Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    28 ocak 1920 misakı milli kararları

    1 ziyaretçi

    28 ocak 1920 misakı milli kararları bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Mîsâk-ı Millî

    Mîsâk-ı Millî

    Mîsâk-ı Millî (Osmanlı Türkçesi: میثاق ملی) veya Millî Misak (Günümüz Türkçesi ile Millî Yemin veya Ulusal Ant), Türk Kurtuluş Savaşı'nın siyasi manifestosu olan altı maddelik bildiri.[1] İstanbul'da toplanan son Meclis-i Mebûsan tarafından 28 Ocak 1920'de oy birliği ile kabul edilmiş ve 17 Şubat'ta kamuoyuna açıklanmıştır. Bildiri, I. Dünya Savaşı'nı sona erdirecek olan barış antlaşmasında Türkiye'nin kabul ettiği asgari barış şartlarını içerir.

    Bildiri mecliste Ahd-i Millî Beyannâmesi adıyla kabul edilmiş, ancak daha sonra "Mîsâk-ı Millî" olarak anılmıştır. Her iki deyim de Ulusal Yemin anlamına da gelir. Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırları, büyük ölçüde, Mîsâk-ı Millî ilkeleri doğrultusunda oluşmuştur.

    Genelgeler için yapılan görüşmeler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Misak-ı Millî'nin ana hatları Erzurum Kongresi (22 Temmuz - 7 Ağustos 1919) ve Sivas Kongresi'nde (4-11 Eylül 1919) biçimlendi.

    Sivas Kongresi'nin talepleri doğrultusunda Osmanlı Hükûmeti 11 Eylül'de genel seçim kararı aldı. Kasım ayında yapılan seçimlerde, Anadolu'nun her ilinde Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'nin gösterdiği adaylar kazandı. Seçilen adaylar Aralık ayı ve 1920 Ocak ayının ilk günleri boyunca ikişer üçer kişilik gruplar halinde Ankara'ya gelerek Mustafa Kemal Paşa ve Heyet-i Temsiliye (Temsil Heyeti) üyeleriyle görüştüler. Bildiri metni bu görüşmelerde son halini aldı. Heyet-i Temsiliye üyelerince imzalanan metin, Trabzon mebusu Hüsrev Sami Bey (Gerede) aracılığıyla İstanbul'a gönderildi.[2]

    12 Ocak 1920’de İstanbul’da çalışmalarına başlayan Meclis, yönetim organlarını seçtikten hemen sonra bildiri konusunu ele aldı. 28 Ocak'ta yapılan bir kapalı oturumda “Ahd-ı Millî Beyannamesi” kabul edildi. 12 Şubat'ta Edirne mebusu Şeref Bey’in önerisi üzerine, beyannamenin bütün dünya parlamentolarına ve basına açıklanması kararlaştırıldı.

    Beyannamenin kabulü ve yayımlanma biçimiyle ilgili henüz açıklığa kavuşturulmamış bazı noktalar mevcuttur. Her şeyden önce beyannameye ilişkin görüşmeler ve özgün metin Meclis-i Mebusan zabıtlarında yoktur. Bu durumda beyannamenin resmi bir oturumda değil, (Meclis üyelerinin tümüne yakınını kapsayan) Felah-ı Vatan grubunda kabul edilmiş olduğu ihtimali dile getirilmiştir. Birleşik Krallık Büyükelçisi Sir Horace Rumbold, "yayınlanmış hiçbir imza listesi yoktur" diyerek, izlenen prosedürün “misakın geçerliliğini kuşkulu kıldığını” iddia eder.[3]

    Bunun yanı sıra Ankara'da hazırlanan 8 maddelik metinle İstanbul'da kabul edilen 6 maddelik metin arasında da farklar vardır. Ankara metninde bulunan, savaş suçlularının cezalandırılmasına ilişkin madde son metinden çıkarılmıştır. Ankara metninde iki ayrı maddede yazılan “mütareke sınırı” ve “Müslüman halkın bölünmezliği” konuları İstanbul’da birleştirilmiştir. Son maddede Milletler Cemiyeti’ni savunan bir ibare İstanbul’da ilan edilen metinden çıkarılmıştır.

    En önemli belirsizlik birinci maddededir. Ankara'da düzenlenen metinde, Mondros Mütarekesi’yle belirlenen sınırların “içinde” yaşayan Osmanlı İslam çoğunluğunun “bölünmez bir bütün” olduğu vurgulanırken, İstanbul’da bu ifade –bazı kaynaklara göre– “mütareke çizgisinin içinde ve dışında” yaşayan Osmanlı İslam çoğunluğu olarak değiştirilmiştir. Yayımlanmış olan Misak-ı Millî metinlerinin bir bölümünde "ve dışında" deyimi vardır, bir kısmında ise yoktur. Misak-ı Millî'nin can damarını oluşturan sınırlar meselesindeki bu belirsizlik dikkat çekicidir.[4]

    Sınırlar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Misak-ı Millî sınırlarını gösterdiği iddia edilen muhtelif haritalar vardır. Bunlardan ikisi:

    Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Türk-Yunan İlişkileri Forumu - 1920 MİSAK-I MİLLİ (ULUSAL AND)

    1920 MİSAK-I MİLLİ (ULUSAL AND)

    Atatürk'ün ana hatlarını belirlediği, Sivas Kongresi'nde benimsenen ilkeler, İstanbul'da son Millet Meclisi (Meclis-i Mebusan) tarafından 28 Ocak 1920'de "Misak-ı Milli" (Ulusal And) olarak kabul edildi.

    Belge, yeni Türkiye'nin gerçekleştirdiği sınırları ve izlenecek dış politikanın hedeflerini belirlemesi açısından tarihsel öneme sahiptir.

    "Misak-ı Milli"de öngörülüp de Barış Andlaşmaları ile (1921 Türk-Sovyet, 1921 Türk-Fransız, 1923 Lozan ve 1926 Musul Andlaşmaları) ulusal sınırlar içine alınamayan topraklar şunlardır: Türk-Sovyet sınırındaki eski Batum Livası (bugünkü Türkiye-Gürcistan sınırı) ve 1926 Türk-İngiliz Andlaşması ile Irak'a bırakılan Musul bölgesi.

    İskenderun-Antakya (Hatay) bölgesi ise, önce Lozan Andlaşması ile Suriye'de özel bir yönetime sahip olmuş, 1937'de Hatay Devleti durumuna gelmiş, 1939 Türk_Fransız Andlaşması ile Anavatana dönmüştür.

    Batı Trakya konusunda "Misak-ı Milli"nin öngördüğü halkoylaması gerçekleştirilememiş, Lozan Andlaşması ile bu bölge Yunanistan'a bırakılmıştır.

    (İsmail Soysal, Türkiye'nin Siyasal Andlaşmaları - Cilt 1. S. 10)

    ULUSAL AND (MİSAK-I MİLLİ)

    İstanbul 28 Ocak 1920

    Aşağıda imzaları bulunan Osmanlı Millet Meclisi (Meclisi Mebusan) üyeleri, Devletin bağımsızlığının ve ulusun geleceğinin, haklı ve sürekli bir barışa kavuşmak için katlanabilecek özverinin en fazlasını gösteren aşağıdaki ilkelere eksiksiz uyulmasıyla sağlanabileceğini ve bu ilkeler dışında sağlam bir Osmanlı Saltanatı ve toplumunun varlığının sürdürülmesinin olanak dışı bulunduğunu kabul ederek, şunları onaylamışlardır:

    Madde 1. Osmanlı Devletinin, özellikle Arap çoğunluğunun yerleşmiş olduğu, 30 Ekim 1918 günkü Silah Birakışımı [Mondros Mütarekesi] yapıldığı sırada, düşman Ordularının işgali altında kalan kesimlerinin [o sırada Hatay ve Musul bölgesi Türk egemenliği altında idi] geleceğinin, halklarının serbestçe açıklayacakları oy uyarınca belirlenmesi gerekir; sözkonusu Silah Bırakışımı çizgisi içinde, din, soy ve amaç birliği bakımlarından birbirine bağlı olan, karşılıklı saygı ve özveri duyguları besleyen soy ve toplum ilişkileri ile çevrelerinin koşullarına saygılı Osmanlı-İslam çoğunluğunun yerleşmiş bulunduğu kesimlerin tümü, ister bir eylem, ister bir hükümle olsun, hiç bir nedenle, birbirinden ayrılamayacak bir bütündür.

    Madde 2. Halkı, özgürlüğe kavuşunca, oylarıyla Anavatana katılmış olan üç İl [Elviye-i Selase yani Kars, Ardahan ve Batum Livaları] için gerekirse yeniden halkın serbest oyuna başvurulmasını kabul ederiz

    Madde 3. Türkiye ile yapılacak barışa değin ertelenen Batı Trakya’nın hukuksal durumunun belirlenmesi de, halkının özgürce açıklayacağı oya göre olmalıdır.

    Madde 4. İslam Halifeliğinin ve Yüce Saltanatın merkezi ve Osmanlı Hükümetinin başkenti olan İstanbul kenti ile Marmara Denizinin güvenliği her türlü tehlikeden uzak tutulmalıdır. Bu ilke saklı kalmak koşulu ile, Akdeniz ve Karadeniz Boğazlarının dünya ticaret ve ulaşımına açılması konusunda, bizimle birlikte, öteki tüm Devletlerin oybirliği ile verecekleri karar geçerlidir.

    Madde 5. Müttefik Devletler ile düşmanları ve onların kimi ortakları arasında yapılan andlaşmalardaki ilkeler çerçevesinde, azınlıkların hakları, komşu ülkelerdeki Müslüman halkların da özdeş haklardan yararlanması umudu ile, bizce de benimsenip güvence altına alınacaktır.

    Madde 6. Ulusal ve ekonomik gelişmemize olanak bulunması ve, daha çağdaş biçimde, düzenli bir yönetimle işlerin yürütülmesini başarmak için, her devlet gibi, bizim de gelişmemiz koşullarının sağlanmasında, bütünüyle bağımsızlığa ve özgürlüğe kavuşmamız ana ilkesi varlık ve geleceğimizin temelidir. Bu nedenle siyasal, yargısal, parasal vb. alanlarda gelişmemizi önleyici sınırlamalara [Kapitülasyonlar] karşıyız. Saptanacak borçlarımızın ödenmesi koşulları da bu ilkelere aykırı olmayacaktır.

    Yazı kaynağı : www.turkishgreek.org

    Misak-ı Milli Kararları

    MİSAKIMİLLÎ

    MİSAKIMİLLÎ

    Son Osmanlı Mebusan Meclisi 12 Ocak 1920'de İstanbul’da toplanmıştır. Mustafa Kemal Paşa tarafından tespit edilen ilkeler, esas kabul edilerek 28 Ocak 1920'de yapılan gizli oturumda Misakımillî kararları benimsenmiştir. 17 Şubat 1920’de basın yoluyla bu kararlar açıklanmıştır.

    Misakımillî, devletin ve milletin geleceğinin haklı ve devamlı bir barışa ulaşabilmesi için aşağıda özetle verilecek olan esasları kapsamaktadır:

    Misakımillî her şeyden önce, millî ve bölünmez bir Türk vatanının sınırlarını çizmiştir. Türkler bu kararlarla İtilâf devletleri ile yapacakları barışın temel esaslarını bütün dünyaya duyurmuşlardır. Misakımillî aynı zamanda bağımsızlık şuuruna erişmiş bir milletin asgarî haklarını açıklayan bir belge niteliğindedir.

    Misakımillî kararlarının alınması Temsil Kurulu tarafından sevinçle karşılandığı gibi basın yoluyla halka yayınlanması da ayrı bir sevinç yaratmıştır. Bunun kamuoyuna açıklanması işgalcilerin hoşuna gitmemiş, İstanbul’daki baskılarının daha da artmasına neden olmuştur.

    Meclisi Mebusan tarafından Misakımillî kararlarının alınması, işgal güçlerinin hoşuna gitmemiştir. Bunun için, Meclisi Mebusanı cezalandırmayı kararlaştırmışlardır. İtilâf devletleri, İstanbul Hükûmeti gibi Meclisin toplanması ile Anadolu’da Kuvayı Milliye hareketinin söneceğini veya hiç olmazsa zayıflayacağını ümit etmişlerdir. Fakat ümitlerin boşa çıkması üzerine İstanbul Hükûmeti üzerinden Türk kamuoyunu sindirmeyi düşünmüşlerdir. Bu nedenle hükümete bir ültimatom vererek, Kuvayımilliyeye taraftar gördükleri Harbiye Nazırı Cemal Paşa ile Genelkurmay Başkanı Cevat Paşa’nın istifasını istemişlerdir. Bu arada, bazı mebusları tutuklayacaklarını belirtmişler; Türkleri Kuvayı Milliye lehine örgütleyen birtakım kamu kuruluşlarını baskı altına almışlardır.

    İstanbul’un işgal edileceğini anlayan Mustafa Kemal Paşa, 13 Mart 1920 tarihinde yayınladığı bir tamimle, gerekirse yeni bir hükûmet teşkil edilebileceğini belirterek, nitelikli kişilerin derhâl kendisine katılmalarını istemiştir. 15 Mart 1920’de İngilizler 150 Türk aydınını tutuklamışlardır. Bütün bu hareketler İstanbul’un işgali için bir hazırlık niteliğinde idi. Nihayet İtilâf devletleri mütarekeden beri (13 Kasım 1918) yerleşmiş oldukları İstanbul’u 16 Mart 1920'de resmen işgal etmişlerdir. İşgalciler yayınladıkları beyannamede, işgalin geçici olduğunu, Osmanlı Hükûmetinin ve Saltanatın gücünü artırmak için bu hareketi gerçekleştirdiklerini, herkesin saltanat makamının vereceği emirlere uyması gerektiğini, şayet taşrada karşı hareketler görülürse İstanbul’un Türkler'den alınacağı tehdidinde bulunmuşlardır. İşgal sırasında, İngilizler Şehzadebaşı Karakolu'ndaki Türk askerlerini şehit etmişler ve Mebusan Meclisini basarak bazı mebusları tutuklamışlardır. İstanbul'daki bütün bu gelişmeler ve işgal, Manastırlı Hamdi isimli bir telgraf memuru tarafından Mustafa Kemal Paşa’ya duyurulmuştur.

    İşgal olayını öğrenen Mustafa Kemal Paşa, yayınladığı bir beyanname ile işgal olayını protesto ederek, işgalin haksız ve hükümsüz olduğunu dünyaya ilân etmiştir. Beyannamede ayrıca kapatılan Meclisin Ankara’da açılacağını ve bütün Meclis üyelerinin Ankara’da toplantıya katılmalarını bildirmiştir. Mustafa Kemal Paşa, 19 Mart 1920'de yayınladığı bir genelge ile de Meclisi Mebusandan kaçıp Anadolu’ya geçebilenler ile milletin yeniden seçeceği kişilerden oluşacak Meclisin, Ankara’da toplanarak ülkenin kurtarılması için, gerekli tedbirleri alıp uygulamaya koyacağını açıklamıştır.

    İstanbul’un resmen işgali ile altı asırlık Osmanlı Devleti de artık fiilen sona ermiş bulunuyordu.

    Yazı kaynağı : www.basarikoleji.k12.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap