Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    1960 darbesine karşı oluşabilecek muhalefetin önüne geçilmesi için 2 ağustos 1960

    1 ziyaretçi

    1960 darbesine karşı oluşabilecek muhalefetin önüne geçilmesi için 2 ağustos 1960 bilgi90'dan bulabilirsiniz

    27 Mayıs Darbesi

    27 Mayıs Darbesi

    27 Mayıs Darbesi,[6] 27 Mayıs 1960 tarihinde yapılan ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde gerçekleşmiş ilk askerî darbe.[7] Ayrıca 27 Mayıs Askerî Müdahalesi[8] ya da 27 Mayıs İhtilâli[9] olarak da anılır. Darbe emir komuta zinciri içinde yapılmamıştır; 37 düşük rütbeli subayın planları ile Tümgeneral Cemal Madanoğlu'nun komutanlığında icra edilmiştir. Kritik mevziler bu subayların ellerindeki asker ve silahlarla önce ordudaki komuta kademesinin etkisiz hale getirilmesi ile ele geçirilmiştir. Cumhurbaşkanı Celal Bayar, başbakan Adnan Menderes ve bazı hükûmet üyeleri tutuklanmıştır. 235 general ve 3500 civarında subay (daha çok albay, yarbay, binbaşı) emekliye sevk edilmiş, üniversitede bulunan 147 öğretim görevlisi görevden alınmış[10] ve bazı üniversiteler kapatılmıştır. Bununla beraber 520 hakim ve yargıç görevden alınmıştır.[11][12]

    Darbeden sonra darbeyi planlayan ve icra eden 37 düşük rütbeli subay ve emekli Orgeneral Cemal Gürsel'in oluşturduğu Millî Birlik Komitesi ülke yönetimini üstlendi.

    1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti'nin ülkeyi gitgide bir baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü gerekçelerini[13] ileri sürerek Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde bir grup subay, 27 Mayıs 1960 sabahı ülke yönetimine bütünüyle el koydu.[14] 37 subaydan oluşan Millî Birlik Komitesi bu harekât ile anayasa ve TBMM'yi feshetti, siyasi faaliyetleri askıya aldı, Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Başbakan Adnan Menderes başta olmak üzere birçok Demokrat Partiliyi tutuklattı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun, İstiklal Savaşı kahramanlarından Ali Fuat Paşa, Kore gazisi Tahsin Yazıcı ve emekli olduktan sonra DP'den milletvekili seçilen eski Genelkurmay başkanı Mehmet Nuri Yamut da tutuklananlar arasındaydı.

    3. Ordu Komutanı Orgeneral Ragıp Gümüşpala, Cemal Madanoğlu'na; eğer darbenin lideri kendisinden daha kıdemli değilse ordusuyla Ankara'ya yürüyüp isyancıları yakalayacağını söyledi.[15] Bunun üzerine darbeden haberi olmayan Emekli Orgeneral Cemal Gürsel Millî Birlik Komitesi'nin başına getirildi.[16] Bu darbenin daha sonraki yıllarda meydana gelen askerî darbelerden farkı,[17] Türk Silahlı Kuvvetleri emir komuta zinciri içinde yapılmamış olmasıydı;[18] nitekim dönemin Genelkurmay başkanı da yönetime el koyan askeri güçler tarafından tutuklanmıştı.

    Arka plan[değiştir | kaynağı değiştir]

    Darbenin nedenleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    1950'li yılların sonlarına doğru ordunun DP iktidarından memnun olmadığını[19][20][21] duyan Adnan Menderes'in çevresine "Ben bu orduyu yedek subaylarla da idare ederim" dediği iddia edilerek ordu mensupları tahrik edilmekteydi. Yassıada Yargılamaları sırasında Refik Koraltan'ın avukatlığını yapan Hüsamettin Cindoruk, Mahkeme başsavcısının Menderes'e bu konuyu sorması üzerine Menderes'in “Efendim ben devleti idare ettim, yedek subaylık yaptım, kendi gücümü biliyorum. Bu ordu yedek subaylarla nasıl idare edilir. Bunu kim uydurmuş?” dediğini belirtmiştir.[22] Kendisinin bu lafı söyleyip söylemediği kesin olarak bilinmemekle birlikte darbeyi hazırlayanların bu sözleri propaganda amacıyla kullandığı bilinmektedir. Bu sözler 27 Mayıs'tan sonra da darbeyi meşrulaştırmak için kullanılmıştır.[23][24][25]

    Darbenin nedeninin Menderes hükûmetinin uygulamaları ve çıkardığı yasalar olduğu, cunta yönetimi tarafından ileri sürülmüştür. MBK; darbeyi, kardeş kavgasına son vermek ve laiklik ilkesine aykırı uygulamaları durdurmak için yaptığını ileri sürmüştür.[26] Ayrıca kimi subaylar DP iktidarının Kemalist ve laik rejimi tehdit ettiğini düşünmekteydi.[27] Öyle ki Menderes'in Demokrat Parti Meclis grubunda partisinin gücünü vurgulamak için yaptığı bir konuşmada "Siz isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz." sözü ile laik cumhuriyete kastetme niyetini taşıdığı iddia edilmiştir.[28][29][30] Ezanın Arapça okunmasına izin verilmesi ve din öğrenimi ile ilgili bazı gelişmeler de rahatsızlık yaratmıştır. Bu bağlamda, darbe öncülerinden Alparslan Türkeş, darbe sonrasında verdiği bir röportajda, ezanın tekrar Arapça okutulmasını "ihanet" diye nitelemiştir.[31][32] Bunların dışında, darbenin iktidarı geleneksel elit iktidar gruplarına (ordu ile siyasi bürokrasiye) vermek amacıyla yapıldığını öne süren kaynaklar da mevcuttur.[33]

    Başlangıç aşamasında sayılabilecek bir ekonomik kriz havasının darbenin etkenlerinden olduğu belirtilmektedir.[34]

    DP anayasa ihlalleriyle suçlanmaktadır.[35] Adnan Menderes'in üniversite çevrelerine "kara cübbeliler" olarak hitap ettiği ve bunun yayınlanmaması için basına yasak koyduğu iddia edilir.[36][37] Üniversite çevreleri ve bazı aydınlar bu eleştirilere destek verirler.[38] İhtilalden bir ay önce İstanbul Üniversitesi'nde DP karşıtı bir eylem zorlukla bastırılır. Eylemi bastırmakla görevli askerlerin tutumu ordunun da DP'ye cephe aldığını gösterir.[38] Bu olaya şahit olan Ali Fuat Başgil o an, gördüklerini şu şekilde değerlendirir:[38]

    Tırmanan olaylardan ve huzursuz ortamdan CHP'yi sorumlu tutan Demokrat Parti'nin, 2 Ağustos 1958 tarihli bir Meclis grubu bildirisi şu şekildeydi:

    "CHP idarecileri, Meclis ve hükûmetin meşruiyet ve istikrarını, şiddet yolu ile tahrip etmenin mümkün, hatta lazım olduğu kanaatini uyandırmaya müncer olacak, çok tehlikeli bir yola girmişlerdir"[39]

    DP hükûmetinin sansür politikaları basınla olan ilişkilerini de büyük oranda zedelemiştir.

    Menderes, iktidarının son yıllarında artık Marshall Planı kapsamında Amerika'dan daha fazla kredi alamadığını görmüş ve Seydişehir Aluminyum ve İskenderun Demir-Çelik ve diğer sanayi projelerini kredilendirmek için Sovyetler Birliği ile yakınlaşmaya başlamıştı. Bu amaçla Sovyetler Birliği'ne üst düzey ziyaretler yapılıp, ülkedeki sanayinin gelişmesi için Sovyetlerle yatırım antlaşmaları imzalanma hazırlığı yapılmaktaydı.[40] Nitekim, Demokrat Parti'nin devamı olan ve "Demokrat Parti'nin Yedek Takımı", adıyla anılan Adalet Partisi, darbeden 5 yıl sonra yapılan seçimlerde 1965 yılında tek başına iktidara geldiğinde, Adnan Menderes döneminde projesi yapılıp da kredi yokluğundan gerçekleştirilemeyen bu projeleri Sovyetler Birliği'nden alınan proje kredileriyle bitirmiştir.[41][42]

    Bazı iddialara göre bu askeri darbe'nin arkasında, evvelce Mısır lideri Cemal Abdünnasır'ın Asvan Barajı için ABD'nin kredi vermemesi üzerine Sovyetler Birliği'ne yakınlaştığını gören ABD ve diğer bazı Batılı devletler ile CIA vardır.[43][44][45]

    Ancak harekâtın başına geçen Cemal Madanoğlu, bu iddiayı şöyle yalanlıyor:

    "27 Mayısın saygın generali Cemal Madanoğlu’na, darbeden 28 yıl sonra, 1988 yılında soruluyor: “CIA, 27 Mayıs 1960 darbesinin içinde miydi? “İşte ünlü General Madanoğlu’nun cevabı: “CIA işe sonradan el attı. Ve ordunun içine girdi.”[46]

    1957 seçimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    27 Ekim 1957 seçimleri oldukça sert bir hava içerisinde yapıldı. DP seçimler öncesinde yasal düzenlemeler yaparak, muhalefetin bütünleşerek seçimlere bir cephe hâlinde girmesini engelledi.[47] CHP'nin iddiasına göre CHP'li seçmenler kütüklere yazılmamış ve bazı yerlerde sandıklarda seçim sonuçları bile değiştirilmiştir.[48] Kayseri, Giresun, Çanakkale ve Samsun'da gösteriler yapılmış ve kavgalar yaşanmıştır. Gaziantep'te ise radyo ve gazeteler önce CHP'nin zaferini ilan etmiş fakat daha sonra "köyden gelen oylar" ile seçim sonucu DP'nin zaferi olarak değiştirilmiştir. CHP'nin itirazı üzerine oy pusulaları Gaziantep Adliyesi binasına getirilmiş ancak Gaziantep Adliyesi oy pusulalarıyla birlikte yanmıştır.[49] İsmet İnönü, bu usulsüzlükleri "Kütük Marifetleri" ve İçişleri Bakanı Namık Gedik'i de "Kütük Bakanı" olarak adlandırmıştır. DP hükûmeti bu "Antep hadisesi" haberlerinin yayınlanmasını yasaklamıştır.[49]

    DP oyların %47,88'ini alarak yürürlükteki çoğunluk esasına dayalı seçim sistemi sayesinde 424 milletvekili çıkardı. İsmet İnönü'nün başında bulunduğu CHP %41,09 oyla 178 milletvekilliği kazanmıştı.[50] Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Hürriyet Partisi dörder milletvekilliği kazandılar. Muhalefetin toplam oy miktarı DP'yi geride bırakıyordu. Demokrat Parti, matematiksel olarak muhalafet partilerinin oyları karşısında azınlığın iktidarı konumundaydı.[51] Seçimlerden sonra, siyasal ortamdaki gerginlik artarak devam etti. CHP yurt çapında destek görmeye başlamıştı. Bir önceki seçimde %35 olan oy oranını % 41'e yükseltmesi bunun göstergesiydi. Oysa DP 1954'te % 57 olan oy oranını % 47'ye düşürmüştü.[52]

    Gizli komiteler ve Dokuz subay olayı[değiştir | kaynağı değiştir]

    1954'te İstanbul'da Dündar Seyhan ve Orhan Kabibay'ın kurduğu komiteye Faruk Güventürk, Ahmet Yıldız, Suphi Gürsoytrak, Orhan Erkanlı ve Necati Ünsalan gibi genç subaylar katılmışlardır. Ankara'da ise Talat Aydemir, Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes'in yaveri Adnan Çelikoğlu, Sezai Okan, Osman Köksal ve yandaşları ayrı bir komite kurmuşlardır. 1957'de İstanbul ve Ankara'daki iki komite birleşmiştir.[53] [54]

    Birleşik komite 27 Ekim 1957'de öngörülen seçimlerinde DP'nin kaybedeceğini varsayarak 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı töreninde zırhlı birlikler ile şeref tribünündeki DP'lileri tutuklayarak yönetime el koymayı planladı. Fakat seçimde DP kazandığı için darbe Şubat 1958'e ertelendi.[53]

    Bu arada 16 Ocak 1958'de[55] komite üyesi Kurmay Binbaşı Samet Kuşçu'nun ihbarı üzerine emekli Kurmay Albay Cemal Yıldırım, Kurmay Albay Naci Aşkun, Kurmay Albay İlhami Barut, Topçu Yarbay Faruk Güventürk, Piyade Binbaşı Ata Tan, Piyade Binbaşı Ahmet Dalkılıç, Piyade Yüzbaşı Kazım Özfırat, Piyade Yüzbaşı Hasan Sabuncu ve Kuşçu'nun kendisi başta olmak üzere 9 subay tutuklanmıştır. Yargılamalar sonucunda 8 subay beraat etmiş ve Kuşçu "iftira" suçundan mahkûm olmuştur.[53]

    CHP Kurultayı ve İlk Hedefler Beyannamesi[değiştir | kaynağı değiştir]

    CHP'nin 1959 yılındaki XIV. kurultayında, ülkenin acilen ihtiyaç duyduğu bazı değişiklikler için çaba gösterilmesi kararlaştırıldı. "İlk Hedefler Beyannamesi" adıyla hazırlanan bildirinin, 1961 Anayasası'nın temelini oluşturduğu ileri sürülür. Bildiri metnindeki başlıklar şu şekildeydi:

    1. Eşit Muamele, 2. II. Meclis, 3. Anayasa Mahkemesi, 4. Nisbi Temsil Usulü, 5. Yüksek Hakimler Şurası'nın kurulması, 6. Memurlar Kanunu'nun düzenlenmesi, 7. Baskıdan uzak tutulan bir basın rejiminin kurulması, 8. Üniversite muhtariyeti, 9. Sosyal Güven ve Sosyal Adalet esaslarının teminat altına alınması, 10. Yüksek İktisat Şurası'nın kurulması.[56]

    Uşak, Topkapı, Kayseri olayları[değiştir | kaynağı değiştir]

    17 Şubat 1959'da Menderes'in başkanlığında Londra'daki Kıbrıs görüşmelerine gelen Türk delegasyonunu taşıyan uçak Londra yakınlarında bir ormana düştü. Bu uçak kazasından Menderes'in yara almadan kurtulması iktidar ve muhalefet arasında bir yumuşamaya yol açsa da bu durum fazla sürmedi. 1959'un Nisan ayında CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Batı Anadolu illerini kapsayan bir geziye çıktı. CHP'liler geziye "Büyük Taarruz" adını verdi.[57][58][59]

    29 Nisan'da İnönü Trikupis'i esir aldığı Uşak'ı "Büyük Taarruz"un ilk durağı olarak seçmiş ancak oraya ulaştığında taşlı saldırıya uğrayıp, başından yaralanmıştır.[60] İçişleri Bakanının emriyle İnönü'nün gezisini engelleyen Uşak valisi İlhan Engin'e[61] muhalif basın 'İktidarın "Uşak" Valisi' demeye başlamıştı.[62]

    İnönü, Manisa ve İzmir'den sonra 4 Mayıs'ta İstanbul'a gelmiş ve Yeşilköy Havalimanı'ndan şehir merkezine giderken Topkapı'da önce trafik müdürü tarafından durdurulmuş ve sonra halkın saldırısına uğramıştır. Polisler ve askerler müdahale etmemişlerdir. Ancak o sırada Binbaşı Kenan Bayraktar'ın emriyle askerler müdahale etmiş ve İnönü kurtarılmıştır.[63]

    Birçok ilde CHP-DP arasında olaylar patlak verdi. (bkz. Geyikli Olayları) 1960 başlarında basında sansür artmıştı, gazeteler sansür nedeni ile beyaz sayfalarla çıkıyordu.[64] Cezaevleri tutuklu gazetecilerle doluydu.[65] 2 Nisan 1960'ta Kayseri'ye gelen İsmet İnönü'nün treni, vali Ahmet Kınık'ın emriyle durduruldu. Kendisine İnönü'nün Himmet Dede Demiryolu İstasyonu'nda trenin durdurulması ve yolunun kesilmesi için emir verilmiş Binbaşı Selahattin Çetiner, "Sizin yolunuzu kesmek ve sizin Kayseri'ye gitmenize engel olmaktansa intiharı tercih ederim" sözlerini söylemiştir.[65] Olaydan sonra emekli edilmiş; ancak Danıştay Kararı ile göreve iade edilmiş, daha sonra orduda Generalliğe kadar yükselmiş, 12 Eylül Darbesi sonrası kurulan hükûmette İçişleri Bakanlığı yapmıştır. Zorlukla yoluna devam eden İsmet İnönü'yü Kayseri'de 50 bin kişi karşıladı.[66][67] Seçim öncesi meydana gelen bu olaydan dönemin Ulaştırma Bakanı sorumlu tutuldu. 27 Mayıs Darbesi'nden sonra hazırlanan 1961 Anayasası'na Millet Meclisi genel seçimlerinden önce Ulaştırma, İçişleri ve Adalet Bakanları çekilir(m. 109) maddesinin eklenmesinin sebebi olarak da bu olay gösterilir.[68]

    "İhtilal beyannameleri"[değiştir | kaynağı değiştir]

    Nisan 1960'ta TBMM'de gazete ve dergilerin "yıkıcı, gayrimeşru ve kanun dışı" faaliyetlerini inceleyerek meclise bildirmek için Ahmet Hamdi Sancar başkanlığında kurulan Tahkikat Komisyonu meclis ile ilgili bütün neşriyatı yasaklayınca DP-CHP ilişkisi daha gerginleşmiştir. CHP'lilerin konuşmaları basına yansımadan elden ele dolaşmıştır. DP yönetimi bu konuşmalarını "İhtilal beyannameleri" olarak adlandırmıştır.[69]

    18 Nisan 1960 günü Mazlum Kayalar ve Baha Akşit'in CHP'nin "yıkıcı, gayrimeşru ve kanun dışı" faaliyetleri olduğu gerekçesiyle meclis araştırmasına açılması yolundaki önerge karşısında İnönü şöyle konuştu:

    CHP Genel Başkanı uyarılarını sürdürdü. 27 Nisan 1960 günkü TBMM toplantısında İnönü tekrar Tahkikat Komisyonu'nu hedef alınca Meclis, İnönü'ye on iki oturum toplantılara katılmama cezası verildi.[71] Kararı protesto eden CHP milletvekilleri Meclisten polis zoru ile uzaklaştırıldı.[72][73]

    27 Nisan 1960'ta Tahkikat Encümenlerinin görev ve yetkileri hakkında kanun teklifi konuşmasını yapan İnönü'ye Afyon milletvekili Murat Ali Ülgen: "Kürsüden ihtilal beyannamesi okudun paşam" demiştir.[71]

    28-29 Nisan olayları[değiştir | kaynağı değiştir]

    28 Nisan'da İstanbul'da 29 Nisan'da Ankara'da çıkan öğrenci olayları şiddetle bastırıldı.

    İstanbul'da çıkan olaylarda yaklaşık 40 öğrenci yaralanmış ve İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi öğrencisi Turan Emeksiz polisin kurşunuyla öldürülmüştür.[74] Bundan dolayı "Kanlı Perşembe" olarak anılmıştır.[75] DP yönetimi bu illerde sıkıyönetim ilan etti. Öğrenciler hep bir ağızdan Gazi Osman Paşa'nın kahramanlığı için yazılan Plevne Marşı'nın değiştirilmiş hâli olan Olur mu böyle olur mu şarkısını söylüyordu:[76]

    Bu olaylarda polisler "Kahrolsun diktatörler", "Hürriyet isteriz" sloganları atan öğrencileri dağıtmaya çalışmışlardır.[75] Ancak "Türk ordusu çok yaşa" sloganı atan öğrenciler ile askerler arasında dayanışma yaşanmış ve askerler polislerin teslim ettikleri öğrencileri serbest bırakmışlardır.[75]

    Harp okulu öğrencileri bir yandan Atatürk Bulvarı'nda sessiz yürüyüş yapmış ve öte yandan 20 Mayıs'ta Türkiye'yi ziyaret edecek Hindistan Başbakanı Nehru'yu karşılamak için Esenboğa'dan şehir merkezine gitmek için aynı arabaya binecek olan Menderes'i Nehru'nun yanından kaçırmayı planlamıştır.[77] Ancak yabancı misafir varken bu tür hareketlere girişmenin dış dünyaya karşı olumsuz etki yaratacağı kanaatine varılarak plan reddedilmiştir.

    Gürsel'in veda mesajı[değiştir | kaynağı değiştir]

    3 Mayıs 1960'ta Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel Millî Müdafaa Vekili Ethem Menderes'e bir mektup iletmiş ve Kara Kuvvetleri Kumandanlığı Karargâhına da veda mesajı göndermiştir.

    Gürsel'in veda mektubundan sonra liderini yitiren gizli örgüt, önce Genelkurmay İkinci başkanı Cevdet Sunay'a başvurmuş fakat olumlu yanıt alamayınca 1. Ordu ve sıkıyönetim Komutanı Fahri Özdilek'e başvurmuş fakat ne olumlu ne de olumsuz yanıt alabilmiştir. Orhan Kabibay Kore'den tanıdığı "argo bir adam"[78] olan Kara Kuvvetleri Lojistik Başkanı Tümgeneral Cemal Madanoğlu'nu önermiş fakat Madanoğlu şu şekilde tereddüdünü dile getirmiştir:

    Orhan Kabibay, düşünmek için 24 saat izin vermiş ve süre dolduğunda Madanoğlu şu yanıtı vermiştir:

    555K[değiştir | kaynağı değiştir]

    5 Mayıs 1960 tarihinde, Ankara, Kızılay'da Demokrat Parti aleyhtarı öğrencilerin yaptığı protesto eylemidir. Adını 5. ayın 5. günü saat 5'te Kızılay'da gerçekleşmesinden alan eylem cumhuriyet tarihinin ilk "sivil itaatsizlik" eylemi olarak da anılır.[kaynak belirtilmeli]

    28 ve 30 Nisan 1960 tarihlerinde polisle öğrenciler arasında çıkan çatışmalarda öğrencilerin hayatını kaybetmesi ve Turan Emeksiz isimli öğrencinin ölmesi ülkedeki ortamı kutuplaşmaya sürükledi.[80] DP mitingi için Kızılay Meydanı'na gelen dönemin başbakanı Adnan Menderes, bir anda kendini protestocuların arasında buldu. Hatta şair Cemal Süreya'nın aktardığına göre Vedat Dalokay, Menderes'in “Ne istiyorsunuz?” sorusu üzerine başbakanın yakasına yapışıp “Hürriyet istiyoruz!” demişti. Menderes ise şu soruyla cevap vermişti: “Başbakanın yakasına yapışıyorsun, bundan büyük hürriyet olur mu?”[81]

    Adnan Menderes, 28-29 Nisan ve 5 Mayıs olaylarından sonra üniversite hocalarını gençleri kışkırtmakla suçlamış ve onlardan "Kara Cübbeliler" olarak söz etmeye başlamıştır.[82]

    Darbe[değiştir | kaynağı değiştir]

    Başkent Ankara'yı ele geçirmek için Tümgeneral Selahattin Kaplan komutasındaki 28. Tümen, Tuğgeneral Yusuf Demirdağ komutasındaki Zırhlı Eğitim Merkezi (Etimesgut), Süvari Yarbay Reşit Çölok komutasındaki 43. Süvari Alayı, Binbaşı Hakkı Bozkaya komutasındaki Tank Taburu (Harp Okulu arkası) gibi birliklerin ikna edilmesi ya da etkisizleştirilmesi gerekirdi.[83]

    23 Mayıs Pazartesi, harekât tarihi 25 Mayıs 1960 olarak kararlaştırılmış ve parolalar belirlenmiştir: zamanında gerçekleşirse "Dündar Seyhan'ın oğlu sınıfını geçti.", ertelendiği takdirde "Dündar Seyhan'ın oğlu bütünlemeye kaldı."[83]

    27 Mayıs 1960 sabah saat 3.15'te piyade birlikleri ve süvari grubu, 3.30'da tanklar hareket etti. Saat 4.36'da [35] Albay Alparslan Türkeş tarafından radyoda okunan ilk bildiri ile harekât bütün Türkiye ve dünyaya ilan edildi.[84]

    İlk olarak Tuğgeneral Yusuf Demirdağ evinden alınıp Harp Okulu'na getirilmiş ve nezarethaneye kapatılmıştır. Bundan sonra Refik Koraltan getirilmiştir. 2. Ordu komutanı Orgeneral Suat Kuyaş da enterne edilmiştir. Celâl Bayar Çankaya Köşkünde Veteriner Tuğgeneral Burhanettin Uluç, Topçu Yarbay Abdullah Tardu, Kurmay Albay Sami Küçük tarafından gözaltına alınmıştır. Celal Bayar, göz altına alınmadan evvel silahı ile şakağına ateş ederek intihar teşebbüsünde bulunmuş fakat yanında bulunanlar buna mani olmuştur.[85] Bu arada komite üyelerinden Cumhurbaşkanlığı Muhafız Alayı komutanı Kurmay Albay Osman Köksal da yanlışlıkla içeriye kapatılmıştır.[86]

    Adnan Menderes Eskişehir'den Konya'ya gitmek üzere Kütahya'ya geçtiğinde Keşif Tabur komutanı Agasi Şen ve Binbaşı Muhsin Batur tarafından gözaltına alınmış ve Ankara'ya getirilmiştir. Darbenin ilk günü, Bayar, Menderes, Koraltan, Fatin Rüştü Zorlu ve Başbakanlık Müsteşarı Ahmet Salih Korur ve diğer hükûmet üyeleri Harp Okulunda, öğrenciler tarafından darp edilmişler ve enterne edilmişlerdir.[86] İçişleri Bakanı Namık Gedik ise tutuklu olduğu odanın penceresinden aşağıya atlayarak intihar etmiştir; fakat pencereden aşağıya atılarak öldürüldüğünü savunanlar da mevcuttur.[87][88]

    Cemal Gürsel, İstanbul Yeşilköy Askerî Havaalanı'ndan kalkan C-47 ile İzmir Karşıyaka Bostanlı'daki evinden alınıp saat 11.30'da Ankara'ya Harp Tarih binasına gelmiş ve saat 16'da radyoda konuşma yapmıştır.[89]

    27 Mayıs 1960’tan, seçimlerin yapılarak normal yaşama geçildiği 15 Ekim 1961 yılına kadar geçen süre, askerin Millî Birlik Komitesi (MBK) eliyle cunta olarak iktidarda olduğu dönemdir. Bu dönemde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin anayasal bütün hak ve yetkileri 38 subaydan kurulu MBK’nin eline geçti. MBK ülkeyi yayımladığı tebliğlerle askeri cunta olarak idare etmiştir.

    3 numaralı Tebliğ ile her türlü siyasi parti neşriyat ve faaliyetleri, gösteri yürüyüşleri ve her türlü toplantı yasaklanmıştır. MBK faaliyetlerinin aksamaması için telsiz ve telefon görüşmelerini kısıtlayan 4 ve 5 numaralı Tebliğlerden sonra, ordunun görevini açıklayan 6 numaralı Tebliğ yayımlanmıştır. 6 numaralı Tebliğin ilk fıkrasında,

    Aynı şekilde 13 ve 32 numaralı Tebliğlerde bu darbenin yapılış gerekçeleri şöyle yer bulmuştur:

    İsmet İnönü'nün Mebusevleri Ayten sokak (no. 22)'taki evi de koruma altına alınmıştır.

    MBK üyelerinden Muzaffer Karan ve Fikret Kuytak öteden beri CHP genel sekreteri İsmail Rüştü Aksal ile temas hâlindeydiler. Darbeden sonra bunlarla aynı grubu oluşturan Refet Aksoyoğlu, Suphi Gürsoytrak ve Ahmet Yıldız ile birlikte CHP ile irtibatlı olarak çalışmışlardır.[90]

    CHP'deki atmosferi "Aman ne iyi, asker geldi memkeleti kurtardı" olarak tanımlamıştır.[91]

    Onar Komisyonu[değiştir | kaynağı değiştir]

    27 Mayıs sabahı, askerler; İstanbul Üniversitesi'nden Sıddık Sami Onar, Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Naci Şensoy, Ragıp Sarıca, Tarık Zafer Tunaya, Hüseyin Nail Kubalı ve İsmet Giritli'yi askerî bir uçakla Ankara'ya getirmişlerdir.[92]

    28 Mayıs günü komisyona Ankara'da iştirak eden Muammer Aksoy, İlhan Arsel ve Bahri Savcı ile birlikte yeni bir anayasa taslağını hazırlamak için çalışmalara başlamışlardır. Başkanlığına getirilen Sıddık Sami Onar'ın adıyla "Onar Komisyonu" olarak anılmıştır.[93][94]

    "Hürriyet Şehitleri"[değiştir | kaynağı değiştir]

    Millî Birlik Komitesi, DP'liler hakkında daha sonradan doğru olmadığı anlaşılan bazı haberler yaymaya başlamıştı. MBK, Demokrat Partililerin yurt dışına kaçarken yakalandığını ve beraberlerinde 12 uçak dolusu altın, mücevherat ve parayı kaçırmakta iken yakalandığını iddia etti.[95] Komite ayrıca 28 Nisan-27 Mayıs 1960 arasında yüzlerce gencin öldürüldükten sonra kamyonlarla mezarlıklara getirilip gizlice gömüldüğünü ve bir kısmının hayvan yemi yapılan makinelerde kıyılarak toz hâline getirildiğini öne sürmüş ve bu gençler "Hürriyet Şehitleri" olarak adlandırılmıştır.[95][96] 2 Haziran 1960'ta İstanbul Üniversitesi rektörü Sıddık Sami Onar, Üniversitesi Yönetim Kurulu'nun memleketi hürriyete kavuşturmak için şehit düşenler adına anıt inşa etmeye karar verdiğini açıklamıştır. 3 Haziran'da MBK Hürriyet Şehitlerimizin tespiti işine Silahlı Kuvvetlerimizin idareyi aldığı andan itibaren ehemmiyetle devam edilmektedir. diyen bir tebliğ yayınlamıştır.[96]

    Fakat gençlerin cesetleri hiç ortaya çıkmayınca, 9 Haziran'da Sıddık Sami Onar Naaşları belki bulamayacağız ama ölülerimiz vardır. diye konuşmuştur. 10 Haziran'da 28 Nisan olayının kurbanı Turan Emeksiz, tanktan düşerek ezilen İstanbul Lisesi öğrencisi Nedim Özpolat, 27 Mayıs'ta kaza kurşunuyla ölen Harp Okulu öğrencisi Teğmen Ali İhsan Kalmaz, Ersan Özey ve Sökmen Gültekin'in naaşları Anıtkabir'deki "Hürriyet Şehitliği"ne nakledilmiştir.

    MBK üyelerinin kimlikleri 18 Haziran 1960'ta açıklanmıştır. Yurt dışında bulunan gizli komite mensupları Dündar Seyhan, Talat Aydemir, Sadi Koçaş komiteye girmemişlerdir.

    Yassıada[değiştir | kaynağı değiştir]

    27 Mayıs sonrasında Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, Başbakan Adnan Menderes, hükûmet üyeleri ve aralarında Millî Mücadele'nin önemli komutanlarından Ali Fuat Cebesoy'un da olduğu Demokrat Parti milletvekilleri, parti yöneticileri, asker ve bazı üst düzey kamu görevlileri tutuklanarak Yassıada'ya götürüldü. Burada tutuklulara ağır işkence ve kötü muameleler yapıldığı iddia edildi.[97][98][99] İşkence ve kötü muameleler neticesinde Cemil Keleşoğlu[100] ve Namık Gedik'in[101] intihar ettiği ileri sürüldü. Hatta DP avukatlarından Hüsamettin Cindoruk, Namık Gedik'in intiharının dahi şüpheli olduğunu iddia etti:

    Yassıada tutuklularından eski DP milletvekili Gıyasettin Emre, başına gelenleri şu şeklide anlatır:

    Tutukluluk süresinde; Yusuf Salman, Lütfi Kırdar, Gazi Yiğitbaşı, Yümnü Üresin, Nuri Yamut ve Kenan Yılmaz hayatlarını kaybettiler.[98].

    14 Ekim 1960'ta başlayan Yassıada davaları, 11 ay 1 gün sürdü. 203 gün davalara bakıldı, 872 oturum yapıldı. 19 davaya bakıldı, 1068 tanık dinlendi ve yargılamalar hükmün açıklandığı 15 Eylül 1961 tarihinde son buldu.[35][103] Sivil ve askerlerden oluşan Yassıada mahkemelerinde yargılanan siyasiler; vatana ihanet, kamu fonlarının kötüye kullanımı, Kırşehir'in ilçe yapılması, meclis iç tüzüğünde yapılan değişiklik, Meclis oturumlarının yayına engel olunması, CHP'nin mallarına el konulması, Tahkikat komisyonu [104] oluşturmak, hakim teminatı ve mahkeme bağımsızlığının ihlali gibi konularla toplam 19 dava açıldı, davalar anayasayı ihlal davasıyla birleştirildi.[35] Bu bağlamda 14 Ekim'de ilk dava "Köpek Davası"dır.[105] Davanın sanıkları Celâl Bayar ve Nedim Ökmen'dir. Konusu ise bir köpeğin değerinden fazlasına Atatürk Orman Çiftliği'ne satılmasıdır. TCK'nın 209. maddesine göre 5 yıl hapis ve ömür boyu memuriyetten mahrumiyetleri istendi.[105] Bayar'ın savunması Millî Mücadele yıllarında gösterdikleri yardımlardan dolayı bu parayla Bursa'daki Umurbey köyüne çeşme yaptırdığı yolundadır.

    Yassıada spor salonunda gerçekleştirilen ikinci davanın konusu 6-7 Eylül Olayları'nın DP hükûmetince çıkartıldığına dair suçlamadır.[106] Celâl Bayar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Fuad Köprülü, İstanbul Valisi Fahrettin Kerim Gökay, Emniyet müdürü Alaaddin Eriş, İzmir Valisi Kemal Hadımlı, Selanik başkonsolosu Mehmet Ali Balin ve diğerleri Selanik'te Atatürk'ün evinin bombalanması ve Rum azınlığın evlerinin yağmalanmasının organizasyonunu yapmakla suçlanıp, 5 ile 10 yıl ağır hapis, kamu hizmetlerinden sürekli men cezası istenildi. Savunma Türk hükûmetinin tertip etmesi asla doğru değildir denilerek yapıldı.[107] Bayar beraat ederken, Menderes ve Zorlu 6 yıl hapis, diğerleri 4 ay hapis cezası aldı.[105]

    Bir sonraki dava "Bebek Davası" olup sanıklar Adnan Menderes ve Fahri Atabey'dir. Cemal Gürsel tarafından gizli celse olarak yapılması istense de açık olarak yapılmıştır. Ayhan Aydan'dan olan bebeğini Fahri Atabıyık'ı azmettirerek öldürtmek suçundan her ikisine 5 ile 10 yıl ağır hapis istenir.[105] Ayhan Aydan ve Menderes dava sırasında ilişkilerinin ve bebeklerinin olduğunu fakat doğum sırasında öldüğünü belirtirler. Dava sırasında savcı bir kadın külotunu gösterip, kimin giydiğini ve başbakanlıkta unuttuğunu sorar. Adnan Menderes'in avukatı Burhan Apaydın'ın müdahalesi ile olay kapanır.[108][109] Beraatlerine karar verilir.

    Bir sonraki dava "Vinilex Davası"'dır. Maliye bakanı Hasan Polatkan'ın şirkete usülsüz kredi sağladığı ve bunun üzerine 110 bin lira rüşvet aldığı iddia edilmiştir. Adnan Menderes ve Hasan Polatkan'ın nüfuzlarını kullanarak "Vinileks" firmasına Türkiye Vakıflar Bankasından kredi verdirmekle suçlanmışlardır. Adnan Menderes tarafından kurulan bu Bankanın 27 Mayıs darbesine kadar Umum Müdürlüğü'nü yapan ve 1961 seçimlerinden sonra tekrar aynı Bankanın Genel Müdürlüğüne getirilecek olan Sabahattin Tulga yaptığı savunmada krediyi, suni deri imal ederek ithal ikamesi yapacak bu firmanın karlı olacağına inandıkları için verdiklerini; nitekim darbe sonrası işbaşına gelen yeni Banka yönetiminin de aynı firmaya ilave kredi vererek bu firmanın kredi limitini iki misli artırdığını belirtmiştir. Buna rağmen bu mahkeme Menderes ve Hasan Polatkan'ı bu davadan da suçlu bulmuştur. Polatkan 7 yıl ağır hapis ve memuriyetten men cezası alırken, şirket yetkilileri de ceza almışlardır.[110]

    Bu duruşmalarda açılan bir diğer dava radyo davasıydı. Adnan Menderes, bazı bakanlar ve Basın Yayın ve Turizm genel müdürü olan Altemur Kılıç hakkında radyoyu parti organı hâline getirdikleri yolunda açılmıştır.[23]

    Yüksek Adalet Divanı 15 sanığı idam cezasına çarptırdı. Celâl Bayar, Adnan Menderes, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan oybirliğiyle, eski T.B.M.M. Başkanı Refik Koraltan, eski Genelkurmay başkanı Rüştü Erdelhun, Agah Erozan, İbrahim Kirazoğlu, Ahmet Hamdi Sancar, Nusret Kirişçioğlu, Bahadır Dülger, Emin Kalafat, Baha Akşit, Osman Kavrakoğlu, Zeki Erataman oy çokluğuyla ölüm cezasına çarptırıldı.

    Daha sonra özellikle sanık yakınları, bazı sanıklara savunma için süre ve imkân verilmediğini iddia ettiler.[111][112][113] Hasan Polatkan'ın yargılamalar sırasında kaybettiği 175 sayfalık savunması yıllar sonra, dönemin Yassıada İrtibat Bürosu Müdürü albay Ömer Faruk Erus'un kasasından çıktı.[114][115]

    Sanıklardan Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961'de sabaha karşı, Adnan Menderes 17 Eylül 1961'de saat 13.30'da İmralı Adası'nda idam edildi. Dünyanın bütün ülkelerinde ceza muhakemesi kanunlarına göre idam cezaları sabaha karşı infaz edilirken Adnan Menderes'in cezasının infazında bu kuralın dışına çıkılarak öğle vaktinde idam gerçekleştirilmiştir. Bu durumun nedeni olarak, Zorlu ve Polatkan'ın idamlarından sonra, İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth başta olmak üzere tüm Avrupa devletlerinin var güçleriyle Türkiye'ye baskı yapmaları gösterilir.[116] İdamdan 9 gün sonra Menderes'in evine gidilerek evin kapısına idam hükmünün bir suretinin asıldığı ve idam edilirken kullanılan ip, idam gömleği, cellat, imam ve son gün yiyip içtiklerinin parasının eşi Berrin Menderes'ten alındığı çok sefer dile getirilmiştir.[116]

    Zorlu, Polatkan ve Menderes'in dışındakilerin cezaları infaz edilmeyip, hapis cezasına çevrildi. İdamları durdurmak için ABD başkanı John F. Kennedy'nin Ankara büyükelçisi Raymond A. Hare aracılığı ile Dışişleri Bakanı Selim Sarper'e bir mesaj ilettiği iddia edilir.[117]

    Sonrası[değiştir | kaynağı değiştir]

    Alyans kampanyası[değiştir | kaynağı değiştir]

    27 Mayıs Darbesi'nden sonra bozulan ekonomiyi düzeltmek iddiasıyla alyans bağışı kampanyası Zırhlı Tugay tarafından başlatıldı. Hatta bu konuda Gürsel'in, ABD'den mali yardım istediğine dair belgeler olduğu iddia edilmektedir.[118] Halktan toplanılan bu alyanslar yerine ucuz metalik alyanslar verildi.[119] Alyanslarını bağışlayanlara MBK tarafından bakır "Devrim" yüzükleri verildi. Vehbi Koç hazineye 26 kilo altın ve bir bina bağışladı. Ankara'nın Yücetepe semtinde yapılan askeri lojmanların halktan toplanan bu alyanslar ve birikimlerle yapıldığına dair söylentiler çıkmış ve "Alyans Evler" olarak anılmaya başlanmıştır.[120][121]

    147'ler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ekim 1960'ta Millî Birlik Komitesi 147 öğretim üyesini üniversitelerden uzaklaştırdı.[122][123] Görevine son verilenler arasında Ali Fuat Başgil, Sabahattin Eyüboğlu, Yavuz Abadan, Nusret Hızır, Tarık Zafer Tunaya, Mina Urgan, Haldun Taner de vardı. Genelde bu tasfiyeler üniversite içinden gelen ihbarlara dayanıyordu.[124] Kararı protesto etmek için Turhan Feyzioğlu, Sıddık Sami Onar, Fikret Narter ve Suut Kemal Yetkin gibi birçok rektör ve öğretim üyesi görevinden istifa etti.[125] 1962 yılında çıkarılan yasayla öğretim üyelerine üniversiteye geri dönüş hakkı tanındı.[123]

    55'ler olayı[değiştir | kaynağı değiştir]

    27 Mayıs Darbesi'nde DP'liler Kürdistan Hükûmeti tesis etmek üzere çalışmalar yapmakla suçlandılar.[126][127][128] 31 Mayıs 1960'ta Cumhuriyet gazetesinde MBK'nin bu konuyla ilgili çeşitli belgeler bulduğu ve Şeyh Said'in oğlunun DP iktidarı döneminde doğuda propaganda gezileri yaptığı iddia edilmiştir.[129] Darbeden 4 gün sonra Doğu ve Güneydoğu'dan seçilen 485 ağa ve şeyhler Sivas Garnizonu (Kabakyazı)'nda bir kampa yollanmıştır.[130][131] Bu konu hakkında Cemal Gürsel'in "ileri gelen 2500 Kürdü öldürelim" dediği iddia edilmektedir.[132] Sivas'taki kamp 19 Ekim 1960 tarihinde çıkan 105 numaralı Mecburi İskân Kanunu ile boşaltılıp Millî Birlik Komitesi tarafından "55 ağa" DP'yi destekliyor iddiasıyla Antalya, Isparta, İzmir, Afyonkarahisar, Manisa, Denizli ve Çorum'a sürüldü.[133][134][135]

    Bu kanun 1962 yılında kaldırıldı.[135] 1961 Anayasası'nda bir takım değişiklikler yapıldı. 1924 Anayasası'nın 3. maddesi olan "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" sözü "Egemenlik kayıtsız şartsız Türk milletinindir" şeklinde değiştirildi.[136]

    Emekli İnkılap Subaylar Derneği[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ağustos 1960-Şubat 1961 arasında Millî Birlik Komitesi tarafından emekliye sevk edilen 235 general ve yaklaşık 5.000 subay tarafından Emekli İnkılap Subayları Derneği kurulmuş ve orduya geri dönmeye çalışmışlardır. Bu derneğe bağlı emekli subaylar "Eminsular" olarak anılmıştır.[137] En yüksek rütbeli üyesi olan Orgeneral Ragıp Gümüşpala daha sonra Adalet Partisi'nin genel başkanlığına getirilmiştir.

    14'lerin tasfiyesi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Millî Birlik Komitesi kuruluşundan itibaren karma ve heterojen bir gruptu. Madanoğlu-Küçük grubu ile Türkeş-Kabibay grubu karşı karşıya gelmiştir.

    Madanoğlu-Küçük grubu iktidarı bir an önce sivillere devretmeyi planlamıştır.[138] Fakat Türkeş, Kabibay ve Erkanlı grubu reformların yapılmadan önce iktidarını sivillere devretmesine karşı çıkmış ve hemen sivillere devretmenin iktidarı Cumhuriyet Halk Partisi'ne teslim etmek anlamına geleceğini savunmuştur.

    Eylül ayının başlarında Türkeş, Kabibay, Erkanlı ve Dündar Seyhan, ihtilalin gayesine aykırı çalışan dört beş kişinin ülke dışına çıkarılmasını kararlaştırmışlardır. Türkeş, kararı uygulamak için hazır olduğu halde Kabibay zamana bırakmayı tercih etmiştir.

    İstanbul'da Muzaffer Özdağ'ın "Bâb-ı Âli'den de geçeceğiz" demesi büyük yankılar uyandırmış ve Cemal Gürsel'in tasfiye kararı almasını hızlandırmıştır.

    MBK üyelerinden Muzaffer Yurdakuler, Seyhan tasfiye kararını arkadaşlarına anlatırken kulak misafiri olmuş ve diğer MBK üyelerine haber vermiştir.

    Karşı taraf erken davranmış ve Gürsel 13 Kasım 1960'ta Alparslan Türkeş'e bir mektup göndererek Kurmay Albay Alparslan Türkeş, Kurmay Yarbay Orhan Kabibay, Kurmay Yarbay Mustafa Kaplan, Kurmay Binbaşı Orhan Erkanlı, Kurmay Binbaşı Şefik Soyuyüce, Kurmay Binbaşı Dündar Taşer, Piyade Binbaşı Fazıl Akkoyunlu, Tank Binbaşı Muzaffer Karan, Deniz Kurmay Binbaşı Münir Köseoğlu, Deniz Kıdemli Yüzbaşı Rıfat Baykal, Kurmay Yüzbaşı İrfan Solmazer, Kurmay Yüzbaşı Numan Esin, Kurmay Yüzbaşı Muzaffer Özdağ ve Jandarma Yüzbaşı Ahmet Er olmak üzere çoğunluğu Türkçü subaydan oluşan 14 MBK üyesini emekliliğe sevk edip yurt dışındaki temsilciliklere danışman olarak tayin etmiştir.[43]

    OYAK'ın kuruluşu[değiştir | kaynağı değiştir]

    27 Mayıs darbesinden 8 ay sonra 1961 yılında Osmanlı Devleti'nin subayların ihtiyaçlarını karşılamak için oluşturduğu fondan devredilerek 50 bin altınla kuruldu.[139] Kurumun kuruluşu 3 Ocak 1961 kabul edilen Ordu Yardımlaşma Kurumu Kanunu'na dayanmaktadır.[140] Üye olması zorunlu subay ve astsubayların maaşlarının %10'u ve yedek subayların maaşlarının %5'i her ay bu fona aktarıldı.[141]

    Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu[değiştir | kaynağı değiştir]

    Mustafa Kemal Atatürk tarafından konulan ve askerin siyasete müdahale etmesini kesinlikle yasaklayan mevcut 22 Mayıs 1930 tarih ve 1632 sayılı Askeri Ceza Kanunu[142][143] dışında, 27 Mayıs'tan sonra 4 Ocak 1961 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu çıkarıldı ve Türk Silahlı Kuvvetleri daha sonraki darbe ve teşebbüslerini bu kanunun 35. ve 85. maddesine dayandırdı.[144] 27 Mayıs Darbesi'nin Türkiye'de askerî darbelerin meşru olduğu intibasını yarattığı ve diğer askerî darbelerin yolunu açtığı yönünde iddialar bulunmaktadır.[98][145][146]

    Silahlı Kuvvetler Birliği[değiştir | kaynağı değiştir]

    6 Haziran 1961'de ordu içinde Millî Birlik Komitesine muhalif olan general ve subaylar Silahlı Kuvvetler Birliği (SKB)'ni kurmuş ve sembolik başkanlığına Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay'ı getirmişlerdir. SKB ordunun yönetimde kalmasından yanaydı ve parlamentonun açılmasına taraftar değildi.[147] SKB, MBK tarafından Washington'a atanan İrfan Tansel'in bindiği uçağı yanlı jetler ile havada geri çevirerek Hava Kuvvetleri Komutanlığına tekrar getirilmesini sağlayacak kadar güçlenmiştir. Bu olay üzerine Cemal Madanoğlu görevinden istifa etti.[43]

    Kurucu Meclis ve 1961 Anayasası'nın Hazırlanması[değiştir | kaynağı değiştir]

    6 Ocak 1961'de MBK ve Temsilciler meclisi'nden oluşan Kurucu Meclis kuruldu. Daha sonra Enver Ziya Karal ve Turhan Feyzioğlu başkanlığında Kurucu Meclis'e bağlı 20 kişilik bir anayasa komitesi kurularak yeni anayasa için çalışmalara başlandı.[148]

    Yeni hazırlanan anayasada 1924 Anayasası'ndan farklı olarak halkçılık, devletçilik ve inkılapçılığa yer verilmemiş, milliyetçilik ise Millî Devlet olarak değiştirilmiştir. İlk kez Sosyal Devlet ilkesi bu anayasa ile ortaya çıkmıştır. Adalet Partisi de resmi olarak yeni anayasanın 1924 Anayasası'na kıyasla "ileri bir adım" olacağını belirtmiştir. Ancak Adalet Partisi'nin desteğiyle "hayırda hayır vardır", "hayır deyin hayırlı olsun", "demli çay" ("hayır" oyunun renginin kırmızı olmasından) gibi sloganlarıyla "hayır" kampanyası yürütülmüştür. Hatta "Mr. Referendum" adlı bir Amerikalı'nın olduğu ve "evet" oyu vermesinin o Amerikalı'ya evet demek anlamına geleceği anlatılmıştır. 9 Temmuz 1961'de yapılan halk oylaması sonucu 1961 Anayasası %61.7 gibi bir evet oranıyla kabul edilse de[27][149][150] bazı akademisyenler ve uzmanlar %40'a yakın hayır oyunun oldukça anlamlı olduğunu ileri sürdüler ve yeni Anayasanın toplumun ciddi bir kesimi tarafından onaylanmadığını savundular.[151][152]

    1961 Seçimleri ve Çankaya Protokolü[değiştir | kaynağı değiştir]

    Adnan Menderes'in idamından üç hafta sonra 15 Ekim 1961'de Demokrat Parti'nin oy tabanının "mirasçıları" Adalet Partisi, Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi ve Yeni Türkiye Partisi oyların % 62'sini alarak 277 milletvekili çıkarmışlardır. Buna karşı Cumhuriyet Halk Partisi 173 milletvekili çıkarabilmiştir. Bu seçim "Menderes'in zaferi" olarak nitelendirilmiş ve ordu durumdan rahatsız olmuştur.[153][154] 25 Ekim 1961'de 12. dönem TBMM toplandı ve askeri rejim sona erdi.[155]

    Ordu içinde MBK kadar etkili olmaya başlayan SKB, seçimlerin millî iradeyi tam olarak yansıtmadığı ve yeni bir darbenin gerektiğini savunmuştur. 21 Ekim'de MBK'nın İstanbul kanadına bağlı 10 general ve 18 albay toplanmış ve en geç 25 Ekim'e kadar yönetime el koyacağını kararlaştıran "21 Ekim Protokolü" imzalamıştır.[156] 22 Ekim'de MBK'nın Ankara kanadı aynı içerikteki "Mürted Protokolü" imzalamıştır.[157]

    Fakat SKB onursal başkanı durumunda bulunan Cevdet Sunay'ın müdahalesiyle protokoller askıya alınmış ve siyasi parti liderleriyle uzlaşma yolu tercih edilmiştir.[158]

    Bunun için 24 Ekim'de Çankaya'da Ragıp Gümüşpala (Adalet Partisi), Ekrem Alican (Yeni Türkiye Partisi), İsmet İnönü (Cumhuriyet Halk Partisi), Osman Bölükbaşı (Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi), Cevdet Sunay, Cemal Gürsel ve generallerin önünde Yassıada mahkûmlarına af çıkarılmayacağına, Emekli İnkılap Subaylar Derneği'ne bağlı subayların orduya geri alınmayacağına ve Cemal Gürsel'in cumhurbaşkanı seçilmesi için çalışacaklarına dair protokolü imzalamışlardır.

    Ali Fuat Başgil'in MBK üyeleri tarafından ölümle tehdit edilerek adaylıktan çekilmesiyle 26 Ekim 1961'de yapılan seçimle tek aday Cemal Gürsel cumhurbaşkanlığına getirildi.[159]

    Millî Güvenlik Kurulu[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ülkenin millî güvenlik politikalarının belirlenmesi amacıyla daha önce çeşitli kararname ve kanunlarla kurulan Yüksek Müdafaa Meclisi Umumi Katipliği ve Millî Savunma Yüksek Kurulu, 1961 Anayasası'nda Millî Güvenlik Kurulu ismiyle düzenlendi.[160]

    Darbenin meşrulaştırılması[değiştir | kaynağı değiştir]

    Anayasa Nizamını, Millî Güvenlik ve Huzuru bozan fiiller hakkında kanun hazırlanıp, 5 Mart 1962'de kabul edilen 38 Sayılı Kanun'da darbeyi eleştirmenin suç olduğu vurgulandı.[161] Bu kanunun birinci maddesinin B bendinde şöyle denilmekteydi:

    Eleştirenler hakkında bu kanunda belirtilen 5 madde gereğince Anayasa Mahkemesi'nde dava açıldı. Bunlardan biri Yeni Demokrat Parti genel başkanı Fuad Köprülü'nün, "af ancak bir haksızlığın tamiri olacaktır" sözleri üzerine açılan kamu davasıdır.[162]

    Değerlendirmeler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Celâl Bayar (Cumhurbaşkanı):

    Cemal Gürsel (MBK lideri):

    Süleyman Demirel (Devlet Su İşleri Genel Müdürü):

    Bülent Ecevit (Cumhuriyet Halk Partisi Ankara milletvekili):

    ABD Dışişleri Bakanlığı İstihbarat ve Araştırma Dairesi'nin 1961 tarihli değerlendirme raporu:

    Dönemin bazı sonuçları[değiştir | kaynağı değiştir]

    27 Mayıs'ın kültür alanına yansımaları[değiştir | kaynağı değiştir]

    Edebi eserler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Darbenin Türkiye'ye Etkileri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Filmler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Diziler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Anılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Araştırmalar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Belgeseller[değiştir | kaynağı değiştir]

    Resmi yayın[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dipnotlar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    '27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi' nasıl oldu? Darbeye giden süreçte neler yaşandı?

    '27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi' nasıl oldu? Darbeye giden süreçte neler yaşandı?

    Modern Türkiye Cumhuriyeti Devleti tarihindeki ilk darbe olan ve gerçekleştiği günün tarihi ile anılan '27 Mayıs Askeri Müdahalesi' veya '27 Mayıs İhtilali' 1960 yılında yaşandı.

    Emir komuta zinciri içerisinde gerçekleşmemiş olan darbe düşük rütbeli subaylardan oluşan 37 kişilik bir grubun planlaması ile sabah erken saatlerde uygulandı.

    Darbeye hazırlık olarak kritik noktalara kendine bağlı askerleri yerleştiren bu grup, hızlı bir şekilde üst komuta kademesini etkisiz hale getirdi ve ardından Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Demokrat Parti (DP) lideri Başbakan Adnan Menderes başta olmak üzere devlet ve hükümet yetkililerini tutukladı.

    Genelkurmay Başkanı Orgeneral Rüştü Erdelhun, İstiklal Savaşı kahramanlarından Ali Fuat Paşa ve Kore gazisi Tahsin Yazıcı da tutuklananlar arasındaydı.

    Bu tutuklamaların yanı sıra 235 general ve 3 bin 500 subay emekli edildi. 147 öğretim görevlisinin işine son verildi ve 520 hakim ve yargıç görevden alındı.

    Bu 37 subayın oluşturduğu Milli Birlik Komitesi (MBK) ülke yönetimine geçti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi ile anayasa feshedildi.

    Darbeye giden süreçte neler oldu?

    MBK açıklamasında "Demokrat Parti'nin ülkeyi gitgide bir baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğü" ileri sürüldü ve ana gerekçe olarak bu gösterildi.

    1950 yılında iktidara gelen Demokrat Parti dönemi çeşitli ekonomik ve siyasi çalkantılarla geçti. İki kez develüasyon yaşayan ülkede Başbakan Adnan Menderes'in orduyu kışkırtan bazı açıklamaları olduğundan da bahsedilir. Ancak Menderes bu iddiaları hep yalanladı.

    Örneğin "Ben bu orduyu yedek subaylarla da yönetirim" dediği iddiası MBK tarafından darbenin meşrulaştırılması için sıkça kullanıldı.

    Cunta yönetiminin darbeyi meşru gösterme gerekçeleri arasında Menderes hükûmetinin uygulamaları, çıkarılan yasalar ve laiklik ilkesine aykırı adımlar vardı. Subaylar DP hükümetinin rejimi tehdit ettiğini düşünüyordu.

    Menderes'in bir parti meclis grubu konuşmasında vekillere "Siz isterseniz hilafeti bile geri getirebilirsiniz" demesi açık tehdit olarak sayıldı ve DP anayasa ihlallerinde bulunmakla suçlandı.

    Seçim öncesi muhalefetin birlik olmasını engelleyen yasal düzenleme

    1957 seçimleri de son derece sert bir atmosferde geçti. DP seçimler öncesinde yasal düzenlemeler yaparak, muhalefetin seçimlere bir cephe halinde girmesini engelledi.

    Seçiler sırasında da usul ve işlemlere ilişkin ülkenin çeşitli noktalarında kavgalar ve bazı skandallar yaşandı.

    Kavgalar, iddialar ve tartışmalı olaylar

    Örneğin Gaziantep'te radyo ve gazeteler CHP'nin zafer kazandığını duyurdu ancak daha sonra 'köyden geldiği' söylenen oylar ile seçimi DP'nin kazandığı açıklandı. CHP duruma itirazı etti ve oylar yeniden sayım için Gaziantep Adliye binasına getirildi. Ne var ki, burada da yangın çıktı ve adliye ile birlikte oy pusulaları da yandı. Bu olaya ilişkin haberlere de yayın yasağı getirildi.

    1957 seçimlerinde CHP'nin -daha önce yüzde 35 olan- oy oranının seçim sırasında yaşanan tartışmalı hadiselere rağmen yüzde 41'e çıkmış olmasının da cuntayı planlayan subayları motive ettiği düşünülüyor.

    DP ise yüzde 57 olan oy oranında kayıp yaşayarak yüzde 47'ye düşmüştü. DP ile CHP oy oranları arasındaki fark çok az olmasına rağmen yürürlükteki 'çoğunluk esasına dayalı seçim sistemi' sayesinde DP 424 milletvekili ile meclise girerken CHP yalnızca 178 sandalye sahibi olabilmişti.

    Seçime birlikte girmek isteyen ancak bunu yapmalarına engel olunan muhalif partilerinin toplam oy oranı DP'den daha yüksek olduğu için darbeci askerlerin gözünde DP iktidarı bir azınlık hükümetiydi.

    İsmet İnönü yaralanıyor

    1959'un Nisan ayında CHP Genel Başkanı İsmet İnönü, Batı Anadolu illerini kapsayan bir geziye çıktı. CHP'liler bu geziyi "Büyük Taarruz" diye isimlendirdi. Ancak daha ilk durağı olan Uşak'ta İnönü taşlı saldırıya uğradı ve başından yaralandı.

    İçişleri Bakanının da emriyle Uşak Valisi İnönü'nün gezisini engelledi. İnönü daha sonra gezi dönüşünde de Topkapı'da bir trafik memuru tarafından durdurulduğu sırada orada bulunan halkın saldırısına uğradı. Polisin müdahale etmediği olaya askerlerin müdahale ederek İnönü'nün zor kurtarıldığı aktarıldı.

    Çeşitli anılarda aktarılanlara göre de İnönü'nün fiziken saldırılara uğraması darbeci subayların adım atmasında etkili oldu.

    Muhalif basın sansüre uğradı

    'Besleme basın' tabiri ilk olarak DP döneminde kullanıldı. O dönem basını kısıtlayıcı pek çok düzenleme yapıldı ancak özellikle 1956 yılında çıkarılan iki yasa hepsinden daha fazla etkili oldu.

    Bu yasalardan biri “Yayın Yoluyla ve Radyo ile İşlenen Suçlar Kanunu”na eklenen yeni maddelerdi. Aralarında en çarpıcı olan şu maddeydi:

    "Kötü niyetle veya özel maksada dayanan yayında bulunmak veya devletin veya hükü­metin dışarıdaki itibar veya nüfuzunu kıracak şekilde asılsız, mübalâğalı veya özel maksada dayanan haberlerin dışarıda yayınlanmasına sebeb olmak…"

    İkincisi de basın kanununda yapılan değişiklikler oldu. Örneğin bu değişikliklerden biri "gizli yapılan toplantılardaki görüşmelerin veya alınan karar­ların yazılmasının yasaklanması” idi. Bu madde ile gizli komisyon toplantılarındaki görüşmelerin basına sızdırılmasının önüne geçilmek istendi.

    Bir başka değişiklikte de "Memleket ahlâkını, aile düzenini bozacak şekilde heyecan uyandıracak tafsilât vermek" suç sayıldı ve gazeteci sanıkların basın yoluyla işlenen suçlarda tutuksuz yargılanmasını sağlayan madde çıkarıldı.

    Geniş şekilde yorumlanabilecek bu yasalar nedeniyle sansür ve otosansür hiç olmadığı kadar arttı. Bazı gazeteler sansür nedeni ile protesto için boş beyaz sayfalarla çıkartıldı.

    İktidar huzursuzluktan CHP'yi sorumlu tuttu

    Menderes'in ülkede yaşanan huzursuzluk ortamından CHP'yi sorumlu tutan açıklamalar yapmış olması, basın üzerinde sansür ve baskı araçları kullanmasının darbe sürecini hızlandıran adımlar olduğu aktarılıyor.

    MBK lideri Cemal Gürsel'in "Demokrat Parti'nin memlekete yaptığı en büyük kötülüklerden biri orduyu ihtilale zorlaması olmuştur." şeklinde bir açıklaması bulunuyor.

    Darbeden bir ay önce 27 Nisan günü Tahkikat Komisyonu'nu eleştiren İnönü'ye on iki oturum TBMM toplantılara katılmama cezası verildi ve o gün kararı protesto eden CHP vekilleri Meclis'ten polis zoruyla çıkarıldı.

    Tahkikat Komisyonu ise DP tarafından Nisan 1960'ta kurulan 15 üyeli bir Meclis komisyonuydu ve görevi muhalefet ve basının faaliyetlerinin tahkik edilmesiydi. Komisyon üyelerinin tamamı DP vekiliydi.

    Dış politika ve ülke ekseninin rolü

    DP iktidarının son yıllarında ABD'den Marshall Planı kapsamında alınabilen kredilerde azalma yaşandığı için Menderes Sovyetler Birliği ile yakınlaşmaya başladı. Soğuk savaşın en gergin yıllarında yapılan üst düzey ziyaretler sonrası yatırım anlaşmalarının imza hazırlıkları yapıldı ancak darbe nedeniyle bu anlaşmalar havada kaldı.

    Bu durum darbenin arkasında ABD ve CIA olduğu teorilerine zemin hazırladı. Cüneyt Arcayürek'in 'Darbeler ve Gizli Servisler' isimli kitabında, darbeden 28 yıl sonra, 1988 yılında CIA'in darbeye dahil olup olmadığı 27 Mayıs'ın generallerinden Cemal Madanoğlu’na sorulduğu ve Madanoğlu’nun, “CIA işe sonradan el attı ve ordunun içine girdi." olduğu belirtiliyor.

    ABD Dışişleri Bakanlığı İstihbarat ve Araştırma Dairesi'nin 1961 tarihli değerlendirme raporunda şu ifadeler geçiyor:

    "Türk Silahlı Kuvvetleri'nce yapılan kansız darbe, Türkiye dışında genellikle ağırlık taşıyan; 'Türk Silahlı Kuvvetleri'nin apolitik olduğu ve ciddi bir siyasi bunalımda müdahale etmeyeceği' yolundaki inanışı yıkmıştır."

    O sıralarda meydana gelen ve darbeyi tetiklediği düşünülen diğer olaylar

    Yassıada duruşmaları

    27 Mayıs darbesi sonrası yapılan yargılamalarda 15 yargıç ve 9 savcı görev yaptı. Yüksek Adalet Divanı’nın başkanlığını Salim Başol'un yaptığı duruşmalar Yassıada Spor Salonu'nda görüldü.

    Celal Bayar 1 numaralı sanık olurken dönemin Başbakanı Menderes ise onun yanındaki sandalyede oturdu. İlk davalar "bebek" ve "köpek" duruşmalarıyla görüldü. Dönemin Başbakanı Menderes’in opera sanatçısı Aynur Aydan’dan olan çocuğunu bilerek öldürttüğü iddiası, sanatçının savunmasıyla düştü. çürütüldü.

    Köpek davasında ise Celal Bayar, değeri bilirkişi tarafından bin lira olarak tespit edilen hediye köpeğin, 20 bin liraya hayvanat bahçesine satılmasıyla suçlandı.

    288 sanık için idam istendi

    Tarihe geçen Yassıada'da yargılamaları, 14 Ekim 1960'ta başladı ve 15 Eylül 1961'de karara bağlandı. Tutuklu sanıklar "vatana ihanet, meclis iç tüzüğünün değiştirilmesi, Kırşehir'in ilçe yapılması, CHP’nin mallarına el koymak"tan hüküm giydi.

    Duruşmalarda 592 sanıktan 288'i için idam istendi. Yüksek Adalet Divanı ise 15 sanığın idam cezasına çarptırılmasına hükmetti.

    Eski Cumhurbaşkanı Celal Bayar, eski Başbakan Adnan Menderes, eski Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu, eski Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın idam kararları oy birliğiyle alındı. Bayar hakkındaki idam kararı kararı, yaş haddi nedeniyle müebbet hapse çevrildi.

    Üç idam kararı infaz edildi

    Eski TBMM Başkanı Refik Koraltan, eski TBMM Başkanvekilleri Agah Erozsan, İbrahim Kirazoğlu, eski Tahkikat Komisyonu Başkanı Ahmet Hamdi Sancar, eski Tahkikat Komisyonu üyeleri Nusret Kirişçioğlu, Bahadır Dülger, eski bakan Emin Kalafat, eski milletvekilleri Baha Akşit, Osman Kavrakoğlu, Zeki Erataman ile eski Genelkurmay Başkanı Rüştü Erdelhun hakkındaki idam kararları ise oy çokluğuyla alındı.

    Yabancı ülkelerden idam kararlarının uygulanmaması için Cemal Gürsel başkanlığındaki Milli Birlik Komitesine birçok çağrı yapıldı. Artan baskıların ardından Komite, Celal Bayar, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu dışındakilerin idam cezasını affetti.

    Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan 16 Eylül 1961'de sabaha karşı, merhum Menderes ise İmralı Adası'nda 17 Eylül 1961'de sağlık muayenesini yapan doktor heyetinden sağlam raporu alındıktan sonra saat 13.21'de idam edildi.

    Yazı kaynağı : tr.euronews.com

    Demokrasiye ilk darbe: 27 Mayıs

    Demokrasiye ilk darbe: 27 Mayıs

    Demokrat Parti’nin son dönemine doğru basınla olan gerginlik artmış, aradaki köprüler tamamen kopmuştu. Cumhuriyet, Ulus, Akşam gibi gazeteler özellikle 1960’ın başlarında çok ağır manşetlerle Demokrat Parti iktidarına yüklenirken, Demokrat Parti’nin bu duruma karşı aldığı tedbirler yetersiz kalıyordu. Bazı gazetecilerin Adnan Menderes ve bakanlara ağır hakaretleri sonucunda hapis cezası alması, Demokratların basın özgürlüğünü kısıtladığı söylemine argüman olarak kullanılıyordu.

    Demokrat Parti’nin kurduğu Tahkikat Komisyonuyla ilgili medyada antidemokratik yönetimden, diktatörlüğe kadar birçok köşe yazısı ve haber çıkmıştı. CHP’nin muhalefetin dozunu artırmasıyla birlikte gelişen Topkapı ve Kayseri olayları basında büyük yer tuttu. Üniversite öğrencilerinin başlattığı eylemler, Kızılay olayları derken ortam hızla darbeye hazırlanıyor, gazeteler ise bu durumu olduğundan çok daha büyük göstererek darbeye giden yola önemli katkı sağlıyordu. Demokrat Parti’nin krizi yönetemediği ve köşeye sıkıştığı belli oldukça saldırının dozu arttırıldı. Ve Türkiye bu ortam içinde 27 Mayıs’a gitti.

    27 Mayıs 1960 sabahı Türkiye, Albay Alparslan Türkeş’in tok sesinden darbeye uyandı. Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetime el koyduğunu açıklayan bildiriden hemen sonra tüm gazeteler yeni günün manşetlerini değiştirdi. 27 Mayıs sabahı Türk Basını darbeyi duyuruyordu. Gazeteler manşetlerden ‘’Silahlı Kuvvetlerin idareye el koyduğunu’’ bayram havasında geçti. Tüm sayfalar darbeyle ilgili haberlerle kaplandı. 27 Mayıs için darbe ifadesi kullanılmazken, ihtilal ve inkilap ifadeleri kullanılıyordu.

    Gazetelerin darbeyi sevinçle karşılamasına, köşe yazarları ve aydın takımı da katıldı. Yazarlar darbeyi yapan generalleri göklere çıkarırken, darbenin hedefindeki Demokrat Partililerin işlediği anayasal suçları sıralamaya başlamıştı. Bu yazarların başını Aziz Nesin, Müşerref Hekimoğlu, Çetin Altan, Nadir Nadi, Sabri Esat Sivayuşgil gibi isimler çekiyordu.

    Yazılarda darbeyi bayram olarak karşılayan bu isimler Demokrat Partililerden hesap sorulmasını istiyordu. Coşku, hakaret ve nefret dolu yazıların bazıları şöyleydi:

    29 Mayıs 1960 / Nadir Nadi - Cumhuriyet

    ‘’Amaçları sadece Atatürk’ün önderliği altında kurtardığımız bu mübarek vatanda O’na layık insanlar olduğumuzu göstermek. O’nun kurduğu devlet prensiplerini ayakta tutmaktı. Bu çocukların fedakarlığı sayesinde milletimiz Atatürk Türkiyesi’nin çökmediğine, çökmeyeceğine ve bundan böyle hiçbir kuvvetin memleketi gerilik uçurumlarına yuvarlamayacağına bir daha iyice yakından inanmıştır.’’

    30 Mayıs 1960 / Başmakale İmzasız - Yeni Sabah

    ‘’İktidar hırsını adeta bir cinnet haline getirerek memleket gençliğine, profesörüne pervasızca saldıranların, vatandaşları sırf tahakküm zevk ve heveslerini tatmin için öldürmek üzere ateş emri verenlerin, tarihi sima ve şahsiyetleri bile garez kurşunlarına hedef etmek isteyenlerin yaptıkları ve yapmak isteyip de tahakkuk ettiremedikleri yanlarına kar kalmamalıdır.’’

    30 Mayıs 1960 / Abdi İpekçi - Milliyet

    ‘’Evet biliyorduk ve inanıyorduk: Bir gün masalarımızın başına hür olarak oturacak, sadece vicdanlarımızın kontrolüne tabi kalarak her istediğimizi ve bildiğimizi yazacaktık. Ne neşir yasakları dosyasının kabarık sayfalarına bakacak, ne Tahkikat Komisyonu’nun her an gelmesi beklenen men kararından endişelenecek, ne Emniyet Müdürlüğü’nden tehdit telefonları alacak, ne de sabaha karşı matbaamızı muhasara eden polisler gazetelerimizi toplayıp götüreceklerdir.

    Gazetemiz kapatıldığı gün aynı şeyi tekrarlamışlardı: ‘On beş gün daha sabredin.’

    Sabrettik, şimdi sevinçten ağlıyoruz. Hürmet ve sevgilerimizle.’’

    30 Mayıs 1960 / Bedii Faik - Dünya

    ‘’Ve bakınız bütün muameleleri dolar üzerine. Karılarından çek geliyor, dolar üzerine; ceplerinden banknot çıkıyor, dolar! Türk’ün idare ettiklerini sandıkları Türk’ün, öz parasına dahi güvenleri yoktu. Türk’ü düşman bellemişler, parasını itmişler, gencini vurup öldürmüşler, yaşlısını inletmiş, çocuğunu ağlatmışlar… Sen ey vicdan! Oldun olalı böyle bir zalimler topluluğunun yıkılıp gitmesi kadar, kendine uygun bir hareket gördün mü?’’

    Bu yazılar içinde en ağırları İç işleri Bakanı Namık Gedik’in ölümüyle ilgili yazılanlar olacaktı. İddialara göre Namık Gedik, Harbiyede tutuklu bulunduğu odanın camından intihar etmiş ve daha sonra cenazesi çöp arabasında taşınmıştı. Gedik’in ölümüyle ilgili hiç kimse tam olarak gerçeği bilmiyordu. Ama Çetin Altan ve Müşerref Hekimoğlu gibi isimler yazdıkları yazılarda Gedik’in ölümünü alaya alan ifadelerle anlatmaya çoktan başlamıştı.

    31 Mayıs 1960 / Müşerref Hekimoğlu - Akşam

    ‘’Bu satırları bir ölünün arkasından konuşmak üzüntüsüyle yazıyorum. Ama yazmak zorundayım. Mesele Namık Gedik, Ahmet, Mehmet meselesi değil. Şahıslarla hiçbir ilgimiz yok. Bu şahıslara acıyabiliriz, nasıl bu duruma düştüler diye şaşırabiliriz. Ama bu kişileri memleket önünde, millet önünde düşündüğümüz zaman bu duygulardan hemen kurtulacağız. Millete acımayanlara acımağa hakkımız yok. Dr. Gedik’i de sorumlu olduğu sandalyede otururken yaptığı işler içinde düşünmemiz lazım. Uşak olayları, Kayseri olayları, Topkapı olayları, Beyazıt olayları, Kızılay olaylarının sorumlu bakanı Gedik, vicdanıyla baş başa kalınca kanun önüne çıkmak cesaretini bile bulamadı anlaşılan. Olayların dışına çıkınca kurtuluşu ölümde buldu.

    Gedik’in ölümü geç bir hesaplaşmanın belirtisi, Herkes için büyük bir ders.’’

    31 Mayıs 1960 / Aziz Nesin - Milliyet

    ‘’Vesikaların açıklanacağı öğrenir öğrenmez Namık Gedik’in üçüncü kattan beyin üstü kendini aşağı atmasını şimdi anlıyorsunuz değil mi?Daha iki hafta önce bir Jupiter edasıyla dolaşıyor, karakolların bodrum katlarında hürriyet isteyen gençlere gerile gerile tokat şaklatıyordu. Ahlaksızlığın Olemp’inden, önce dip üstü çöp arabasına, sonra da beyin üstü kaldırım taşlarına indi. Koltukları ve keseleri uğruna millet kanı dökmüş her siyaset zorbasının sonu mutlaka bir faciayla biter.’’

    Bu yazıların kaleme alındığı gazeteler Yassıada yargılamaları devam ederken de aynı dil ve üslubu koruyarak Demokrat Partilileri toplum nezdinde itibarsızlaştırmaya devam etti. Gazetelerde Adnan Menderes ve arkadaşlarının yaptığı büyük yolsuzluklardan, öğrencilerin kıyma makinelerine atıldığından, bazı göstericilerin öldürülüp çeşitli yerlere gömüldüğüne kadar akılalmaz olaylardan gerçekmiş gibi bahsedildi. İddiaların hiçbiri doğru değildi ve ortada somut bir delil yoktu, ancak o günün basınında doğruluk arayan da pek yoktu. Her gün Adnan Menderes’in yeni bir davada hüküm giydiği yazılırken, ülke çapında Menderes’i savunan insanların aldığı hapis cezaları gazete manşetlerini süslüyordu.

    Bu haberlerin çıktığı gazetelerin başını ülkenin o dönemde en yüksek trajlı gazeteleri olan Cumhuriyet, Hürriyet, Milliyet, Ulus ve Akşam çekiyordu. 15 Eylül günü yapılan karar duruşmasında verilen idam kararları ve infazların gerçekleşmesi de ertesi günkü gazetelerin manşetlerindeydi. Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın infaz fotoğrafları cuntacılar tarafından fahiş fiyatlara gazetelere satılmış, fotoğraflar gazetelerin sayfasından boy boy servis edilmişti.

    Bu manşetleri ve satırları yazarak, demokrasiyle gelmiş sivil bir iktidarın uğradığı zorbalığa alkış tutan isimler ve gazeteler, yıllarca Türkiye’de demokrasinin yılmaz savunucuları olarak anıldı. Geçmişte yazdıkları bu yazılardan dolayı pişmanlıklarınıysa hiçbir zaman dile getirmedi. Yaşanan her darbede darbecilere övgüler dizerken, iktidardan devrilen siyasilere saldırılara aralıksız devam ettiler.

    17 Eylül 1961 sabaha karşı Adnan Menderes’in idamıyla bir devir kapanırken, 27 Mayıs’ın Türk Basın Tarihine bıraktığı kara lekeler aradan geçen onca yıla rağmen hala hafızalardaki yerini koruyor.

    Yazı kaynağı : www.yenisafak.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap