Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    1980 askeri darbesinden sonra kurulan hükümetin başbakanı kimdi

    1 ziyaretçi

    1980 askeri darbesinden sonra kurulan hükümetin başbakanı kimdi bilgi90'dan bulabilirsiniz

    12 Eylül Darbesi

    12 Eylül Darbesi veya 1980 İhtilali, resmî isimlendirmeleriyle 12 Eylül 1980 Harekâtı veya Bayrak Harekâtı,[2] Türk Silahlı Kuvvetlerinin 12 Eylül 1980 günü emir-komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği askerî darbe.[3] 27 Mayıs 1960 Darbesi ve 12 Mart 1971 Muhtırası'nın ardından Türkiye Cumhuriyeti tarihinde silahlı kuvvetlerin yönetime karşı gerçekleştirdiği üçüncü ve son başarılı açık müdahaledir.[3][4]

    12 Eylül 1980 gecesi Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından saat 03.00'te TRT, PTT ve diğer iletişim dairelerine el konularak başlayan askerî müdahale; İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Başbakan Süleyman Demirel'in konutu ve diğer hedeflerin de sorunsuz olarak ele geçirilmesiyle saat 04.00'te radyolardan tüm ülkeye duyuruldu. İlk bildiride, "Girişilen harekâtın amacı; ülke bütünlüğünü korumak, millî birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mâni olan sebepleri ortadan kaldırmaktır." ifadeleri yer aldı.

    Müdahale sonucu Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Süleyman Demirel'in başbakan olduğu hükûmetin faaliyetine son verildi, parlamento üyelerinin dokunulmazlığı kaldırıldı, ülkenin her yerinde sıkıyönetim ilan edildi, yurt dışına çıkışlar yasaklandı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren devlet başkanı oldu. Yasama yetkisini kullanmak üzere Kenan Evren başkanlığında kuvvet komutanlarından oluşan Millî Güvenlik Konseyi kuruldu. Siyasi partiler lağvedildi, parti liderleri önce askerî üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. 1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası uygulamadan kaldırıldı ve Türkiye siyasetinin yeniden tasarlandığı bir askerî dönem başladı. Anayasa hazırlandı, 7 Kasım 1982 günü halkoyuna sunuldu, %91,37 oy oranı ile 1982 Anayasası ve Kenan Evren'in cumhurbaşkanlığı kabul edildi.

    12 Eylül 1980 Darbesi'nin ardından partiler lağvedildi, parti liderleri önce askerî üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı. Darbe sonrası; resmî rakamlara göre 650.000 kişi gözaltına alındı, 230.000 kişi askerî mahkemelerce yargılandı, cezaevlerinde ise işkence sonucu 171 kişi olmak üzere yaklaşık 300 kişi hayatını kaybetti, 50 kişi idam edildi, 1.683.000 kişi ise fişlendi.[5][6][7][8][9]

    2010 anayasa referandumunda değişikliklerin kabul edilmesiyle (%57,88) 13 Eylül 2010 tarihinde çeşitli sivil toplum kuruluşları, sendikalar ve dernekler ile darbe mağduru kişiler 12 Eylül Darbesi'ni yapanlar hakkında suç duyurusunda bulundu.[10] Bütün suç duyurularını toplayan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, "Millî Güvenlik Konseyi (MGK) adı altında 12 Eylül 1980'de ülke yönetimine el koyan ve 7 Aralık 1983 tarihine kadar bu statüsünü sürdüren askerî cunta yönetiminin hayatta kalan üyeleri Kenan Evren, Nejat Tümer ve Tahsin Şahinkaya'nın işlediği (A) Nürnberg Şartı ile kabul edilmiş ve tüm devletlerin kendi kanunlarında yer almasa dahi suçun oluşumu hâlinde takip etmek zorunda oldukları uluslararası hukukun buyruk kuralı niteliğine sahip insanlığa karşı suçlar (B) 765 Sayılı Ceza Kanunu'nun 146, 147, 153, 174, 179, 180, 181. maddeleri kapsamında, insanlığa karşı suçlar ve resen takdir edilecek suçlar nedeniyle haklarında başsavcılık tarafından ceza dava açılması ve haklarında gerekli önlemlerin alınması istemi..."[11] ile 7 Nisan 2011 tarihinde ilk soruşturmayı başlattı. 4 Nisan 2012 tarihinde ise darbenin yargılanmasına başlandı.[12][13] Davaların sonucunda, 2014 yılında, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya mahkeme tarafından müebbet hapis cezası aldı.[14][15] Karar sonrası temyize gidildi, bu süreçte hem Evren hem Şahinkaya öldü.[16] Bunun üzerine Yargıtay 16. Ceza Dairesi kamu davasını ortadan kaldırdı, sanıkların ölümünden dolayı davanın düşürülmesine karar verdi. Ayrıca Yargıtay, Evren ve Şahinkaya'nın rütbelerinin sökülmesine ve mal varlıklarına el konulmasına yer olmadığını hükmetmiştir.[3]

    Darbenin gerekçeleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Siyasi istikrarsızlık[değiştir | kaynağı değiştir]

    12 Eylül 1980 Askerî Darbesi'nin gerekçeleri arasında, ülkede yaygınlaşan siyasi cinayetler ve 6 Eylül 1980 günü Konya'da Necmettin Erbakan önderliğinde yapılan ve darbe liderlerinin şeriat amaçlı bir kalkışma girişimi olarak nitelediği Kudüs Mitingi gösterildi. Konya Mitingi olarak da bilinen bu mitingde topluluk İstiklal Marşı sırasında yerlere oturmuş ve İstiklal Marşı yuhalanmış, "Ezan sesi istiyoruz. Bu marşı söylemiyoruz." diye bağırılmış, Erbakan ve diğer Millî Selamet Partili kişiler kortej hâlinde Arapça pankartlarla ve ilahilerle yürümüşlerdir. Miting sırasında sürekli şeriat çağrısı yapılmış, devlet protesto edilmiştir. Kenan Evren bu olayı öğrendikten sonra "çok sinirlendiklerini" ifade edip bu mitingi "31 Mart Vakası provası" diye nitelemiştir.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi, 22 Mart 1980'de ilk turunu yaptığı cumhurbaşkanlığı seçimini 114 tur oylama yaptığı hâlde darbe gününe kadar sonuçlandıramayarak halkta demokratik yollarla ülkenin düzlüğe çıkamayacağı inancına yol açtı.[17]

    Ekonomik sebepler[değiştir | kaynağı değiştir]

    12 Eylül öncesi dönemin son başbakanı Süleyman Demirel'in "70 sente muhtacız." sözü ile özetlenen dış ticaret açığındaki artış ve döviz darboğazı; işsizlik, kıtlık ve iş yeri anlaşmazlıkları ile beraber darbenin ekonomik sebeplerini oluşturdu. 1979'da %70 olan enflasyon, 1980'de artmaya devam etti ve %100'lerde seyrediyordu. Ecevit hükûmeti döneminde yapılan zamları eleştiren ve "Bu ekonomik tedbirler vatandaşın kanını emme hareketidir. Ecevit istifa etmelidir." diyen Başbakan Süleyman Demirel de birçok ürüne zam yapıyor, ekonomik bunalım artıyordu. 24 Ocak kararlarından sonra gübreye %500-800 arasında, elektriğe %78, İstanbul şehir vapurları yolcu ücretlerine %100, et ve et ürünlerine %100, sakatata %200, lastik fiyatlarına %52 oranında zam yapıldı. Bu zamlar tepki çekti. Muhalefet lideri Bülent Ecevit, "Demirel'in rejimi değiştirmeye çalıştığını, işçilerin tepki gösterip haklarını almaları gerektiğini" ifade etti.

    Güvenlik sorunları[değiştir | kaynağı değiştir]

    12 Eylül öncesi ülkede ciddi bir güvenlik sorunu vardı. Yükseköğretim Kurumları çeşitli ideolojilerin mensupları tarafından art arda basılır ve öğrencilerin üniversiteyi boykot etmeleri için baskı uygulardı. Darbe gününden bir gün önceki gazeteler "Eskişehir'de kahvenin tarandığını ve bir kişinin öldüğünü, Ankara'da ev basan teröristlerin 2 kişiyi öldürdüğünü, Mersin'de sinema kuyruğunun tarandığını ve 4 kişinin öldüğünü; İstanbul, Gaziantep ve Malatya'da birer kişinin öldürüldüğünü" yazar.[18]

    Dış siyaset etkenleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    NATO'nun güney kanadının en önemli üyelerinden olan Türkiye'nin siyasi ve ekonomik istikrarsızlığı özellikle ABD tarafından gözleniyordu. 1979 yılında meydana gelen İran İslam Devrimi, ardından aynı yıl içinde Sovyetler Birliği'nin Afganistanişgal etmesi üzerine Türkiye'nin ABD politikaları için istikrarlı hâle gelmesi önem kazandı.[19]

    Darbe öncesi olaylar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Darbe öncesi suikastları[değiştir | kaynağı değiştir]

    Hükûmet belirsizliği ve arayışları[değiştir | kaynağı değiştir]

    1973 Türkiye genel seçimleri sonrası hiçbir parti tek başına iktidar olacak milletvekili sayısını bulamamış, uzlaşma sonucunda Bülent Ecevit başbakanlığında kurulan 39. Türkiye Hükûmeti, CHP ile MSP arasındaki anlaşmazlıklar sonucunda Bülent Ecevit'in 1974 Eylül'ünde görevinden istifası ve erken seçim kararı almasıyla sona ermiş, ardından Sadi Irmak geçici bir hükûmet kurmuş, sonrasında ise Adalet Partisi, Millî Selamet Partisi, Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyetçi Güven Partisi ortaklığıyla "Milliyetçi Cephe" hükûmeti kurulmuştur. 1977 Türkiye genel seçimlerine gidilmiş ancak yine tek başına hükûmet çıkmaması üzerinde "Çankaya hükûmeti" olarak bilinen Ecevit başbakanlığındaki 40. Türkiye Hükûmeti görevine devam etmiş, 21 Haziran - 21 Temmuz 1977 tarihleri arasında görev yapabilmiş, TBMM'de güvenoyu alamayan Ecevit istifa etmiş, sonrasında "İkinci Milliyetçi Cephe" olarak bilinen 41. Türkiye Hükûmeti, Süleyman Demirel başbakanlığında 21 Temmuz 1977 - 5 Ocak 1978 tarihleri arasında görev yapabilmiştir.

    Motel hükûmeti[değiştir | kaynağı değiştir]

    22 Aralık 1977'de Bülent Ecevit, İstanbul'un Florya semtinde bulunan Güneş Moteli'nde daha sonra 11'ler olarak anılacak Adalet Partisinden ayrılan bağımsız milletvekillerden Enver Akova, Ali Rıza Septioğlu, Mustafa Kılıç, Şerafettin Elçi, Mete Tan, Tuncay Mataracı, Güneş Öngüt, Orhan Alp, Ahmet Karaaslan, Hilmi İşgüzar, Oğuz Atalay ile görüşmüş ve yeni kurulacak hükûmette bakanlık koltuğu karşılığında Demirel hükûmeti aleyhindeki gensoruyu desteklemeleri konusunda anlaşmıştır. 31 Aralık'ta II. Milliyetçi Cephe hükûmeti düşürülmüş ve 5 Ocak 1978'de 229 güvenoyunu sağlayan Ecevit III. Ecevit hükûmetini kurmuştur. Bakanlık koltuğunu istemeyen Oğuz Atalay dışındaki 10 kişiye bakanlık verilmiştir. Adalet Partisi bu durumu "bir oya bir bakanlık" diyerek eleştirmiş ve bu hükûmet "Motel hükûmeti" olarak anılmıştır. Demirel bu hükûmetin gayrimeşru olduğunu iddia ederek Ecevit'e başbakan demeyip sürekli olarak "hükûmetin başı" diye hitap etmiştir. Motel hükûmeti ancak 5 Ocak 1978 ile 12 Kasım 1979 tarihleri arasında görev yapabilmiştir.

    Kahramanmaraş olayları[değiştir | kaynağı değiştir]

    19 Aralık ile 26 Aralık 1978'de Kahramanmaraş'ta meydana gelen, Alevileri hedef alan saldırılarda resmî rakamlara göre yedi gün süren olaylar sırasında 107 Alevi öldürüldü, yine Alevilere ait 200'ün üzerinde ev yakıldı, 100'e yakın iş yeri tahrip edildi. 12 Eylül'ün lideri Kenan Evren, bu olaylardan anılarının birinci cildinde şöyle bahsetmiştir:

    "Kahramanmaraş'ta öldürülen iki öğretmenin cenaze töreninde Milliyetçi Hareket Partisi militanları ve dinci yobazlar tarafından başlatılan katliam kısa sürede bütün şehre yayılmış, şehirdeki emniyet kuvvetleri ve askerî birliklerle dahi katliam önlenememiş ve Gaziantep'ten mekanize birliklerin gönderilmesi sonucu ancak 27 Aralık günü durdurulabilmiştir. Olaylar sırasında çoğunlukla Alevi vatandaşların oturdukları evler ve iş yerleri yakılmış yıkılmış ve çocuklarla hamile kadınlar da dahil olmak üzere hunharca 107 kişi katledilmiştir. Olaylar başlar başlamaz 23 Aralık günü İçişleri Bakanı İrfan Özaydınlı ile Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun Kahramanmaraş'a gitmişler ve olaylara mahallinde müdahale etmişlerse de gözlerini kan bürümüş canilerin şehrin muhtelif yerlerindeki katliamına ve tahribata mâni olamamışlardır. Jandarma Genel Komutanının döndükten sonra bana anlattıklarından benim de tüylerim ürperdi. Beş-altı aylık çocuğun bacaklarından tutup ikiye bölünmüş, karnından bıçaklanmış kadın, çocuk, genç, ihtiyar cesetlerini gözleri ile görmüş."[20]

    Hükûmeti kurma yetkisi[değiştir | kaynağı değiştir]

    14 Ekim 1979'da yapılan seçimlerde Adalet Partisi ikinci parti olarak çıkmış olmasına rağmen Bülent Ecevit'in istifa etmesiyle Süleyman Demirel'e hükûmeti kurma yetkisi verildi.[21] Kerhen Millî Cephe hükûmeti olarak bilinen 43. Türkiye Hükûmeti 12 Eylül Darbesi'nden önce millet iradesi ile kurulan son hükûmettir. Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel başkanlığında kurulan hükûmet 12 Kasım 1979 - 12 Eylül 1980 tarihleri arası görev yaptı.

    "Yüz Gün Planı"[değiştir | kaynağı değiştir]

    Üçüncü Ecevit hükûmetinin istifasından sonra Milliyetçi Hareket Partisi, Millî Selamet Partisi'nin hükûmete alınmasına karşı çıktığı için Üçüncü Milliyetçi Cephe gerçekleştirilememiş ve 12 Kasım 1979'da Süleyman Demirel'in başbakanlığında azınlık hükûmeti kurulmuştur. Milliyetçi Hareket Partisi ve Millî Selamet Partisi bu hükûmeti dışarıdan desteklemiştir. Demirel, "Yüz Gün Planı"nı açıklayarak anarşi ve enflasyon olmak üzere Türkiye'nin iki temel sorununu 100 günde çözeceğini iddia etmiştir. Bu plan tartışmalara yol açmış ancak tartışma, yüz günün hükûmetin güvenoyu aldığı 25 Kasım 1979'dan itibaren mi yoksa Demirel'in Plan'ı açıkladığı 8 Aralık 1979'dan itibaren mi başlamış sayılacağı konusuna odaklanmıştır.

    TSK'nin Uyarı Mektubu[değiştir | kaynağı değiştir]

    Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Bülend Ulusu, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'un imzasını taşıyan, ülkedeki iç karışıklıkla ilgili bir uyarı mektubu 27 Aralık 1979 tarihinde Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'e verildi. Ordu, siyasal partilerin ve diğer anayasal kuruluşların ülkenin sorunlarının çözülmesinde uzlaşmaya varmalarını istedi. Mektupta, "Türk Silahlı Kuvvetleri, ... ülkemizin bugünkü hayati sorunları karşısında siyasi partilerimizin bir an önce millî menfaatlerimizi ön plana alarak anayasamızın ilkeleri doğrultusunda ve Atatürkçü bir görüşle bir araya gelerek anarşi, terör ve bölücülük gibi devleti çökertmeye yönelik her türlü hareketlere karşı bütün önlemleri müştereken almalarını ve diğer anayasal kuruluşların da bu yönde yardımcı olmalarını ısrarla istemektedir." ifadeleri kullanıldı.

    Başbakan Demirel, "35 günde ne yapılabilirse onun azamisini yaptık." şeklinde kısa bir açıklama yaptı. Mektubun muhatabını kendisi kabul etti, Millî Savunma Bakanı İhsan Birincioğlu'nu çağırıp duyduğu üzüntüyü ve istifa etmeyi düşündüğünü bildirdi. Hemen sonra Birincioğlu'nun Evren'i ziyareti sırasında Evren ise, "mektubun hükûmete verilmediğini, mektubu okuyan herkesin böyle olduğunu rahatlıkla anlayacağını, istifa etmeyi gerektirecek bir durum olmadığını, istekleri gerçekleşirse daha rahat iş yapabileceğini, üzüntü yerine sevinç duyması gerektiğini " söyledi. Demirel göreve devam etti.

    Muhalefet lideri Bülent Ecevit, "Mektup 12 Mart'a oranla değişik, hiç olmazsa bir model göstermiyor, ayrıca Cumhuriyet Halk Partisi hiçbir döneminde demokrasiyi koruma açısından bir uyarı almadı, oysa bu hükûmet daha 51'inci gününde böyle bir uyarı almıştır. Bu aramızdaki farkı göstermektedir." diyerek Başbakan Demirel'i ve Adalet Partisini eleştirdi.

    24 Ocak Kararları[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ekonomik olarak yaşanan istikrarsızlık, üretimin azalması ve karaborsacılığın oluşması gibi durumların ortadan kaldırılması için kamu harcamalarının sınırlandırılması, ücretlerin düşürülmesi, serbest döviz kuru gibi ekonomik önlemler alınması kararlaştırıdı. Bunun için Süleyman Demirel Turgut Özal'ı başbakanlık müsteşarlığına atadı ve IMF ile bu kapsamda bir anlaşma imzalandı.[22] Dolar 35 liradan 70 liraya çıkarıldı. Geniş çapta zamlar yapıldı. Gübreye %500-800 arasında, elektriğe %78, İstanbul şehir vapurları yolcu ücretlerine %100, et ve et ürünlerine %100, sakatata %200, lastik fiyatlarına %52 oranında zam yapıldı. Bu zamlar tepki çekti. Muhalefet lideri Bülent Ecevit, "Demirel'in rejimi değiştirmeye çalıştığını, işçilerin tepki gösterip haklarını almaları gerektiğini" ifade etti.

    "Kadayıfın Altı"[değiştir | kaynağı değiştir]

    Şubat 1980'de Millî Selamet Partisi başkanı Necmettin Erbakan Demirel hükûmetini kerhen (istemeyerek) desteklediğini açıkça dile getirmiş, mevcut hükûmetin görevinin biteceği tarihin Türkiye'nin çıkarlarına hizmet edecek bir tarih olması gerektiğini savunmuş, 1 ay daha beklenmesi gerektiğini söylemiştir.[23] Bundan dolayı 43. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti "Kerhen MC (Milliyetçi Cephe)" olarak anılmaya başlanmıştır. Necmettin Erbakan, 13 Mart 1980 tarihli basın toplantısında "Kadayıfın altı kızarmadan bu hükûmeti uzaklaştıracak olursanız bu zihniyet milleti aldatmanın gene fırsatını bulacaktır. Onun için kadayıfın altının kızarmasını bekleyeceğiz.", 23 Nisan 1980 tarihli basın toplantısında ise "18 Mayıs'a, MSP il başkanları toplantısına kadar bekleyeceğiz. Kadayıfın altının kızarıp kızarmadığına bakacağız." demiştir. Erbakan, nisan ayının sonunda bu kez de Başbakan Demirel'i kadayıf tepsisi ile ziyaret etmiş, basının önünde Demirel'e kadayıf ikram etmiştir. Süleyman Demirel ise bu duruma, "Hoca benim kilomun eksikliğini fark etmiş, onu tamamlamaya çalışıyor." şeklinde esprili bir karşılık vermiştir. Dönemin Genelkurmay Başkanı Kenan Evren yaşananları, "Millet kan ağlarken bunlar milletin gözünün içine baka baka sanki milletle alay ediyorlardı." şeklinde değerlendirmiştir.[20]

    Cumhurbaşkanı seçimi bunalımı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün görev süresinin dolduğu (6 Nisan 1980) sırada meclisteki en büyük 2 partinin liderleri Ecevit ile Demirel daha cumhurbaşkanlığı için aday bile belirlememişlerdi. Son anda adaylar bulundu. Seçimler sırasında hiçbir aday cumhurbaşkanı olmak için yeter oyu alamadı. Meclis'te yüzlerce tur yapıldı fakat cumhurbaşkanı seçilemedi.

    Genelkurmay Başkanı Kenan Evren, iki taraftan da isimlerle görüşüp bu krizin çözülmesini istedi. 5 Mayıs 1980'de Başbakan Süleyman Demirel'e de "bu konunun bir an önce hâlledilmesi gerektiğini" söyledi. Demirel, "Evet, iş o noktaya geldi. Yugoslavya Cumhurbaşkanı Mareşal Titov'un cenaze töreni için Belgrad'a gideceğim. Orada Ecevit'le buluşacağız. Orada kendisiyle bu konuyu konuşacağım." cevabını verdi. Evren bu cevaptan anılarının ilk cildinde, "Sanki Türkiye'de konuşmak mümkün değilmiş gibi Yugoslavya'da cenaze töreninde buluşacak ve bu kadar mühim bir konuyu ayaküzeri konuşacak. Belli ki bizi oyalıyor, zaman kazanmak istiyordu. Bu görüşmemizden sonra iyice kanaat getirdim ki başbakan bizi yanlış yollara sevk etmek istiyor, oyalama taktiğini kullanıyordu." şeklinde bahsetti.[20] 13 Mayıs 1980'de Brüksel dönüşünde havaalanında konuşan Evren, Brüksel'deki çalışmalar sırasında orada bulunan askerî komite üyelerinin "Türkiye'deki cumhurbaşkanlığı seçiminin neden yapılamadığını sürekli sorduklarını, buna verilecek cevabı vermekte zorluk çektiğini" ifade edip "Verilecek bir cevap da yoktu. Bazı dostlarıma şaka yollu takılmak mecburiyetini hissettim. Herhâlde cumhurbaşkanlığına layık bir kimse bulamıyorlar ki seçemiyorlar veya o kadar çok aday var ki bir tanesini bulup seçemiyorlar, demek zorunda kaldım. Ama bir vatandaş olarak şunu ifade etmek isterim ki artık bu işe bir hâl çaresi bulmak lazım. Partilerin bir araya gelerek artık bu konuyu hâlletmeleri zamanının geldiği ve hatta geçtiği inancındayım." açıklamasını yaptı.

    Girişimler sonuç vermedi ve Türkiye Büyük Millet Meclisi 6 ay cumhurbaşkanı seçemedi.

    Bayrak Harekâtı[değiştir | kaynağı değiştir]

    17 Haziran 1980 günü Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, kuvvet komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve ikinci başkan toplandı. Darbenin adı olan "Bayrak Harekât Planı" o gün ve sonra 18-19-20 Haziran günlerinde belirli saatlerde yine gözden geçirildi. Bazı düzeltmeler yapılarak şon şekli oluşturuldu. 1 Temmuz günü yine toplanıldı, harekâtın uygulanacağı tarihin 11 veya 12 Temmuz olmasına karar verildi. 3 Temmuz günü özel kuryelerle emirler ordu komutanlıklarına, sıkıyönetim komutanlıklarına iletilmeye başlandı. 3 Temmuz günü yapılan güvenoylamasında Demirel'in 214 güvensizlik oyuna karşı 227 oyla güvenoyu alması askerlerin planını bozdu. Evren, "güvenoyuna rağmen müdahale ederlerse CHP'nin düşüremediği bir iktidarı kendilerinin düşürmüş olacaklarını, Demirel'in "CHP + Ordu = İktidar" sözlerine haklılık kazandıracaklarını" düşünüyordu. 8, 9 ve 10 Temmuz günleri Paris'te yapılacak borç erteleme görüşmelerinin de 22 Temmuz'a ertelenmesi sonucu müdahalenin günü ertelendi. 26 Ağustos'ta yapılan toplantıdaysa müdahalenin 12 Eylül'de yapılması kararlaştırıldı.[20]

    Çorum Olayları[değiştir | kaynağı değiştir]

    1980 Mayıs-Temmuz aylarında Çorum'da meydana gelen siyasi ve dinî temelli olarak ortaya çıkan kanlı ve 57 kişinin öldüğü olaylar güvenlik güçlerinin müdahalesi sonrası yatıştırılmıştır.

    Fatsa nokta operasyonu[değiştir | kaynağı değiştir]

    14 Ekim 1979 tarihinde yapılan ara seçimler sonrası Devrimci Yol'un bağımsız adayı Fikri Sönmez, CHP adayının (Zeki Muslu) 1150, AP adayının (Ali Rıza Özmaden) 850 oy aldığı seçimde 3096 oyla Fatsa Belediye başkanı seçildi. Belediye, halk komiteleri şeklinde örgütlenmişti.[24] Bu örgütlenme ilk olarak yedi mahallesi olan Fatsa'nın çeşitli özelliklerine göre on bir birime ayrılması ve her bir birime üç ila yedi halk komitesi temsilcisi seçilmesi şeklinde belirlendi.[25] Fikri Sönmez'in belediye başkanı olduğu dönemde sokakların çamurdan arındırılması için "Çamura Son Kampanyası" ve Fatsa Halk Kültür Şenliği yapıldı.

    8 Temmuz 1980'de askerî birlikler Fatsa ilçesine gönderilmiş ve 9 Temmuz 1980 tarihinde Kenan Evren ordu komutanlarıyla beraber inceleme yapmak için Fatsa'ya gitmiştir. Komutanlar Samsun'dan Fatsa'ya hareket etmeden Samsun Valisi, "helikopterin Fatsa'da yüksekten uçmasını, kendilerine ateş açılabileceğini" söyleyerek Kenan Evren'i uyardı. Bakanlar Kurulu tarafından "küçük terör odaklarında" baskınlar yapılmasına ilişkin kararla 11 Temmuz günü sabah erken saatlerde asker ve polis ile Fatsa'ya "nokta operasyonu" düzenlendi ve Fatsa Bağımsız Belediye Başkanı Fikri Sönmez ile beraber 300 kişi gözaltına alındı, bunlardan 250 kişi 15 Temmuz'da serbest bırakıldı[26] 12 Temmuz'da sokağa çıkma yasağı ilan edildi ve kaymakam görevden alındı.[26] DİSK Genel Başkanı ise Demirel'i Çorum'u unutturmak için Fatsa olayını yaratmakla suçladı.[26] Sönmez 18 Temmuz'da tutuklandı.

    Kenan Evren, 25 Ekim 1982'de Trabzon gezisi sırasında yaptığı bir konuşmada bu olayla ilgili, "Ve yine biliyorduk ki Fatsa kurtarılmış bir kasaba idi. Oralarda devletin kanunları işlemiyordu. Buralarda vatandaşlar sorunlarını devletin ilgili makamlarına değil, mahalle komitelerine bildirmekte ve şikâyetleri kendilerinin taktıkları isimle buralardaki "Halk Mahkemelerinde" neticelendirilmekte ve hatta bu halk mahkemelerinde ölüm cezaları dahi verilmekte ve bu cezalar sokak ortasında herkesin gözü önünde kurşunlanarak icra edilmekteydi. Böyle sokak ortasında, bu mahkeme kararlarının yerine getirildiği zamanları da biliyoruz.[27] sözlerini sarf etti. Anayasanın kabulünden sonra 21 Kasım 1982'de Fatsa'ya da ziyarette bulunan Kenan Evren, konuşmasında "Sevgili Fatsalı Kardeşlerim; Türkiye'nin neresinde çok çile çekilmiş, neresinde anarşi ve terör en yüksek noktalara çıkmış ise oralarda en büyük oy potansiyeline ulaşıldı. O hâlde bu gösteriyor ki vatandaş; anarşiden, terörden yana değildir. Vatandaş, huzur ve güven aramaktadır!" diyerek Fatsalılara teşekkür etti.[28]

    Zafer Bayramı ve Kudüs Mitingi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Necmettin Erbakan, 30 Ağustos 1980 günü Zafer Bayramı'nın Anıtkabir'deki kısmı ile Genelkurmay Başkanlığı'nda yapılan kutlama törenlerine katılmadı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, "Genelkurmay Başkanı soruyor: Necmettin Erbakan, 30 Ağustos'a karşı mı değil mi? Bunu soruyorum!" şeklinde tepki gösterdi. MSP'den yapılan açıklamada "Karadeniz şehirlerinden birisinde vefat eden bir din adamının cenaze töreninden dolayı" Erbakan'ın kutlamaları katılmadığı belirtildi.[29]

    Kenan Evren, Zafer Bayramı dolayısıyla radyo ve televizyonda yayımlanan konuşmasında, halkın ve Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının bayramını kutladıktan sonra ülkenin ve devletin içinde bulunduğu durumdan bahsederek, "Yurtta doğmasını düşledikleri kargaşa ile demokratik düzenin ve ülke bütünlüğünün yok edilmesini amaçlayan anarşinin idrakten yoksun vatan haini yaratıcıları, elbette layık oldukları cezayı bulacak, tarihimizde bir zamanlar türemeye yeltenen benzerleri gibi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kahredici yumruğu altında ezilerek akıttıkları kardeş kanlarının günahları içinde boğulup gidecekler ve Yüce Türk Ulusu, bağrından doğan Türk Silahlı Kuvvetlerinin yarattığı güven ortamı içinde sonsuza kadar birçok bayramları refah ve mutlulukla kutlayacaktır." dedi.[20]

    23 Temmuz 1980'de İsrail'in Kudüs'ü başkent ilan etmesi sonucu Millî Selamet Partisi 6 Eylül Cumartesi günü Konya'da "Kudüs'ü kurtarma yürüyüş ve mitingi" düzenledi. 100 binden fazla kişinin katıldığı mitinge bazı kişiler şalvar, cübbe ve sarıkla gelerek eski harflerin bulunduğu pankartlar açıp "Şeriat gelecek, vahşet bitecek.", "Dinsiz devlet, yıkılacak elbet." gibi sloganlar attı. Miting sırasında okunan İstiklal Marşı topluluk tarafından yuhalandı. "Ezan sesi istiyoruz. Bu marşı söylemiyoruz." diye bağırıldı, Erbakan ve diğer Millî Selamet Partili kişiler kortej hâlinde Arapça pankartlarla ve ilahilerle yürüdü. Miting sırasında sürekli şeriat çağrısı yapılıp devlet protesto edildi. Kenan Evren bu olayı öğrendikten sonra "çok sinirlendiklerini" ifade edip bu mitingi "31 Mart Vakası provası" diye nitelemiştir.[20][30]

    Betül Tiftik mitingi partilerinin yapmadığını öne sürmüştür:

    Ancak dönemin MSP'li Konya Belediye Başkanı Mehmet Keçeciler; mitingin MSP tarafından düzenlendiğini hatta kendisinin mitingden önce Necmettin Erbakan ve Oğuzhan Asiltürkile Ankara'da MSP Genel Merkezi'nde bu mitingi iptal ettirmek için görüştüğünü, iptal ettiremeyince MSP'den istifa ettiğini fakat bunun da kabul edilmediğini yıllar sonra belirtmiştir.[32]

    Kronolojik sıralama[değiştir | kaynağı değiştir]

    1.) 17 Nisan 1978'de Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu, kendisine posta yoluyla gönderilen bombalı bir paketin elinde patlaması sonucu gelini ve iki torunuyla birlikte öldü.

    2.) Süleyman Demirel, 2 Temmuz 1978 günü, "Hükûmet ayakta durdukça anarşiyi körükler, ona cesaret verir. Ecevit; hile, entrika ve desise ile ele geçirdiği bugünkü ayıplı hükûmetin memleket meseleleri altında ezilmesinden feryat ediyor." dedi.

    3.) Süleyman Demirel, 6 Temmuz 1978 günü, "Her geçen gün bir önceki günü aratıyor. Her şey, beceriksiz ve devlet idaresini bilmeyen bir hükûmet tarafından çok kötü bir hâle getirilmiştir." dedi.

    4.) 1978 Eylül'ünde Sivas Olayları patlak verdi. 1000'den fazla iş yeri ve bina tahrip edildi. 12 kişi öldü, 100'e yakın kişi yaralandı.

    5.) 9 Ekim 1978 günü Ankara Bahçelievler'de 6 TİP'li öldürüldü.

    6.) 13 Ekim 1978 günü Başbakan Bülent Ecevit, "Kanlı olayların sonuna geldik." dedi.

    7.) 15 Ekim 1978 günü Necmettin Erbakan, "Anarşi Adalet Partisi zamanında başladı." dedi.

    8.) Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, 10 Kasım 1978 günü Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarına yayımladığı mesajda, "... koyduğun ve emanet ettiğin ilkelerin en sadık ve güçlü bekçisi, göz bebeğin Türk Silahlı Kuvvetleri, bu tür davranışları hassasiyetle izlemekte ve gerektiğinde bu gibileri süratle yok etmenin kesin kararlılığı içinde bulunmaktadır." dedi.

    9.) 1978 Aralık'ının son günlerinde başlayan Kahramanmaraş Katliamı'nda 107 kişi öldü, 205 kişi yaralandı, 500'e yakın ev ve iş yeri tahrip edildi. Maraş'a gidip olaylara müdahale eden Jandarma Genel Komutanı Sedat Celasun, döndükten sonra Genelkurmay Başkanı Kenan Evren'e, "5-6 aylık bebeğin bacaklarından tutulup ikiye bölünmüş cesedini dahi gördüğünü" söyledi.

    10.) 26 Aralık 1978'de İstanbul, Ankara, Kahramanmaraş, Adana, Elâzığ, Bingöl, Erzurum, Erzincan, Gaziantep, Kars, Malatya, Sivas ve Urfa'da sıkıyönetim ilan edildi.

    11.) Süleyman Demirel, Maraş Katliamı için, "Kahramanmaraş Olayları'nın sorumlusu Ecevit ve bakanlarıdır. Hükûmetin yakasını bırakmayacağız." dedi.

    11.) Aralık ayının sonunda Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, "Tüm güçler anarşinin önlenmesi için birleşmeli." dedi.

    12.) 1979 Ocak'ında Devrimci Demokratik Kültür Dernekleri, yapılan kongrede "Doğu yöresinde Kürt halkından olmayan kamu görevlilerinin bölgeden uzaklaştırılması" kararını aldı.

    13.) 16 Ocak 1979 günü Mardin Kızıltepe'de bir ilkokul öğretmeni dövüldü.

    14.) 22 Ocak 1979 günü Mardin Bayındırlık Müdürlüğünde görevli bir mimar mühendis, bir KAWA mensubu tarafından tabancayla yaylım ateşine tutularak ağır yaralandı.

    15.) 24 Ocak 1979 günü Mardin'in Derik ilçesi savcı yardımcısının evi uzun menzilli silahlarla tarandı.

    16.) 1 Şubat 1979'da gazeteci Abdi İpekçi öldürüldü.

    17.) 10 Şubat 1979'da CHP ve AP milletvekilleri TBMM'de yumruk yumruğa kavga etti.

    18.) 11 Şubat 1979 günü Süleyman Demirel, "Dünyanın hiçbir ülkesinde zimmetinde 1200 ölü, yüzde yetmiş enflasyon, itibarsızlık, zulüm, işkence, adaletsiz ve merhametsiz partizanlık bulunan böyle bir hükûmet bir gün dahi ayakta duramaz. Hırsı boyunu aşmış bir kadro, idareyi gasbetti." dedi.

    19.) 19 Şubat 1979'da Kartal'da eski MHP ilçe başkanı, Ankara'da bir polis, Mersin'de ve Tarsus'ta sağ görüşlü iki kişi öldürüldü.

    20.) 19 Şubat 1979'da Bursa'da TOFAŞ'ın buhar santrali havaya uçuruldu.

    21.) 19 Şubat 1979'da İstanbul'da çeşitli yerlere 30 bombalı pankart asıldı.

    22.) 19 Şubat 1979'da Eskişehir'de MHP, Ülkücü Gençlik Derneği ve Tabipler Odası binaları bombalandı. Kars'ta vali konağı dâhil dört yere bomba atıldı.

    23.) 2 Mart 1979 günü Cerrahpaşa Hastanesi personelinin maaşını getiren ambulans ve polis otomobili pusuya düşürülerek 15 milyon para çalındı.

    24.) 3 Mart 1979 günü Süleyman Demirel, "Hükûmet günahlarının içinde boğulup gidecek. 14 ay içinde meydana gelen kan denizinin başsorumlusu hükûmettir." dedi.

    25.) 10 Nisan 1979'da Kahramanmaraş'ta mazot yokluğundan traktörlerini çalıştıramayan 1800 çiftçi, valiliği işgal etti.

    26.) 14 Nisan 1979'da Beykoz'da iki polis ve Şekerbank'ın eski müdürü öldürüldü. Öldürülen müdürün baş ucunda, "Beklenen gün geldi. Bir halk düşmanı daha yok oldu. Ya özgürlük ya ölüm, ihtilal yolu Çayanların yolu." yazılı bir kâğıt bulundu.

    27.) 23 Nisan 1979 günü yapılan Sıkıyönetim Koordinasyon Toplantısı'nda Adalet Bakanı Mehmet Can, "Bingöl'de okullarda İstiklal Marşı söylenmemektedir. Atatürk'ün resmi sınıflardan alınıp çamura atılmış. Öğretmen mâni olmaya kalkmış, öldürmüşler." dedi.

    28.) 1 Mayıs 1979 günü 5 şehirde toplam 8 kişi öldürüldü.

    29.) 19 Mayıs 1979 günü Kenan Evren, "Bölücü davranış ve tahriklerin sahipleri Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendilerine asla müsamaha göstermeyeceğini ve her şeye rağmen aralarından cesaret edebilenler çıktığı takdirde gereken dersi, tarihte mevcut birçok örneklerdeki gibi, alacaklarını bilmelidirler." dedi.

    30.) 30 Haziran 1979 günü Ankara'daki Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi ve hemen yakınındaki polis karakolu otomatik silahlarla tarandı. Alparslan Türkeş, "Türkiye'de akan her kanın, saldırıya uğrayan her yerin manevi faili Ecevit'tir." dedi.

    31.) 3 Temmuz 1979 günü Alparslan Türkeş, "Memleketin ana meselelerinde bir araya gelinmesi rejimimizin geleceği açısından zaruridir." dedi.

    32.) 15 Temmuz 1979 günü 12 Mart döneminin başbakanı olan Nihat Erim'in evine patlayıcı madde atıldı. Can kaybı olmadı.

    33.) 24 Temmuz 1979 günü yaklaşık 100 kişi, yedi iş yerini bastı ve bombaladı. Süleyman Demirel, "Eylemciler direktifi Ecevit'ten alıyor." dedi.

    34.) 27 Temmuz 1979 günü DEV-YOL üyeleri İstanbul Çemberlitaş'ta yol kesti. Camiye bombalı pankart asıldı, bir asker vuruldu, bir polis arabası kurşunlandı.

    35.) 30 Temmuz 1979 günü Adalet Partisi Urfa milletvekili Celal Bucak ve 7 kişi, Apocular denilen örgüt tarafından ağır yaralandı.

    36.) 30 Temmuz 1979 günü Hilvan'ın bir köyü silahlı saldırganlarca basıldı, 4 kişi öldürüldü. Diyarbakır, Adana, Simav, Vakfıkebir, Balıkesir'de 6 kişi öldürüldü.

    37.) 31 Temmuz 1979 günü Artvin'de valilik ve jandarma komutanlığı lojmanları ile polis ve jandarmaya ait bazı merkezlerin bir bölümü silahlı ve bombalı saldırıya uğradı.

    38.) 5 Ağustos 1979 günü Adana'da MHP il binası ve 30 iş yeri tahrip edildi.

    39.) 8 Ağustos 1979 günü bazı milletvekillerinin de bulunduğu ODTÜ'nün açılış töreninde enternasyonal marşı söylendi. İstiklal Marşı söylenirken öğrenciler yere oturdu. Süleyman Demirel, "Hükûmet, eğitimi Marksizm'e kaydırdı. Enternasyonal marşını söylemek cesaretini gösterenlerin arkasında bu hükûmet vardır." dedi.

    40.) 20 Ağustos 1979 günü Kâğıthane Jandarma Karakol Komutanı astsubay, arabasıyla evine giderken DEV-SOL tarafından öldürüldü.

    41.) 22 Ağustos 1979 günü İstanbul'da iki er öldürüldü.

    42.) 26 Ağustos 1979 günü Silahlı Kuvvetler Günü için mesaj yayımlayan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, "Kendi çıkarlarını ülke bütünlüğünün üstünde görenler, geleceğimizin teminatı olan gençlerimizi sapık ideolojilerinin vaatleriyle aldatarak onları Türk istiklalinin sembolü İstiklal Marşı'mıza dahi saygısızlıkta bulunabilecek kadar Türklüğünden uzaklaştırabilmektedirler. Ama sizleri temin ederim ki o kendini ve milleti idrakten aciz vatan hainleri, her zaman olduğu gibi karşılarında yine bizleri, Türk Silahlı Kuvvetlerini bulacaklar ve bunların hesabını millet önünde vereceklerdir. Onların ilim ve irfan yuvası okullarımızdan temizlendiğini ve bu okulların kalbi Atatürk sevgisi, vatan ve millet aşkı ile yanıp tutuşan, birbirleriyle uygarca fikir münakaşası yapabilen, eli silahsız, kültürlü gençlerle dolu olduğunu görmek bizim de en büyük arzumuzdur." ifadelerini kullandı.

    43.) Kenan Evren'in emriyle 11 Eylül 1979 günü Orgeneral Haydar Saltık'ın başkanlığında kurulan çalışma grubu faaliyete başladı. Grup, Evren'e "müdahale gerekliliği" hakkında rapor verecekti.

    44.) 1 Ekim 1979'da hemen başında Adalet Partisi senatör adayı öldürüldü.

    45.) 2 Ekim 1979'da Atatürk'ten emanet Savarona Yatı'nın bir bölümü yakıldı.

    46.) 15 Ekim 1979 günü Bülent Ecevit hükûmeti istifa kararı aldı. Yeni hükûmeti Süleyman Demirel kurdu.

    47.) 20 Kasım 1979'da Başbakan Süleyman Demirel, "Vatandaşın can güvenliği sağlanacaktır." dedi.

    48.) 21 Kasım 1979'da yurtta 2'si polis 11 kişi öldürüldü.

    49.) 25 Kasım 1979 günü Mehmet Ali Ağca (Abdi İpekçi'nin katili), hapishaneden kaçtı.

    50.) 25 Kasım 1979'da yurt sathında 9 kişi öldürüldü.

    51.) 25 Kasım 1979'da Hasan Fehmi Güneş, senatoda tabancasının kabzasıyla Adalet Partili bir senatörü başından yaraladı.

    52.) 28 Kasım 1979 günü Adana'da aynı anda dört kahve bombalandı.

    53.) 29 Kasım 1979'da Kayseri'de çıkan olaylarda 10 kişi öldü. Şehirde sokağa çıkma yasağı kondu.

    54.) 2 Aralık 1979 günü yağa %100 zam yapıldı.

    55.) 6 Aralık 1979'da bir polis ve bir er öldürüldü.

    56.) 7 Aralık 1979'da Profesör Cavit Orhan Tütengil öldürüldü. Tütengil'in cenaze töreninde olaylar çıktı, 1 kişi öldü, 13 kişi yaralandı.

    57.) 12 Aralık 1979 günü silahlı 4 kişi Güney Ekspresi'ni soydu.

    58.) 14 Aralık 1979 günü 4 Amerikalı öldürüldü.

    59.) 14 Aralık 1979 günü Beşiktaş'ta bir kahveye konan bomba patladı, 5 kişi öldü, 22 kişi yaralandı.

    60.) 14 Aralık 1979 günü Ankara'da karşıt görüşlü iki polisin kavgasında bir polis öldü.

    61.) 14 Aralık 1979 günü 50 kişilik Ülkücü grup Gümrük ve Tekel Bakanlığı binasını bastı, solcu memurlar dövüldü.

    62.) 14 Aralık 1979 günü DEV-YOL grubunu aramak isteyen iki devriye eri öldürüldü.

    63.) 24 Aralık 1979'da TÖB-DER'li öğretmenler derslere girmedi.

    64.) 24 Aralık 1979'da Ankara MHP Merkez İlçe başkanı, bir PTT müdürü, bir öğrenci öldürüldü.

    65.) 24 Aralık 1979 günü AP'li iki milletvekilinin evlerine bomba atıldı.

    66.) 24 Aralık 1979 günü İstanbul'da çeşitli yerlere bombalı pankartlar asıldı.

    67.) 24 Aralık 1979 günü Kars'ta bütün iş yerleri kapattırıldı.

    68.) 24 Aralık 1979 günü Tunceli'de hiçbir okulda ders yapılmadı.

    69.) 24 Aralık 1979 günü Samsun'da devlet hastanesi işgal edildi, doktorlara ve diğer görevlilere iş bıraktırıldı.

    70.) 1979 Aralık'ının sonunda Alparslan Türkeş, Başbakan Süleyman Demirel'den can güvenliği istedi.

    71.) 27 Aralık 1979 günü Kenan Evren ve kuvvet komutanlarının hazırladığı uyarı mektubu saat 17.00'de cumhurbaşkanına teslim edildi. Mektupta "siyasal partilerin ve anayasal kuruluşların birlik olup ülkenin sorunlarını çözmeleri" isteniyordu.

    72.) 2 Ocak 1980 günü komutanların uyarı mektubu cumhurbaşkanı tarafından Başbakan Süleyman Demirel'e ve Bülent Ecevit'e verildi. Dikkate alınmadı.

    73.) 2 Ocak 1980 günü Kenan Evren, kendisini ziyarete gelen Korkut Özal'a Erbakan'dan rahatsız olduklarını, dinin politikaya alet edilmemesi gerektiğini söyledi.

    74.) 17 Ocak 1980 günü TBMM'de derneklerin siyasi faaliyetlerini engelleyen yasa değişikliği teklifi CHP ve MSP oylarıyla reddedildi.

    75.) 22 Ocak 1980 günü TARİŞ'in beş ünitesinde arama yapan polislere ateş açıldı, 10 polis ve 30 kişi yaralandı. TARİŞ olayları başladı.

    76.) 24 Ocak 1980 günü Süleyman Demirel hükûmeti "24 Ocak Kararları"nı açıkladı. Dolar 35 liradan 70 liraya çıkarıldı. Birçok ürüne büyük zamlar yapıldı. Bülent Ecevit, Demirel'in rejimi değiştirmeye çalıştığını iddia edip işçilerin haklarını almalarını önerdi.

    77.) 2 Şubat 1980'de Ankara'da silahlı bir gruba müdahale eden askerlerden Zekeriya Önge vuruldu ve hayatını kaybetti. Erdal Eren yakalandı.

    78.) 8 Şubat 1980 günü İstanbul'da MİGROS'a ait yiyecek maddeleri satan altı kamyon kaçırıldı, yiyecekler yağma edildi, kamyonlar tahrip edildi.

    79.) 8 Şubat 1980 günü Ankara'da dört mağaza yağma edildi.

    80.) 9 Şubat 1980'de İstanbul Yedikule'de polis karakolu DEV-SOL tarafından basıldı, bir polis öldürüldü, 3 polis yaralandı.

    81.) 11 Şubat 1980 günü ODTÜ öğrencileri ile jandarma çatıştı, yaralananlar oldu. Ankara-Eskişehir yolu öğrenciler tarafından trafiğe kapatıldı.

    82.) 14 Şubat 1980 günü İstanbul'da dükkânlar önceki günlerde yapılan tehditler nedeniyle kapalı kaldı. Fırıncılar evlerinden asker zoruyla getirildi. Asker korumasıyla ekmek satıldı.

    83.) 5 Mart 1980 günü banka soyan 3 soyguncu, 2 eri öldürdü.

    84.) 11 Mart 1980 günü 7'si kurşuna dizilerek olmak üzere toplam 13 kişi öldürüldü.

    85.) 16 Mart 1980 günü Van Cezaevinden tünel kazılmak suretiyle 33 mahkûm kaçtı.

    86.) 18 Mart 1980 günü Siverek'teki cenaze töreninde çıkan çatışmada 5 kişi, ülkenin diğer yerlerinde 3 kişi öldürüldü.

    87.) 19 Mart 1980 günü Maden-İş sendikası 39 iş yerinde daha grev başlattı.

    88.) 20 Mart 1980 günü Diyarbakır'da sinemada bir üsteğmen öldürüldü.

    89.) 21 Mart 1980 günü 8 kişi öldürüldü.

    90.) 22 Mart 1980 günü yapılması gereken cumhurbaşkanı seçimi yapılmadı.

    90.) 25 Mart 1980 günü Adana ve Osmaniye Cezaevlerinden 9'u sağ, 1'i sol 10 mahkûm kaçtı.

    91.) 28 Mart 1980 günü Mardin'in Derik ilçesinde çıkan çatışmada bir yüzbaşı, bir astsubay ve bir er öldü.

    92.) 28 Mart 1980 günü İstanbul'da bir MİT görevlisi öldürüldü.

    93.) 31 Mart 1980 günü Kenan Evren, Millî Savunma Bakanına yeni cumhurbaşkanının bir an önce seçilmesi gerektiğini söyledi.

    94.) 31 Mart 1980 günü Van Cezaevinden 58 kişi daha kaçtı.

    95.) 31 Mart 1980 günü İstanbul'da bombalı pankart indirmeye çalışan iki polis paramparça oldu.

    96.) 31 Mart 1980 günü 10 şehirde toplam 11 kişi öldürüldü.

    97.) 2 Nisan 1980 günü yurt sathında 11 kişi daha öldü.

    98.) 2 Nisan 1980 günü Bülent Ecevit, bir Belçika televizyonuna, "Cumhurbaşkanı seçimi gecikirse darbe dâhil başka ihtimaller ortaya çıkabilir. Demirel bunalım üstüne bunalım yaratıyor." dedi.

    99.) 6 Nisan 1980 günü Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün görev süresi sona erdi. TBMM'de yine cumhurbaşkanı seçimi yapılmadı. 12 Eylül 1980'e kadar aylarca cumhurbaşkanı seçilemedi.

    100.) 16 Nisan 1980 günü İstanbul'da Amerikalı bir astsubay ile bir Türk arkadaşı öldürüldü. Gaziantep'te bir polis, Mardin'de 2 öğrenci, Aydın'da bir öğretmen, Ankara ve İstanbul'da 2 işçi öldürüldü.

    101.) 21 Nisan 1980 günü İstanbul'da adliyeye götürülen 23 tutuklu kaçtı.

    102.) 22 Nisan 1980 günü yurt sathında toplam 20 kişi öldürüldü.

    103.) 24 Nisan 1980 günü Kenan Evren, not defterine, "Durum hiç de iyi değil. Hiçbir şeyin hâlledildiği yok. Galiba sonunda bu işe müdahale etmek zorunda kalacağız." yazdı. İlk müdahale fikri bu tarihte ortaya çıktı.

    104.) 25 Nisan 1980 günü yurt sathında toplam 15 kişi öldürüldü.

    105.) 28 Nisan 1980 günü yurt sathında toplam 21 kişi öldürüldü.

    106.) 5 Mayıs 1980 günü Kenan Evren, Başbakan Süleyman Demirel'e "cumhurbaşkanlığı meselesinin bir an önce hâlledilmesi gerektiğini" söyledi. Süleyman Demirel, "Evet, iş o noktaya geldi. Mareşal Tito'nun cenaze töreni için Belgrad'a gideceğim. Orada Ecevit'le buluşacağız. Orada kendisiyle bu konuyu konuşacağım." dedi.

    107.) 5 Mayıs 1980 günü Başbakan Süleyman Demirel'in yanından ayrılıp Genelkurmaya gelen Kenan Evren, Genelkurmay İkinci Başkanına bütün müdahale hazırlıklarının tamamlanmasını emretti. "Bu partilerin memleketi felakete sürüklemesine daha fazla seyirci kalamayız." dedi.

    108.) 15 Mayıs 1980 günü televizyondan canlı olarak yayımlanan Regaip Kandili mevlitinde Atatürk'e yuh çekildi ve "Lanet olsun." diye bağırıldı.

    109.) 18 Mayıs 1980 günü Kenan Evren ve kuvvet komutanları toplantı yaptı. Müdahaleden başka çıkar yol kalmadığına karar verildi.

    110.) 18 Mayıs 1980 günü Bülent Ecevit, "Demirel kadar yıkıcı bir kişi daha olsa memleket çoktan batardı." dedi.

    111.) 27 Mayıs 1980 günü MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak evinin önünde öldürüldü.

    112.) 28 Mayıs 1980 günü Çorum Olayları patlak verdi. Olaylar sonunda 2'si polis 8 kişi öldü. Çok sayıda kişi yaralandı, Alevilerin iş yeri ve evleri tahrip edilip yağmalandı ve yakıldı.

    113.) 30 Mayıs 1980 günü yurt sathında toplam 20 kişi öldürüldü.

    114.) 4 Haziran 1980 günü Genelkurmay İkinci Başkanı, hazırlanan "Bayrak Harekât emri"ni Kenan Evren'e sundu.

    115.) 8 Haziran 1980 günü Başbakan Süleyman Demirel, "Siyaseti kan davası yapmamak lazımdır." dedi.

    116.) 9 Haziran 1980 günü dolar 78 lira oldu.

    117.) 15 Haziran 1980 günü Necmettin Erbakan, "Demirel'i falakaya yatırdık, elimizde sopa bekliyoruz. Bir şartımız bile kabul edilmezse desteği geri alacağız." dedi.

    118.) Haziran 1980'de 627 olay oldu, 230 kişi öldü, 466 kişi yaralandı.

    119.) 1 Temmuz 1980 günü Kenan Evren ve diğer komutanlar toplantı yaptı. Müdahalenin 11 veya 12 Temmuz günü yapılması kararlaştırıldı.

    120.) 3 Temmuz 1980 günü yapılan güven oylamasında Süleyman Demirel hükûmeti güvenoyu aldı. Kenan Evren, bu durumun müdahale planını bozduğunu düşündü.

    121.) 7 Temmuz 1980 günü Kenan Evren, müdahale emirlerinin uygulanmamasını emretti.

    122.) 8 Temmuz 1980 günü Kenan Evren'in evinde toplanan komutanlar, müdahale tarihini ertelediler.

    123.) 19 Temmuz 1980 günü 12 Mart döneminin başbakanı Nihat Erim evinin önünde öldürüldü. Bülent Ecevit ve Alparslan Türkeş millî birlik çağrısında bulundu.

    124.) 23 Temmuz 1980 günü eski DİSK Genel Başkanı Kemal Türkler öldürüldü.

    125.) 24 Temmuz 1980 günü Çankaya'da siyasi parti liderleri buluştu. Olumlu bir sonuç çıkmadı.

    126.) Temmuz 1980'de 797 olay oldu, 341 kişi öldü, 510 kişi yaralandı.

    127.) 1 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 20 kişi öldürüldü.

    128.) 4 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 15 kişi öldürüldü.

    129.) 5 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 13 kişi öldürüldü.

    130.) 6 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 16 kişi öldürüldü.

    131.) 7 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 16 kişi öldürüldü.

    132.) 9 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 14 kişi öldürüldü.

    133.) 11 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 19 kişi öldürüldü.

    134.) Ramazan Bayramı olan 12-13-14 Ağustos 1980 günlerinde yurt sathında toplam 27 kişi öldürüldü.

    135.) 15 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 19 kişi öldürüldü.

    136.) 17 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 14 kişi öldürüldü.

    137.) 18 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 14 kişi öldürüldü.

    138.) 23 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 10 kişi öldürüldü.

    139.) 26 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 19 kişi öldürüldü.

    140.) 26 Ağustos 1980 günü Kenan Evren ve komutanlar toplantı yaptı. Müdahalenin 12 Eylül günü yapılması kararlaştırıldı. Son hazırlıklar yapıldı, müdahale planı gözden geçirildi.

    140.) 28 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 17 kişi öldürüldü.

    141.) 29 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 12 kişi öldürüldü.

    142.) 30 Ağustos 1980 günü yurt sathında toplam 17 kişi öldürüldü.

    143.) Ağustos 1980'de toplam 358 kişi öldü, 368 kişi yaralandı.

    144.) 6 Eylül 1980 günü Necmettin Erbakan ve partisinin Konya'da düzenlediği Kudüs Mitingi'nde İstiklal Marşı protesto edildi, Arapça pankartlarla yürüyüş yapıldı, şeriat sloganları atıldı.

    Darbe[değiştir | kaynağı değiştir]

    Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Nurettin Ersin, Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Nejat Tümer ve Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Sedat Celasun'dan oluşan Millî Güvenlik Konseyinin 12 Eylül 1980 sabahı saat 04.00'te radyolardan yayımlanan 1 numaralı bildirisiyle müdahale Türkiye'ye duyuruldu:

    6 numaralı bildiri ile Kenan Evren'in Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları için hazırladığı mesaj saat 06.35'te radyolardan yayımlandı:

    Saat 13.00'te ise Kenan Evren radyo ve televizyondan canlı yayında şu konuşmayı yaptı:

    12 Eylül günü 2 numaralı bildiriyle de ülke genelinde 13 sıkıyönetim bölgesine 13 general sıkıyönetim komutanı olarak atanmıştır. 7 numaralı bildiriyle siyasi partilerin faaliyetlerinin yasaklanmış olduğu ve Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay dışındaki derneklerin faaliyetlerinin de durdurulmuş olduğu duyurulmuştur. Emniyet Genel Müdürlüğü başta olmak üzere polis teşkilatı Jandarma Genel Komutanlığının emrine verilmiştir. Darbe günü Emniyet ve Millî İstihbarat Teşkilatı üst düzey yöneticileri Genelkurmay Başkanlığına davet edilmiş ve TRT ile PTT Genel Müdürleriyle beraber tecrit edilmişlerdir.[33] 20 Eylül'de ise Kenan Evren eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Bülend Ulusu'yu başbakan olarak görevlendirmiş[34] ve 21 Eylül'de Ulusu'nun sunduğu bakanlar kurulu listesi Millî Güvenlik Konseyi tarafından onaylanmıştır.

    Hamzakoy ve Uzunada[değiştir | kaynağı değiştir]

    Darbenin 04.00'te ilanından sonra aynı gün sabah saat 05.30'da Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan'a Genelkurmay Başkanı Kenan Evren tarafından birer tebliğ gönderildi. Tüm tebliğlerde, "TSK yönetime el koymuştur. Hükûmetiniz feshedilmiş, parlamento üyeliğiniz düşmüştür. Talimatı getiren subayın ikazlarına uyunuz." ifadesiyle birlikte gidecekleri adresler belirtilmekteydi. Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel için Gelibolu Hamzakoy, Necmettin Erbakan için ise İzmir Uzunada adres olarak verildi.[35]

    Ecevit ve Demirel eşleriyle birlikte aynı uçakla Hamzakoy'a götürüldü. Yaklaşık bir ay boyunca, 11 Ekim 1980'e kadar, burada kaldılar. Necmettin Erbakan da aynı gün uçakla Uzunada'ya götürüldü.

    Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Alparslan Türkeş evinde bulunamadı. 12 Eylül günü de ortaya çıkmadı. Bunun üzerine 13 Eylül günü Kenan Evren'in emriyle bir tebliğ yayımlandı. Tebliğin üçüncü maddesi şöyleydi:

    Ertesi gün Alparslan Türkeş Ankara Sıkıyönetim Komutanlığına teslim oldu. Hemen Uzunada'ya Erbakan'ın yanına gönderildi.

    Basın[değiştir | kaynağı değiştir]

    Uluslararası ajansların son dakika notuyla geçtiği 12 Eylül Darbesi'ni Türkiye'nin önde gelen gazeteleri aynı tarihte attıkları manşetlerle okuyuculara duyurmuştur. Dönemin büyük gazetelerinden Milliyet ve Tercüman gazetesi, "Parlamento ve hükûmet feshedildi, bütün yurtta sıkıyönetim ilan edildi." başlığı ve büyük harflerle "Silahlı Kuvvetler Yönetime El Koydu." manşetiyle duyurmuş; Hürriyet, "Bütün yurtta sıkıyönetim uygulandı, ordu yönetime el koydu.", Cumhuriyet ise "Silahlı Kuvvetler yönetime el koydu." başlıklarıyla duyurmuştur.[36]

    Basının öne çıkan isimlerinden Uğur Mumcu, darbeyi "yağmurun yağması gibi doğal bir olay" şeklinde tanımlayıp "Devlet, devlet olmaktan çıkar; parlamento, on beş gün içinde seçilmesi gereken cumhurbaşkanını seçmez ve ülke baştan başa örtülü bir iç savaşın kanlı arenasına dönüşürse Silahlı Kuvvetlerin yönetime el koymasından doğal ne olabilir ki?" ifadelerini kullandı. Cüneyt Arcayürek, "Ordu bu son aşamada geleneksel Atatürkçülüğünü gösterdi ve müdahale kesinleşti." dedi.[37]

    Karşı Darbe girişimi[değiştir | kaynağı değiştir]

    "MHP Davası"[değiştir | kaynağı değiştir]

    Askerî müdahalenin ardından diğer bütün siyasi partiler ile birlikte MHP'nin de siyasi faaliyette bulunması yasaklanmış, 16 Ekim 1981 tarihli Millî Güvenlik Konseyi (MGK) kararıyla partiler kapatılarak mallarına el konmuştur. 29 Nisan 1981 tarihinde ise MHP ve Ülkücü kuruluşlar hakkındaki soruşturma sonrasında 945 sayfalık bir iddianame ile "MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası" açılmıştır. Dava 5 yıl 11 ay 8 gün sürmüş, 333 duruşmaya sahne olmuş ve 7 Nisan 1987'de sonuçlanmıştır. Ankara 1 Numaralı Askerî Mahkemesinde görülen 392 sanıklı davada MHP lideri Alparslan Türkeş'e 11 yıl 1 ay 10 gün hapis cezası verilmiştir. Partinin genel idare kurulu üyelerinin tamamı beraat etmiş, 5 sanık hakkında idam cezası verilmiştir. 150 sanığın beraat ettiği davada 9 sanık hakkında müebbet hapis, 219 sanık hakkında 6 ay ile 36 yıl arasında değişen hapis ve 6 sanık hakkında da görevsizlik kararı verilmiştir. 3 sanık hakkındaki dava düşerken 2 sanık da yargılama sırasında ölmüştür.

    Yargılama süresi içinde kalbinden rahatsızlanan Alparslan Türkeş, 29 Mayıs 1983'te Mevki Askerî Hastanesine kaldırılmıştır. 4 yıl 5 ay 28 gün tutuklu kalan MHP lideri, tutuklu kaldığı süre göz önünde bulundurularak 1 gün hapis cezasından sonra tahliye edilmiştir.

    12 Eylül dönemi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren başkanlığında oluşturulan ve kuvvet komutanlarının yer aldığı Millî Güvenlik Konseyi, 1983 Türkiye genel seçimlerine kadar Türkiye'ye ilişkin tüm kritik kararları aldı. 12 Eylül 1980'de başlayan askerî rejim, 7 Aralık 1983'te sona erdi.

    İdamlar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Darbeden sonra ilk idamlar 9 Ekim 1980 tarihinde gerçekleşmiştir. İlk olarak sol görüşlü Necdet Adalı, ardından ülkücü Mustafa Pehlivanoğlu idam edilmiştir. 2 Şubat 1980'de Er Zekeriya Önge 'yi öldürdüğü iddiasıyla tutuklanıp yargılanan ve 19 Mart 1980 tarihinde idama mahkûm edilen Erdal Eren, idam kararı Yargıtay tarafından iki kere iptal edilmiş olsa da tekrar idama mahkûm olmuş ve Millî Güvenlik Konseyi tarafından onaylanan kararla 13 Aralık 1980'de Ankara Merkez Ulucanlar Cezaevinde idam edilmiştir.[38] İdam edilen Erdal Eren, asılmadan önce, cezaevinde yapılan "insanlık dışı" işkenceleri düşündükçe ölümün kendisi için bir kurtuluş olduğunu ifade etmiştir.[39] İdam kararları çıkarılmaya devam edilmiş, 12 Eylül askerî rejiminde 50'ye yakın kişi idam edilmiştir.

    Kenan Evren, idam kararlarını birçok konuşmasında savunmuştur. Askerî rejimden sonra sivil dönemde de 3 Ekim 1984'te Muş'ta halka seslendiği konuşmasında önceki gece yaşanan bir olayı örnek göstererek şöyle demiştir: "Dün gece Şemdinli civarında yine böyle bir olay oldu. Aranan anarşistlerden bazıları; gece vakti vazifeden dönen bir askerî araca ateş ediyorlar, bir subayımızla bir erimizi şehit ediyorlar. Şimdi ben bunu yakaladıktan sonra mahkemeye vereceğim ve ondan sonra da idam etmeyeceğim! Ömür boyu ona bakacağım! Bu vatan için kanını akıtan bu Mehmetçiklere silah çeken o haini ben senelerce besleyeceğim! Buna siz razı olur musunuz?" [40]

    1981 Atatürk Yılı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Millî Güvenlik Konseyi, Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün doğumunun 100. yılı olması nedeniyle 1981 yılını kanun çıkararak "Atatürk Yılı" ilan etti. 5 Ocak 1981 günü 08.45'te Anıtkabir'de saygı duruşunda bulunulduktan sonra saat 11.00'de Türkiye Büyük Millet Meclisinde tören başladı. Törende eski cumhurbaşkanları Celâl Bayar, Cevdet Sunay ve Fahri Korutürk de yer aldı. Kenan Evren'in yaptığı uzun bir konuşmayla Atatürk Yılı kutlamalara açıldı.[41] Yıl boyunca yapılan etkinliklerle Atatürk'ün doğumunun yüzüncü yılı kutlandı. Yeni anıtlar, Atatürk'ün adının verildiği tatbikatlar yapıldı. Atatürk'ün başöğretmen olduğu 24 Kasım günü "Öğretmenler Günü" olarak kutlandı. Gençlik ve Spor Bayramı'nın adı Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı olarak değiştirildi. 19 Mayıs 1981 günü stadyumlarda coşkulu şekilde kutlandı.[42] Üniversitelere zorunlu olarak "Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi" dersi getirildi.[43] Kara Harp Okulu ve diğer askerî okullar için üç ciltlik "Atatürkçülük - Atatürk'ün Görüş ve Direktifleri" adlı kitap bastırıldı ve öğrencilere dağıtıldı.

    Evren, gittiği illerde yaptığı konuşmalarda da Atatürkçülük vurgusu yapıyor, halkı Atatürk'te birleşmeye çağırıyordu. 17 Ocak 1981'de Gaziantep'te yaptığı konuşmada şöyle diyordu: "Biliyorsunuz: Yalancı devrimciler "Tek yol devrim!" diye ortaya atıldılar; duvarlara, şuraya buraya yazdılar. Evet, devrim vardır ama bu tek yol Atatürk devrimidir! Onun yoludur. Atatürk'ün koyduğu ilkeler komünizme de faşizme de kapalıdır." [41]

    Kenan Evren, bu dönemde yapılanlar için 1998 yılında yayımlanan 12 Eylül belgeselinde, "Biz Atatürk'ün döneminde yetiştik. Atatürk'ün neler yaptığını yakinen biliyoruz. Onun içindir ki Atatürkçülüğün üzerinde ne kadar dursak az olduğuna inanıyoruz. Belki şu olmuştur, bir şeyi çok söylerseniz gına getirir. Ama ben ona dikkat etmeye çalıştım." ifadelerini kullandı.

    1402'likler[değiştir | kaynağı değiştir]

    6 Kasım 1981'de çıkarılan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu ile YÖK kuruldu.[44] Bundan sonra 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu'nun 2301 ve 2766 sayılı Kanun'la değişik maddelerince özellikle solcu olduğu düşünülen 71 üniversite personeli YÖK tarafından görevlerinden uzaklaştırıldı.[45] İlk uzaklaştırmalar Şubat 1983'te başladı.[46] Genelkurmayın açıklamalarına göre toplam 4891 kamu personeli görevden alınmış ve 38 profesör, 25 doçent, 10 yardımcı doçent 1402'lik olmuştur.

    Banker skandalı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Darbe öncesi mevcut hükûmetin aldığı 24 Ocak Kararları sonrası faizlerin serbest bırakılmasıyla bir anda çoğalan bankerler, zaman içinde piyasanın bu faiz yükünü kaldıramaması sonucu hızla çökmeye başlamış, "Banker Yalçın" ve "Banker Kastelli" olarak anılan Yalçın Doğan ve Cevher Özden ikilisinin karıştığı skandallar kamuoyunda derin yankı bulmuştur.

    Kürtaj hakkı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Askerî idare, Türkiye'de uzun yıllardır var olan kürtaj yasağını kaldırdı. 27 Mayıs 1983 tarihinde çıkarılan yasayla kürtaj yasal hâle geldi.

    1982 Anayasası[değiştir | kaynağı değiştir]

    Son şeklini alan ve halkoyuna sunulacak anayasanın oylanmasından önce Kenan Evren, bazı illere gidip konuşmalar yaptı. Anayasanın çeşitli başlıklarını halka anlattı.[47] Oy kullanırken iki renk olacaktı: Mavi renk "hayır", beyaz renk ise "evet" demekti. Kenan Evren yaptığı konuşmalarla halkı mavi oy vermemesi konusunda telkin ediyor, verilecek beyaz oylarla anayasanın kabul edilmesini istiyordu.[48] Evren, referandumdan iki gün önce de radyo ve televizyondan bir konuşma yaparak anayasaya destek istedi.[49]

    Hazırlanan yeni anayasa, 7 Kasım 1982 yılında yapılan halk oylamasıyla %8,63 "hayır" oyuna karşılık %91,37 "evet" oyuyla kabul edildi.

    Halk oylamasında "hayır" oyu kullananları sandık başında baskı altında tutmak için rengi dışarıdan görünen oy pusulaları kullanıldığı iddia edildi ama bu anayasanın çok büyük çoğunlukla kabul edilmesini açıklayan bir neden değildi.[50][51] Anayasanın kabulünün önemli sebebi olarak ihtilal öncesi iç savaş ortamı nedeni ile vatandaşların kendi hayatlarından endişe etmesi ifade edilir.[52]

    Aynı halk oylamasında Kenan Evren, anayasanın 1. geçici maddesi uyarınca yedi yıllık bir süre için Türkiye'nin 7. Cumhurbaşkanı sıfatını kazandı.

    Kabul edilen anayasada bulunan; askerî yönetim döneminde Millî Güvenlik Konseyi, hükûmet ve Kurucu Meclis üyelerinin ömür boyu yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde, 2010 Türkiye anayasa değişikliği referandumuna kadar kaldırılmadı.

    Bilanço[değiştir | kaynağı değiştir]

    Darbe sonrasında; Türkiye Cumhuriyeti kamu ve kuruluşlarında 1 milyon 683 bin kişi fişlendi, yine Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı, 7 bin kişi için idam cezası istendi ve 517 kişiye idam cezası verildi. Haklarında idam cezası verilenlerden 50'si asıldı. (26 siyasi suçlu, 23 adli suçlu, 1 ASALA militanı.) İdamları istenen 259 kişinin dosyası Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderildi. Yine 71 bin kişi Türk Ceza Kanunu'nın 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı, 98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı. 388 bin kişiye pasaport verilmedi. 30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı. 14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı. 30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurt dışına gitti. 300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü. 171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi. 937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı. 23 bin 677 derneğin faaliyetleri durduruldu. 3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.

    Aynı dönem 400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi. Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi. 31 gazeteci cezaevine girdi. 300 gazeteci saldırıya uğradı. 3 gazeteci silahla öldürüldü. Gazeteler 300 gün yayın yapamadı ve aralarında Hürriyet, Millî Gazete ve Ortadoğu'nun da olduğu 13 büyük gazete için 303 dava açıldı. 39 ton gazete ve dergi imha edildi. Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi. 144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü, 14 kişi aynı dönem yapılan açlık grevlerinde öldü, 16 kişi kaçarken vuruldu, 95 kişi çatışmada öldü, 73 kişiye doğal ölüm raporu verildi, 43 kişinin intihar ettiği bildirildi.[53]

    Etkileri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Spora etkileri[değiştir | kaynağı değiştir]

    13 Eylül gününe ait Tercüman gazetesi, askerî cuntanın karar mekanizması Millî Güvenlik Konseyinin spor konusundaki tutumunu okuyucularına şöyle aktarıyordu: "Bu hafta sonu yapılacak bütün spor faaliyetleri yasaklanmıştır. Durum ve şartlara göre bilahare izin verilecektir." Spor etkinlikleri durdurulmuştu. Futbolda 1. Lig ve 2. Lig'e ara verilmişti. Ama Avrupa kupası maçları için soru işaretleri vardı. Zira Fenerbahçe ile Trabzonspor, 17 Eylül'de önemli sınavlar verecekti. Her iki takım hazırlıklarını UEFA Kupası ve Şampiyon Kulüpler Kupası maçlarına göre sürdürürken rakipler de Türkiye'ye gelmiş, karşılaşmaların oynanmasında herhangi bir sakınca olmadığı bildirilmişti. İşin ilginç yanı, ligler ertelenmese hafta sonu İstanbul'da Galatasaray ile Fenerbahçe SK arasındaki derbi vardı. Fenerbahçe SK teknik direktörü Friedel Rausch da darbenin ilan edilmesiyle derbinin tehir edilmemesi için çok dua etmişti. Çünkü Galatasaray SK'yi yenip Avrupa kupasına moralli çıkmak istiyordu. Fenerbahçe SK, UEFA Kupası'nda karşılaştığı Bulgaristan temsilcisi Beroe'ya İstanbul'da 1-0 yenilmişti. Trabzonspor ise Şampiyon Kulüpler Kupası'nda Polonya'nın GKS Szombierki Bytom takımını 2-1 mağlup etmişti.

    Türkiye 1. Ligi'nin bir haftalık aranın akabinde devam etmesi uygun görülse de A Millî Takımın İzlanda ile oynayacağı maç nedeniyle ara uzuyordu. Futbolda durum böyleyken basketbolcular darbe haberini gurbet ellerde işitecekti. Balkan Şampiyonası düzenleniyordu ve basketbol erkek millî takımı, Romanya'da turnuvadaydı. 12 Eylül'ün ardından Türkiye, İzmir'de İslam ülkelerini ağırlamaya hazırlanıyordu. 28 Eylül-5 Ekim tarihlerindeki 1. İslam Oyunları'na askerî yönetim izin vermişti.

    Millî Güvenlik Konseyinin, kamu kurum ve kuruluşlarına atadığı kişiler ne kadar işinin ehliydi bilinmez fakat sporda alanında uzman birçok sporcuya taş çıkartacak isimler göreve getirilmişti. Gençlik ve Spor Bakanı Albay Hüsamettin Yılmaz olmuş, Albay Yücel Seçkiner ise Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğü koltuğuna oturmuştu.[54]

    Kenan Evren, 1.Lig'de başkentin mutlaka bir takımla temsil edilmesi gerektiğini düşündüğünden o sırada 2. Lig'de mücadele eden MKE Ankaragücü'nün bir üst lige çıkabilmesi için özel kanun çıkartır. Buna göre Türkiye Kupası'nı kazanan bir ekip hangi ligde olduğuna bakılmaksızın 1.Lig'e çıkartılacaktır. 1980-81 sezonunda Türkiye Kupası'nı kazanan Ankaragücü bu şekilde 1.Lig'e çıkmış olur.[55]

    83 rejimi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Zincirbozan[değiştir | kaynağı değiştir]

    Siyasi partilerin yeniden kurulmasına izin verilmiştir. Ancak Millî Güvenlik Konseyinin yayımladığı 31 Mayıs 1983 tarih ve 79 sayılı kararıyla Adalet Partisinden Süleyman Demirel, Ali Naili Erdem, Ekrem Ceyhun, Saadettin Bilgiç, Nahit Menteşe, Yiğit Köker, İhsan Sabri Çağlayangil; Cumhuriyet Halk Partisinden Sırrı Atalay, Metin Tüzün, Celal Doğan, Deniz Baykal, Ferhat Aslantaş, Süleyman Genç, Yüksel Çakmur; Büyük Türkiye Partisinden Hüsamettin Cindoruk ve Mehmet Gölhan olmak üzere 16 eski siyasetçi 121 gün süreyle Çanakkale'nin Lapseki ilçesindeki Zincirbozan askerî üssünde zorunlu ikamete tabi tutulmuştur.

    Millî Güvenlik Konseyinin yeni kurulan partilerin kurucularını veto etmesi ve bazı partilerin ülke genelindeki gerekli teşkilatlanmayı seçim dönemine yetiştirememeleri nedeniyle 6 Kasım 1983 genel seçimlerine katılmasına izin verilmeyen Büyük Türkiye Partisinin devamı niteliğinde olan Doğru Yol Partisi, Sosyal Demokrasi Partisi ve Refah Partisine "Yasaklılar"; Millî Güvenlik Konseyi tarafından genel seçimlere katılmaları uygun bulunan Emekli Orgeneral Turgut Sunalp'ın liderliğindeki Milliyetçi Demokrasi Partisi, eski Başbakanlık Müsteşarı Necdet Calp'ın liderliğindeki Halkçı Parti ve 24 Ocak Kararları'nı hazırlayan Turgut Özal'ın liderliğindeki Anavatan Partisine "İcazetliler" veya "6 Kasım Partileri" denilmiştir.

    1983 genel seçimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    6 Kasım 1983 genel seçimine kapatılan eski siyasi partilerin hiçbiri katılamadı. Yapılan genel seçimleri Anavatan Partisi kazandı, Halkçı Parti ikinci ve Milliyetçi Demokrasi Partisi de sürpriz bir şekilde üçüncü oldu. Seçimlerden sonra milletvekillerinin parti değiştirmeleri sonucunda Doğru Yol Partisi ve Sosyal Demokrasi Partisi de meclise girdi. Daha sonra alınan başarısız seçim sonuçları nedeniyle Milliyetçi Demokrasi Partisi kendisini feshetti, Halkçı Parti ise Sosyal Demokrasi Partisi ile birleşerek Sosyaldemokrat Halkçı Partiyi kurdu.

    Amerika Birleşik Devletleri'nin rolü iddiası[değiştir | kaynağı değiştir]

    Mehmet Ali Birand'ın Amerika Birleşik Devletleri hükûmetinin darbeden haberdar olduğuna dair iddiaları 12 Eylül'de ABD'nin rolü konusunu tartışmalara açtı.[56] Bu iddia ilk kez Mehmet Ali Birand'ın 12 Eylül Saat: 04.00 adlı kitabında ortaya atılmış olup kitapta "Bizim çocuklar işi bitirdi." minvalindeki mesajın bir diplomat tarafından Ulusal Güvenlik Konseyi Türkiye Masası Sorumlusu Paul Henze'ye iletildiği belirtilmektedir.[56][57][58] Kitapta Paul Henze'ye askerî müdahale haberini ulaştıran diplomatın, "Seninkiler nihayet yaptı." ve "Senin generaller Türkiye'de darbe yaptılar." cümlelerini kullandığı, Henze'nin ise bu habere tepkisinin "Öyle mi? Çok memnun oldum." şeklinde olduğu savunulmaktadır.[59] Yine Mehmet Ali Birand'ın 12 Eylül belgeseline yaşadıklarını anlatan Paul Henze, bu belgeselde ise "The boys in Ankara did it. (Ankara'daki çocuklar yaptılar.)" cümlesi ile darbe haberinin kendisine iletildiğini açıklamıştır.[60] Birand, Henze'nin Başkan Carter'a darbe haberini "Bizim çocuklar işi başardı." şeklinde verdiğini iddia etmesine karşın Henze bu sözlerin Mehmet Ali Birand'ın uydurması olduğunu belirterek yalanladı.[61] Bunun üzerine Birand, "Henze, televizyon için yapılan röportajdan önce kitabı yazarken de bana, 'Bu mesajı bu şekilde Carter'a ilettim.' dedi." diyerek iddiasını yineledi.[58]

    Diğer taraftan Kenan Evren, 6 Haziran 2011'de kendi evinde savcı Hüseyin Görüşen'e verdiği ifadede, "Bizim müdahale kararımızda Amerika Birleşik Devletleri'nin bilgisi ve desteği yoktur." ifadelerini kullandı.[62] Evren, darbe sonrası düzenlenen basın toplantısındaki "Darbeden önce ABD ile istişarede bulunuldu mu?" sorusuna da "Suret-i kat'iyede hayır. Ankara'da tanklı taburumuzun Amerikalı yetkililere tesadüf etmesi ve darbeye 2 saat kalması üzerine onlara haber verdik." yanıtını verdi.[63] Dönemin Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Tahsin Şahinkaya da konuyla ilgili olarak "11 Eylül 1980 günü Türkiye’ye döneceğim sırada Amerika Genelkurmay Başkanı ile kahvaltı ettik. Bir gün sonra Türkiye’de askerî müdahalenin olduğu kendisine söylendiğinde şaşırarak böyle bir şeyi kendisine söylemediğimi beyan etmiş. Yabancı bir ülkeden kesinlikle emir ve talimat almam." şeklinde bir demeçte bulundu.[56] 2011-2014 yılları arasında ABD Ankara Büyükelçisi olan Ricciardone de kendisine "Darbe sizin desteğinizle mi oldu?" sorusunu "Sizler buna inanıyorsunuz, ama gerçek öyle değil. O günlerde insanlar darbenin gelmesini bekliyor ve istiyordu; biz de elçilikte tahminde bulunuyorduk, bilmiyorduk." şeklinde cevaplandırdı.[56]

    Sıkıyönetim uygulamasının kaldırılması[değiştir | kaynağı değiştir]

    Sıkıyönetim uygulamasının tarihlere göre kaldırıldığı iller:[64]

    Darbenin yargılanması[değiştir | kaynağı değiştir]

    Darbe sonrası hazırlanan 1982 anayasasında yer alan geçici 15. madde ile 12 Eylül'ü gerçekleştiren Millî Güvenlik Konseyi ile bu konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükûmet ve Kurucu Meclis üyeleri hakkında dava açılması engellenmiştir.

    2000 yılında Adana savcısı Sacit Kayasu, Kenan Evren hakkında iddianame hazırladı. Fakat Kayasu'nun iddianamesi kabul edilmedi. Kayasu ilk olarak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından kınama cezası aldı. Daha sonra Yargıtay tarafından "görevi kötüye kullanmak" ve "askerî kuvvetleri tahkir ve tezyif" suçundan mahkûm edilen Kayasu'yu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu meslekten ihraç etti. Avukatlık yapma hakkı dahi elinden alınan Kayasu, ihraç kararı üzerine, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde dava açtı. 2008'de sona eren davada "ifade özgürlüğünü kısıtladığı" için Türkiye 41 bin avro tazminata mahkûm edildi.[65]

    Mayıs 2010'da meclisten geçen ve cumhurbaşkanı tarafından halkoyuna sunulan 26 maddelik anayasa değişikliği paketindeki maddelerden biri de "geçici 15. madde"nin kaldırılmasıyla ilgiliydi. Bu maddenin kaldırılmasıyla 12 Eylül Darbesi ile ilgili suçların zaman aşımına uğrayıp uğramayacağı konusunda farklı görüşler ortaya atıldı.

    12 Eylül Davası[değiştir | kaynağı değiştir]

    12 Eylül 2010'daki referandumda %58 "evet" oyu çıktı ve 13 Eylül 2010 sabahından itibaren 12 Eylül'ün sorumluları hakkında suç duyuruları yapılmaya başlandı.[66]

    12 Eylül 2010 tarihinde sonuçlanan referandum sonrasında değiştirilen yasalar çerçevesinde 12 Eylül 1980 yılında gerçekleştirilmiş olan ihtilalden mağdur olanların ilgililere dava açma hakkı doğdu. Bunun sonucunda referandum tarihinin ilk gününden itibaren savcılığa binlerce suç duyurusunda bulunuldu. Bütün bu suç duyuruları toplanıp Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 7 Nisan 2011 tarihinde ilk soruşturma açıldı. Darbenin üzerinden geçen 31 yıl sonunda açılabilen ilk soruşturmadır.

    Dava sonucunda Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, 765 sayılı TCK'nin "Devlet kuvvetleri aleyhine cürümler" başlıklı 146. maddesi uyarınca ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldılar.[67] Eski Hava Kuvvetleri Komutanı Emekli Orgeneral Tahsin Şahinkaya'nın, Kenan Evren’den iki ay sonra, 90 yaşında ölmesiyle Yargıtay aşamasındaki dava düştü. Ancak davanın müdahillerinden olan Devrimci 78’liler Federasyonu davadan vazgeçmeyeceklerini ve 57 ilde işkenceciler aleyhine açılan davaları yakın takipte tutacaklarını belirtti.[68]

    Kültürel etkiler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    12 Eylül darbesinin 37. yılı

    12 Eylül darbesinin 37. yılı

    Tarihçe

    Gizlilik ve çerez

    Aydınlatma politikası

    Podcast

    Dosyalar

    Koronavirüs enfeksiyon haritası

    Covid-19 Tablo

    Covid-19 Aşı

    Yayın ilkeleri

    Künye

    Sosyal medya

    Yazı kaynağı : www.aa.com.tr

    12 Eylül darbesinin öncesi ve sonrasında yaşananlar

    12 Eylül darbesinin öncesi ve sonrasında yaşananlar

    1980'e yaklaşıldığında yurdun hemen hemen her köşesinden ölüm haberleri geliyordu. Ülke adeta bölünmüş, kamplaşma doruk noktaya ulaşmıştı.

    12 EYLÜL DARBESİNE DOĞRU ADIM ADIM...

    1 Şubat 1979:
    Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi 1 Şubat 1979 gecesi İstanbul Maçka'daki evinin yakınlarında arabasında iken Mehmet Ali Ağca tarafından öldürüldü.

    Mehmet Ali Ağca verdiği ifadede Abdi İpekçi'ye 5 - 6 el ateş ettiğini söyledi. Fakat olay yerinde 9 mermi ele geçirildi. Bu da bir ikinci kişinin olduğunu ihtimalini güçlendirdi. Daha sonra Oral Çelik ve Mehmet Şener'in suikastı beraber planladığı ve Mehmet Ali Ağca'yı da tetikçi olarak sonradan aralarına aldıkları öğrenildi.

    10 Eylül 1979:
    Türkiye İşçi Partisi Adana eski İl Başkanı Ceyhun Can, yazıhanesinde öldürüldü.

    19 Eylül 1979:
    Malatya Ülkü Ocakları eski başkanı Mürsel Karataş İstanbul Sultanahmet'te öldürüldü.

    3 Aralık 1979:
    Fedai Dergisi sahibi MHP'li yazar Kemal Fedai Coşkuner İzmir Agora semtinde alışveriş yaptığı pazar yerinden dönerken kurşunlanarak öldürüldü.

    7 Aralık 1979:
    İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi öğretim üyelerinden Cavit Orhan Tütengil 7 Aralık 1979'da evinden üniversiteye giderken silahlı saldırıya uğradı ve öldürüldü. Tütengil uzun yıllar Cumhuriyet gazetesinde denemeler yazmıştı.

    11 Nisan 1980:
    TRT İstanbul Radyosu prodüktörlerinden Ümit Kaftancıoğlu, 1980'de evinin önünde uğradığı silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

    27 Mayıs 1980:
    MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak, eşi ile gittiği bir ziyaretten dönüp arabadan eşyalarını indirirken Devrimci Sol militanları tarafından çapraz ateşe alınarak öldürüldü.

    24 Haziran 1980:
    MHP Gaziosmanpaşa İlçe Başkanı Ali Rıza Altınok evinde ve kızıyla birlikte öldürüldü.

    15 Temmuz 1980:
    CHP İstanbul milletvekili Abdurrahman Köksaloğlu İstanbul Şişli'deki işyerinde öldürüldü.

    19 Temmuz 1980:
    Eski Başbakan Nihat Erim İstanbul Dragos'taki evinin yakınında Mahir Çayan ve arkadaşlarının intikamının alınması adına Dev-Sol militanları tarafından suikaste uğradı.

    22 Temmuz 1980:
    Maden-İş Sandikası genel Başkanı Kemal Türkler İstanbul Merter semtinde silahlı saldırı sonucu öldürüldü.

    VE 12 EYLÜL 1980 SABAHI

    İşte böyle gergin bir ortamda Türk Silahlı Kuvvetleri 12 Eylül 1980 günü emir komuta zinciri içinde gerçekleştirdiği askeri müdahale ile yönetime el koydu.

    Dönemin Genelkurmay Başkanı daha sonra yargılanması gündeme gelen ve birçok tartışmaya neden olan Kenan Evren'di...

    Evren, Milli Güvenlik Konseyi Başkanlığı'nın yanı sıra Devlet Başkanlığı görevini de üstlendi.

    12 Eylül 1980 Cuma günü saat 03.59'da Türkiye radyoları (TRT) İstiklal Marşı'nın çalınmasıyla birlikte yayına geçti. Daha sonra anons yapılmadan Harbiye Marşı çalındı. Marşın bitiminde Genelkurmay ve Milli Güvenlik Konseyi Başkanı Orgeneral Kenan Evren imzasıyla yayınlanan Milli Güvenlik Konseyi'nin bir numaralı bildirisi okunmaya başlandı. Bu bildiriyi 5 bildiri daha izledi.

    12 EYLÜL SABAHININ YENİ GÖRÜNTÜLERİ ORTAYA ÇIKTI

    MİLLİ GÜVENLİK KONSEYİ'NİN 1 NUMARALI BİLDİRİSİ

    Yüce Türk Milleti;

    Büyük Atatürk'ün bize emanet ettiği ülkesi ve milletiyle bu bütün olan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, son yıllarda, izlediğiniz gibi dış ve iç düşmanların tahriki ile, varlığına, rejimine ve bağımsızlığına yönelik fikri ve fiziki haince saldırılar içindedir.

    Devlet, başlıca organlarıyla işlemez duruma getirilmiş, anayasal kuruluşlar tezat veya suskunluğa bürünmüş, siyasi partiler kısır çekişmeler ve uzlaşmaz tutumlarıyla devleti kurtaracak birlik ve beraberliği sağlayamamışlar ve lüzumlu tedbirleri almamışlardır. Böylece yıkıcı ve bölücü mihraklar faaliyetlerini alabildiğine arttırmışlar ve vatandaşların can ve mal güvenliği tehlikeye düşürülmüştür.

    Atatürkçülük yerine irticai ve diğer sapık ideolojik fikirler üretilerek, sistemli bir şekilde ve haince, ilkokullardan üniversitelere kadar eğitim kuruluşları, idare sistemi, yargı organları, iç güvenlik teşkilatı, işçi kuruluşları, siyasi partiler ve nihayet yurdumuzun en masum köşelerindeki yurttaşlarımız dahi saldırı ve baskı altında tutularak bölünme ve iç harbin eşiğine getirilmişlerdir. Kısaca devlet güçsüz bırakılmış ve acze düşürülmüştür.

    Aziz Türk Milleti:

    İşte bu ortam içinde Türk Silahlı Kuvvetleri, İç Hizmet Kanunu'nun verdiği Türkiye Cumhuriyeti'ni kollama ve koruma görevini yüce Türk Milleti adına emir ve komuta zinciri içinde ve emirle yerine getirme kararını almış ve ülke yönetimine bütünüyle el koymuştur.

    Girişilen harekatın amacı, ülke bütünlüğünü korumak, milli birlik ve beraberliği sağlamak, muhtemel bir iç savaşı ve kardeş kavgasını önlemek, devlet otoritesini ve varlığını yeniden tesis etmek ve demokratik düzenin işlemesine mani olan sebepleri ortadan kaldırmaktır.

    Parlamento ve Hükümet feshedilmiştir. Parlamento üyelerinin dokunulmazlığı kaldırılmıştır.

    Bütün yurtta sıkıyönetim ilan edilmiştir.

    Yurt dışına çıkışlar yasaklanmıştır.

    Vatandaşların can ve mal güvenliğini süratle sağlamak bakımından saat 05.00'den itibaren ikinci bir emre kadar sokağa çıkma yasağı konulmuştur.

    Bu kollama ve koruma harekatı hakkında teferruatlı açıklama bugün saat 13.00'deki Türkiye Radyoları ve Televizyonun haber bülteninde tarafımdan yapılacaktır. Vatandaşların sükunet içinde radyo ve televizyonları başında yayınlanacak bildirileri izlemelerini ve bunlara tam uymalarını ve bağrından çıkan Türk Silahlı Kuvvetleri'ne güvenmelerini beklerim.

    DEMİREL HÜKÜMETİ FESHEDİLDİ...

    Bu müdahale ile 6. Süleyman Demirel hükümeti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi feshedildi, sendika ve derneklerin faaliyetleri durduruldu ve genel sıkıyönetim ilan edildi.

    1970 sonrasında değiştirilen 1961 Anayasası tamamen rafa kaldırıldı ve bir askeri dönem başladı. Bu dönem yaklaşık 9 yıl sürdü.

    12 Eylül 1980 darbesinin ardından partiler lağvedildi, parti liderleri önce askeri üslerde gözetim altında tutuldu, ardından yargılandı.

    LİDERLER İÇİN HAMZAKÖY VE UZUNADA DÖNEMİ

    Darbenin gece 03.00'te ilanından sonra aynı gün sabah saat 05.30'da Süleyman Demirel, Bülent Ecevit ve Necmettin Erbakan'a Genelkurmay Başkanı Evren tarafından birer tebliğ gönderildi.

    Tüm tebliğlerde, "TSK yönetime el koymuştur. Hükümetiniz feshedilmiş, parlamento üyeliğiniz düşmüştür. Talimatı getiren subayın ikazlarına uyunuz" ifadesi kullanıldı, liderlere gidecekleri adresler de belirtiliyordu.

    Bülent Ecevit ve Süleyman Demirel için Hamzaköy Gelibolu adresi belirtilirken, Necmettin Erbakan'a ise Uzunada İzmir adres olarak gösterildi.

    Ecevit ve Demirel eşleriyle birlikte aynı uçakla Hamzakoy'a götürüldü. Yaklaşık bir ay boyunca, 11 Ekim 1980'e kadar burada kaldılar.

    Necmettin Erbakan ise aynı gün uçakla Uzunada'ya götürüldü.

    Alparslan Türkeş evinde bulunamadığı için Milli Güvenlik Konseyi, 13 Eylül'de bir bildiri ile teslim olmaması halinde suçlu duruma düşeceğini belirtti. Bunun üzerine Türkeş 14 Eylül'de Ankara Merkez Komutanlığı'na teslim oldu ve Uzunada'ya gönderildi.

    1982 ANAYASASI

    7 Kasım 1982 yılında yapılan halkoylamasıyla yüzde 92.7 evet oyuna karşılık, yüzde 8.6 hayır oyuyla kabul edildi. Oy kullanırken iki renk arasından birini seçmek gerekiyordu. "Mavi" renk hayır, "beyaz" renk ise evet demekti.

    Kenan Evren halkoylaması öncesi yaptığı konuşmalarla halkı mavi oy vermemesi konusunda telkin ediyor ve çeşitli gazetelere mavi renkle ilgili sansür uygulanıyordu.

    Darbe ardından geçen 3 yıl içerisinde önemli kanunların tamamına yakını değiştirildi ve askeri yönetimin belirlediği Danışma Meclisi tarafından hazırlanan Anayasa, 1982 yılında yapılan ve aleyhte konuşmanın ve propaganda yapmanın yasak olduğu "güdümlü" referandumda, yüzde 92'lik "evet" oyu ile büyük farkla kabul edildi.

    Halk oylamasında "hayır" oyu kullananları sandık başında baskı altında tutmak için rengi dışardan görünen oy pusulaları kullandırıldığı iddia edildi ama bu, Anayasa'nın çok büyük çoğunlukla kabul edilmesini açıklayan tek neden değildi.

    Aynı halkoylamasında, Kenan Evren otomatik olarak Cumhurbaşkanı seçildi. Kabul edilen Anayasa'da, askeri yönetim üyelerinin ömür boyu yargılanmasını engelleyen geçici 15. madde, daha sonraki seçimlerle iktidara gelen hiçbir hükümet tarafından kaldırılmadı ve 12 Eylül liderlerinin dokunulmazlığı sürdü.

    Kripto Para Piyasaları için Bigpara

    Kripto Para Piyasaları için Bigpara

    Yazı kaynağı : www.hurriyet.com.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap