Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    1946 seçimlerinden sonra kurulan chp hükümetinin başbakanı kimdir

    1 ziyaretçi

    1946 seçimlerinden sonra kurulan chp hükümetinin başbakanı kimdir bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Cumhuriyet Halk Partisi

    Cumhuriyet Halk Partisi

    Cumhuriyet Halk Partisi, 9 Eylül 1923 tarihinde Mustafa Kemal Atatürk liderliğinde kurulan ve Türkiye'de faaliyet gösteren siyasi partidir. Parti tüzüğüne göre resmî kısaltması "CHP" şeklindedir. Simgesi Altı Ok'tur. TBMM'de 136 milletvekili ile ana muhalefeti temsil eden partidir. Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'dur.

    Atatürkçülük ve sosyal demokrasi görüşlerini benimseyen ve merkez solda yer alan bir siyasi partidir. Parti tüzük ve programında belirtilen bu görüşlerin yanında demokratik sosyalist ve sosyal liberal eğilimler de barındırmaktadır.[7] Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucu ve ilk yasal siyasi partisi olma özelliklerini taşıyan Cumhuriyet Halk Partisi, 1923'ten 1950'ye kadar aralıksız iktidarda kalmış ve 1946'ya kadar genellikle tek parti yönetimini uygulamıştır. Türkiye'de en uzun süre iktidarda kalmış siyasi partidir. Atatürk tarafından[1] "Halk Fırkası" adıyla Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti'nin devamı olarak[13] kurulan partinin adının başına 1924'te "Cumhuriyet" sözcüğü eklenmiş, 1935'teki 4. Kurultay'da "fırka" sözcüğü yerine dış dünyayla daha uyumlu bir kelime tercih edilmesi kararlaştırılmış ve bugünkü "Cumhuriyet Halk Partisi" adı benimsenmiştir.[14]

    12 Eylül Darbesi'nin ardından, o dönem Bülent Ecevit'in genel başkanlık yaptığı Cumhuriyet Halk Partisi kapatılmış; daha sonra 3821 sayılı yasaya dayanarak, kuruluşunun 69. yıldönümü olan 9 Eylül 1992 günü tekrar açılmıştır.[15]

    CHP, kurucusu ve ilk genel başkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün vasiyeti ile tasarruf haklarını CHP'ye bıraktığı Türkiye İş Bankasının bir bölüm hissesinin de sahibidir. CHP'nin tasarruf hakkına sahip olduğu %28,1'lik orandaki bu banka hisselerinin kazancı, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumuna aktarılmaktadır.[16]

    Kuruluşu[değiştir | kaynağı değiştir]

    Cumhuriyet Halk Partisi'nin kurumsal olarak ortaya çıkışı bazı İttihatçı eski kadrolardan da üyelerin katılımıyla, Sivas Kongresi'nde gerçekleşmiştir. CHP'nin 1. Kurultayı olarak da kabul edilen, 4-11 Eylül 1919'da toplanan Sivas Kongresi'nde, Türkiye'nin çeşitli bölgelerinde işgallere direnmek amacıyla kurulan müdâfaa-i hukuk cemiyetleri Anadolu ve Rumeli Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti (ARMHC) adı altında birleştirilmiştir. 23 Nisan 1920'de toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi ARMHC delegelerinden oluşmuş, ancak 1922'de meclis, Birinci Grup ve İkinci Grup adıyla iki gruba ayrılmıştır.[17]

    Millî Mücadele zaferinden sonra Mustafa Kemal Paşa önderliğindeki Birinci Grup, ülke çapında siyasi örgütlenmeye girişmiş ve 28 Haziran 1923'te[18] yapılan seçimlere tek liste ile girerek biri dışında bütün milletvekilliklerini elde etmiştir.

    Lozan Antlaşması'nın kabulü nedeniyle mecliste baş gösteren yoğun tartışmalar üzerine Mustafa Kemal Paşa, 9 Eylül 1923'te Dokuz Umde adı verilen siyasi programı ilan etti ve iki gün sonra İçişleri Bakanlığı'na verilen bir dilekçeyle kendisine bağlı milletvekillerinden oluşan Halk Fırkası’nı kurdu. (Halk Fırkası'nın resmî kuruluş tarihi 11 Eylül 1923 olmasına rağmen, partinin kuruluş tarihi partileşme kararının alındığı 9 Eylül 1923 olarak kabul edilir.[19]) Parti kurucuları Refik Saydam, Celâl Bayar, Sabit Sağıroğlu, Münir Hüsrev Göle, Cemil Uybadın, Kâzım Hüsnü, Saffet Arıkan ve Mehmet Zülfü Tigrel, ilk genel sekreter ise Recep Peker'di.

    Mustafa Kemal Atatürk dönemi (1923-1938)[değiştir | kaynağı değiştir]

    29 Ekim 1923'te, Halk Fırkası üyesi 158 milletvekili Cumhuriyet'i ilan ederek Mustafa Kemal Paşa'yı cumhurbaşkanı seçti.[20] İlerleyen aylarda halifeliğin kaldırılması ve 2. dönem TBMM'de muhalif milletvekillerinin sayısının azaltılması gibi bazı hususlardan rahatsız olan, Millî Mücadele'nin lider ve aydın kadrosundaki Kâzım Karabekir, Rauf Orbay, Adnan Adıvar, Ali Fuat Cebesoy, Hüseyin Avni Ulaş, Cafer Tayyar Eğilmez, Refet Bele, Bekir Sami Kunduh ve Hüseyin Cahit Yalçın gibi bazı milletvekilleri mecliste ayrı bir grup oluşturdular ve 17 Kasım 1924'te Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası'nı (TCF) kurdular. Bu olaydan bir hafta önce Halk Fırkası'nın adı "Cumhuriyet Halk Fırkası" olarak değiştirildi. TCF'nin, Şeyh Said İsyanı'ndan sonra 5 Haziran 1925'te kapatılıp önde gelen üyelerinin idamı veya siyasetten uzaklaştırılmasından sonra, 1946 yılına kadar CHF/CHP TBMM seçimlerine tek parti olarak katıldı.

    Cumhuriyet idaresini kuran önemli reformların birçoğu 15 Ekim 1927'deki 2. Kurultay’dan önce gerçekleştirildi. İkinci Kurultay'da Gazi Mustafa Kemal Büyük Nutuk'unu okudu. Kurultayda kabul edilen tüzüğe CHF'nin cumhuriyetçi, halkçı, milliyetçi siyasi bir cemiyet olduğu, fırkanın değişmez Umumi Reisinin Gazi Mustafa Kemal olduğu yazıldı.[21] Başvekil İsmet İnönü, Umumi Reis yardımcılığına atandı.

    1929'daki Büyük Buhran'ın ardından Türkiye, devletçi ekonomik kalkınma politikasına başvurdu. Önemli yatırımların devlet eliyle yapılması kararlaştırıldı. 1930 yılında ekonomik krizin derinleşerek sürmesi ve toplumda ciddi huzursuzlukların baş göstermesi üzerine Mustafa Kemal, yakın arkadaşı olan Fethi Bey'i bir muhalefet partisi kurmakla görevlendirdi. 1930 yılı Ağustos ayı başında Serbest Cumhuriyet Fırkası kuruldu.[22] İlk etapta CHF'den 15 milletvekili SCF'ye geçti. Yeni parti ülke çapında büyük heyecanla karşılandı. 5 Eylül'de yapılan İzmir Mitingi, Ege Bölgesi'nde rejime karşı genel bir ayaklanmaya dönüşme eğilimi gösterdi. Ekim ayında yapılan belediye seçimlerinde SCF'nin oy çoğunluğunu elde ettiği, ancak sandıklarda tahrifat yapılarak CHF'nin kazandırıldığı söylentisi yayıldı. Silifke, bu seçimde SCF'yi seçtiği için ilçeye çevrildi.[23] Aralık ayındaki Menemen Olayı neticesinde SCF kendisini feshetti.[22]

    SCF deneyinin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra CHF'nin tek parti yönetimi kökleşti. 1931 yılından toplanan Üçüncü Kurultay'da tüzük yenilendi ve partinin programı belirlendi. Bu kurultayda; cumhuriyetçilik, laiklik, milliyetçilik, devletçilik, halkçılık ve inkılapçılıktan oluşan altı ilke partinin ana programı olarak belirlendi.[24] Halkevleri adı altında CHF'ye bağlı bir taban örgütünün oluşturulmasına karar verildi.

    CHP'nin altı ilkesini simgeleyen altı oklu amblem, İsmail Hakkı Tonguç tarafından tasarlandı[25] ve 1933 yılında kullanılmaya başlandı.

    1934 yılında Birinci Beş Yıllık Plan devreye sokuldu. Devlet eliyle ağır sanayinin kurulmasını öngören plan için gereken parasal kaynak, büyük ölçüde Sovyet kredilerinden sağlandı. Demiryolu yapımına önem verildi.

    1935 Mayısında 384 milletvekili ve 160 il delegesi ile toplanan Dördüncü Kurultay'da partinin adı, Dil Devrimi'nin getirdiği yeni anlayış uyarınca Cumhuriyet Halk Partisi olarak değiştirildi.[26] Kemalizm sözcüğünün ilk defa parti programına girdiği[27] bu kurultaya damgasını vuran “devletçilik” oldu. “Kişinin yapamayacağı işleri devlet yapar” anlayışının yerine “özel girişimi kontrol etme” anlamı verilen devletçilik ilkesi hemen tepkiler doğurdu. Eskişehirli büyük toprak sahibi Emin Sazak, devletçiliğe eski anlamının geri verilmesini isteyecek ve Genel Sekreter Recep Peker, devletçiliğin en sert ifadelerini kullanacaktır.[28]

    1936 Haziranında yayımlanan bir genelgeyle bütün illerde parti il başkanlığı valilikle birleştirildi ve içişleri bakanı resmen, parti genel sekreterliği sıfatını üstlendi. 1937 Şubatında yapılan anayasa değişikliğiyle, CHP'nin "Altı Ok"u Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na resmen dahil edildi.[29] Böylece “Tek Parti”nin devletle özdeşleşmesi süreci tamamlanmış oldu.

    Atatürk döneminde Şeyh Said İsyanı, Ağrı İsyanı ve Dersim İsyanı olmak üzere üç büyük Kürt isyanı çıkmış, ayaklanmalar askeri harekatla bastırılmıştır.

    Atatürk döneminde kurulan CHP hükûmetleri:

    İsmet İnönü dönemi (1938-1972)[değiştir | kaynağı değiştir]

    Cumhurbaşkanı ve CHP Genel Başkanı Mustafa Kemal Atatürk'ün 10 Kasım 1938 Perşembe günü vefatından sonra TBMM 11 Kasım 1938 günü toplandı ve CHP Malatya milletvekili Mustafa İsmet İnönü toplantıya katılan 348 üyenin oybirliği ile Türkiye Cumhuriyeti'nin II. Cumhurbaşkanı seçildi.[29] Cumhurbaşkanı İnönü hükûmeti kurmakla Atatürk'ün son başbakanı Celâl Bayar'ı görevlendirdi. II. Bayar Hükümeti 11 Kasım 1938'de kuruldu ve bu hükûmet 25 Ocak 1939'a kadar görev başında kaldı. 26 Aralık 1938 günü ise devletin tek partisi idarecisi ve yönlendiricisi konumunda olan CHP ilk olağanüstü kurultayını yaptı. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü bu kurultayda partinin "Değişmez Genel Başkanı" seçildi. Vefat eden Atatürk ise Ebedi Şef ilan edildi. Bu şekilde İnönü, Milli Şef oluyordu. Atatürk'ten sonra cumhuriyetin başına seçilen İnönü devletin tek partisi olan Cumhuriyet Halk Partisi'nin de başına geçmişti. Haziran 1939'da yapılan V. Olağan Kurultay'da ise parti içinde muhalefet vazifesi yapacak olan Müstakil Grup kurulması kararı alındı.[kaynak belirtilmeli]

    II. Dünya Savaşı yılları[değiştir | kaynağı değiştir]

    İsmet İnönü, cumhurbaşkanı ve Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanı olduktan sonra 1939 yılında seçimler yenilendi. TBMM yeni dönem çalışmalarına Mart ayında başladı. 1 Eylül 1939'da Almanya, Polonya'ya saldırdı ve II. Dünya Savaşı başladı. Avrupa’da Hitler Almanya’sı, Mussolini İtalya’sı ile birlikte istilaya başlamıştı. Uzak Doğu'da da Japonya bu gruba katılmıştı. Savaşın diğer tarafında ise Fransa ve İngiltere bulunuyordu. Hitler'in güçlü ordusu kısa zamanda Avrupa'yı istila etti. Mussolini kendisine Afrika'yı hedef almıştı. ABD olayları uzaktan izliyordu. Ancak Japonlar 7 Aralık 1941'de ABD'nin Pearl Harbor üssüne saldırınca Amerika Birleşik Devletleri Almanya, İtalya ve Japonya'ya savaş açtı. Bu arada Almanya SSCB'ye saldırdı. Dünya adeta bir cehenneme dönmüştü. Ancak bu cehennemin ortasında, İnönü'nün deyimiyle "yangınlar içinde inleyen Asya ve Avrupa kıtalarının bitişik noktasında sessizlik yurdu" aziz vatanımızdı. Türkiye Millî Şef İnönü yönetiminde savaşın dışında durmayı başardı. Son derece başarılı bir dış politika ile Türkiye bu büyük yangının dışında kaldı. Ancak savaş Türkiye'yi iktisadi yönden sıkıntıya soktu. Birçok temel madde bile karneye bağlandı.

    Türk Ordusu her türlü tehlikeye karşı ayakta tutuldu. Dönemin en olumlu görülen olayı ise Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel öncülüğünde açılan Köy Enstitüleri idi. Kemalizm'in dayanak noktası olan köylü aydınlanması açısından bu kurum çok önemli görevler yaptı.

    II. Dünya Savaşı yıllarında kurulan CHP hükûmetleri:

    II. Dünya Savaşı 1945'te sona erdiğinde demokrasiler kayıtsız şartsız galip gelmişlerdi. Diğer tarafta bir başka galip ise hemen yanı başımızdaki Sovyet Rusya olarak belirmişti. Dünya adeta iki kutba ayrılmıştı ve Türkiye de bunlardan biri içerisinde yer almalıydı.

    Çok partili döneme geçiş[değiştir | kaynağı değiştir]

    29 Mayıs 1945 günü TBMM Şükrü Saracoğlu Hükümeti’nin güven oylamasını yaptı ve neticeler sonunda 7 kişinin hükûmete güvensizlik oyu verdiği görüldü. Bu isimler; Celâl Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü, Refik Koraltan, Emin Sazak, Hikmet Bayur ve Recep Peker'di.[30]

    Savaşı demokrasilerin kazanması da Türkiye'nin bu yönde bir siyasete mecbur olduğunu göstermekteydi. Özellikle 1945 Mart ayında Sovyet Rusya'nın 1925'te Türkiye ile imzaladığı dostluk ve saldırmazlık anlaşmasını yenilemeyeceğini açıklaması ve yeni anlaşma şartlarında Boğazlar üzerinde hak iddia etmesi Türkiye'yi ABD'ye yakınlaştırdı. Ancak bu yakınlaşma için Türkiye çok partili demokratik yapıya geçmeliydi. TBMM'deki bu ilk muhalefet ve Millî Şef'in 19 Mayıs 1945 günkü söylevi çok partili yaşamı müjdeliyordu. Bu küçük kıvılcımın dört ismi Celâl Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuad Köprülü 7 Haziran 1945 günü Dörtlü Takrir adlı önergeyi CHP Grup Başkanlığı'na sundular. Dörtlü Takrir, parti içinde özgür bir tartışma ortamının yaratılmasını istiyordu. O günlerde de TBMM Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu'nu görüşmekteydi. Kanunun özellikle 17. maddesi çok büyük tartışmalara neden oldu ve maddeye muhalefetin başında ise Aydın milletvekili Adnan Menderes geliyordu. Söz konusu madde büyük toprak sahiplerinin topraklarını sınırlandırıyor ve büyük bir kısmının toprak sahibi olmayan köylülere tahsis edilmesini öngörüyordu. Adnan Menderes de bir toprak ağası olduğu için şiddetle muhalefet etmekteydi. Ancak bu muhalefete rağmen kanun 11 Haziran 1945'te kabul edildi. Hemen ertesi gün Millî Şef İsmet İnönü Dörtlü Takrir'i CHP grubuna reddettirdi.

    Cumhuriyet Halk Partisi'nin TBMM grubu Dörtlü Takrir'i reddedince takrirde imzaları bulunan Adnan Menderes ve Fuat Köprülü Vatan gazetesinde muhalif yazılar yazmaya başladılar. CHP bu davranışı etik bulmayarak bu iki ismi 21 Eylül 1945'te partiden ihraç etti. Bu karara tepki gösteren Celâl Bayar 28 Eylül günü milletvekilliğinden istifa etti. İsmet İnönü 1 Kasım 1945 günü yaptığı konuşmada ülkenin tek eksiğinin iktidar partisi karşısında bir muhalefet partisi bulunmaması olduğunu söyledi ve muhalif isimlere parti kurmaları için yolu açtı. Bunun üzerine Celâl Bayar 1 Aralık'ta parti kuracaklarını açıkladı ve 3 Aralık günü CHP'den istifa etti.

    Nihayet 7 Ocak 1946'da Celâl Bayar genel başkanlığında Demokrat Parti kuruldu. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yepyeni bir devir açılmıştı. Devleti kuran CHP demokrasiyi de tesis etmeye kararlıydı.

    Demokrat Parti (DP) kurulduktan sonra CHP bazı uygulamalara son verdi. 10 Mayıs 1946'da toplanan II. Olağanüstü Kurultay'da İsmet İnönü Milli Şef ve Değişmez Genel Başkan unvanlarını üzerinden attı. Tek dereceli çoğunluk esasına dayanan seçim kanunu kabul edildi. Bazı vergiler kaldırıldı. Sendikalaşmaya izin verildi. Sınıfsal partilerin kurulması serbest bırakıldı. CHP her ne kadar demokratikleşmek için çaba gösterse de yine de iktidarı bırakmak niyetinde değildi. Bu sebeple 1947'de yapılması gereken seçimleri 21 Temmuz 1946 gününe aldı. Böylece henüz teşkilatlanmasını tamamlayamayan DP karşısında iktidar ve zaman kazanılacaktı.

    1946 genel seçimleri ve 7. Olağan Kurultay[değiştir | kaynağı değiştir]

    21 Temmuz 1946 tarihinde yapılan genel seçimlerde DP'nin 64 ve bağımsızların 6 sandalyesine karşı 395 sandalye kazanan CHP, TBMM'de yüzde 85 oranında çoğunluk elde etti. Seçimler yargı denetiminde yapılmazken, oylar açık biçimde kullanıldı ve gizli biçimde sayıldı. Söz konusu seçim, bu usulsüzlüklerden dolayı "şaibeli seçim" olarak da anıldı.

    7 Ağustos 1946 tarihinde kurulan Yeni dönemde Recep Peker başbakan olarak atandı. Peker Hükûmeti ilk iş olarak 7 Eylül 1946'da 7 Eylül Kararları'nı aldı; yapılan devalüasyonla, 1 Amerikan dolarının değeri 1.40 TL'den 2.80 TL'ye yükseltildi.

    Öte yandan Başbakan Peker'in sert tavrı nedeniyle CHP ve DP arasındaki gerilim artmaya başladı. Karşılıklı tartışmalar sonucunda, tepkisini zaman zaman meclisi terk ederek gösteren Demokrat Partililer, talepleri kabul edilmezse TBMM'yi boykot etmekten söz etmeye ve "sine-i millet" seçeneğini dillendirmeye başladılar. İktidar ve muhalefet arasındaki gerilimi yumuşatmak amacıyla Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, hem Başbakan Peker'i hem de Demokrat Partililerin lideri Bayar'ı dinledi ve sonunda 12 Temmuz Beyannamesi'ni yayımladı (12 Temmuz 1947). Bu şekilde ilişkiler yumuşamaya başlasa da, Başbakan Peker uzlaşma yanlısı değildi. Bunun üzerine İnönü, CHP içinde Peker'e karşı bir muhalefet başlattı. Muhalif ekibin başını Nihat Erim çekiyordu. Peker Hükûmeti istifa etmek zorunda kaldı ve yeni hükûmeti Hasan Saka 8 Eylül 1947'de kurdu. 16. Hükûmeti kuran Saka belki Peker gibi sert değildi ama Demokrat Partililerin umduğu yenilikleri yapacak konumda da değildi.

    CHP'nin 7. Olağan Kurultayı 17 Kasım 1947’de başladı ve 19 gün sürdü. Kurultayda, partinin Genel Başkanlık Divanı kaldırıldı ve yerine, üyeleri kurultay tarafından seçilecek 40 üyeli Parti Divanı getirildi.[31] Kurultayda aynı zamanda partideki radikal kanat tasfiye edildi ve liberal iktisat politikalarına ve dinle ilgili politikalarda gevşemeye gidilen sürecin önü açıldı.[32]

    Demokrat Parti tarafında ise 1948 yılında parti içi bir ayrışma yaşandı. Başlarında Mareşal Fevzi Çakmak, Osman Bölükbaşı, Sadık Aldoğan, Kenan Öner ve Hikmet Bayur'un olduğu grup DP'den ayrılarak 20 Temmuz 1948'de Millet Partisi'ni kurdu. 1948'de yeni bir seçim yasası çıkarıldı. Yasa, yargı denetimini içermiyordu. DP tepki olarak ara ve yerel seçimleri boykot etti.

    15 Ocak 1949'da istifa eden Hasan Saka'nın yerine medrese tahsili görmüş ve İslamcı akımlar içinde bulunan Şemsettin Günaltay başbakan oldu. Yeni hükûmetin ilk uygulamaları da din alanında oldu: İlkokul programlarına seçmeli din dersi yeniden konuldu, imam-hatip eğitimi için kurslar açıldı, ilahiyat fakülteleri açılmasına karar verilditürbeler ziyarete açıldı, hac ziyareti için döviz tahsilatına başlandı.

    20 Haziran 1949'da DP II. Kongresi yapıldı ve parti bu kongrede seçimlere hile karıştırılmaması istemiyle Millî Teminat Andı'nı kabul etti. CHP bu karara Millî Husumet Andı adını verdi. Şubat 1950'de yeni bir seçim yasası getirildi. Yasa yargı denetimini de kabul ediyordu. Ancak nispi temsil yerine çoğunluk ilkesi esasında devam edilmişti. Bu CHP için gelecek 3 genel seçimde de çok büyük zarara neden olacaktı.

    1946-1950 yılları arası kurulan CHP hükûmetleri:

    1950 genel seçimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    14 Mayıs 1950 günü Türkiye tarihinde yepyeni bir devir başlıyordu. 1946'da kurulan DP yapılan genel seçimlerde büyük çoğunlukla iktidarı CHP'den aldı. Demokrat Parti yurt genelinde %53 oy almıştı. CHP'nin oyları %39'u buluyordu. Oy oranları açısından çok büyük bir hezimet yoktu belki ama mevcut çoğunluk sistemi nedeniyle sandalye dağılımı oldukça dengesizdi. DP'nin kazandığı 408 sandalyeye karşı CHP ancak 69 sandalye kazanabildi. 27 sene boyunca ülkeyi tek başına idare eden CHP serbest seçim yoluyla iktidarı DP'ye teslim ediyordu. Atatürk'ten sonra 11,5 yıldır cumhurbaşkanı olan İsmet İnönü artık muhalefet lideriydi. Sonucu CHP'nin yayın organı Ulus gazetesi özetledi: CHP İktidarı Devrediyor.[33]

    Yeni TBMM 22 Mayıs'ta açıldı. Meclis başkanlığına DP kurucularından Refik Koraltan seçildi. Demokrat Parti, Cumhurbaşkanlığı için Genel Başkanları Celâl Bayar'ı seçtiler. Türkiye Cumhuriyeti'nin Atatürk ve İnönü'den sonra 3. cumhurbaşkanı seçilen Bayar hükûmeti kurmakla Aydın milletvekili Adnan Menderes'i görevlendirdi. CHP için yeni bir dönem başlamıştı. Demokrasi kurulmuştu. Demokrat Partinin ilk icraati 1932'den beri Türkçe okunan ezanın orijinal şekliyle okunmasını serbest bırakmak oldu.

    29 Haziran 1950'de gerçekleştirilen CHP 8. Kurultayında daha önceki kurultayda parti meclisine bırakılmış olan genel sekreter seçimi yetkisi kurultay delegelerine bırakılmış, parti meclisi üye sayısı da hepsi kurultay tarafından seçilen 30 üyeye indirilmiştir. Yapılan seçimler sonunda İsmet İnönü Genel Başkan, "çarıklı politikacı" lakabıyla anılan Kasım Gülek ise Genel Sekreter seçilmiştir. Eylül 1951 ara seçimlerinde DP 20 milletvekilliğinin 18'ini kazandı.

    26 Kasım 1951'de toplanan 9. Kurultay'da İsmet İnönü yeniden Genel Başkanlığa, Kasım Gülek de Genel Sekreterliğe seçildi. 18 Şubat 1952’de TBMM, NATO'ya girişi onayladı. 1953'te CHP'nin malları hazineye devredildi. Bu karara karşı CHP lideri İsmet İnönü TBMM'de Demokrat Partililere şöyle seslendi: Işıktan korkuyorsunuz.

    22 Haziran 1953’te toplanan 10. Kurultay'da parti programında ilk kez "Hukuk Devleti" kavramına yer verildi, iki meclisli bir sisteme geçilmesi, Anayasa Mahkemesi'nin kurulması, seçim güvenliği, yargıç bağımsızlığı, sendika ve meslek örgütleri kurma özgürlüğü, işçilere grev hakkı gibi görüşler programa girdi. Kurultay sonunda yapılan seçimlerde İnönü tekrar Genel Başkanlığa, Kasım Gülek de 860 delegeden 709'unun oyunu alarak Genel Sekreterliğe seçilmiştir.[33]

    1954 seçimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    2 Mayıs 1954 seçimlerinde CHP seçimi kaybetti. Ertesi gün çıkan gazeteler Demokrat Parti'nin seçimleri kazandığını bildirmekteydi. Öyle ki DP tüm yurtta oyların %56,6'sını alarak 503 milletvekilliği kazanırken CHP %34,8 oy alıyor ve 31 milletvekilliği kazanıyordu.[34] TBMM'deki DP üstünlüğü iyice artmıştı. TBMM'nin yeni döneminde Celâl Bayar tekrar cumhurbaşkanı seçildi. Hükûmeti tekrar Adnan Menderes kurdu.

    1954 yenilgisi partiyi karıştırdı. 26 Temmuz'daki 11. Kurultay'da Tüzük Komisyonu, Genel Başkan ve Genel Sekreter ile 30 kişilik parti meclisinin kurultayca seçilmesini, Parti Meclisinden seçilecek 5 üye ile Genel Sekreterin seçeceği 2 Genel Sekreter Yardımcısının Merkez Yürütme Kurulu'nu oluşturmasını kararlaştırdı. Tüzük Komisyonunun raporu kurultay kararı ile kabul edildi. Kurultay, İnönü'yü Genel Başkanlığa, Gülek'i de Genel Sekreterliğe yeniden seçti.[33]

    21 Mayıs 1956'da 12. Kurultay yapıldı. Bu Kurultayda İsmet İnönü, 1021 delegenin 1020'sinin oyunu alarak tekrar Genel Başkan, Kasım Gülek de 972 oydan 880'ini alarak tekrar Genel Sekreter seçildi.

    DP iktidarı 1954 seçimlerinden sonra ülkede beklenen başarılı çalışmaları yapamadı. Ekonomi gitgide daha fazla darboğaza giriyordu. Dış borçlar ülkenin sırtına yeni yükler bindiriyordu.

    9 Eylül 1957'de yapılan 13. Kurultay, Demokrat Parti (DP) iktidarının artan baskılarına karşı, muhalefet ile iş birliği yapılmasının kararlaştırıldığı kongre oldu. 9 Eylül Kurultayı'nda üç muhalefet partisinin iş birliği kabul edildi. Parti Meclisi'ne, Genel Yönetim Kurulu'na iş birliği konusunda tam yetki verildi. Kongreye, muhalefetteki Cumhuriyetçi Millet Partisi ve Hürriyet Partisi temsilcileri de katıldılar. Yapılan seçimlerde İnönü 920 oy alarak Genel Başkanlığa, Gülek de 837 oy alarak Genel Sekreterliğe tekrar seçildi. Ancak DP İktidarı seçimler öncesinde çıkardığı bir kanunla seçim iş birliği yapılmasını engelledi.

    1957 seçimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    27 Ekim 1957 tarihi CHP için önemli bir dönüm noktasıdır. 1957 milletvekilliği genel seçimi sonuçlarına göre DP %47.9 oyla 424 CHP ise %41.1 oy oranıyla 178 milletvekilliği kazanmıştı. Demokrat Parti ilk defa halkın mutlak çoğunluğundan az oyla iktidardaydı. CHP tam 18 ilde tam liste halinde seçimleri kazandı. Bazı illerde CHP oyları diğer küçük partilerle birleştiğinde DP önemli farkla geride kalıyordu. Ancak ittifaklara izin verilmemesi ve çoğunluk sistemi sandalye dağılımında adaletsizliğe neden oluyordu. Yine 31 olan milletvekili sayısını yaklaşık 6 katına çıkarak 178 milletvekilliği kazanması ve %35 olan oy oranını %41'e yükseltmesi 1957 seçimlerinde CHP'nin önemli bir başarısı olmuştur. 1957 seçimleri halkın DP'ye karşı en ciddi uyarısı olmuştur.

    1957 seçimlerinden sonra ülkede yaşanan sosyal ve ekonomik gelişmeler karşısında, CHP'de hızlı bir çalışma dönemine girildi, parti politikalarında önemli değişimler yaşandı.

    12 Ocak 1959'da başlayan 14. Kurultay, "iktidara yürüyen parti" havasında gerçekleştirildi ve burada "düzen değişikliği programı" niteliğindeki "İlk Hedefler Beyannamesi" kabul edildi. Bildirgeye göre demokratik kurumların kurulması ve hukuk devleti olunması öngörülüyordu. Ayrıca işçi haklarından da söz edilmekteydi. Kurultay'da Parti Meclisi üye sayısı 30'dan 40'a çıkarıldı, Merkez Yönetim Kurulu üye sayısı da Genel Sekreter ile beraber 11'e yükseltildi. Parti Meclisi'ne gerektiğinde Genel Sekreteri üçte iki çoğunlukla değiştirme ve yeni Genel Sekreter seçmek üzere kurultayı toplantıya çağırma yetkisi verildi. İnönü ve Gülek, tekrar Genel Başkanlığa ve Genel Sekreterliğe seçildiler. 17 Ocak 1959'da Başbakan Adnan Menderes'i Londra'ya götüren Vickers Viscount 793 tipi "TC-SEV" uçağı Gatwick Havalimanı yakınlarında düştü. 6 yolcu ve mürettebatın yaralı olarak kurtulduğu kazada başbakan Adnan Menderes'in ayağı sıkışmıştı fakat daha sonra Sakarya milletvekili Rifat Kadızade Başbakanı kurtardı.[35] Bu olay iktidar ile ana muhalefet arasında geçici bir süre için de olsa yumuşama sağladı.

    28 Eylül 1959'da Kasım Gülek Genel Sekreterlikten istifa etmiş, yerine İsmail Rüştü Aksal Genel Sekreter olmuştur.

    CHP'liler 1959 bahar aylarında Batı Anadolu illerini kapsayan ve Büyük Taarruz adı verilen bir seçim kampanyası başlattılar. Ülke ise büyük bir gerginlik içindeydi. Bu geziler sırasında İnönü, Uşak’ta taşlı saldırıya uğradı. Devlet güçleri olaya müdahale etmediler. Siyasette CHP-DP kavgası gitgide su üstüne çıkıyordu. 1960 yılı başlarında basına uygulanan sansür de artmıştı. CHP'nin yayın organı Ulus gazetesi kapatılmıştı. 2 Nisan 1960'ta Kayseri'ye giden İnönü'nün treni durduruldu. İsmet Paşa kurulan barikatları elleriyle yararak şehre ulaştı ve kendisini Kayseri'de 50 bin kişi karşıladı. 1960 yılının Nisan ayında DP Meclis Tahkikat Encümeni'ni kurdu. 18 Nisan günü CHP Önderi İsmet İnönü, TBMM'de Tahkikat Komisyonu hakkında tarihi bir konuşma yaptı ve Demokrat Partililere "Biz demokratik rejim dedik, bu rejim kurulmuştur. Bu demokratik rejim istikametinden ayrılıp baskı rejimi haline götürmek tehlikeli bir şeydir. Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi kurtaramam. Şartlar tamam olduğunda milletler için ihtilal, meşru bir haktır." dedi. İsmet Paşa'nın bu sözlerine tepki olarak CHP lideri 12 oturum TBMM toplantılarından uzaklaştırıldı. Bunun üzerine tepki gösteren CHP Grubu meclisten polis zoruyla uzaklaştırıldı. 28-30 Nisan’da, İstanbul ve Ankara'da hükûmete karşı öğrenci olayları yapıldı, ölenler oldu. İki kentte de sıkıyönetim ilan edildi. Menderes olaylardan CHP ve İnönü'yü sorumlu tuttu. 3 Mayıs'ta Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel hükûmeti bir mektupla uyardı.

    27 Mayıs ve sonraki yıllar (1960-1965)[değiştir | kaynağı değiştir]

    27 Mayıs 1960 günü Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki 37 kişilik darbeci grubu Demokrat Parti'nin ülkeyi gitgide bir baskı rejimine ve kardeş kavgasına götürdüğünü görerek ülke yönetimine el koydu. Anayasa feshedildi. Başta Cumhurbaşkanı Celâl Bayar ve Başbakan Adnan Menderes olmak üzere DP'liler, pek çok bürokratlar ve DP'ye yakın olduğu düşünülen generaller tutuklandı.[36]

    Devlet Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı ve Başbakanlık görevlerini Org. Cemal Gürsel üzerine aldı. Gürsel Millî Birlik Komitesi ile ülkenin tek hakimi olmuştu. Yeni anayasa hazırlanması ve siyasi yapıların kurulması için çalışmalar başladı. Demokrat Parti kapatıldı. Yeni anayasa hazırlanması için kurulan kurucu meclise CHP lideri İsmet İnönü de seçildi. 27 Mayıs sonrası CHP'nin 1959 tarihli "İlk Hedefler Beyannamesi"ndeki pek çok husus da hayata geçirilmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi darbeden sonra bütün gücüyle yeni anayasanın hazırlanmasına çalıştı ve bir an önce demokratik düzene geçilmesini savundu. 27 Mayıs 1960, bu dönemde Millî Birlik Komitesi ve CHP çevrelerinde genellikle "27 Mayıs Devrimi" olarak anıldı.

    9 Şubat 1961'de yeni partiler kurulmasına müsaade edildi. Temmuz 1961'de referanduma sunulan 1961 Anayasası halkın % 61'inin oyuyla yürürlüğe girdi. Yeni anayasa ile TBMM iki meclise ayrılıyordu. Bir yanda üyeleri nispi sistemli seçimle seçilen 450 üyeli Millet Meclisi diğer yanda ise 150 üyeden oluşan ve üyeleri 40 yaşını doldurmuş, yükseköğrenim görmüş ve çoğunluk sistemi ile seçilmiş olan Cumhuriyet Senatosu olacaktı. Cumhurbaşkannın görev süresi 7 yılla sınırlandırıldı. TBMM kararlarını denetlemek için Anayasa Mahkemesi kuruldu. Böylece "Hukuk devleti" kavramı öne çıkarılmış oldu. Temel hak ve özgürlükler artırıldı. Millî Güvenlik Kurulu kurularak askerlerin de siyasi konularda görüş belirtmesine olanak verildi.[37]

    CHP seçim çalışmalarını sürdürürken partide Kasım Gülek hizbi ortaya çıktı. 24 Ağustos 1961'de yapılan 15. Kurultay'da İnönü tekrar Genel Başkan seçildi. Genel Sekreterliğe ise İsmail Rüştü Aksal getirildi.

    Yassıada'da yargılanan Demokrat Partililer için 1961 yılı Ağustos ayında karar verildi ve 15 kişi idam cezasına çarptırıldı. Millî Birlik Komitesi bu cezaların üç tanesini onayladı ve 16 Eylül 1961 günü DP dönemi Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edildi. Ertesi gün de Başbakan Adnan Menderes idam edildi. Celal Bayar'ın idam cezası yaş haddi nedeniyle ömür boyu hapse çevrildi.

    15 Ekim 1961 günü yapılan seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi beklenen başarıyı elde edemedi. CHP milletvekilliği seçimlerinde % 36.7 oy alarak 173 milletvekilliği elde etti. Kapatılan DP'nin ardılı olarak kurulan iki partiden; Adalet Partisi ise % 34.8 oyla 158 milletvekilliği, Yeni Türkiye Partisi (YTP) ise 65 milletvekilliği aldı. Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi (CKMP) ise 54 milletvekili çıkardı. Cumhuriyet Senatosu'nda ise senatörlükler şu şekilde dağılmıştı: CHP 36, AP 71, YTP 27, CKMP 16.

    Hiçbir parti hükûmet olmak için salt çoğunluğu yakalayamamıştı ve Türkiye tarihinde ilk defa koalisyona gidilecekti. Seçmen 27 Mayıs Darbesi'nin ve idamların faturasını CHP'ye kesmişti.[kaynak belirtilmeli] Örgüt seçim neticelerinden hoşnut değildi. Bu nedenle koalisyon çalışmalarına girilmeyerek muhalefette kalınması istenmekteydi. Bütün bu tartışmalar arasında 25 Ekim 1961 günü TBMM açıldı. Ertesi gün 27 Mayıs Darbesi'nin lideri Cemal Gürsel son derece güç şartlar ve özverilerle IV. Cumhurbaşkanlığına seçildi. Seçim son derece zor şartlar altında yapıldı. Çünkü sandıktan çıkan sonuçla Gürsel'in seçilmesi zor görünüyordu. Hatta bu yüzden Silahlı Kuvvetler yönetime bir defa daha el koyma niyetine girdi ancak TBMM sağduyulu davrandı ve Gürsel Çankaya Köşkü'ne çıktı.

    Başbakanlık görevi 10 Kasım 1961 günü CHP Genel Başkanı İsmet İnönü'ye verildi. İnönü 20 Kasım 1961'de Adalet Partisi ile cumhuriyet tarihinin ilk koalisyon hükûmetini kurdu. Cumhurbaşkanlığına ise 27 Mayıs Darbesinin lideri Cemal Gürsel seçildi. CHP'nin de Gürsel'i desteklediği seçimin öncesinde sağ partiler ortak aday olarak Ali Fuat Başgil'i aday göstermeyi düşünüyordu. Fakat bazı Millî Birlik Komitesi üyelerince silahla tehdit edildikten sonra adaylıktan vazgeçti.

    22 Şubat 1962 günü Albay Talat Aydemir'in başında bulunduğu cunta yönetime el koymaya kalkıştı. Kara Harp Okulu öğrencileri harekete geçirildi. Ankara karışmıştı. Olay büyük tecrübe sahibi olan Başbakan İnönü tarafından bastırıldı.

    İnönü'nün ilk koalisyon daha fazla hükûmette kalamadı. Özellikle siyasi af konusunda işler çıkmaza girince Başbakan İnönü 30 Mayıs 1962'de istifa etti. Hükûmeti kurma görevi tekrar kendisine verildi. İsmet İnönü 25 Haziran 1962'de YTP, CKMP ve bağımsızlarla II. Koalisyon Hükûmeti’ni kurdu. 14 Aralık 1962'deki 16. Kurultay, Genel Merkezciler, Kasım Gülek-Nihat Erim kanadı ve üçüncü dünyacılar arasında tartışmalara sahne oldu. İhraçlar, istifalar partiyi zayıflattı. Kasım Gülek, Nihat Erim ve Mehmet Avni Doğan bir yıl süreyle partiden ihraç edildi. 1963 Mayıs ayında Talat Aydemir'in ikinci darbe girişimi de başarıyla bastırıldı. Darbeye teşebbüsten mahkûm olan Talat Aydemir idam edildi.

    16 Kasım 1963 ara seçimlerini AP kazandı. Aynı gün yapılan yerel seçimlerde AP % 45.4, CHP ise %36.2 oranında oy aldı. Başbakan İnönü yurtdışında bulunduğu sırada YTP hükûmetten çekildi. Hemen ertesi gün de CKMP hükûmetten çekildiğini açıkladı. II. Koalisyon da çökmüştü. 2 Aralık'ta İnönü istifa etti. AP lideri Ragıp Gümüşpala hükûmeti kuramadı, 10. İnönü Hükûmeti 25 Aralık'ta kuruldu. Bu defa CHP bağımsızlarla birlikteydi.

    Kıbrıs'ta işler karışmış, Türklere karşı saldırılar başlamıştı. Bunun üzerine Türk jetleri 24 Aralık 1963'te Kıbrıs üzerinde ihtar uçuşu yaptılar. 16 Mart'ta TBMM hükûmete Kıbrıs'a müdahale için yetki verdi ancak Haziran ayında ABD Başkanı Lyndon B. Johnson'ın adıyla anılan ünlü Johnson Mektubu ile bu girişim engellendi, Türkiye Kıbrıs'a müdahale edemedi.[37]

    İsmet İnönü'nün kurduğu III. koalisyon hükûmeti 1965 yılının 13 Şubat günü bütçe görüşmelerinde sona erdi. Hükûmetin bütçesi reddedilmişti. Başbakan İnönü istifa etti. CHP dışındaki sağ partiler birleşerek 1965 milletvekilliği genel seçimlerine kadar sürecek bir hükûmet kurdular.

    İsmet İnönü'nün kurduğu üç koalisyon hükûmeti:

    Seçimlere gidilirken Cumhuriyet Halk Partisi kendisine bir kimlik belirlemeliydi. CHP siyasi yelpazenin neresinde duracaktı? Yeni bir ses, yeni bir politika gerekliydi. Örgütün ve partinin buna ihtiyacı vardı. Bu yeni ses 1965 yılı ortalarında Genel Başkan İsmet İnönü'den geldi: "CHP Ortanın Solundadır." CHP bu şekilde hem soldaki Türkiye İşçi Partisi'ne tabandan gidecek oyları engellemek hem de yeni gidişatını belirlemek amacındaydı.

    Ancak CHP'nin büyük rakibi AP bu sloganı seçimlere gidilirken tam tersi yönde kullandı ve CHP'yi sosyalizme kaymakla suçladı. 1964 yılında AP'nin başına geçen Süleyman Demirel meydanlarda "Ortanın Solu Moskova Yolu" diyerek CHP'yi yerden yere vurdu. Ayrıca seçimler öncesinde CHP'nin girişimiyle seçim kanunu değiştirildi ve Millî bakiye usulü getirildi. Bu, küçük partilerin lehine bir gelişmeydi. AP kanuna muhalefet etti. 1968 yılında AP bu kanunu kaldırmıştır.[38]

    10 Ekim 1965 günü yapılan genel seçimlerden AP zaferle ayrıldı. Türkiye genelinde AP % 52.8 oyla 240 milletvekilliği kazanırken CHP % 28.7 oyla ancak 134 milletvekili kazanabildi. Adalet Partisi tek başına iktidara gelmiş, CHP ise çok büyük oy kaybıyla ana muhalefette kalmıştı (MP:31, YTP:19, TİP:14, CKMP:11, BĞM:1).

    Partide yeni bir isim parlamıştı. Bu isim 1961-1965 arası kurulan üç İnönü Hükûmeti'nin de Çalışma Bakanı olan Bülent Ecevit’ti. 24 Ekim 1966 tarihindeki 18. Kurultay’da Bülent Ecevit genel sekreter seçildi. Ecevit "Ortanın Solu" politikasını benimsemiş, özellikle Çalışma Bakanlığı döneminde işçilerle çok iyi ilişkiler kurmuştu. 28 Nisan 1967 olağanüstü kurultayında partiden kopmalar başladı. Turhan Feyzioğlu'nun başını çektiği orta-sağ görüşlü "48'ler Grubu" partiden ayrıldı. 48'ler daha sonra Cumhuriyetçi Güven Partisi'ni kurdu. 18 Ekim 1968'de 19. Kurultay toplandı. İnönü-Ecevit listesi seçimleri kazandı. Ecevit gitgide partinin hakimi olmaktaydı. 12 Ekim 1969 Milletvekilliği Genel Seçimlerinde CHP beklediğini bulamadı. İktidardaki AP %46,5 oy alarak 256 milletvekilliği kazandı ve tek başına iktidarını sürdürdü. Buna karşın CHP %27.3’le 143 milletvekili kazanabilmişti. Şurası dikkat çekicidir ki, CHP'den kopma olmasına karşılık parti yine de çok fazla oy kaybı yaşamamıştır (GP:15, BĞM:13, BP:8, MP:6, YTP:6, TİP:2, MHP:1).

    AP tekrar büyük çoğunlukla iktidardaydı. Ancak fazla kalamayacaktı.[39]12 Mart 1971 günü Türk Silahlı Kuvvetleri hükûmeti bir muhtırayla uyardı ve Başbakan Süleyman Demirel istifa etti. Yeni hükûmeti eski CHP'li Nihat Erim kuruyordu ve Ecevit bu askerî müdahaleye karşı olduğundan CHP'nin bu hükûmette yer almasını istemiyordu. İsmet İnönü muhtıraya karşı ılımlı bir tavır takınınca ve hükûmete destek vereceğini belirtince Genel Sekreter Bülent Ecevit istifa etti. Yerine Şeref Bakşık geçti. Ancak Ecevit'in bu muhalefeti onu toplumda büyük prestij sahibi yapmış, partide de oldukça güçlendirmişti. İnönü Haziran 1972'deki olağan kurultay öncesinde 5 Mayıs 1972'de V. Olağanüstü Kurultay’ı toplama kararı aldı.[40] Maksadı il ve ilçe kongrelerini birer birer kazanan Ecevit'i Kurultay’da yenmekti. 5 Mayıs günü geldiğinde Türkiye çok gergindi. Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın hakkında verilen infaz cezalarının uygulanması beklenmekteydi. THY'nin bir uçağı Sofya'ya kaçırılmıştı. Gerilim Genel Başkan İsmet Paşa'ya da yansıdı. İnönü kalp krizi geçirmişti. Kurultay bir gün sonrasına ertelendi. 6 Mayıs 1972 günü Genel Başkan İsmet İnönü ve Bülent Ecevit karşı karşıya geldi. İnönü açılış konuşmasında açık konuşarak Ya ben ya Bülent dedi ve kararı partiye bıraktı. Ecevit de taviz vermez şekilde cevap verince oylama beklenmeye başladı. 7 Mayıs günü yapılan oylama sonucunda Ecevit'in parti meclisi listesi 709 oyla güvenoyu aldı. İnönü 507 oyda kalmıştı. Sonuç açıktı; CHP'de İnönü devri kapanmıştı. 33 yıldır Genel Başkan olarak CHP'yi yöneten İsmet İnönü 8 Mayıs 1972'de genel başkanlıktan istifa etti. 14 Mayıs 1972 günü yapılan genel başkanlık seçimi özel kurultayında 51 il başkanının adayı Bülent Ecevit 913 delegeden 828'inin oyuyla Atatürk ve İnönü'den sonra CHP'nin III. Genel Başkanı seçildi.[41]

    Bülent Ecevit dönemi (1972-1980)[değiştir | kaynağı değiştir]

    30 Haziran 1972'de toplanan 21. Olağan Kurultay’da partideki büyük iktidar değişiminin bir sonucu olarak, CHP Tüzüğünün 35 maddesi birden değiştirildi. Kurultay, Genel Başkanlıktan istifa eden İsmet İnönü'nün CHP Kurultayına son katılımına sahne oldu. Bülent Ecevit, 1085 delegeden 1032'sinin oyunu alarak tekrar Genel Başkanlığa seçildi.[42]

    Ecevit, asker destekli Ferit Melen Hükümeti'ne 5 bakan vererek destek oldu. Ancak 5 Kasım'da Ferit Melen'le anlaşamayarak bakanları çekti. 6 Kasım'da İsmet İnönü partiden ve milletvekilliğinden istifa etti. İnönü, anayasanın eski cumhurbaşkanlarına verdiği Tabii Senatör olma hakkını kullanarak TBMM'de tabii senatör olarak çalışmalarına devam etti. 28 Mart 1973'te Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'ın görev süresi bitti. Org. Faruk Gürler'i seçtirmek isteyen demokrasi dışı güçlere karşı CHP ile AP iş birliği yaptı. 6 Nisan 1973'te Fahri Korutürk cumhurbaşkanı seçildi.

    1973 seçimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    14 Ekim 1973 milletvekilliği genel seçimlerinde CHP, özlenen zaferi elde etmeyi başardı. 1965'te İnönü'nün başlattığı Ortanın Solu hareketini Demokratik Sol'a dönüştüren ve kitlelere benimseten Bülent Ecevit CHP'yi birinciliğe taşıdı. Cumhuriyet Halk Partisi bütün yurtta oyların % 33'ünü alarak 185 milletvekilliği kazandı ve birinci parti oldu. Ecevit'in en büyük rakibi Süleyman Demirel'in Adalet Partisi ise %29 oy almış ve 149 milletvekili kazanmıştı (CHP 185, AP 149, MSP 48, DP 45, CGP 13, MHP 3, TBP 1, Bağımsız 6).[43]

    CHP yükselişini sürdürdü ve 9 Aralık 1973 Yerel Seçimlerinde % 37 oyla birinci parti oldu. AP %32 oy aldı.[44]

    CHP'nin genel seçimlerde elde ettiği 185 milletvekilliği tek başına hükûmet kurulması için yeterli değildi. Bunun için millet meclisi salt çoğunluğu olan 226 üyenin geçilmesi gerekliydi. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ten görevi alan Ecevit'in 27 Ekim-8 Kasım 1973 tarihleri arasındaki koalisyon görüşmeleri sonuçsuz kaldı. 13 Kasım'da görevi alan AP lideri Demirel de hükûmet kurmakta başarısız olunca görev tekrar Ecevit'e verildi. Bülent Ecevit 26 Ocak 1974'te Millî Görüş fikrinin temsilcisi Necmettin Erbakan'la Cumhuriyet Halk Partisi-Millî Selamet Partisi (MSP) koalisyon hükûmetini kurdu. Devleti kuran ve rejimin temel ögelerini kendi içinde de özümsemiş bulunan CHP, İslamcı akımları bünyesinde bulunduran MSP ile koalisyona girmişti. Hükûmette özellikle laiklik konusunda tartışmalar olması kaçınılmaz görünmekteydi. İleriki yıllarda CHP genel başkanı olacak olan Deniz Baykal bu hükûmette Maliye Bakanı olarak, ileride CHP genel sekreteri olacak Önder Sav ise Çalışma Bakanı olarak görev almışlardı.

    28 Haziran 1974’te toplanan tüzük kurultayında "Demokratik Sol" kavramı doğrultusunda parti tüzüğünde değişikliğe gidildi. Demokratik Sol'un Marksizm'den kaynaklanmayan yerli bir kavram olduğu vurgulandı. Ortanın Solu ile başlayan süreç böylelikle sonuçlanmış oldu. Yeni düzende CHP kabuğunu kırmış ve yerini bulmuştu.

    Taban tabana zıt bu iki partiden kurulan koalisyonda beklenen oldu. Özellikle Türk Ceza Kanunu'nun 163., 141. ve 142. maddeleri konusunda iki parti görüş ayrılığına düştü. Hükûmetin sonu yaklaşmaktaydı. Tam bu sırada Yunanistan'daki albaylar cuntasının desteklediği Kıbrıs Rum Millî Muhafız Alayı'na bağlı birlikler, enosis'i gerçekleştirmek amacıyla, cumhurbaşkanı Makarios'u devirdi. Cunta, adadaki Türklere karşı katliam hareketlerine başladı. Diplomatik görüşmeler sonuçsuz kaldı ve Türkiye 1960 Zürih ve Londra garantörlük antlaşmalarının verdiği hakkı kullanarak Kıbrıs'a askerî müdahalede bulundu. Türk Silahlı Kuvvetleri, 20 Temmuz 1974 sabahı Kıbrıs Harekâtı'na başladı. Bu olay Başbakan Bülent Ecevit'in halk üzerindeki sempatisini oldukça artırdı. Ecevit her gittiği yerde "Kıbrıs Fatihi Karaoğlan" olarak karşılanıyordu. Adaya müdahale ile Türklerin hakları kurtarıldı. Birleşmiş Milletler'in çağrısıyla ateşkes yapıldı. Ancak olayın sonucunda gelen ABD ambargosu Türkiye'ye ekonomik açıdan çok zorlu yıllar yaşattı. Kıbrıs Barış Harekâtı'nın ardından hükûmet içi anlaşmazlıklar nedeniyle Başbakan Ecevit, 18 Eylül 1974'te CHP-MSP hükûmetinin istifasını verdi. Hükûmetin istifasının ardından Ecevit erken seçim kampanyası başlattı. Kıbrıs zaferinin kendisine sağladığı siyasi prestiji oya dönüştürmek istiyordu ancak TBMM'deki diğer partiler buna yanaşmadılar. Hükûmet uzun süre kurulamadı. Bu arada CHP 14 Aralık 1974'te 22. Kurultayını topladı. Orhan Eyüboğlu genel sekreter seçildi. Deniz Baykal ve Mustafa Üstündağ yeni genel sekreter yardımcıları oldular.

    Ecevit'in istifasının ardından başlayan hükûmet bunalımı ancak 12 Nisan 1975'te sona erdi. Süleyman Demirel Başbakanlığında AP, MSP, MHP ve CGP, I. Milliyetçi Cephe Hükümeti'ni kurdular. Ülkede iç gerilim artmakta, ekonomik bunalım gitgide daha da çekilmez bir hal almakta, sağ-sol ayrışması ve çatışmalar yaşanmaktaydı. Bu şartlar altında 12 Ekim 1975'te yapılan ara seçimlerde CHP ve AP oylarını artırdı. 6 milletvekili için yapılan ara seçimde milletvekillerinden 5'ini AP, 1'ini de CHP kazandı. Senato üçte bir yenileme seçiminde ise AP 27, CHP 25, MSP 2 senatörlük kazandı.

    1976'da CHP içinde çekişme başladı. 8 Mart'ta Deniz Baykal, Haluk Ülman, Erol Çevikçe, Adil Ali Cinel, Tankut Akalın parti yönetiminden istifa ettiler. Orhan Eyüboğlu tekrar genel sekreter seçilirken, yardımcıları ise Ali Topuz, Hasan Esat Işık, Mustafa Üstündağ ve İsmail Hakkı Birler oldu. İktidardaki Milliyetçi Cephe hükûmetine karşı toplumsal muhalefet dalgası ise yükseliyordu. Arka arkaya işlenen cinayetler ve özellikle gençler arasında yaşanan sağ-sol kavgası CHP'ye önemli bir görev yüklemekteydi. 27 Kasım 1976'da toplanan 23. Kurultay son derece önem taşıyordu. Bu kurultayda CHP'nin mevcut altı ilkesinin yanına bir de "Demokratik Sol"un altı ilkesinin eklenmesi benimsendi. Bu ilkeler; özgürlük, eşitlik, dayanışma, emeğin üstünlüğü, gelişmenin bütünlüğü ve halkın kendini yönetmesiydi. Ayrıca CHP'nin Sosyalist Enternasyonal'e üyeliği kabul edildi. Ecevit tekrar genel başkan seçildi.

    1977 Seçimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ülke, Milliyetçi Cephe iktidarıyla oldukça sıkıntılı günler yaşıyordu. Ekonomi ve anarşi toplumun en büyük sıkıntılarıydı. CHP ise 1977 yılı başlarken gitgide güçlenmekteydi. Şubat ayında DİSK, seçimlerde CHP'yi destekleyeceğini açıkladı. Nisan ayında ise TBMM seçimleri 5 Haziran günü yenileme kararı aldı. Seçim kampanyası oldukça sıkıntılı geçti. 26 Nisan 1977'de Ecevit'in seçim otobüsü Niksar'da kurşunlandı. 1 Mayıs 1977'de Taksim Meydanı'nda düzenlenen 1 Mayıs Mitingi'nde kalabalığın üzerine çevredeki binalardan ateş açıldı. Oluşan izdihamda ve saldırı sonucunda 37 kişi öldü. 29 Mayıs günü İzmir - Çiğli Havaalanı'nda uçaktan inen Bülent Ecevit'in bulunduğu gruba ateş edildi. Bu, apaçık, CHP genel başkanını öldürmeye yönelik bir suikast girişimiydi. 2 Haziran 1977 günü Başbakan Demirel, 3 Haziran'da yapılacak CHP Taksim mitinginde Ecevit'e suikast yapılacağını, CHP Genel Başkanı'na bir mektupla bildirdi. Ecevit ise mitingden vazgeçmeyeceğini bildirdi. 3 Haziran günü CHP, tarihinin en görkemli mitinglerinden bir tanesi İstanbul Taksim Meydanı'nda gerçekleştirildi. Yüz binlerce insan CHP mitingine katıldı ve Ecevit'e destek verdi.

    Bu ortamda 5 Haziran 1977 günü yapılan milletvekilliği genel seçimlerinden CHP buruk bir zaferle çıktı. Cumhuriyet Halk Partisi oyların % 41.3’ünü alarak 213 milletvekilliği kazandı. AP % 36.8 oy almış ve 189 milletvekili kazanmıştı (CHP:213, AP:189, MSP:24, MHP:16, CGP:3, DP:1, BĞM:4). Senato üçte bir yenileme seçimlerinde ise CHP:28, AP:21, MSP:1 senatörlük kazandılar. Ecevit ve CHP çok güçlenmişti ancak matematiksel tablo CHP'ye tek başına hükûmet kuracak çoğunluğu vermiyordu. 14 Haziran 1977'de hükûmeti kurma görevini alan Bülent Ecevit, 21 Haziran 1977 günü azınlık hükûmetini kurdu. Hükûmet 3 Temmuz günü yapılan güvenoylamasında yeterli oyu alamayınca Ecevit istifa etti. Hükûmeti kurma görevini alan AP Genel Başkanı Süleyman Demirel 21 Temmuz günü MHP ve MSP ile II. Milliyetçi Cephe hükûmetini kurdu. Ülke çok sıkıntılı günler yaşıyordu. Ekonomi öyle bir darboğaza girmişti ki, en basit ihtiyaç maddeleri bile karaborsaya düşmüştü. Zamlar, devalüasyonlar birbirini izliyordu. Enerji sıkıntısı had safhadaydı. Türkiye ithal malların parasını ödeyemez haldeydi. Döviz bulunamıyordu. Financial Times gazetesi 25 Kasım günü durumu şöyle özetliyordu: Türkiye iflas etmiş bir ülkedir. Öte yandan anarşi ve terör artarak sürmekteydi ve toplumsal kutuplaşma can almaya devam ediyordu. Bu şartlar altında 11 Aralık 1977 günü yapılan yerel seçimlerde CHP % 41.7 oy alarak 41 il merkezinin belediye başkanlığını kazandı. Milliyetçi Cephe'nin büyük ortağı AP ise % 37.1 oy aldı ve 15 il merkezini kazanabildi. Seçim sonuçlarının ardından AP'den ayrılanlar oldu. 11 milletvekili partiden istifa etti. Bu isimler şunlardır; Orhan Alp, Tuncay Mataracı, Şerafettin Elçi, Mete Tan, Güneş Öngüt, Ahmet Karaaslan, Hilmi İşgüzar, Enver Akova, Ali Rıza Septioğlu, Mustafa Kılıç, Cemalettin İnkaya.

    Seçimlerde başarılı olan CHP'nin genel başkanı Bülent Ecevit 22 Aralık günü hükûmet hakkında bir gensoru verdi ve yılın son günü olan 31 Aralık 1977'de II. Milliyetçi Cephe hükûmeti 218 güvenoyuna karşı 228 güvensizlik oyu ile düşürüldü. Hükûmeti kurma görevini cumhurbaşkanından alan Bülent Ecevit Cumhuriyetçi Güven Partisi, Demokratik Parti ve bağımsızların desteğiyle 5 Ocak 1978'de hükûmetini kurdu. Ecevit, ekonomi ve devlet yapısında bir enkaz devraldıklarını ve çetin bir dönemden geçeceklerini belirtti.

    Ülkedeki gerilim ve ekonomik buhran etkisini gitgide daha fazla hissettiriyordu. Zamlar, devalüasyonlar, uzayan kuyruklar, karaborsa, enerji kıtlığından kaynaklanan elektrik kesintileri artık olağan hale gelmişti. Ülke belki de en karanlık günlerini yaşamaktaydı. Bunun yanına bir de terör eklenince iş, içinden çıkılmaz bir hal alıyordu, bu nedenle Başbakan Bülent Ecevit'in enkaz benzetmesi hiç de abartı sayılmazdı. Mart 1978'de İstanbul Üniversitesi'nde öğrenciler katledildi. Ekim ayında Türk-İş, CHP-AP koalisyonu kurulmasını önerse de bu kabul edilmedi. Yıl sonunda Kahramanmaraş'ta çıkan olaylarda 105 kişi öldü. Sadece 1978 yılı içinde ülkede 831 kişi öldürülmüştü. 1979 yılı da sıkıntılarla başladı. 1 Şubat'ta Milliyet Genel Yayın Yönetmeni Abdi İpekçi katledildi. Mart ayında iğneden ipliğe hemen her maddeye büyük oranda zam yapıldı. TÜSİAD Ecevit Hükûmeti’nin çekilmesi için gazete ilanları vermeye başladı ve Başbakan Ecevit'in sert tepkisiyle karşılık buldu. 14 Ekim 1979'da yapılan milletvekili ara ve senato üçte bir yenileme seçimlerini AP kazandı. Açık bulunan 5 milletvekilliğinin tümünü ve 33 senatörlüğü Adalet Partisi kazandı, CHP 12 senatörlük kazanabildi. CHP'nin oyları % 41'den %29'a düştü. 16 Ekim'de başbakan Ecevit istifa etti. Hükûmeti kurma görevini alan Süleyman Demirel 12 Kasım 1979'da azınlık hükûmetini kurdu.

    14 Ekim 1979'daki senato kısmi yenileme seçimlerinde beş senatörlüğün beşini de AP'nin kazanmasının ardından CHP, 4 Kasım 1979'da 8. Olağanüstü Kurultay'ı topladı. Genel Başkan Ecevit güvenoyu istedi. Parti içi muhalefetteki Deniz Baykal ve Ali Topuz grupları yönetimi çok sert bir biçimde eleştirdiler; Turan Güneş ve Haluk Ülman, Ecevit'in istifasını istedi. Güven oylamasında Ecevit, 4 çekimser, 20 ret oyuna karşılık 1341 oy ile delegelerin güvenoyunu aldı. Genel Sekreterliğe Mustafa Üstündağ getirildi.

    CHP'de bunlar olurken 1980 yılı Tariş olayları ve ekonomik önlemler içeren 24 Ocak Kararları ile başladı. Cinayetler, boykotlar ve ekonomik zorluklarla dolu günler birbirini izliyordu. Mayıs ayında Çorum'da olaylar çıktı ve 48 kişi öldü. Terör; genç, siyasi, aydın, yazar, sağcı ve solcu demeden can almayı sürdürüyordu. Öyle ki, 1980 yılında meydana gelen 10,000 terör olayında yaklaşık 2 bin insan ölmüştü. Mayıs ayında MHP Genel Başkan Yardımcısı Gün Sazak öldürüldü. Eski CHP önderlerinden ve eski başbakan Nihat Erim, 19 Temmuz 1980'de teröre kurban verildi. 22 Temmuz’da Türkiye Maden-İş Sendikası başkanı Kemal Türkler öldürüldü. Çeşitli çevrelerin önerdiği CHP-AP koalisyonuna ise her iki parti de sıcak bakmıyordu. Bu arada 6 Nisan 1980'de Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk'ün görev süresi bitmişti. TBMM bir türlü yeni cumhurbaşkanını seçemiyordu. Turlar birbirini izliyor ancak sonuç alınamıyordu. Bunca karışıklık içinde bir de ülke başsız bırakılmıştı. Türkiye uçurumun kıyısına gelmişti. CHP cumhurbaşanlığı seçiminde 12 Mart Muhtırası'nda imzası bulunan dört komutandan biri olan, emekli orgeneral ve CHP senatörü Muhsin Batur'u aday göstermişti.

    12 Eylül 1980 sabahı Türk halkı, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin sesi ile uyandı. Ordu yönetime el koydu ve TBMM, hükûmet ve anayasa feshedildi. Tüm yurtta sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Siyasi partilerin, derneklerin ve sendikaların etkinlikleri durduruldu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve kuvvet komutanlarının oluşturduğu Millî Güvenlik Konseyi ülkenin tek hakimiydi. CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit ve AP Genel Başkanı Süleyman Demirel Gelibolu'daki Hamzaköy tesislerinde gözetim altına alındı. MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan ve MHP Genel Başkanı Alparslan Türkeş ise İzmir-Uzunada'ya gönderildi.

    30 Ekim 1980 günü Bülent Ecevit, CHP Genel Başkanlığı’ndan istifa etti. 21 Şubat 1981'den itibaren Arayış dergisini çıkardı. Buradan ya da başka kanallarla verdiği demeçlerden dolayı yargılandı ve cezaevine girdi. MGK bir yıl sonra, 16 Ekim 1981'de tüm siyasi partilerle birlikte Cumhuriyet Halk Partisi'ni de kapattı. Böylece Türkiye Cumhuriyeti tarihinde CHP'nin ilk dönemi sona erdi.

    Bülent Ecevit'in 1970'lerde kurduğu CHP hükûmetleri:

    Kapalı olduğu dönem (1981-1992)[değiştir | kaynağı değiştir]

    12 Eylül askeri yönetimi ülkedeki tüm siyasi etkinlikleri yasaklamıştı. Çok sayıda gözaltılar ve siyasi davalar yaşandı. Bu arada yeni anayasanın hazırlıkları da sürüyordu. Nihayet 7 Kasım 1982'de anayasa halkoylamasına sunuldu ve % 91.3 oyla kabul edildi. Aynı oylamayla Millî Güvenlik Konseyi (MGK) ve Devlet Başkanı Kenan Evren de 7. cumhurbaşkanlığına seçildi. Seçimlerin 6 Kasım 1983'te yapılacağı açıklandı ve 1983 yılı ortalarında siyasi faaliyetler serbest bırakıldı, ancak MGK işleri sıkı tutuyordu.[kaynak belirtilmeli] Partiler kurulurken MGK'ya kurucuları veto etme yetkisi verildi.

    Bu yüzden kapatılan CHP'nin tabanına hitap eden Erdal İnönü'nün kurduğu Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) seçimlere katılamadı. Öte yandan Adalet Partisi'nin ardılları olarak kurulan Büyük Türkiye Partisi ve Doğru Yol Partisi de vetolardan nasibini almıştı. Seçimlere sadece Turgut Özal'ın başında bulunduğu ANAP, Necdet Calp'in başında bulunduğu Halkçı Parti ve Turgut Sunalp'in Milliyetçi Demokrasi Partisi katılabildi. 6 Kasım 1983 seçimleri sonucunda ANAP % 45 oy alarak tek başına iktidara geldi ve Turgut Özal yeni hükûmeti kurdu (Milletvekili sayıları: ANAP:212, HP:117, MDP:71). CHP seçmenine seslenen Halkçı Parti %30 oy almıştı.[45]

    24 Mart 1984 yerel seçimlerini de ANAP kazandı. Ancak bu defa SODEP ve DYP de seçimlere katıldı.[46] SODEP, ANAP'ın ardından ikinci sırayı aldı. CHP oylarının SODEP'te toplanacağı anlaşılıyordu.[47] 13 Nisan 1984'te toplanan SODEP 1. Küçük Kurultayı'nda Genel Başkan Erdal İnönü solda tek çatının şart olduğunu söyledi. Temmuz ayında SODEP lideri İnönü ve HP lideri Necdet Calp birleşme konusunda prensipte anlaştıklarını açıkladılar. 1985 Haziran ayında Aydın Güven Gürkan, Halkçı Parti genel başkanı seçildi ve birleşmeden yana olduğunu açıkladı. Hatta Gürkan birleşmeye 1985 yılında son CHP Genel Başkanı Bülent Ecevit'in eşi Rahşan Ecevit tarafından kurulan Demokratik Sol Parti'nin de dahil olmasını istedi ancak ret cevabı aldı.

    26 Eylül 1985'te Gürkan ve İnönü SODEP-HP birleşme protokolünü imzaladılar ve yeni partinin adını Sosyaldemokrat Halkçı Parti olarak açıkladılar. HP'de bir kurultay toplanarak partinin adı SHP olarak değiştirildi. Ardından toplanan SODEP kurultayında parti feshedildi ve SHP'ye katıldı. 30 Mayıs 1986'da SHP 1. Kurultayı toplandı ve Erdal İnönü genel başkan seçildi. İnönü daha sonra 26 Eylül 1986'da yapılan ara seçimlerde milletvekili seçilerek TBMM'ye girdi. SHP bu seçimlerde %22 oy almıştır.

    6 Eylül 1987'de ANAP iktidarı 12 Eylül idaresince getirilen siyasi yasakların kaldırılması için halkoylamasına gitti. Kıl payı bir farkla yasakların kaldırılması kabul edildi (Evet:%50.1, Hayır:%49.8). Başbakan Turgut Özal daha bu sonuç ortaya çıkmadan önce Kasım ayında erken seçime gidileceğini açıkladı. 13 Eylül'de Bülent Ecevit DSP'nin başına geçti. Süleyman Demirel de DYP başkanlığını devraldı.

    29 Kasım 1987 genel seçimlerinde ANAP ikinci kez tek başına iktidara geldi, oy oranı düşmüştü ama çoğunluğu yine de kazanabilmişti. ANAP bu seçimlerde %36 oy alarak 292 milletvekili kazandı. SHP %24 ile 99, DYP ise %19 oyla 59 milletvekilliği kazandı.[47] Bülent Ecevit'in başına geçtiği DSP %8,5 oy almış ancak %10 barajını aşamayarak meclis dışında kalmıştı. Aynı şekilde MÇP ve Refah Partisi de TBMM dışında kaldı. Ecevit bu sonucun ardından bir süre siyasetten çekildi.

    25 Haziran 1988'de Erdal İnönü SHP genel başkanlığına yeniden seçildi. Ancak partiye Deniz Baykal grubu hakim oldu. Deniz Baykal SHP genel sekreteri seçildi. 26 Mart 1989 yerel seçimlerinde SHP; İstanbul, Ankara ve İzmir belediye başkanlıklarıyla 39 ilin belediye başkanlığını kazandı ve il genel meclisi seçimlerinde %28.8 oy almayı başardı.[48]

    SHP ve DYP, ANAP iktidarının meşruiyetini kaybettiğini, halkın desteğini yitirdiğini ve bu nedenle genel seçimlerin yenilenmesi gerektiğini savunmaya başladılar. Turgut Özal 9 Kasım 1989'da Kenan Evren'den boşalan cumhurbaşkanlığına SHP ve DYP'nin muhalefetine rağmen seçildi. 12 Aralık 1990'da İnönü ile Demirel buluştu, ortak bildiri imzalayarak erken seçim istediler.

    Bu arada SHP içinde İnönü-Baykal mücadelesi yaşanıyordu. Eylül 1990'da Genel Başkan Erdal İnönü ile anlaşmazlığa düşen Genel Sekreter Deniz Baykal bu görevinden istifa etti. 29 Eylül 1990'daki SHP 6. Olağanüstü Kurultayı'nda Erdal İnönü ve Deniz Baykal karşı karşıya geldi. İnönü, 504 oyla genel başkanlık seçimini kazanırken Deniz Baykal ise 405 oy aldı. SHP Genel Sekreterliği'ne Hikmet Çetin seçildi. Ancak parti içinde Baykal'ın muhalefeti bitmedi. Haziran 1991'deki olağan kurultayda İnönü ve Baykal bir defa daha karşı karşıya geldi. Ancak bu kez de kazanan İnönü oldu; üçüncü tur oylamada İnönü 534, Baykal 451 oy aldı. SHP'nin 44 kişilik parti meclisine Baykal listesinden 15, İnönü listesinden ise 28 kişi seçildi. Hikmet Çetin tekrar genel sekreter seçildi.

    Turgut Özal'ın cumhurbaşkanı seçilmesinin ardından ANAP içinde de iktidar mücadelesi yaşanıyordu. Mesut Yılmaz, Yıldırım Akbulut'u devirerek 15 Haziran 1991'de ANAP genel başkanı seçildi ve parti Ekim'de erken seçimlere gidilmesini kararlaştırdı.

    20 Ekim 1991 seçimlerini DYP kazandı (DYP:178, ANAP:115, SHP:88, RP:62, DSP:7).[48] DYP %27 oy alırken, SHP %20 oy alabilmiş ve üçüncü sıraya gerilemişti; 1989 yerel seçimlerinde elde edilen başarı bu defa çok uzaktaydı. Bu, en fazla parti içi muhalefetin işine yarayacaktı. SHP seçimlere Halkın Emek Partisi (HEP) ile birlikte katıldı. Seçimlerden sonra TBMM açılışında Kürt kökenli milletvekillerinin Kürtçe yemin etmeye kalkışması ortalığı karıştırdı. 21 Mart 1992 Nevruz Bayramı'nda çıkan olaylar sonucunda da SHP içindeki HEP kökenliler partiden istifa ettiler. HEP hakkında kapatma davası açılınca DEP kuruldu ancak her ikisi de daha sonra kapatıldı.

    Hükûmeti kurma görevi DYP Genel Başkanı Süleyman Demirel'e verildi. Demirel DYP-SHP koalisyon hükûmetini 20 Kasım 1991'de kurdu. SHP Genel Başkanı Erdal İnönü Başbakan Yardımcılığı görevini aldı.

    25-26 Ocak 1992'deki 7. Olağanüstü Kurultay öncesinde Deniz Baykal ve İsmail Cem birlikte Yeni Sol adlı bir kitap yayımladılar. SHP'nin yeniden yapılandırılmasını öngördüler. 7. Olağanüstü Kurultay'da İnönü, Baykal’ı bir kez daha yendi ve genel başkanlığa seçildi.

    Deniz Baykal dönemi (1992-1995, 1995-1999, 2000-2010)[değiştir | kaynağı değiştir]

    Deniz Baykal, yaklaşık birer yıllık iki kısa kesintiyle (1995, 1999-2000) de olsa, CHP'nin ikinci kuruluşu sonrası döneminde yaklaşık 15 yıl 8 ay genel başkanlık yapmıştır.

    Mecliste grup kurması (1992-1995)[değiştir | kaynağı değiştir]

    19 Haziran 1992'de 12 Eylül rejiminin ürünü eski siyasi partilerin aynı adla tekrar açılmasını engelleyen yasa kaldırıldı ve eski partilerin yeniden açılabilmesi sağlandı. Bu karar en fazla CHP tabanını etkiledi. 3 Mayıs 1992'de CHP'nin hayatta olan son genel yönetim kurulu üyeleri bir bildiri yayımladılar. "Cumhuriyet Halk Partisi" yeniden açılıyordu. Bildirinin altında Erol Tuncer, Hayrettin Uysal, Altan Öymen, Metin Somuncu, Metin Tüzün, Erdoğan Bakkalbaşı, Coşkun Karagözoğlu, Orhan Akbulut, Avni Gürsoy, Güler Gürpınar, Mehmet Gümüşlü, Hayri Öner, Celal Doğan, Mehmet Nebil Oktay, Nail Atlı, Mehmet Dedeoğlu, Çetin Bozkurt, Hüseyin Doğan, İlyas Kılıç, İsmet Atalay, Orhan Vural'ın imzası bulunuyordu. CHP tabanı bu bildiriyle hareketlendi, 12 Eylül öncesi gençlik kolları bir araya geldi. Cumhuriyet Halk Partisi'nin doğum tarihi de belirlenmişti: 9 Eylül 1992.

    9 Eylül 1992'de, bir önceki kurultay olan 1979'daki 8. Olağanüstü Kurultay delegelerinin büyük çoğunluğunun katılımı ve oybirliği ile tekrar açılan partinin 25. Olağan Kurultay'ında, Deniz Baykal ve Erol Tuncer'in girdiği genel başkanlık yarışını 679 oyla Deniz Baykal kazanırken Tuncer 425 oy alabildi. Böylece Baykal; Mustafa Kemal Atatürk, İsmet İnönü ve Bülent Ecevit'ten sonra dördüncü CHP genel başkanı oluyordu. CHP'nin maksadı diğer iki sol partiyi de bünyesine alarak tek güç haline gelmekti; ancak Sosyaldemokrat Halkçı Parti Genel Başkanı Erdal İnönü birleşmenin SHP'de olmasını isterken, Ecevit ise iş birliğine yanaşmıyor ve DSP ile yola devam edeceğini açıklıyordu. 15 Mart 1993'teki ilk parti meclisi seçiminde genel sekreterliğe Ertuğrul Günay seçildi. Genel başkan yardımcıları İsmail Cem, Erol Çevikçe, Hasan Fehmi Güneş, Adnan Keskin, İstemihan Talay ve Ali Topuz oldular. İlk etapta 21 milletvekili SHP ve DSP'den ayrılarak anayasanın parti değiştirme engelini aşmak için Bütünleşme Partisi'ni kurdular ve bu partinin daha sonra CHP'ye katılmasıyla CHP, TBMM'de grup kurmayı başardı.

    1993 yılı Türkiye açısından oldukça önemli olayların yaşandığı bir yıl oldu. 24 Ocak 1993 günü Cumhuriyet yazarı Uğur Mumcu öldürüldü. Suikast uzun yıllar boyunca karanlıkta kaldı ve hâlen çözülemedi. Ancak siyasette bütün taşları yerinden oynatacak gelişme Nisan ayında yaşandı. 17 Nisan 1993'te Cumhurbaşkanı Turgut Özal öldü. Cumhurbaşkanının kim olacağı merakla beklenmekteydi. DYP Genel Başkanı ve Başbakan Süleyman Demirel cumhurbaşkanlığına aday oldu ve 16 Mayıs 1993'te yapılan üçüncü tur oylamada koalisyon ortağı SHP'nin desteğiyle dokuzuncu cumhurbaşkanlığına seçildi. CHP bu seçimlerde İsmail Cem'i aday göstermiştir. Bu gelişmeyle DYP-SHP hükûmeti de sona ermiş bulunuyordu. 3 Haziran 1993'te Tansu Çiller, DYP Genel Başkanı seçildi. 6 Haziran'da ise SHP Genel Başkanı İnönü, Eylül ayındaki kurultayda aday olmayarak siyaseti bırakacağını açıkladı. 25 Haziran 1993'te, Tansu Çiller başbakanlığında yeni DYP-SHP hükûmeti göreve geldi. 2 Temmuz 1993'te Sivas - Madımak Oteli'nde 33 aydın ve 2 otel çalışanının yakılarak katledilmesi ülkeyi iyice gerdi. SHP olaylara karşı ilgisiz kalmakla suçlanmaktaydı. Eylül ayındaki kurultayda Murat Karayalçın, SHP'nin başına geçti.

    Sosyaldemokrat Halkçı Parti'yle birleşmesi ve süregelen gelişmeler (1995-1999)[değiştir | kaynağı değiştir]

    26 Mart 1994 yerel seçimlerine aynı siyasi kulvardaki SHP, DSP ve CHP ayrı ayrı girdi. Sonuç tek kelimeyle hüsrandı. Çünkü üç sol parti toplam ancak %25 oy alabilmişti. Bir önceki seçimde kazanılan büyük kentlerden İstanbul ve Ankara Refah Partisi'ne, İzmir de DYP'ye teslim edilmişti.[49] CHP bu seçimlerde sadece %4.7 oranında oy alabildi. Sol oylar gitgide eriyordu ve birleşmekten başka çare yoktu. 18 Şubat 1995'te toplanan CHP kurultayında 1003 delege birleşmenin CHP, 635 delege de SHP çatısı altında olması yönünde oy kullandı. Bunun üzerine hemen toplanan SHP kurultayında 121'e karşı 508 oy ile parti feshedildi ve CHP'ye katılım kararı alındı. Hikmet Çetin oybirliğiyle CHP Genel Başkanı seçildi. Çetin, CHP'nin 5. Genel Başkanı oldu. Birleşme sürecinde CHP Genel Sekreteri Ertuğrul Günay, partiden istifa etti ve yerine Adnan Keskin getirildi. Birleşmeden sonra 25 Şubat'ta yapılan seçimde Adnan Keskin Genel Sekreter oldu.

    CHP'nin 1990'larda katıldığı hükûmetler:

    Haziran 1995'te İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir'in İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı CHP'li Algan Hacaloğlu ilgili söyledikleri sözler, hükûmet ortakları arasında gerilime ve nihayetinde hükûmetin dağılmasına neden oldu.[50] 9 Eylül 1995'teki kurultayda ise Deniz Baykal genel başkanlığa tekrar seçildi. DYP genel başkanı Tansu Çiller'in kurduğu azınlık hükûmeti TBMM'de güvenoyu alamayınca, 30 Ekim'de DYP ve CHP ülkeyi seçime götürecek yeni bir koalisyon hükûmeti kurdu. Bu hükûmette CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı olarak yer aldı. TBMM seçimlerin 24 Aralık 1995'te yenilenmesi kararını aldı. 24 Aralık 1995 milletvekilliği seçimlerinde CHP yüzde 10 barajını kıl payı aşarak TBMM'ye girdi. Seçimlerin galibi ise Necmettin Erbakan'ın başında bulunduğu Refah Partisi olmuştu. RP, %21.3 oyla 158 milletvekili kazanmıştı. (Milletvekili sayıları: DYP:135, ANAP:132, DSP:76, CHP:49).[51] CHP, %10.71 oyla ancak 49 milletvekili elde edebilmişti. Öte yandan DSP %14.64 oy almıştı. Seçimlerden sonra öncelikle Mesut Yılmaz başbakanlığında ANAP-DYP koalisyonu kuruldu ancak hükûmetin güvenoylaması Anayasa Mahkemesi tarafından reddedilip iptal edilince başbakanlık görevini alan Necmettin Erbakan Haziran 1996'da DYP ile Refahyol koalisyonunu kurdu.

    30 Haziran 1997'de kurulan ANAP-DSP-DTP azınlık koalisyonu hükûmetini CHP dışarıdan destekledi. Ancak 1998 yılının Kasım ayında Türkbank ihalesi yolsuzluğuna Başbakan Mesut Yılmaz'ın adı karışınca CHP hükûmete gensoru verdi ve koalisyonu düşürdü. Uzun süren hükûmet çalışmaları sonucunda DYP, DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit başbakanlığında kurulacak bir azınlık hükûmetine destek vereceğini açıkladı ve Ecevit 11 Ocak 1999'da 21 yıl sonra tekrar başbakan oldu. Başbakanlığı sırasında PKK'nın lideri Abdullah Öcalan, Kenya'nın başkenti Nairobi'de yakalanarak Türkiye'ye getirildi. Bu olay DSP'ye 1999 genel seçimlerine yaklaşılırken büyük bir itibar sağladı.

    TBMM dışında kaldığı dönem (1999-2002)[değiştir | kaynağı değiştir]

    1999 genel seçimlerinde iş birliğine girmek amacıyla Demokratik Halk Partisi ile müzakerelerde bulunmuş ve kamuoyunca tanınmayan DEHAP'lı 20 ismin kendileri tarafından seçilip CHP listelerinden seçime girmelerini önermiş; ancak müzakereler başarısızlıkla sonuçlanmıştır.[52]

    18 Nisan 1999 günü yapılan genel ve yerel seçimlerde Bülent Ecevit'in DSP'si oyların %22.18'ini alarak birinci parti oldu ve 136 milletvekilliği kazandı. (MHP:129, FP:111, ANAP:86, DYP:85, Bağımsızlar:3).[53] Sol oyların bu şekilde DSP'de toplanması CHP'yi askerî darbeler dönemi dışında ilk defa meclis dışına itti. CHP %8.71 oy almış ancak %10 barajını geçemediği için TBMM dışında kalmıştı. Seçimlerden sonra koalisyon pazarlıkları başladı ve 28 Mayıs 1999'da Bülent Ecevit başbakanlığında DSP-MHP-ANAP koalisyon hükûmeti kuruldu.

    Deniz Baykal seçim yenilgisinden kendisinin sorumlu olduğunu belirterek 22 Nisan 1999'da genel başkanlıktan istifa etti. 22 Mayıs 1999'da toplanan IX. Olağanüstü Kurultay'da Altan Öymen genel başkanlığa seçildi. Haziran ayındaki X. Olağanüstü Kurultay parti meclisi seçimleri içindi ve Tarhan Erdem genel sekreter seçildi.

    Deniz Baykal'ın CHP'den ayrı kalması kısa sürdü. Yaklaşık 1.5 yıl sonra 30 Eylül 2000 tarihinde toplanan XI. Olağanüstü Kurultay'da Baykal genel başkanlığa döndü. CHP genel sekreterliğine ise Önder Sav seçildi.

    CHP, TBMM dışında olmasına rağmen iktidardaki koalisyona karşı muhalefetini sürdürdü. Özellikle Şubat 2001 ekonomik krizinden hükûmeti sorumlu tutarak muhalefetini şiddetlendirdi. 2002 yılının Mayıs ayında Başbakan Bülent Ecevit rahatsızlandı. Ekonomik gidişat zaten kriz nedeniyle iyi değildi. Ekonomi, krizden sonra ABD'den getirilen iktisatçı Kemal Derviş'e teslim edilmişti. Başbakanın sağlık durumunun bozulması koalisyonda sarsıntıya neden oldu. Yaz aylarında koalisyon ortağı MHP, kendisinin bulunmadığı hükûmet modelleri konuşulmaya başlanınca 3 Kasım 2002'de erken seçime gidilmesini talep etti. Koalisyonun büyük ortağı DSP'de ise Ecevit'in rahatsızlığından kaynaklanan iktidar mücadelesi partiyi böldü. DSP grubunun yarısı partiden ayrılarak İsmail Cem genel başkanlığında Yeni Türkiye Partisi'ni kurdu. Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı Kemal Derviş önceleri YTP içinde siyaset yapacağının sinyallerini verse de Ağustos ayında CHP'ye katıldı. Ayrıca 3 milletvekili de CHP'ye katılarak partinin TBMM'de temsil edilmesini sağladı. TBMM Ağustos ayında toplanarak hem 3 Kasım'da erken seçim kararı aldı hem de Avrupa Birliği uyum yasalarını çıkardı. CHP 3 Kasım 2002 milletvekilliği seçimlerine umutla gidiyordu. Kemal Derviş'in partiye katılımı ivme kazandırdı. Öte yandan Türk-İş başkanı Bayram Meral, sanatçı Zülfü Livaneli ve ilahiyatçı Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk de partiye katılıp milletvekili adayı oldular.

    2002 seçimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    3 Kasım 2002 genel seçimlerinde Recep Tayyip Erdoğan'ın başında olduğu Adalet ve Kalkınma Partisi tek başına iktidara geldi. AK Parti seçimlerde yüzde 34.4 oy oranıyla 363 milletvekilliği kazanırken CHP yüzde 19.39'la 178 milletvekilliğinde kaldı. Kalan milletvekilliklerini bağımsızlar kazandı. Diğer partilerin hiçbiri yüzde 10 barajını aşamadı.[54] TBMM yalnızca iki partiden oluşuyordu.

    İktidardaki AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın milletvekili seçilmesi yasak olduğu için hükûmeti AK Parti Kayseri milletvekili Abdullah Gül kurdu.[55] Aralık ayında Yüksek Seçim Kurulu Siirt ilindeki seçimleri bağımsız milletvekili Fadıl Akgündüz'ün yolsuzluk iddiaları yüzünden iptal etti ve 1 AK Parti, 1 CHP, 1 de bağımsız 3 milletvekilinin üyeliği düştü.[56] 9 Mart 2003'te bu ilde seçimler yenilendi ve 3 milletvekilliğini de AK Parti kazandı. Tayyip Erdoğan'ın siyasi yasağının kalkması için mecliste yapılan anayasa değişikliğine CHP destek verdi. Erdoğan, 9 Mart'ta Siirt'ten milletvekili seçilerek 15 Mart'ta başbakanlık koltuğuna oturdu.[57]

    Ana muhalefetteki CHP ile iktidardaki AK Parti arasındaki ilk ciddi tartışma 1 Mart 2003 günü Irak'a tezkere oylamasında ortaya çıktı. ABD, Irak'ı işgal etmek niyetindeydi ve bu yüzden Türkiye topraklarını kullanmak ve Türk askerini Irak'a sokmak istiyordu. CHP buna şiddetle karşı çıktı, AK Parti içinde de ciddi bir muhalefet vardı. 1 Mart günü CHP ve AK Parti'li bir grup milletvekilinin oylarıyla hükûmet tezkeresi reddedildi.[58]

    2003 yılı Ekim ayında yapılan 30. Olağan Kurultay'da Baykal ve ekibi tekrar seçildiler. Tüzük değişikliği, sert tartışmalara sebep olsa da kabul edildi ve Kemal Derviş parti meclisine girdi. 28 Mart 2004 yerel seçimlerinde AK Parti %41 oy alırken CHP 1999 yerel seçimlerinde %13 olan oyunu bu seçimde %18'e çıkardı. İllerin büyük çoğunluğunda belediye başkanlıklarını AK Parti kazandı.[59]

    Seçimlerin ardından Baykal'a karşı muhalefet yükseliyordu. Muhalefetin başında ise İstanbul Şişli ilçe belediye başkanlığına yüzde 65 oy alarak seçilen Mustafa Sarıgül bulunuyordu. Sarıgül CHP'yi iktidara taşıyacağı söylemiyle Anadolu'yu dolaşmaya başladı. Elbette bu eylem genel merkezi rahatsız etti ve genel başkan Deniz Baykal 3 Temmuz 2004'te XII. Olağanüstü kurultayı topladı, delegelerden güvenoyu istedi. 781 oyla güvenoyu alan Baykal, Sarıgül'e karşı güçlenmişti. Ayrıca 24 Ekim 2004'te Yeni Türkiye Partisi kendisini feshetti ve CHP'ye katıldı. Sarıgül ise muhalefetini sürdürdü. CHP adına mitingler ve toplantılara devam etti. Bunun üzerine yönetim Sarıgül'ü disiplin kuruluna sevketti. Kurul Sarıgül'ün ihracını 7'ye karşı 8 oyla reddetti. Genel Başkan Deniz Baykal kararın rüşvetle alındığını belirterek 29 Ocak 2005'te Olağanüstü Kurultayı toplayacağını söyledi. Kurultay öncesinde üç isim başkanlığa aday olarak ortaya çıktı: Baykal, Sarıgül ve Zülfü Livaneli. Daha sonra Livaneli adaylıktan çekildi. Baykal ve Sarıgül'ün hesaplaştığı XIII. Olağanüstü Kurultay çok gergin geçti. Büyük kavgalar çıktı, yaralanmalar yaşandı. Baykal ve Sarıgül arasında çok şiddetli tartışmalar yaşandı. Sonuçta Baykal 674 oyla güven tazeledi. Kurultaydan sonra Mustafa Sarıgül, 24 Mart 2005'te, CHP Yüksek Disiplin Kurulu tarafından “Kurultayı arbede ve şiddet ortamına çevirdiği” gerekçesiyle CHP'den ihraç edildi.[60]

    Yine kurultay sonrası partiden istifalar oldu ancak meclis grubunun büyük kısmı partide kaldı. İstifa eden milletvekillerinin bir kısmı bağımsız kalırken bir kısmı da SHP'ye geçti. 19-20 Kasım 2005'te toplanan 31. Olağan Kurultay'da Deniz Baykal 1158 oyun tamamını alarak genel başkanlığına devam etti.

    CHP iç çalkantılar yaşarken bir yandan da AK Parti iktidarına karşı da sert muhalefet yapıyordu. Deniz Baykal ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında gerek TBMM'de gerekse diğer platformlarda büyük çekişme vardı. 2006 yılı sonunda seçimlerin yenilenmesi konusunda CHP çaba gösterse de AK Parti buna yanaşmadı. CHP 2007 Nisan ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan'ın adaylığına şiddetle karşı çıktı ve bu yolda bütün anayasal haklarını kullanacağını belirtti. 24 Nisan 2007 günü AK Parti cumhurbaşkanı adayı olarak Abdullah Gül'ü belirleyince CHP bu konuda uzlaşılmadığı için TBMM'de yapılacak seçimi Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğini açıkladı. 27 Nisan 2007 günkü oylamada 367 milletvekili yeter sayısı bulunamayınca CHP, mahkemeye başvurdu. Aynı gece Genelkurmay Başkanlığı 23:15'te laiklik ile ilgili sert bir açıklama yaptı.[61]

    Anayasa Mahkemesi, 1 Mayıs 2007 günü CHP'nin talebini kabul ederek cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk tur oylamasını iptal etti. Bu gelişmeler üzerine cumhurbaşkanlığı seçimi konusunda taktik değiştiren AK Parti, Anavatan Partisi ile uzlaşarak erken seçime gidilmesi ve cumhurbaşkanını 5+5=10 yıllığına halkın seçmesi gibi değişiklikleri önerdi. Deniz Baykal ise erken seçim kararını desteklemesine rağmen, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini onaylamadığını belirterek yeni cumhurbaşkanını, yeni meclisin seçmesi yönünde taleplerde bulundu. Genel seçimlerin 22 Temmuz 2007'de yapılması kesinleştikten sonra solda güçbirliği arayışları hızlandı ve 17 Mayıs 2007 günü CHP ve DSP Genel Başkanları Deniz Baykal ve Zeki Sezer seçimde güçbirliği yapacaklarını açıkladılar. 8 Haziran 2007'de Yaşar Okuyan'ın genel başkanı olduğu Hürriyet ve Değişim Partisi CHP'ye katılacağını açıkladı, ancak katılım gerçekleşemedi.

    2007 genel seçimleri sonrası[değiştir | kaynağı değiştir]

    Bu koşullar altında gidilen 22 Temmuz 2007 seçimlerinde CHP'nin oyları % 20.88'e çıktı. Buna karşın iktidardaki AK Parti oyların % 46.58’ini alarak, 341 milletvekilliği kazandı. CHP'nin kazandığı milletvekilliği sayısı 112 idi ve bunların 13’ü DSP’li isimlerdi, ayrılmaları ile CHP yeni döneme 99 milletvekili ile başladı. (AK Parti:341, CHP:112, MHP:71, DTP:20, Bağımsızlar:6) [62] Basın ve parti içi muhalefet bu sonuçlardan dolayı Deniz Baykal’a sert eleştirilerde bulundular, ancak seçimlerden iki gün sonra gazetecilerin karşısına geçen Deniz Baykal istifa etmeyeceğini açıkladı.

    Ülkeyi 22 Temmuz seçimlerine taşıyan cumhurbaşkanı seçememe sorunu devam ediyordu. Seçimden güçlenmiş bir biçimde çıkan AK Parti, Dışişleri Bakanı Abdullah Gül adı üzerinde bir defa daha karar kıldı. Seçimde barajı geçen MHP’nin oylamalara katılacağını açıklaması ile de 367 milletvekili yeter sayısı sorunu çözüldü. CHP’nin boykot ettiği oylamaların üçüncüsünde, 28 Ağustos 2007’de AK Parti Kayseri milletvekili Abdullah Gül, Türkiye Cumhuriyeti’nin 11. cumhurbaşkanlığına seçildi. CHP yeni cumhurbaşkanı ile zorunlu haller dışında temaslarının olmayacağını açıkladı.

    9 Eylül 2007'de CHP'nin 84. kuruluş yıldönümü çok büyük bir gösteri ile kutlandı. Genel Başkan Deniz Baykal 170 bin partili ile birlikte Anıtkabir'e çıktı.[63]

    2008 yılının Ocak ayında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından gündeme getirilen üniversitelerde baş örtüsü serbestisi önerisine muhalefet partilerinden MHP destek verirken, CHP şiddetle karşı çıktı. Anayasa değişikliği Şubat ayı başlarında Meclis'ten geçerken CHP, Anayasa Mahkemesi'ne başvurdu. 5 Haziran 2008'de Anayasa Mahkemesi CHP'nin talebini kabul ederek başörtüsü serbestisini engelledi.

    Mart 2008’de yapılan CHP 32. Olağan Kurultayı öncesinde bir önceki dönemin grup başkanvekili, Samsun milletvekili Haluk Koç genel başkan aday adaylığını açıkladı. 26-27 Nisan 2008'de, Ankara'da yapılan 32. Olağan Kurultay'da aday adaylarından hiçbiri aday olabilmek için gerekli 253 imzayı toplayamayınca 1016 delegenin imzası ile seçimlere tek aday olarak giren Deniz Baykal genel başkanlık seçiminde 1105 oyun 1021'ini alarak onuncu defa CHP Genel Başkanı seçilmeyi başardı.[64]

    21 Aralık 2008 tarihinde Ankara'da toplanan CHP 14. Olağanüstü Kurultayı'nda program ve tüzük değişiklikleri ele alındı. 1994'ten bu yana kullanılan parti programı değiştirildi.[65]

    2009 yerel seçimlerine yaklaşılırken SHP genel başkanı Murat Karayalçın partisinin genel başkanlığından ayrılarak 5 Aralık 2008 günü CHP'ye katıldı ve partinin Ankara büyükşehir belediye başkan adayı olarak ilan edildi. 2009 yerel seçimlerinde il genel meclisindeki oy oranları itibarıyla iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin oy oranı %7.8 düşerken, CHP, kazandığı %23.12'lik oranla 2007 milletvekilliği seçimlerine göre Türkiye genelindeki oy oranını %2.24 artırdı.[66] CHP, özellikle İstanbul büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerinde, seçimleri kaybetmesine rağmen, Necati Özkan tarafından yönetilen seçim kampanyasının etkisiyle, 2004'teki oy oranının üstüne %7.88 oy oranı ekledi ve geçen seçimlerde AK Parti ile olan farkı %16.4'ten %7.54'e indirdi. Bu sonuçların alınmasından sonra CHP İstanbul il başkanı Gürsel Tekin ve belediye başkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu parti içinde ve kamuoyunda daha çok ön plana çıktı. Yine aynı seçimde, büyükşehir belediyeleri arasında, AK Parti'li Antalya CHP'ye geçerken CHP'nin elindeki Trabzon ise AK Parti'ye geçti.

    Kemal Kılıçdaroğlu dönemi (2010-günümüz)[değiştir | kaynağı değiştir]

    Genel Başkan seçilmesi[değiştir | kaynağı değiştir]

    22-23 Mayıs 2010 tarihlerinde toplanacak olan 33. Olağan Kurultay'a iki haftadan az bir süre kala genel başkan Deniz Baykal, yine bir CHP milletvekili olan Nesrin Baytok ile birlikte yer aldığı öne sürülen kasedin metacafe.com adlı internet sitesinde 7 Mayıs 2010 günü yayınlanması sonucu, 10 Mayıs 2010 günü düzenlediği basın açıklamasıyla yaklaşık 15 yıl 8 ay sürdürdüğü CHP genel başkanlığı görevinden istifa ettiğini duyurdu.[67] İstifadan iki gün sonra parti sözcüsü Mustafa Özyürek, Baykal'ın kurultaya katılmayacağını ve Baykal'ın gönlündeki ismin de herkesin olduğu gibi CHP grup başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu olduğunu söyledi.[68] Kılıçdaroğlu ise, istifanın ve Özyürek'in açıklamasının ardından, parti içi dengeleri gözeterek iki kez kurultayda aday olmayacağını söyledi.[69] Baykal'ın istifasının ardından, Baykal'ın evinde çeşitli Merkez Yönetim Kurulu üyeleri ve milletvekilleri ile partinin geleceğinin konuşulduğu görüşmelerde genel sekreter Önder Sav, parti üyelerine Baykal'ı geri getireceklerini söyledi. Ancak Kılıçdaroğlu, kurultaya beş gün kala partinin hâlâ genel başkan adaysız kalmasından rahatsız olan birçok partilinin isteğini ve halkın desteğini göz önünde bulundurarak, 17 Mayıs 2010 tarihinde CHP grup başkanvekilliğinden istifa ettiğini ve 33. Olağan Kurultay'da aday olacağını açıkladı.[70]

    Baykal'ın genel başkanlık için Kılıçdaroğlu'nu önermesine rağmen bu öneriyi reddeden Sav, Kılıçdaroğlu'nun ertesi günkü sürpriz adaylığından sonra onu destekleyen ilk kişi olmuş ve Baykal'la beraber birçok CHP'liyi şaşırtmıştır. Baykal bu konudaki kırgınlığını, "Ben de bu süreçte Kemal Kılıçdaroğlu’nun olabileceğini önermiştim ancak benim bu önerime karşı çıkanlar, bugün yan yana geldiler. ...gizlendi ve basından öğrendik. Kaçırarak, yok sayarak yapmaları hoş olmadı. ...Yapılış biçimi dışında bir yanlış yok." sözleriyle açıklamıştır.[71]

    Sav'ın ardından, öncelikle diğer grup başkanvekilleri Kemal Anadol ve Hakkı Süha Okay'ın desteğini alan Kılıçdaroğlu; ardından sırasıyla 60 CHP milletvekilinin, 18 Mayıs günü Ağrı, Antalya, İzmir ve Samsun dışındaki 77 il başkanının ve 19 Mayıs günü de bu 4 il başkanının desteğini almıştır.[72] 22 Mayıs'ta yapılan 33. Olağan Kurultay'da Kemal Kılıçdaroğlu 1249 delegenin 1200'ünün imzasıyla tek aday olarak seçime girdi ve kullanılan 1197 oyun geçerli olan 1189'unu alarak CHP'nin 7. genel başkanı oldu. Kurultayda dikkat çeken bir başka önemli hususta kamuoyunda "küskünler" olarak bilinen bazı eski sosyal demokrat ve sol görüşlü siyasetçilerin kurultaya katılması ve birlik mesajları vermesidir.[73][74] Kılıçdaroğlu, 1 Haziran'daki ilk grup konuşmasından önce Tunceli bağımsız milletvekili Kamer Genç ile DSP milletvekili Emrehan Halıcı'ya parti rozetlerini taktı. 2 milletvekilinin de katılımı ile CHP'nin sandalye sayısı 99'a yükselirken bağımsız milletvekili sayısı 10'a düştü.[75]

    2010 halkoylaması[değiştir | kaynağı değiştir]

    12 Eylül 2010 halkoylamasından sadece 4 ay önce genel başkan Kılıçdaroğlu; Genel başkan olduktan sonra yurt gezisine çıktı. Bu yurt gezilerinde halkın sorunlarını dinledi ve teşkilatını yerinde denetledi. Bu atmosferde halkoylamasında hazırlandı. Halkoylamasında Adalet ve Kalkınma Partisi'nin istediği sonuç çıktı. Anayasa değişiklikleri %58 oranla kabul edildi, Hayır oyları %42'de kaldı. 11 Kasım 2010 tarihinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, CHP'ye 2008 yılında Olağanüstü Tüzük Kurultayı'nda yapılan değişikliklerin uygulanarak yönetimin buna göre düzenlenmesi gerektiğini belirten bir yazı gönderdi. Bunun üzerine Kılıçdaroğlu Mayıs ayında seçilen Merkez Yönetim Kurulu'nu dağıttı. Yerine, tüzük gereğince Genel Başkan, Genel Başkan yardımcıları ve Genel Sekreter'den oluşan yeni MYK'yı açıkladı. Bu MYK'da Genel Sekreter Önder Sav'a yer vermedi. Böylece Önder Sav'ın 10 yıl süren Genel Sekreterlik görevi son buldu. 17 Kasım 2010 tarihinde Parti Meclisi'nin yeniden seçilmesi için Olağanüstü Kurultay'a çağırdı. Yapılan PM seçiminde Önder Sav, Kemal Anadol, Hakkı Süha Okay gibi partinin önemli isimleri liste dışında kaldı.

    2011 genel seçimleri ve 34. Kurultay[değiştir | kaynağı değiştir]

    2011 genel seçimlerinde iktidar olmak isteyen Kılıçdaroğlu 81 ilin tamamını gezerek rekor kırdı. Fakat seçimlerde CHP kısmi başarı sağlayarak bir önceki seçimlere göre oylarını 4 milyon artırdı ve 25,98 oy alarak mecliste 135 sandalyeye sahip oldu. Ana muhalefet olarak kalmaya devam etti.[76] Fakat CHP'den milletvekili seçilen Mustafa Balbay ile Mehmet Haberal'in tahliyelerinin reddedilmesiyle 28 Haziran'da Kılıçdaroğlu, CHP'nin basına kapalı grup toplantısından sonra yaptığı açıklamada, "Halkın seçtiği milletvekillerinin yemin etmesine izin vermeyen, antidemokratik ve hukuk dışı uygulamaların parçası olmayacaklarını" ifade etti ve "Bu anlayış, ilke ve demokrasi inancıyla yeminleri engellenen milletvekili arkadaşlarımıza yemin etme yolu açılmadıkça, biz CHP milletvekilleri de yemin etmeyeceğiz." diye ekledi.[77] TBMM'de yeni dönemin ilk oturumu ve yemin töreni 28 Haziran'da yapıldı fakat CHP, Genel Kurul'a katılmasına rağmen geçici meclis başkan olan Oktay Ekşi hariç diğer CHP'liler yemin etmedi.[78] 8 ve 11 Temmuz 2011 tarihlerinde AK Parti ve CHP arasında yapılan görüşmelerin ardından iki parti anlaşmaya varınca CHP'li milletvekilleri, 11 Temmuz'da Genel Kurul'a "Egemenlik Milletindir" pankartıyla gelerek yemin ettiler.[79]

    30 Mart 2012 tarihinde yapılan olağanüstü kurultayda CHP tüzüğü yenilendi. Ön seçim zorunlu hale getirilerek örgütün milletvekili adaylarını belirleme gücü arttı. %33 kadın kotası getirilerek yönetimde kadınların etkin görev almasının yolu açıldı. %10 gençlik kotası ile gençlerin partide genç yaşlarda tecrübe almasının yolu açıldı.

    Kemal Kılıçdaroğlu, 17-18 Temmuz 2012 tarihinde yapılan 34. Olağan Genel Kurultayda 1164 oyun tamamını alarak yeniden genel başkanlığa seçildi.[80]

    2014 cumhurbaşkanlığı seçimi ve 18. Olağanüstü Kurultay[değiştir | kaynağı değiştir]

    Cumhuriyet Halk Partisi, 2014 cumhurbaşkanlığı seçiminde Milliyetçi Hareket Partisi ile ortak aday çıkarma kararı aldı ve İslam İşbirliği Teşkilatı eski genel sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu'nu aday gösterdi.

    Ekmeleddin İhsanoğlu'nun seçimlerde %38,44 oy alarak kaybetmesi üzerine CHP'de muhalifler hareketlendi. Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu muhaliflerin olağanüstü kurultay için yeterli imzayı bulamayacağını düşünerek tüzüğün kendisine verdiği yetkiyle kurultayı toplama kararı aldı. Aynı gün CHP Yalova Milletvekili ve Grup Başkanvekili Muharrem İnce, yapılacak 18. Olağanüstü Kurultay'da Kemal Kılıçdaroğlu'na karşı adaylığını açıkladı. 5 Eylül 2014'te Ankara'da düzenlenen kurultayda Kılıçdaroğlu 740 oyla tekrar genel başkan seçildi, İnce 415 oy aldı.[81]

    2015 genel seçimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Parti Meclisi'nin aldığı karar doğrultusunda 29 Mart 2015 tarihinde, 7 Haziran 2015'te düzenlenecek milletvekilliği seçimleri için partinin adaylarını belirlemek üzere ön seçim düzenlendi. İl seçim kurullarının gözetiminde 45 seçim bölgesinde gerçekleştirilen ön seçimde Genel Başkan Kılıçdaroğlu İzmir 2’nci bölgeden oyların yaklaşık yüzde 85'ini alarak birinci çıkmayı başarırken, 11 milletvekili aday listelerine giremedi.[82]

    7 Haziran 2015 tarihinde yapılan genel seçimlerde yaklaşık %25 oy alan CHP, 132 milletvekilliği kazandı. 2011 seçimlerine göre oy kaybı yaşansa da, CHP seçmeninin seçim barajını geçmesi için HDP'ye stratejik oy vermiş olduğunun yaygın olarak kabullenilmesi nedeniyle 'yenilgi psikolojisi' hissedilmedi. Buna rağmen CHP Güneydoğu Anadolu'da siyasi olarak neredeyse yok oldu.[83] İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi'nin TBMM'deki sayısal üstünlüğü kaybettiği seçimlerin ardından, Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye birlikte hükûmet kurmaları halinde başbakan olması yönünde çağrıda bulundu. CHP liderinin kendisine yaptığı "başbakanlık" teklifine Bahçeli olumsuz yanıt verdi.[84]

    Cumhurhurbaşkanı'nın hükûmeti kurma yetkisi verdiği AK Parti Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, 13 Temmuz'da koalisyon görüşmeleri kapsamında Kılıçdaroğlu ile bir araya geldi. Böylece Türkiye'de, 16 yıl sonra ilk defa hükûmet kurulması için koalisyon görüşmeleri gerçekleştirilmiş oldu. Hükûmet kurma girişimlerinin başarısızlıkla sonuçlanması üzerine Davutoğlu, 63. Hükûmet'i kurma görevini Cumhurbaşkanı Erdoğan'a 18 Ağustos'ta iade etti. Erdoğan, Davutoğlu dışında ikinci kez hükûmeti kurma görevlendirmesi yapmadı ve 26 Ağustos’ta anayasa gereği yenileme seçimi yapılması kararı verdi. 1 Kasım'da yapılacak seçimlere kadar görev yapacak seçim hükûmetinde Anayasa gereği tüm partilerin hükûmette temsil edilmesi zorunluluğu vardı. Davutoğlu, TBMM’de temsil eden partilerden kendi belirledikleri isimlere bakanlık önerisi yaptı. CHP ve MHP, bu süreçte hükûmete bakan vermeyeceğini açıkladı. 1 Kasım’da yenilenen seçimde, AK Parti yüzde 49 oya çıkarak 317 milletvekili ile tekrar tek başına iktidar oldu. CHP’nin oyları ise yüzde 25’e çıktı.[85]

    16 Ocak 2016 tarihinde düzenlenen Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) 35. Olağan Kurultayı'nda Genel Başkanlık seçimine tek aday olarak giren Kemal Kılıçdaroğlu, 1238 delegeden 960'ının oyunu alarak 4. kez genel başkan seçildi.

    15 Temmuz darbe girişimi ve sonrası[değiştir | kaynağı değiştir]

    CHP, 15 Temmuz darbe girişiminin (2016) ardından, 21 Temmuz'da Türkiye genelinde ilan edilen olağanüstü hâle karşı çıktı.[86] 24 Temmuz 2016'da partilerüstü Taksim Mitingi düzenlendi.[87] Darbe girişimi sonrasında başlatılan ve 'Demokrasi Nöbeti' olarak adlandırılan darbe karşıtı gösterilerin sonuncusu olan 7 Ağustos'taki Yenikapı Mitingi'ne Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, eski Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar da katıldı. HDP ise davet edilmedi.[88]

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından Devlet Bahçeli'nin cumhurbaşkanlığı sistemi açıklaması ile AK Parti ve MHP heyetleri arasında başlayan görüşmeler sonucunda AK Parti'nin hazırladığı teklif TBMM Anayasa Komisyonuna geldi. Cumhuriyet Halk Partisi, 18 maddelik yasa tasarısının, hem TBMM'deki görüşmeleri sırasında, hem de, tasarının doğrudan yürürlüğe girmesi için gerek olan 367 barajının altında kalması nedeniyle 16 Nisan 2017 tarihinde yapılan referandum öncesinde tasarıya karşı sert bir muhalefet yürüttü. Yüksek Seçim Kurulu’nun mühürsüz oyları geçerli saymasının yasaya aykırı olduğunu savunan CHP'nin referandumun iptali için YSK'ya yaptığı başvuru reddedildi.[89]

    15 Haziran–9 Temmuz 2017 tarihleri arasında, Kılıçdaroğlu öncülüğünde başlayıp çeşitli isimlerin ve grupların katılımıyla büyüyen, Ankara'dan İstanbul'a kadar, "adalet" talebiyle Adalet Yürüyüşü gerçekleştirildi. Kılıçdaroğlu yürüyüş kararını, 14 Haziran 2017'de Millî İstihbarat Teşkilatı'na ait TIR'ların görüntülerini Cumhuriyet gazetesinin eski genel yayın yönetmeni Can Dündar'a verdiği suçlamasıyla yargılanan CHP İstanbul Milletvekili Enis Berberoğlu'nun yirmi beş yıl hapis cezası alması ve tutuklanmasına kararı verilmesi sonrasında aldı. Yürüyüşün nedenleri arasında 15-16 Temmuz 2016 tarihleri arasında Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde kendilerini Yurtta Sulh Konseyi olarak tanımlayan bir grup asker tarafından gerçekleştirilen darbe girişiminden sonra çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin uzun süreli olması, bu yetkinin FETÖ ile mücadelenin önüne geçilip bütün muhalif kesimlerle mücadeleye dönüşmesi, milletvekillerin tutuklanması, üniversite hocalarının (barış bildirisine imza atanlar dahil) meslekten atılması da gösterildi. Yürüyüş, 15 Haziran 2017'de Ankara'da Güven Park'ta başladı ve 9 Temmuz 2017'de Maltepe'de sonlandı. 420 kilometrelik yolu 25 günde yürüyen Kılıçdaroğlu, yürüyüşün sonunda Maltepe'de bir miting de düzenledi.

    36. Kurultay ve 2018 genel seçimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    3-4 Şubat 2018'de Ankara'da yapılan 36. Kurultay'da, 1237 geçerli oydan 790'ın oyunu alan Kemal Kılıçdaroğlu yeniden genel başkan seçildi. Muharrem İnce ise 447 oyda kaldı. Parti Meclisi (PM) seçiminde ise Kılıçdaroğlu’nun anahtar listesinde olup da delegeden yeterli oyu alamayan aralarında Sezgin Tanrıkulu ve Mehmet Bekaroğlu'nun da olduğu 7 kişi liste dışı kaldı. Diğer yandan Kılıçdaroğlu’nun listesine almadığı Genel Başkan Yardımcısı Erdal Aksünger ve eski Genel Başkan Yardımcısı Gökhan Günaydın ile milletvekilleri, Tuncay Özkan, Haluk Pekşen, Ali Şeker, Gaye Usluer ve Necati Yılmaz listeyi delerek PM’ye girdi.[90]

    TBMM, 20 Nisan 2018’de 381 milletvekilinin oyuyla cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinin 3 Kasım 2019 yerine 24 Haziran 2018’de yapılacağını kararlaştırdı. Erken seçim kararının ardından "ortak cumhurbaşkanı adayı" arayışı sonuçsuz kalan ve her partinin kendi adayıyla cumhurbaşkanlığı için yarışmasında karar kılan muhalefet partileri, parlamento seçimlerinde ise ittifakla seçime gitme kararı aldı. Millet İttifakı, 5 Mayıs 2018’de Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti (İYİ Parti) Genel Başkanı Meral Akşener, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu ve Demokrat Parti (DP) Genel Başkanı Gültekin Uysal’ın Partiler Arası Seçim İşbirliği Bildirisi’ni imzalamalarıyla kuruldu.

    Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri Öztürk Yılmaz ve Didem Engin, 20 Nisan 2018'de Cumhurbaşkanlığı'na aday adayı olduklarını ilan etti.[91] Parti Sözcüsü Bülent Tezcan, Yılmaz ve Engin'in açıklamalarının ciddiye alınmaması gerektiğini belirtti.[92] CHP Parti Meclisi, cumhurbaşkanı adayını belirleme yetkisini Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu'na verdi.[93] Kılıçdaroğlu, kendisinin aday olmayacağını, belirlenecek aday için çalışacağını açıkladı.[94] CHP, 4 Mayıs 2018'de 110 milletvekilinin imzasıyla aldığı grup kararıyla Muharrem İnce'yi aday gösterdi.[95] Bir gün sonra İnce'nin adaylık başvurusu YSK'ya iletildi.[96] Kılıçdaroğlu, 26 Mayıs 2018'de partisinin seçim bildirgesini açıkladı ve milletvekili adaylarını tanıttı.[97]

    24 Haziran 2018'de düzenlenen Cumhurbaşkanlığı seçiminin ilk turunda Recep Tayyip Erdoğan yeniden Cumhurbaşkanı seçilirken, CHP'nin adayı Muharrem İnce oyların %30,64'ünü alarak ikinci oldu. İnce'nin seçim gecesi kamuoyunun karşısına çıkmaması ve gazeteci İsmail Küçükkaya'ya gönderdiği "Adam Kazandı" mesajıyla Erdoğan'ın galibiyetini kabul etmesi, özellikle CHP tabanında tepkilere neden oldu.[98] İnce'nin, kaybetmesine rağmen, hem 1983 genel seçimlerinden sonra ilk kez Türkiye çapında CHP'nin oy oranını %30'un üzerine taşıması, hem de partisinin milletvekilliği genel seçimlerindeki oyunun 8 puan üstünde oy alması dikkat çekici sayıldı.

    Milletvekilliği seçimlerinde ise %22,65 oy oranı ile 146 milletvekilliği kazanıldı. Oyların önemli bir kısmının CHP'den geldiği Millet İttifakı, Türkiye genelinde yüzde 34'e yakın bir oy oranına ulaştı. Seçimlerin ardından, olağanüstü seçimli genel kurultay için imza kampanyası yapan ve aralarında eski Eskişehir Milletvekili ve Parti Meclisi Üyesi Gaye Usluer ile Bilecik Milletvekili Yaşar Tüzün'ün de bulunduğu "Çağrı Grubu"nun topladığı imzalar CHP Genel Merkezi tarafından olumsuz cevaplandı.[99]

    2019 yerel seçimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    İlk defa 24 Haziran 2018 Genel Seçimleri’nde uygulanan “ittifak” modelinin fiili olarak 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerinde de sürmesinin etkisiyle Kemal Kılıçdaroğlu liderliğindeki CHP, önemli bir başarıya imza attı. CHP, büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerinde 2014'e göre toplam oy oranını yüzde 13,5 artırarak, aday gösterdiği 19 belediyeden 11'ini kazandı.[100] En büyük başarı ise 30 yıl aradan sonra İstanbul ve Ankara belediye başkanlıklarının kazanılması oldu. Böylece Türkiye’nin en büyük 3 kenti de CHP’li başkanların idaresine geçti.

    İttifak modelinin, kentleşmenin yoğun ve sosyo-ekonomik düzeyin yüksek olduğu büyükşehirlerde en büyük avantajı sağladığı görülen CHP, İstanbul ve Ankara'nın dışında, çoğu Cumhur İttifakı'nın elinde olan Antalya, Adana, Mersin, Bilecik, Bolu, Kırşehir, Artvin ve Ardahan belediye başkanlıklarını da elde etti.[101]

    YSK’nın İstanbul İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini iptal etmesiyle siyasette yeni bir süreç başladı; 31 Mart'ta CHP adayı Ekrem İmamoğlu'nun kazandığı seçimler, 6 Mayıs 2019 günü YSK tarafından, "kamu görevlisi olmayan sandık kurulu başkan ve üyelerinin seçimde görevlendirilmesi" gerekçesiyle 4'e karşı 7 oyla iptal edildi. 23 Haziran 2019 tarihinde tekrar edilen seçimlerde, oyunu daha da artıran İmamoğlu elde ettiği yüzde 54,22 oy oranıyla tarihi sayılabilecek bir başarı elde etti. 1977'den sonra en yüksek oy oranıyla bu göreve seçilen başkan olan İmamoğlu, 1994'ten beri Milli Görüş-AK Parti çizgisindeki başkanlar tarafından yönetilen İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ndeki bu geleneğe de son verdi.

    37. Kurultay[değiştir | kaynağı değiştir]

    28-29 Mart 2020 tarihinde yapılması planlanan 37. Olağan Kurultay, COVID-19 pandemisi nedeniyle 25-26 Temmuz'a ertelendi.[102] Genel Başkan Kılıçdaroğlu, tek aday olarak girdiği genel başkanlık seçiminde 1318 delegeden 1251'inin oyunu alarak yeniden genel başkan seçildi.[103]

    Mevcut Merkez Yönetim Kurulu üyeleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    TBMM Grubu[değiştir | kaynağı değiştir]

    Gençlik kolları[değiştir | kaynağı değiştir]

    Cumhuriyet Halk Partisi'ne bağlı gençlik yapılanması olup genel başkanlığa bağlı il ve ilçe teşkilatlanması mevcuttur. Gençler arasında CHP örgütlenmesini sağlamayı amaçlayan siyasi bir teşkilattır. Mevcut genel başkanı Emre Yılmaz'dır.[104]

    Cumhuriyet Halk Partisi ve seçimler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Genel seçimler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yerel seçimler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ara genel seçimler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ara yerel seçimler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Senato seçimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Genel başkanlar ve genel sekreterler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Cumhuriyet Halk Partili başbakanlar (1923-2018)[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kurultaylar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Partinin mal varlığı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Mustafa Kemal Atatürk'ün vasiyetle Türkiye İş Bankası'nın kendine ait olan %28.1 oranındaki hissesini partiye bırakmıştır. Fakat bankanın elde ettiği gelirin CHP'ye düşen kısmı partiye değil Türk Dil Kurumu'na ve Türk Tarih Kurumu'na aktarılmaktadır. Parti sadece yönetimde söz sahibidir.

    Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Dış Bağlantılar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Demokrat Parti (1946)

    Demokrat Parti (1946)

    Demokrat Parti, 7 Ocak 1946'da kurulan, kurulduğu yıl yapılan seçimlerde azınlıkta kalıp 4 yıl sonra yapılan seçimlerde (14 Mayıs 1950'de) 27 yıllık tek parti dönemini sona erdiren, Türkiye Cumhuriyeti'nde çok partili seçimle iktidarı kazanmış Türk siyasi partisi. Sırasıyla 1950, 1954 ve 1957 seçimlerini kazanmış ve 10 yıl boyunca (1950-1960) iktidar olmuştur. Demokrat Parti, 27 Mayıs 1960 Askeri Müdahalesi ile iktidardan düşürülmüş ve 29 Eylül 1960'ta kapatılmıştır. Demokrat Parti'nin kısa adı DP'dir.

    Demokrat Parti'nin kuruluşu[değiştir | kaynağı değiştir]

    1929 bunalımı ve II. Dünya Savaşı arası geçen yıllarda, dünyada faşizm ve otoriter yönetimler güçlenmekteydi. 1924 ve 1930'da iki defa çok partili demokratik yaşama geçmeyi deneyen Türkiye, bunda başarısız olunca, özellikle 1930'dan sonra iktidarı elinde bulunduran Cumhuriyet Halk Partisi devlet ile özdeşleşmeye başladı.[3] Parti ilkeleri anayasaya girince (1937) bu süreç doruk noktaya ulaştı. CHP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Atatürk 1938'de hayatını kaybedince yerine seçilen İsmet İnönü, II. Dünya Savaşı başlayınca (1939), eski devrin küskünlerini de etrafında toplayarak ülkede, savaş günlerinin yıkıcılığı sırasında bir çokbaşlılığın oluşmasına engel oldu. İnönü'nün bunda başarılı olduğunu söylemek yanlış olmaz.[4]

    Savaşın özellikle ekonomiyi kötü yönde etkilemesi, büyük kentlerde karaborsacılığın ortaya çıkması, sermayenin belirli ellerde toplanmasını kolaylaştırdı ve bu, bir kent burjuvazisi oluşturdu. Kırsalda, genç nüfusun silah altına alınması küçük ve orta büyüklükteki çiftçinin üretimini düşürdü. Büyük toprak sahipleri arzı kendileri kontrol etmeye başladı. Artan talep karşısında arzdaki daralma enflasyonu ve hayat pahalılığını arttırdı. İktidarın önlem olarak düşündüğü çözümlerden ilki Varlık Vergisi oldu. Devlet tarafından salınan ağır vergileri ödeyemeyen bütün iş adamları Aşkale'ye gönderilerek orada taş kırmak gibi işlerde amele olarak kullanıldı. Keyfi uygulamalara sebep olan bu vergi kent burjuvazisini iktidara cephe almaya itti. Diğer önlem ise Çiftçiyi Topraklandırma Kanunuydu. Bu kanunla büyük toprak sahiplerinin toprakları bölünerek, küçük çiftçiye destek sağlamak hedefleniyordu. Ancak bu, devletin Türkiye'deki bütün arazilerin zaten %70'ten fazlasına sahip olduğunu bilen toprak sahiplerini muhalefet saflarına kanalize etti. İsmet İnönü'nün devletçilik uygulamaları sonucu oluşan ekonomik darboğaz zaten toplumu da aynı yöne iletmiş durumdaydı.[5]

    II. Dünya Savaşı 1945'te demokrasilerin zaferi ile son bulduğunda Türkiye bu durumdaydı. Aynı zamanda savaşın sonlarına doğru ülkede özellikle basın ve aydın çevrelerde, demokrasi arzusu artık yüksek sesle dillendirilir olmuştu. Bir yandan da II. Dünya Savaşı'nın galiplerinden olan Sovyetler Birliği'nin lideri Stalin, Türkiye'den Kars, Ardahan ve Artvin'i istiyordu. Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'ne karşı Amerika Birleşik Devletleri ve Birleşik Krallık'a yaklaşan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 19 Mayıs 1945 günü yaptığı konuşmada bu arzuya yeşil ışık yaktı. Zaten TBMM içinde muhalefet, 1945 bütçe görüşmelerinde su yüzüne çıkmıştı. Mustafa Kemal Atatürk’ün son başbakanı Celâl Bayar, Adnan Menderes, Feridun Fikri Düşünsel, Yusuf Hikmet Bayur, Emin Sazak bütçeye red oyu verdiler. Asıl kırılma Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu görüşülürken ortaya çıktı. Tasarının 17. ve 21. maddeleri tartışılırken Celâl Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Emin Sazak sert eleştiriler dile getirdiler. Bu yasanın görüşüldüğü günlerde Celâl Bayar, Adnan Menderes, Fuad Köprülü ve Refik Koraltan, CHP Grubu'na Dörtlü Takrir adlı bir önerge verdiler. Önerge ülke ve parti yönetiminde özgürlükçü bir anlayış içeren düzenlemeler yapılmasını öngörüyordu. Ancak Dörtlü Takrir reddedildi (12 Haziran 1945). Bunun üzerine, Menderes ve Köprülü o günkü Vatan Gazetesi'nde Cumhuriyet Halk Partisi iktidarına karşı o güne değin örneğine rastlanmayan sertlikte yazılar yazmaya başladılar. Sonuç olarak Menderes, Koraltan ve Köprülü partiden ihraç edildiler (Eylül 1945). Aynı gruptan olan Celâl Bayar ise önce milletvekilliğinden sonra da CHP'den istifa etti. Celâl Bayar, 1 Aralık 1945'te parti kuracaklarını açıkladı. İnönü tarafından Çankaya Köşkü'ne çağrılan Bayar, cumhurbaşkanından gerekli desteği aldıktan sonra[6] 7 Ocak 1946 günü Demokrat Parti (DP) kuruldu.

    Muhalefet Dönemi (1946-1950)[değiştir | kaynağı değiştir]

    Demokrat Parti programını iki esas etrafında şekillendirmişti: Liberalizm ve demokrasi. Cumhuriyet Halk Partisi'nin ekonomi politikası olan devletçiliğin aksadığı yönler vurgulanarak CHP'ye karşı çıkılmaktaydı. Demokrat Parti üzerinde daha önceki acı tecrübelerin yarattığı ilk kuşkular dağıldığında büyük kitlelerin DP'yi desteklediği görüldü. Bunu şüphesiz iktidardaki CHP de görmekteydi. Meclis tek dereceli seçim kanununu ve 21 Temmuz 1946'da seçimlerin yapılmasını kabul ederek dağıldı. DP başta seçime katılıp katılmama konusunda kararsız kalsa bile katılmaya karar verdi. Bunun üzerine iktidar basın kanununda değişikliğe gitmeye karar verdi. İktidarın basın üzerindeki baskısı daha da arttı. Bozuk olan ekonomi de dış ödeme dengesinin bozulması sonucu 7 Eylül 1946'da Türk lirasının değeri düşürüldü. Bu olay DP'ye daha çok prim kazandırdı ve iktidarın güç yitirmesine neden oldu. 1947'de bütçe görüşmeleri sırasında Başbakan Recep Peker ile DP'liler arasında sert tartışmalar yaşandı. DP, TBMM'yi terk etti. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü'nün araya girmesi ile sorun aşıldı.[7]

    7 Ocak 1947'de DP ilk kurultayını yaptı. Bu toplantıda özgürlük ve demokrasi arzuları bir defa daha vurgulanırken bunları içeren Hürriyet Misakı kabul edildi.[7] Bunun üzerine iktidar tarafından DP'ye sert hücumlar başladı. Haziran ayında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü ile Demokrat Parti Genel Başkanı Celâl Bayar arasında bir dizi görüşmeler yapıldı ve sonunda İnönü 12 Temmuz 1947'de 12 Temmuz Beyannamesi'ni yayınladı. Beyannamede İnönü, siyasal partilerin Türk demokrasisinin vazgeçilmez unsurları olduğunu vurguladı. Başbakan Recep Peker ayrıldı ve yerine Hasan Saka getirildi.

    DP içerisinde bu yumuşama ve iktidarla düzeltilen ilişkiler tepki çekti ve bunun güdümlü demokrasi olduğunu öne süren bir grup partiden ayrıldı. Bu grubu oluşturan Fevzi Çakmak, Yusuf Hikmet Bayur, Kenan Öner, Osman Bölükbaşı, Sadık Aldoğan ve Yusuf Kemal Tengirşenk, 20 Temmuz 1948'de Millet Partisi'ni (MP) kurdu. Böylece 12 Temmuz Beyannamesi ile hem Cumhuriyet Halk Partisi hem de DP sertlik yanlısı gruplardan kurtulmuş bulunuyordu. DP, 17 Ekim 1948'de ara seçimlere, seçime güven duymadığı için MP ile birlikte katılmadı. 16 Ekim 1949 ara seçimlerinde de bu tavrını sürdürdü.[8]

    DP ikinci büyük kurultayını 20 Haziran 1949'da yaptı. Seçimlerde milletvekili adaylarının yüzde 80'ini örgütün saptaması kabul edildi. Bu kurultayda seçimlerde alınan oylara sahip çıkılmasını içeren Millî Teminat Andı kabul edildi. Ancak iktidar bu anda "Millî Husumet Andı" adını taktı. 16 Şubat 1950'de gizli oy, açık tasnif ve yargı denetimini kabul eden, Yargıtay ve Danıştay üyelerinden oluşan bir Yüksek Seçim Kurulu'nu öngören seçim yasası kabul edildi. DP bu kanuna çok çabalamasına rağmen nispi temsil ilkesini koyduramadı.[9] Bu şartlar altında Türkiye, 14 Mayıs 1950 seçimlerine gitti.

    İktidar Dönemi (1950-1960)[değiştir | kaynağı değiştir]

    14 Mayıs 1950 Seçimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    14 Mayıs 1950 günü yapılan seçimler Türkiye'de 27 yıllık tek parti devrini sona erdirdi. 1923'ten beridir tek başına ülkeyi idare eden Cumhuriyet Halk Partisi iktidarı halk oyu ile Demokrat Parti'ye devredecekti. Seçim sonuçlarına göre DP %52.7 oy alarak 408 milletvekilliği kazanmıştı. CHP %39.4 ile 69 milletvekili ile temsil edilme hakkı kazandı. Millet Partisi 1, bağımsızlar 9 milletvekiline sahip oldular. Atatürk'ten sonra 11.5 yıldır cumhurbaşkanlığı görevinde bulunan İsmet İnönü artık ana muhalefet lideriydi. 22 Mayıs 1950 günü TBMM açıldı. Refik Koraltan başkanlığa seçildi. Ardından yapılan cumhurbaşkanlığı oylamasında DP Genel Başkanı, İzmir milletvekili Celâl Bayar 453 milletvekilinin katıldığı oylamada 387 oy alarak Türkiye Cumhuriyeti'nin üçüncü cumhurbaşkanı seçildi. Hükûmeti kurmakla DP Aydın Milletvekili Adnan Menderes görevlendirildi. Aynı gün Menderes kendisinin ilk, Cumhuriyet'in 19. Hükumeti'ni kurdu. 2 Haziran'da güvenoyu aldı. 9 Haziran 1950'de DP Genel İdare Kurulu Adnan Menderes'i genel başkanlığa seçti. Dünyada belki çok nadir görülen bir olay gerçekleşmişti. Uzun yıllar boyu ülkeyi kendi otoritesi ile yöneten iktidar, tamamen serbest, hür, kansız ve hilesiz bir seçim ile yerini bir başka partiye bırakmıştı. Bu yüzden 1950 seçimleri, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Beyaz ihtilal olarak adlandırılmıştır.

    Hükûmet programında devri sabık yapılmayacağı belirtilerek, 27 yıllık dönemin hesabını sormaya kalkmayacağı açıklandı. Ancak DP'nin yasal anlamda ilk çalışması Arapça ezan yasağını kaldırmak oldu (16 Haziran 1950). (bkz. Türkçe ezan) Radyoda dini yayınlar yapılması ve mevlit yayınlanması üzerindeki yasaklar kaldırıldı.

    II. Dünya Savaşı boyunca başarılı bir biçimde yürütülen tarafsızlık politikası, uygun dış ticaret ilişkileri geliştirmişti. Bu yüzden DP iktidarı ilk yıllarında dış kredi kaynakları bulmada başarılı oldu ve bunlardan yararlandı. Ayrıca savaş boyunca Merkez Bankası rezervleri de altın ve döviz bakımından iyi bir seviyeye ulaşmıştı. Kore Savaşı'na asker gönderilmesi ve böylece NATO'ya giriş vizesinin alınması uluslararası koşulları Türkiye'nin lehine çeviriyordu. Tarım ürünlerinin dış pazarda uygun fiyatlardan müşteri bulması ve Marshall Planı çerçevesinde dışarıdan gelen para bu ilk dönemde ciddi bir iktisadi ferahlama getirdi. Tarımda makineleşme sağlandı. Karayolları politikasına hız verildi, köyler kasabalara kasabalar da kentlere hızlı bir biçimde bağlanmaktaydı.[9]

    Kitlelerin II. Dünya Savaşı yıllarında yaşanan yoksulluğu henüz unutmamış olması DP'ye olan sempatiyi daha da arttırdı. ABD ve Dünya Bankası raporları çerçevesinde hazırlanan iktisadi programlar ile liberal bir ekonomik anlayışın tüm alanlarda hakimiyetine çalışıldı. Ancak KİT'lerin de büyümesi sağlandı. DP özel girişimciliği KİT'ler kanalı ile desteklemiştir. Hammadde ve aramalı transferinin KİT eli ile yapılması sağlandı. Tarım kalkınmanın en önemli aracı olarak görüldü ve bir taraftan uygun fiyatta pazar politikası bir taraftan da çağdaş girdiler kullanılması yoluna gidildi. Bunda başarılı da olundu.[10]

    Kore Savaşı'na bir tugay gönderilmesi kararı sonrası 1952'de Türkiye NATO'ya girdi. Ekonomik alanda bir rahatlama devresi yaşanırken ve DP'nin halkla ilişkileri de yolundayken ana muhalefet CHP'nin üzerine gidildi. 1953 yılında CHP malları hazineye devredildi. Halkevleri kapatıldı. 28 Ocak 1954'te köy enstitüleri kapatıldı. 1954'te laiklikten uzaklaştığı gerekçesiyle MP kapatıldı.

    2 Mayıs 1954 Seçimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    1950 seçimleri sonrasında ülkede yaşanan ekonomik ferahlama, II. Dünya Savaşı yıllarının üzerinden pek az bir süre geçmesi nedeniyle büyük önem kazanmaktaydı. Muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi, 1950-1954 yılları arasında özellikle ekonomik anlamda DP icraatlarına eleştiriler getirdi ancak ortaya çözüm olarak kabul edilebilecek bir öneri sunamadı. Bu koşullar altında gidilen 2 Mayıs 1954 seçimlerinde Demokrat Parti gücünü iyice arttırdı. DP 5,3 milyon oy alarak, Türkiye Genel Seçimleri tarihinde (bugüne kadar) kırılamamış bir oy rekoru kırdı. Bu oy miktarı toplam oyların %56,6'lık kısmı demekti. DP 503 milletvekilliği kazandı. 3,1 milyon (%34,8) oy alan CHP sadece 31 milletvekili kazanabildi.[11] Arada sadece 2 milyon oy fark olmasına rağmen milletvekili sayıları arasında bu kadar fark olmasının sebebi, 1950 seçim kanunu değişikliğinde CHP'nin değişmesini istemediği çoğunluk sistemidir (CMP: 5, Bğm: 3 milletvekili çıkardı). Seçimlerde bu sonuçların ortaya çıkmasının ardından TBMM, 17 Mayıs 1954'te açıldı. Celâl Bayar 513 milletvekilinin katıldığı oylamada 486 oy alarak bir defa daha cumhurbaşkanlığına seçildi. Adnan Menderes üçüncü kabinesini kurdu. Bu kabine cumhuriyet tarihinde günümüze kadar en yüksek güvenoyunu almış kabinedir (491 lehte oy).

    İkinci iktidar döneminde (1954-57), iktidar ile muhalefet arası gerginleşti. Ekonomide olumsuz gelişmeler görüldü. İktidar baskılarını daha da arttırdı. Parti içindeki anlaşmazlıklar partinin bölünmesine ve 20 Aralık 1955'te Hürriyet Partisi'nin kurulmasına yol açtı.

    27 Ekim 1957 Seçimleri[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ekonomide yaşanan darboğaz ve siyasi çalkantılar nedeniyle DP seçimleri 1 yıl önceye aldı. 27 Ekim 1957 günü yapılan seçimler öncesinde kampanya oldukça sert geçti. Seçimler iktidarı zayıflattı, muhalefetin elini güçlendirdi. Seçimler öncesinde muhalefetin seçimlere bir cephe halinde girmesini engelleyen DP, yine de oy kaybından kurtulamadı. Sonuçlara göre DP %47.9 oyla 424 milletvekili çıkardı. Bu milletvekili sayısında çoğunluk sisteminin etkisi büyüktür. Muhalefetteki Cumhuriyet Halk Partisi ise oyların %41.1'ini alarak 178 milletvekili aldı. Cumhuriyetçi Millet Partisi (CMP) ve Hürriyet Partisi dörder milletvekilliği aldılar. Rivayete göre Adnan Menderes, dakika dakika değişen seçim sonuçları nedeniyle bir ara "Allah'ım bir daha bana böyle bir seçim gecesi yaşatma" demiştir. 1950 ve 1954 seçimlerinden sonra ilk defa muhalefetin oyu iktidarın üzerine çıkmıştı. Muhalefete göre DP artık azınlığın iktidarıydı. Seçimler sonrasında da gerginlikler sürdü. TBMM Kasım ayında açıldı. Celâl Bayar 610 milletvekilinden 413 DP milletvekilinin katıldığı oylamada 413 oy alarak üçüncü defa cumhurbaşkanlığına seçildi. Adnan Menderes beşinci hükûmetini kurdu ve güvenoyu aldı.

    1957 seçimlerinden sonra siyasi ortamda sertlik günden güne daha da artmaya başladı. 1958 yılında, dış ödemeler dengesindeki bozukluk alınan dış borçları ödenemez hale getirmişti. Türkiye'nin borçlandığı ülkeler arasında kurulan bir konsorsiyum ile varılan mutabakat ile 4 Ağustos 1958'de ekonomik istikrar tedbirleri yürürlüğe girdi. Yapılan devalüasyon ile Türk lirasının değeri yeniden belirlendi. Doların fiyatı 2.80 liradan 9.02 liraya çıktı. Bu tedbir dış ödeme dengesini biraz olsun sağladı ise bile yaşanan ekonomik durgunluk, zamları, işsizliği ve iflasları da beraberinde getirmişti. Ağustos 1958, DP ve Cumhuriyet Halk Partisi gruplarının karşılıklı bildirileri ile geçti. İhtilal sözleri dolaşmaya başladı. Demokrat Parti lideri ve Başbakan Adnan Menderes 12 Ekim 1958'de Manisa'da yaptığı konuşmada, kin ve husumet cephesi olarak tanımladığı muhalefetin oluşturduğu Güç Birliği Cephesi karşı bir Vatan Cephesi kurulması gerektiğini vurguladı. Radyolardan Vatan Cephesi'ne katılanların adları okunmaya başladı.

    Bu arada 1955 yılından beridir ağır ağır ilerleyen Kıbrıs Sorunu da kendini gösterdi. Kıbrıs'ta EOKA örgütü Türkler üzerinde baskı yapmaya başlamıştı. Türkiye adanın bölünmesinden yani o günlerin deyimi ile Taksim edilmesinden yanaydı. 1958 başlarında adada bulunan İngiliz askerler Türklere ateş açınca büyük bir tepki ortaya çıktı. Türkiye ayağa kalktı. Haziran ayında İstanbul'da 300 bin kişilik bir miting yapıldı ve Türkiye'nin isteği güçlü bir biçimde vurgulandı: "Ya Taksim, Ya Ölüm". Ankara'da da benzer gösteriler yapıldı. Nihayet 19 Şubat 1959'da Zürih ve Londra Antlaşmaları ile sorun bir süreliğine aşılmış oldu. Başbakan Menderes bu antlaşma için Londra'ya giderken uçağı düştü. (bkz. 17 Şubat 1959 Türk Hava Yolları Londra kazası) 14 kişinin öldüğü kazada başbakana herhangi bir şey olmadı.

    Ekonomide ve dış politikada bunlar yaşanırken iç politikada muhalefete yönelik baskılar da artıyordu. CHP'nin yayın organı Ulus Gazetesi başta olmak üzere muhalefete destek veren birçok gazete aralıklarla kapatılıyordu. Mayıs 1959'da CHP lideri İsmet İnönü Uşak'ta saldırıya uğradı. İzmir'de, İstanbul'da ve Ankara'da CHP liderine saldırılar oldu.

    Türkiye bu kargaşa ortamı içerisinde 1960 yılına doğru ilerlerken 31 Temmuz 1959'ta Avrupa Ekonomik Topluluğu'na (sonradan "Avrupa Birliği" adını alan uluslararası örgüt) üye olmak için başvurdu. (bkz. Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik süreci)

    27 Mayıs Darbesi[değiştir | kaynağı değiştir]

    İktidar ve muhalefet arasındaki kavga 1960 yılından itibaren artık en yüksek haline ulaşmıştı. CHP Genel Başkanı'nın yurt gezileri engellenmek isteniyor, muhalif yazarlar tutuklanıyor basın sansürleniyordu.[12] CHP'yi ihtilal hazırlığı içerisinde olmakla suçlayan iktidar.[13] Nisan ayında basını ve muhalefeti soruşturmak amacı ile, gazete kapatmaktan, muhalif düşüncede olanları tutuklamaya kadar geniş yetkilere sahip bir Tahkikat Komisyonu kurdu. Bunun karşısında mecliste söz alan muhalefet lideri İsmet İnönü bunun demokratik rejim yolundan çıkıp bir baskı rejimi yoluna girmek olduğunu belirtti ve o ünlü sözünü söyledi: "Bu yolda devam ederseniz, ben de sizi kurtaramam". Ancak 27 Nisan 1960 günü Tahkikat Komisyonu yasal olarak kuruldu. İnönü'ye 12 oturum TBMM toplantılarına katılmama cezası verildi. Olaya tepki gösteren CHP Grubu meclisten zorla çıkartıldı.[14]

    Meclisteki kargaşa sokağa taşmakta gecikmedi. 28-29 Nisan 1960'ta İstanbul ve Ankara'da üniversite öğrencileri olaylı gösteriler yaptılar. Olayların şiddetle üzerine gidildi. Üniversiteler kapatıldı iki şehirde de sıkıyönetim ilan edildi. Demokrat Partili gençler 5 Mayıs 1960 günü DP liderine bağlılıklarını ifade etmek ve iktidara destek olmak için Ankara Kızılay Meydanı'nda bir gösteri düzenlemeyi planladılar. Ancak 555K parolasıyla örgütlenen muhalif gençler 5 Mayıs akşamı saat beşte meydanı doldurdular, arabasından indiğinde protestocular arasında kalan Başbakan Menderes tartaklandı, olay yerinden güçlükle uzaklaştı.[15]

    21 Mayıs'ta Harbiyeliler olarak bilinen Kara Harp Okulu öğrencileri Ankara'da sessiz bir yürüyüş yaptı. Başbakan Adnan Menderes radyoda yaptığı konuşmalarla kışkırtmalara kulak asılmamasını söyledi.[16]

    Ege Bölgesi'ne giderek İzmir, Bergama ve Manisa'da CHP'yi eleştiren konuşmalar yaptı.

    Ülkedeki kaosun gitgide artması, sokaklarda çatışmalar çıkması, iktidar-muhalefet arasındaki sertlik sonunda 27 Mayıs 1960 sabahı, Kurmay Albay Alparslan Türkeş tarafından Ankara Radyosu'ndan okunan bildiri ile son buldu. Millî Birlik Komitesi, Türk Silahlı Kuvvetleri adına ülke yönetimine el koydu. Kara Kuvvetleri Komutanı Org.Cemal Gürsel, komitenin başına geçti. Cumhurbaşkanı Celâl Bayar, TBMM Başkanı Refik Koraltan ve Başbakan Adnan Menderes başta olmak üzere Demokrat Partililer tutuklandı. Anayasa ve parlamento feshedildi. Siyasi faaliyetler askıya alındı. 28 Mayıs 1960 günü Org. Cemal Gürsel başkanlığında bir hükûmet kuruldu. Yeni anayasa ve siyasi kurumların kurulması için çalışmalara başlandı. Tutuklu Demokrat Partililer yargılanmak üzere Yassıada'ya gönderildi. Demokrat Parti, 29 Eylül 1960'ta kapatıldı.

    Tutuklular, Yüksek Adalet Divanı niteliğindeki Yassıada Yargılamaları'nda yargılandılar. 15 kişi idama, 31 kişi ömür boyu hapse, 418 kişi değişik hapis cezalarına çarptırılırken 123 kişi de aklandı. Millî Birlik Komitesi'sinde idam, yönetim devri ve seçim tarihi konusunda görüş ayrılıkları çıktı. Bu gelişmelerden daha sonra Ondörtler olarak anılacak 14 subay yurt dışında çeşitli görevlerle sürgüne gönderildi. Bu dönemle birlikte ordu içinde yaşanan ayrışma ilk kez açıkça ortaya çıkmış oldu. Millî Birlik Komitesi idam cezalarından üçünü onayladı. Tutuklu bulunan Maliye Bakanı Hasan Polatkan ve Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu 16 Eylül 1961'de, Başbakan Adnan Menderes ise ertesi gün İmralı Adası'nda idam edildi. Celâl Bayar ve Refik Koraltan ile 11 kişinin idam cezası ömür boyu hapse çevrildi.

    Seçimler, milletvekilleri ve hükûmetler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Genel seçimler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yerel seçimler[değiştir | kaynağı değiştir]

    Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Konuyla ilgili yayınlar[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    DP’nin ilk sınavı: 1946 genel seçimleri

    DP’nin ilk sınavı: 1946 genel seçimleri

    Cumhuriyet kurulduktan sonra 23 yıl boyunca ‘tek partili’ seçim sistemi ile yönetilen Türkiye, Anadolu coğrafyası 1877 yılında seçim kavramı ile tanıştı. 1946 yılındaki seçimlere kadar, sadece bir genel seçim çok partili yapıldı. 1908 yılında ikinci defa meşrutiyetin ilân edilmesinin ardından gidilen seçimlere İttihat ve Terakki Fırkası’nın karşısına seçimlerden henüz önce kurulan Ahrar Fırkası çıktı.
    Türkiye, çok partili demokrasiyi ilk olarak 1946 yılında tecrübe etti. 1923’te Cumhuriyetin ilanından sonra 1923-1927-1931-1935-1939-1943 tarihlerinde Cumhuriyet Halk Partisi’nin tek partili yönetimi ile seçimler yapıldı. Türkiye Cumhuriyeti İkinci Dünya Savaşı’nın ortaya çıkardığı sonuçlar ve kendi içsel şartlarının zorlaması ile 1946 yılında ilk defa çok partili seçime gitti.

    Türkiye yol ayrımında

    Ekonomisi çöküş sürecine giren Türkiye’de, 1945 yılına gelindiğinde yeni bir siyasi düşüncenin rol alması gerektiği fikri konuşulmaya başlandı. Meclis’te görüşülen ‘Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’ CHP içindeki muhalefeti gün yüzüne çıkardı. Kanun görüşmeleri esnasında kürsüde uzun bir konuşma yapan milletvekili Adnan Menderes dikkatleri üzerine çekti. Türkiye siyasetini yeni bir sürece sokan bu ilk adım, “Dörtlü Takrir” adıyla bilinen 7 Haziran 1945 tarihli önerge ile atıldı.

    Erken seçim tuzağı

    26 Nisan’da toplanan CHP Meclis Grubu, Eylül 1946’da yapılması gereken belediye seçimlerinin Mayıs 1946’da yapılmasını sağlayan tasarıyı kabul etti. Bu kanun iktidar ve muhalefet arasındaki ilişkileri bozarken giderek artan bir gerginlik sürecinin de başlamasına neden oldu.

    DP’den ilk manifesto

    DP Genel Merkezi, 8 Mayıs’ta Celal Bayar imzasıyla bir bildiri yayınlayarak belediye seçimlerine katılmayacaklarını açıkladı. DP’nin halktan büyük ilgi görmesi ile tehlike çanlarının sesini duyan CHP, genel seçimleri de erkene alma hamlesi yaptı. 5 Haziran 1946 günü Meclis Başkanlığı’na sunulan önerge aynı gün kabul edildi. 6 ay önce kurulan DP hazır değildi. Fakat seçimlere katılmama hamlesi halktan kabul görmedi. Meydanlardaki coşku ve kalabalıktan cesaret alan DP, 21 Temmuz günü yapılacak seçimlere katılma kararı aldı. Yoğun ilgi DP’ye yönelik yeni bir baskıyı da beraberinde getirdi. Demokrat Parti mitinglerinde olaylar çıktı, partililer polisler tarafından baskı altına alındı.

    Adnan Menderes, 17 Temmuz günü memleketi Aydın’da yaptığı konuşmada CHP’lilerin üzerlerinde nasıl bir baskı kurmak istediğini çarpıcı iddialar ile dile getirdi. Sözlerine “Arkadaşlar ben size hesap vermeye geldim” diye başlayan Menderes konuşması gazetelere de haber oldu. Kendilerinden istenilenleri şöyle aktardı:

    “Bu memlekete hürriyet gelsin diye çırpındık. Dinlemediler. Bizi sorguya çektiler. Yedi saat küfrettiler. Bize kızmalarının yegane sebebi, istedikleri yolda yürümeyişimizdi. Şark vilayetlerinde ve hudut vilayetlerimizde teşkilat yapmamamızı, köylere asla uzanmamızı istemediler. Halk Partisi'ne karşı hiç olmazsa 40-50 sene iktidara gelme iddiasında bulunmamamızı istediler. Görülüyor ki arkadaşlar, bizden beklenilen demokratik manzarayı tamamlayan bir süs olarak kalmak.”

    CHP’li Nihat Erim 30 Mayıs 1946 günü Ulus gazetesinde yayınladığı “Şal” başlıklı makalesinde, İnönü’nün nabzını yoklayarak başarısız seçim propagandasından yakındı. İnönü ise Erim’e, “Demokrat Parti kazanırsa yönetime el koyarız” şeklinde yorumlanacak şu yanıtı verdi: “Ben ihtilalci ve Kuva-i Milliyetçi İsmet’im. Biz bu ülkeyi yoktan bu hale getirdik, üç beş çapulcuya maskara etmeyeceğiz. Yaptığımız bir tecrübedir. Muvaffak olursak ne ala, olamazsa vazgeçer eski usulde birkaç sene daha devam ederiz.”

    Dönemin gazeteleri, Vatan, Cumhuriyet, Son Posta ve Tanin ikiye bölünmüştü. Zaten CHP’nin yayın organı olan Tanin’in sert DP karşıtı haberlerine yanıt ise Son Posta’dan geliyordu. İstanbul, İzmir, Ankara ve Bursa gibi illerde DP’ye olan ilgi CHP’yi panikletti. Celal Bayar her gittiği ilde omuzlara alındı, Ege’de Adnan Menderes rüzgârı esti. Seçimin gölge lideri ise Milli Mücadele kahramanı Mareşal Fevzi Çakmak’tı. Çakmak, gittiği her ilde yoğun bir kalabalık tarafından karşılandı.

    Seçim sonuçlarına itiraz edilmesi ise bir sonuç getirmedi.

    21 Temmuz günü, halkın ilk defa birden fazla partiye oy vereceği seçim günüydü... Demokrat Parti'nin teşkilatlanamaması ve seçmen baskı altına alınmasına rağmen bu çok önemli bir başlangıçtı. Seçim sonuçlarına ilişkin Demokrat Parti’ye gelen ilk mesajlar “kazanıyoruz” yönündeyken bu bilgiler akşama doğru değişti. İddialar vahimdi.

    Çok sayada bölgede sandıklar kaçırılıp saklanmıştı. Oylar açık kullanılıp, gizli tasnif ediliyordu. Gazetelere göre seçimlerde hile yapılmıştı. Sonuçlar CHP’nin kazandığını gösterdiğinde DP genel merkezine öfke hakimdi. 'Sine-i Millet' lafı ilk kez o gün söylenmişti. DP, CHP iktidarını tanınmayacaktı. Celal Bayar bu fikre sıcak bakmadı. Fakat DP, hakkını meydanlarda arama kararı verdi ve seçimden hemen sonra başta İstanbul olmak üzere Bursa, Balıkesir, Adana, Konya ve Ankara’da büyük mitingler düzenledi. Seçim sonuçlarına itiraz edilmesi ise bir sonuç getirmedi.

    İlk seçim deneyimini, kurulduktan hemen 7 ay sonra Temmuz 1946 yaşayan Demokrat Parti, her ne kadar ülke genelinde yeterince örgütlenememiş olsa da seçimlerde ciddi başarılar elde etti. 7 ay gibi kısa bir sürede meclise 62 milletvekili sokma başarısını gösterdi. 1946 seçimleri hem Türkiye hem de CHP için bir şeylerin değişmeye başladığının apaçık bir göstergesiydi. Sağ tarafa DP’liler, sol tarafa ise 397 CHP milletvekili yerleşti. Cumhurbaşkanlığı seçimi için CHP’nin adayı İsmet İnönü, DP’nin adayı ise Mareşal Fevzi Çakmak’tı. İnönü Cumhurbaşkanı seçildi. Fevzi Çakmak ise CHP’lilerin de oy vermesi ile çok partili Meclis’in ilk başkanı oldu.

    Yazı kaynağı : www.yenisafak.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap