bölgeler) tamamen kurtarılmıştır. Düzlük, ovalık yörelerde Ermeniler zulüm ve şiddeti arttırmışlar ve sayısız cinayetleri işlemişlerdir.
    10 Temmuz 1920’de Ermeniler tarafından Türklere karşı büyük bir şiddet ve soykırım harekatına girişilmiş ve bu harekat sonucu onbinlerce Türk Toroslar’a doğru kaçmıştır. Dört gün süren bu hareket tarihte “Kaç Kaç??? olayı olarak isimlendirilmiştir.

    5 Ağustos 1920’de Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Bey (Çakmak) ve Milletvekilleri Pozantı’ya gelmiş ve orayı il haline getirerek Pozantı Kongresini yapmışlardır. Daha büyük direnişe geçen Türkler çok büyük kayıplar vermişlerdir. Buna rağmen Kasım 1920 sonlarında Fransızları ağır yenilgiye uğratmayı başarmışlardır. Sonuç olarak Fransa, TBMM hükümetini resmen tanıyarak barış yoluna gitmiştir.

    Türk-Fransız Barış Antlaşması, 20 Ekim 1921’de Ankara’da yapılmıştır.
    Bu antlaşma gereğince 5 Ocak 1922’de Fransızlar Çukurova’dan tamamen (getirdikleri Ermenileri de beraberinde götürerek) çekilmişlerdir. Fransızlarla gidemeyen veya yerli olan Ermeniler de bölgeden kaçmışlardır. Bunlardan 120 bini tekrar Suriye’ye, 30 bini Kıbrıs veya İstanbul’a gitmişlerdir.

    5 Ocak 1922 kurtuluşunu kutlama amacı ile Büyük Saat ile Ulu Camii arasına çok büyük bir bayrak çekilmiş ve daha sonra bu bayrak çekilmesi olayı il’in kurtuluş günlerinde tekrarlanmıştır. Bayrak Adana’nın simgesi haline gelmiştir.

    Adana ve Çukurova halkı milli kuvvetlere katılarak yurdun diğer cephelerinde de çarpışmış ve anavatanı düşmandan kurtarma mücadelesinde sonuna kadar yer almışlardır.

    Yazı kaynağı : adanakurtulusmaratonu.adana.bel.tr

    Milli Mücadele başladığında, Anadolu işgal altında idi

    Milli Mücadele başladığında, Anadolu işgal altında idi

    Mustafa Kemal’in kumandasındaki Türk ordusu tarafından 26 Ağustos 1922’de başlatılan Büyük Taarruz 30 Ağustos’ta Dumlupınar Meydan Muharebesi’nde Türk ordusunun zaferi ile sonuçlandı. Yunan ordusu dağıtıldı ve 2 Eylül’de Uşak’a girildi. Yunanistan Küçük Asya Ordusu’nun başkomutanlığına getirilmiş olan General Nikolaos Trikupis tutsak edildi. Bizim bu topraklara sahip olmamız Mustafa Kemal Atatürk’in 30 Ağustos zaferi sayesindedir. Osmanlı Devleti’nin Birinci Dünya Savaşı’ndaki yenilgisini belirleyen Mondros Ateşkes Antlaşması’nın (30 Ekim 1918) 7 inci maddesine göre, İtilaf devletleri güvenliklerini tehdit eden bir durumu bahane ederek istedikleri bölgeleri işgal edebileceklerdi. 

    Antlaşmasının hemen ardından işgaller başladı. Boğazlar İngilizlerin kontrolüne geçti. İngilizler Çanakkale, Musul, Batum, Antep, Konya, Maraş, Samsun, Bilecik, Merzifon, Urla ve Kars’ı işgal ettiler. İstanbul’un işgali 13 Kasım 1918’den 6 Ekim 1923’e kadar 5 yıl sürdü.Fransızlar ise; Trakya’daki demiryolunun önemli istasyonlarını, Dörtyol, Mersin, Adana ve Afyon istasyonunu işgal ettiler. 

    İngilizler tarafından işgal edilen, Güney Doğu’daki bazı iller daha sonradan Fransızlara terk edildi. 

    İngiliz orduları Maraş, Antep, Urfa, Adana ve civarını işgal etmişti. Musul’daki petrol kaynakları için Fransa ile 15 Eylül 1919’da imzalanan Suriye İtilafnamesi ile 

    ► Musul İngilizlere 

    ►  Maraş, Antep ve Urfa civarı Fransızlara bırakıldı.[5] 

    Fransızlar 10 Nisan 1920’ye kadar işgali sürdürdü. İtalyanlar ise Antalya, Kuşadası, Bodrum, Fethiye ve Marmaris’i işgal ettiler. Konya ve Akşehir’e de asker yolladılar. 

    İtalyan işgali 28 Mart 1919’dan 5 Temmuz 1921 tarihine kadar 2.5 yıl sürdü. Mondros Mütarekesi’nin Doğu Anadolu’da 6 vilayetin Ermenilere bırakılacağına ilişkin maddesi Ermenileri harekete geçirdi. Ermeniler kurdukları alaylarla Doğu Anadolu’da yayılmaya ve bölgedeki Türklere zulüm ve baskı yapmaya başladılar. Kozan, Osmaniye, Mersin ve Adana’ya Fransızlarla birlikte Ermeni çetecileri de geldi. 

    Yunanlılar kendilerine vaat edilen Ege Bölgesi’ni ele geçirmek üzere, İngiliz, Amerikan ve Fransız savaş gemilerinin koruması altında, 15 Mayıs 1919’da İzmir’e girdiler. Daha sonra Yunanlılar 3 koldan Ege Bölgesi’ni işgal ettiler. 

    Yunan işgali 15 Mayıs 1919’dan 9 Eylül 1922’ye kadar üç yıl sürdü. 

    Kurtuluş savaşımızda işgallere karşı ilk silahlı direniş Güneydoğu Anadolu’da Fransızlara karşı başladı. İlk Kuvay-ı Milliye hareketi Batı Anadolu’da Yunanlılara karşı ortaya çıktı.Yunan birliklerinin İzmir’i işgal etmesi ve Anadolu içlerine ilerlemeye başlaması Kuvay- ı Milliye’nin doğuşunu ve Milli Mücadele’nin yani Kurtuluş Savaşı’nın başlamasını sağladı. 

    Bu topraklara nasıl sahip olabildiğimizi unutmayalım. 

    Zafer Bayramınız kutlu olsun.

    Yazı kaynağı : www.dunya.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap