Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    18. 19. yüzyıl felsefesinde öne çıkan problemler

    1 ziyaretçi

    18. 19. yüzyıl felsefesinde öne çıkan problemler bilgi90'dan bulabilirsiniz

    18. yüzyıl – 19. yüzyıl felsefesinin öne çıkan problemleri nelerdir

    Bilginin Kaynağı | 18. Yüzyıl - 19. Yüzyıl Felsefesinin Öne Çıkan Problemleri - Fikir.Gen.Tr

    18.yy ve 19.yy FELSEFESİ (AYDINLANMA FELSEFESİ)

    ... konulu sunumlar: "18.yy ve 19.yy FELSEFESİ (AYDINLANMA FELSEFESİ)"— Sunum transkripti:

    1 18.yy ve 19.yy FELSEFESİ (AYDINLANMA FELSEFESİ)
    yüzyıl felsefesi, bireysel ve toplumsal olarak Batı’da aydınlanmanın yaşandığı dönemdir. Bu çağda insanın aklı sayesinde tüm sorunlardan kurtulabileceği ve toplumsal olarak ebedî barışa ulaşabileceği düşüncesi hâkimdir. Bu çağ, “Akıl Çağı” olarak da isimlendirilir

    2 18.yy ve 19.yy FELSEFESİ (AYDINLANMA FELSEFESİ)
    17. Yüzyılla başlayan 18. ve 19. Yüzyılda tanrı, akıl, doğa ve insan kavramlarının yeni bir senteze ulaşmasıyla ortaya çıkan ve Avrupa’da Sanat, Felsefe ve Siyaset alanında radikal(köklü) gelişmelere yol açan düşünce akımına Aydınlanma Felsefesi denir.

    3 18 ve 19. Yüzyıl Felsefesinin Ortaya Çıkışına Etki Eden Unsurlar
    Rönesans ve Reform hareketleri ile Kilisenin baskıcı tutumunun azalması Rönesans ile başlayan coğrafi keşifler ve bilimsel gelişmelerin hızla yayılması Hümanizmin etkisi ile Felsefe, Sanat ve Bilimsel alanda yeni ekollerin ortaya çıkması Din merkezli anlayıştan insan merkezli anlayışa geçilmesi Aklın ve bilimin doğa, evren ve insanı açıklamada temel alınması Bu yüzyıllarda yaşanan Fransız İhtilali (1789) ve Sanayi Devriminin Avrupa’daki sosyal ve ekonomik yapıyı dönüştürmesi Matbaanın yaygınlaşması ile bilgiye erişebilirliğin kolaylaşması

    4 17. Ve 18. Yüzyıl Felsefesinin Genel Özellikleri
    Akla güven duyulmuş ve akılcı düşünce artmıştır. Özgürlüğü engelledikleri düşüncesiyle siyasi ve dinî otoritelere karşı gelinmiştir. Düşünce özgürlüğü desteklenmiştir. Aydın ve yazarlar sınıfı oluşmuştur. Sanat, felsefe ve edebiyatta önemli eserler verilmiştir. Fransız İhtilali ve Sanayi İnkılabı gerçekleşmiş ve buna bağlı problemler tartışılmıştır. Felsefede yeni ekoller çıkmıştır.

    5 18.YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNDE ÖNE ÇIKAN FELSEFİ PROBLEMLER
    1. Bilginin Kaynağı Problemi 2. Birey-Devlet İlişkisi 3. Ahlak İlkesi 4. Varlığın Oluşu

    6 18.YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNDE ÖNE ÇIKAN FELSEFİ PROBLEMLER
    Descartes (Dekart) Ona göre bilgi, sonradan oluşan deneyimlerle değil doğuştan gelen aklın ilkeleriyle gerçekleşir. Matematik ve geometri bilgisinin kesin olma nedeninin akla dayandığını işaret ederek doğru bilginin kaynağını akıl olarak ileri sürer. (Rasyonalizm-Akılcılık: Doğru bilginin kaynağı akıldır.) J. Locke. Descartes’in doğuştancılık fikrin karşı çıkar ve insanın duyu organları vasıtasıyla kendi zihninin dışında bulunan dış dünyadan birtakım izlenimleri deneyimlediğini ve bu izlenimlerden oluşan fikirleri zihinde tasarlayarak bilgi edindiğini savunur. ( Empirizm-Deneycilik : Doğru bilginin kaynağı yalnızca deneydir. ) 1. Bilginin Kaynağına Yönelik Görüşler İ. Kant Duyu verilerinin ham olduğu ve bu ham veriyi işleyen bir zihin olması gerektiği fikrinden hareket eder. İnsan, ona göre duyuları aracılığıyla dışarıdan veriler alır ve bunları aklın formlarında işleyerek bilgiyi oluşturur. ( Kritizim-Eleştirelcilik : Doğru bilginin kaynağı hem akıl hem deneydir. )

    7 18.YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNDE ÖNE ÇIKAN FELSEFİ PROBLEMLER
    “Düşünüyorum O Halde Varım.” Rasyonalizm (Akılcılık) : Descartes’in de savunduğu bilginin sadece doğuştan akılda olduğu ya da ancak akıl yolu ile elde edilebileceğini savunan akımdır. Metodik Şüphe yöntemi ile bilginin akıldan geldiğini akıl ile kesin ve doğru bilgiye ulaşılabileceğini söylemiştir. 1. Bilginin Kaynağına Yönelik Görüşler “ İnsan zihni Tabula Rasa (Boş Levha) gibidir.” Empirizm (Deneycilik) : Locke’un öncülerinden olduğu doğru bilginin sadece deneyden geldiğini, aklın sadece bunları bir takım yetilerle biçimlendirdiğini savunan akımdır. İnsan zihni, ona göre doğuştan boş bir levhadır ve insan, deneyimleri sayesinde bu boş levhayı bilgileriyle doldurur

    8 18.YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNDE ÖNE ÇIKAN FELSEFİ PROBLEMLER
    “Algısız kavramlar boş, kavramsız algılar kördür.” Duyu verileri olmadan akılda var olan kavramların boş olduğunu, sadece bunlara dayanarak anlamaya çalışan aklın ise kör olduğunu belirtir. 1. Bilginin Kaynağına Yönelik Görüşler Kritizim (Eleştirelcilik) : İ. Kant’ın öncüsü olduğu Bilginin kaynağının akıl ve deneyden geldiğini; her ikisinin de bilgi edinmede önemli olduğu savunan görüştür. Kritizim İnsanın bilgi edinmede iki yönünü de kullandığı görüşüyle bilginin kaynağı konusunda rasyonalizm ve empirizmi birleştirerek yeni bir yol önerir.

    9 18.YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNDE ÖNE ÇIKAN FELSEFİ PROBLEMLER
    17. yy. felsefesinde mutlak monarşiye dayalı devlet sistemleri düşünülmüş, devletin her türlü gücü elinde bulundurmasının birlik ve beraberlik açısından zorunlu olduğu görülmüştür. Bu görüşe kapsamlı olarak ilk karşı çıkış J. Locke tarafından yapılmıştır. Locke, mutlak monarşiye karşı 2. Birey-Devlet İlişkisi İnsanlar Toplumsal Sözleşmeyi barış için değil, uygar yaşamın yaşamın avantajlarından yararlanmak için yapmışlardır. Yardımlaşma ve işbirliği ilişkilerini sürdürmek için mutlak özgürlüklerinden vazgeçmişlerdir. Ayrıca Locke “Güçler Ayrılığı” ilkesini ortaya koymuştur. Devlet yapay bir kurumdur. liberal (özgürlükçü) bir devlet sistemini ileri sürmüştür. J.Locke’un Devlet Görüşleri Şöyledir : Doğal durumda insanlar özgürdü. Değişen ve gelişen toplumsal yaşamda kargaşaya sebebiyet vermemek için insanlar Toplumsal Sözleşme ile hukuksal güvence adına gücünü devlet denilen mekanizmaya devretmiştir.

    10 18.YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNDE ÖNE ÇIKAN FELSEFİ PROBLEMLER
    Montesquieu, toplumdaki hızlı değişimlerin etkisiyle toplumu bilimsel olarak inceler. Gözlem ve deney yöntemini topluma uygular. İnsanın başkasının hakkını yemeden özgürce davranma yetisine sahip olduğunu belirten Montesquieu, bu özgürlüğün korunması için güçler ayrılığı ilkesini öne sürer. 2. Birey-Devlet İlişkisi Montesquieu, iki toplum arasındaki ilişkiyi düzenleyen hukukun Devletler Hukuku, devlet içindeki Siyasi ilişkileri düzenleyen hukukun Siyasal Hukuk ve kişiler arası ilişkileri düzenleyen hukukun da Medeni Hukuk olduğunu belirtir. Yasaların niteliğini, yapıldığı toplumun belirleyeceğini söyler. Devletlerde yasama, yürütme ve yargı güçlerinin bulunduğunu ve özgürlüğü kısıtlamamak için bunların birbirini denetlemeleri gerektiğini belirtir. Montesquieu, görüşleriyle günümüz devlet sistemini oluşturan ve güçler ayrılığını kuramlaştıran ilk düşünürdür. Montesquieu; cumhuriyet, monarşi ve despotizm yönetim biçimlerini tanımlar. Montesquieu

    11 18.YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNDE ÖNE ÇIKAN FELSEFİ PROBLEMLER
    2. Birey-Devlet İlişkisi J. Jacques Rousseau’un Devlet görüşü : Doğal durumda insan mutluydu, ancak toplumsal yaşam ve özel mülkiyetin ortaya çıkışıyla mutluluk bozuldu. Toplumun yeniden düzenlenmesi için “toplumsal sözleşme” ile devletin kurulması gerekmiştir. Devletin kaynağı, insanın doğasındaki eşitlik ve özgürlüktür. Devletin görevi herkesin eşitliğini ve doğal hakları korumaktır. J.Jacques Rousseau 17. Yy da Hobbes Aydınlanma da Locke, Montesquieu ve Rousseau Devlet Yapay Kurumdur der ve “Toplumsal Sözleşme” vurgusu yaparlar.

    12 18.YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNDE ÖNE ÇIKAN FELSEFİ PROBLEMLER
    3. Ahlak İlkesi yüzyıl felsefesinin genel karakterini taşıyan akılcı yönelim, yaşanan toplumsal olayların ahlaki sonuçları neticesinde kaçınılmaz olarak ahlak alanına yönelmiştir. Bu dönemin filozofları; ahlakı, akılla anlama ve yorumlama eğilimi göstermiş ve düşüncelerini bu noktadan yaymışlardır. Bunlar arasında Jeremia Bentham ve Immanuel Kant’ın görüşleri önemlidir.

    13 18.YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNDE ÖNE ÇIKAN FELSEFİ PROBLEMLER
    3. Ahlak İlkesi Objektif (nesnel) temelli Evrensel Ahlak yasasını kabul eden Kant’ın Ahlak Kuramı ÖDEV AHLAKI olarak bilinir. Ahlakı insan doğasıyla değil aklın yargılarıyla gerçekleştirmeyi amaçlar. İyi İstenç : bu kavramla Kant her zaman ve her koşulda doğru kabul edilebilecek eylemlerine eşlik eden iyi iradeyi belirtir. Ahlaki ödevlerimizi belirleyen evrensel koşulsuz buyruklar akılda doğuştan (a priori) olarak vardır Bu maksimler(koşulsuz buyruklar) : “Öyle hareket etki, davranışların tüm insanlar için geçerli bir yasa olabilsin.” “İnsanlığı araç olarak değil amaç olarak gör.” Akıllı iradeni, evrensel bir yasa koyucu olarak görevde bulunacağı şekilde kullan.” Kant’a göre bir eylemin ahlaki olup olmadığının ölçütü bireyi o eyleme yönelten amaç ve niyettir.

    14 18.YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNDE ÖNE ÇIKAN FELSEFİ PROBLEMLER
    3. Ahlak İlkesi Evrensel Ahlak yasasını sübjektif (öznel) kaynaklı olarak kabul eder. İnsan doğası açıdan kaçar hazzı ister. Bu akılla bilinçli bir şekilde yaptığında insanı erdemli yapar. Ona göre haz ve acı evrensel olduğu için tüm insanlarda bulunur. Evrensel Ahlak yasası en büyük sayıda insan için en yüksek mutluluğu sağlamaktır. Kötülük yanlış tercihten kaynaklanır. Çoğunluğun faydasına olan eylem doğru eylemdir, haz verici ve mutlu edicidir. Bentham’ın savunduğu ahlak anlayışı Faydacılık (Utilitarizm) olarak bilinir. Olabildiğince çok sayıda insanın olabildiğince mutluluğunu amaçlar.

    15 18.YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNDE ÖNE ÇIKAN FELSEFİ PROBLEMLER
    4. Varlığın Oluşu Problemi Hegel, bütün varlıkların tek bir özden bir yasa dâhilinde var olduğunu söyler Hegel’de “Tanrı”, “geist”, “fikir”, “akıl” veya “tin” mutlak olanı temsil eden varlığın özü-arkhesi olan farklı kavramlardır. Hegel ( ) Hegel’e göre başlangıçta sadece Geist (Mutlak akıl-ruh-Tanrısal akıl) vardı. Varlık, saf aklın, Tanrı’nın görünür hale gelmesidir. Onun kendi üzerine düşünmesi ile var olmuştur. Varlığın oluşumu diyalektik bir süreç dahilinde gerçekleşir. Geist kendindeyken tez aşamasındadır. Ondan var olan doğa antitezdir. Geist ve doğanın mükemmel uyumundan insan (sentez) var olmuştur. İnsanlık tarihi, tinin kendini bulup tanımasının zeminidir. Tinin kendini bilip tanıması, Hegel ’in varlıkların oluş ve değişimini açıkladığı bir ilkenin ve diyalektik yasanın sonucudur. Bu yasa üçlü bir oluş sürecini içerir: tez (sav), antitez (karşı sav) ve sentez (yeni sav). Yeni sav, yeni bir diyalektik sürecin de başlangıcıdır.

    16 18.YÜZYIL-19. YÜZYIL FELSEFESİNDE ÖNE ÇIKAN FELSEFİ PROBLEMLER
    4. Varlığın Oluşu Problemi “Gerçek bütündür.” ve “Akılsal olan gerçek, gerçek olan akılsaldır.” Hegel ( ) Diyalektik Yöntem Tez Antitez Sentez Varlık Yokluk Oluş Çiçek Çiçeğin Meyve Yokluğu

    Yazı kaynağı : slideplayer.biz.tr

    18 -19. Yüzyıl Felsefesinin Ortaya Çıkışı

    18 -19. Yüzyıl Felsefesinin Ortaya Çıkışı

    18-19. yüzyıl felsefesi, 15. yüzyılla başlayan bir sürecin birçok alanda sonuçlarının yaşandığı dönemi işaret etmektedir. Bilim, teknik, sanat ve felsefede birçok ürün ortaya konmuş ve toplumsal yapıda dönüşümler yaşanmıştır. Bilim ve teknik alanındaki gelişmeler yeni bir ekonomik sistemi ortaya çıkarmıştır. Bu yeni sistem; yeni bir kültürel yaşantıya yol açmış, yönetim biçimlerini etkilemiş ve değişime zorlamıştır. Sistemle birlikte insanların istek ve ihtiyaçları da değişmiş, farklı sanatsal etkinlikler yapılmaya başlanmıştır.



    Konuyla İlgili Sorular:

    Bu dönem filozofları; daha çok siyaset, ahlak ve bilgi alanında düşünceler geliştirmiştir. Siyaset felsefesinde hayatın dinamiklerini açıklayacak ve toplumsal düzeni daha iyi taşıyacak fikirler üretmeye çalışmışlardır. Değişen toplumsal yapının farkına varıp ahlaki kuralların üzerine eğilmişlerdir. Bilimin ilerlemesiyle birlikte yöntem kazanarak çoğalan bilginin doğasına yönelik sorgulamalar yapılmıştır.

    Bu çağ, yeni felsefi akımların öne çıktığı çağdır. 18-19. yüzyıl felsefesi, kendinden önceki felsefelere dönüşü ve onları yeniden yorumlamayı içerdiği kadar bilim ve sanat gibi önemli alanların gelişimine de katkı sağlamıştır.

    Bu ünitenin ilk konusunda 18-19. yüzyıl felsefesini hazırlayan düşünce ortamını açıklamak için bir önceki dönem felsefesinin bu dönem üzerindeki etkilerine değinilecektir.

    Ünitenin ikinci konusunda 18-19. yüzyıl felsefesi karakteristik özelliklerini açıklamak için ilk önce dönemin temel özellik ve problemleri üzerinde durulacak, ardından döneminin dil ve edebiyatla ilişkisi anlatılacaktır.

    Ünitenin üçüncü konusunda örnek felsefi metinlerden hareketle bu çağ filozoflarının felsefi görüşleri analiz edilecektir.

    Ünitenin son konusunda 18-19. yüzyıl felsefesindeki örnek düşünce ve argümanları felsefi açıdan değerlendirebilmek için J. J. Rousseau’nun “İnsan özgür doğar oysa her yerde zincire vurulmuştur.” sözünden hareketle özgürlük problemi tartışılacak, ardından günlük hayatta kullanılan bilgilerde aklın ve deneyin rolüne ilişkin özgün bir metin yazılması istenecektir.

    18-19. yüzyıl felsefesi, bireysel ve toplumsal olarak Batı’da aydınlanmanın yaşandığı dönemdir. Aydınlanma, kelime anlamı olarak bir şeyi netleştirmek için onun üzerinde düşünmek, onu açığa çıkarmak olarak düşünülebilir. Bu dönem düşünürleri aklı ön planda tutarak toplumu aydınlatmaya çalışmışlardır. Bu çağda insanın aklı sayesinde tüm sorunlardan kurtulabileceği ve toplumsal olarak ebedî barışa ulaşabileceği düşüncesi hâkimdir. Bu çağ, “Akıl Çağı” olarak da isimlendirilir.

    18-19. yüzyıl felsefesi; Batı coğrafyasının toplumsal yaşantısındaki köklü değişimler, Fransız ve Sanayi Devrimi gibi bütün dünyayı etkileyen olayların yaşandığı bir dönemde geleneksel düşünceye karşı aklı özgürleştirmek adına yapılan felsefi bir harekettir (Görsel 4.1). Dönemi anlayabilmek için onun tarihsel arka planına bakmak ve oluşum unsurlarını bilmek gerekir. 15-17. yüzyıl felsefesi, 18-19. yüzyıl felsefesini etkilemiştir.

    Bu dönem felsefesinin üzerinde yükseldiği temeller; felsefe, sanat ve bilimde yaşanan gelişmelerle toplumsal değişimlerdir.



    2-15. yüzyılda Batı coğrafyasında her türlü probleme yönelik açıklamalar, din ekseninde yapılmıştır. Dinin temsilcisi olarak kendini gören kilisenin dini temellendirme dışında aklın kullanımına izin vermemesi ve toplumu baskı altında tutması, Rönesans’ın ortaya çıkışıyla azalmıştır. İslam coğrafyasından yapılan çeviri faaliyetleriyle başlayan bu yeni anlayış, coğrafi keşifler ve bilimsel gelişmeler doğrultusunda hızla yayılmıştır. Bu durum bilimsel ve felsefi gelişimi tetiklemiş, din merkezli düşünceden insan merkezli düşünceye geçilmesini sağlamıştır. Avrupa’da aklın kullanımına engel olan baskıcı zihniyet giderek ortadan kalkmıştır.

    Hümanizmin etkisiyle sanat ve felsefede yeni ekoller doğmuş, bilimde evrene yönelik yeni keşifler yapılmıştır. Matbaanın icadıyla okuryazarlığın artması, bazı din adamlarının dini kendi menfaatleri doğrultusunda kullandıklarını göstermiştir. Bu yeni anlayış, Katolik mezhebinde reform hareketlerinin yapılmasına neden olmuş ve Protestanlık gibi yeni mezhepler oluşmuştur.

    Sanat alanında yenileşmeyle başlayan 15. yüzyıl, bilim ve felsefenin önünün açıldığı bir dönemdir. Rönesans ve reform hareketleri, 17. yüzyıl düşünce ortamını hazırlamıştır. Bu dönemde gerçekleşen bilim ve teknikteki gelişmelerle özellikle coğrafi keşifler, Akıl Çağı’nın oluşmasınını sağlayan önemli unsurlardır.

    18-19. yüzyılda yaşanan gelişmeler doğrultusunda bilim ve sanayide yaşanan gelişmeler, insanın doğaya bakışını değiştirmiş ve ekonomik temellere dayalı toplumsal yapılar oluşturmuştur. Bu yeni durum karşısında toplumda yeni yaşam kültürleri görülmüş ve yeni oluşmuş toplumsal sınıfların mücadeleleri başlamıştır. Bu durum, insanların özgürlük arayışını da tetiklemiştir. Bu yaşananlar felsefeye yeni anlayışlar getirmiş, özellikle insan ve toplum üzerine yeni düşünceler doğmuştur.

    Yazı kaynağı : aciklisesinavsorulari.com

    18. Yüzyıl – 19. Yüzyıl Felsefesi Konu Anlatımı

    18. Yüzyıl – 19. Yüzyıl Felsefesi Konu Anlatımı

    Felsefe ayt konu anlatımı, Felsefe tyt konu anlatımı , Felsefe yks konu anlatımı… Merhaba arkadaşlar sizlere bu yazımızda 18. Yüzyıl – 19. Yüzyıl Felsefesi hakkında bilgi vereceğiz. Yazımızı okuyarak bilgi edinebilirsiniz..

    18. Yüzyıl – 19. Yüzyıl Felsefesi

    Bu dönem felsefesi aynı zamanda Aydınlanma felsefesi olarak da bilinir. Bu dönemde etkin olarak kullanılan akıl, dönemin bir isminin de “Akıl Çağı” olarak isimlendirilmesine yol açmıştır. Bu dönemin felsefesinin oluşmasında;

    • Fransız ihtilali
    • Sanayi devrimi etkili olmuştur.

    Ayrıca 18. – 19. yüzyılda bilim ve sanayide yaşanan gelişmeler toplumsal yaşamı etkilemiş, bunun sonucunda felsefi anlayışlar toplumsal yaşayışı sorgulamaya yönelmiştir. Bu sorgulamalar insan ve toplum üzerinde yeni felsefi anlayışların ortaya çıkmasına yol açmıştır

    Fransız İhtilali : Halk yoksulluk içindeyken kralın zenginliği Fransız İhtilali’nin görünen nedenidir. İhtilalin arkasındaki sebepler arasındaysa okuryazarlığın artması ve bağımsız yayınların desteklenmesiyle toplumda büyük bir değişim ve bu değişimi organize eden Fransız aydınları ve onların felsefi görüşleri vardır. Sosyal yaşayıştaki eşitsizlik ve adaletsizlik, aydınlanmayla oluşan özgürlük düşüncesiyle halk içinde krala karşı bir ayaklanma başlatmıştır. Bütün dünyayı etkileyen ihtilal, Fransa’da mutlak monarşinin yıkılması ve cumhuriyet rejiminin kurulmasıyla sonuçlanmıştır.

    Sanayi Devrimi: İngiltere’de başlayan Sanayi Devrimi, hızlı üretim yapan fabrikaların kurulmasını ve ulaşımın kolaylaşarak kültürel ve ekonomik etkileşimin artmasını sağlamıştır. Bilim ve teknolojideki gelişmeler ve ekonomik alana yönelik felsefi düşünceler bunların zeminini oluşturmuştur. Bu durum, bazı insanlara rahat yaşam gibi faydalı sonuçlar getirmiş ama diğer taraftan da devletler arası rekabeti artırıp savaş gibi kötü sonuçlara götürmüştür. Ham madde ve yeni pazar arayışları sömürgeciliği hızlandırmış ve ortalama bir asır sonra güçlü devletlerin rekabeti nedeniyle 1. Dünya Savaşı yaşanmıştır.

    Genel Özellikleri

    Özgürlüğü engelledikleri düşüncesiyle siyasi ve dinî otoritelere karşı gelinmiştir.
    Düşünce özgürlüğü desteklenmiştir.
    Laik bir dünya düzeni benimsenmiştir.
    Aydın ve yazarlar sınıfı oluşmuştur.
    Sanat, felsefe ve edebiyatta önemli eserler verilmiştir.
    Deneye önem verilmiştir. İnsan merkeze alınmıştır.
    Felsefede yeni ekoller çıkmıştır.

    Felsefede Yeni Ekoller

    Bilginin Kaynağı

    Bilgiye yönelik temel problem, bilginin ne olduğu ve insanın onu nasıl elde ettiğidir. Bilgi üzerine yapılan tartışmalar, felsefenin iki ana akımı olan rasyonalizm ve empirizm üzerinden temellendirilir. Rasyonalizm, bilginin aprioriden (deneyimden bağımsız) sırf akılla oluştuğunu belirtirken empirizm, a posterioriden (deneyime bağlı) oluştuğunu ileri sürer. Bu iki görüşü uzlaştırmaya çalışan 18. yy. filozofu Kant ise bilginin akıl ve deneyimle oluştuğu görüşündedir. Bu açıdan rasyonalist filozoflardan Descartes (17. yüzyıl), empirist filozoflardan J. Locke (17–18. yüzyıl) ve iki akımı sentezleyen Kant’ın (18. yüzyıl) bilgi hakkındaki görüşleri önemlidir. Descartes’a göre bilgi, sonradan oluşan deneyimlerle değil doğuştan gelen aklın ilkeleriyle gerçekleşir. J. Locke, Descartes’ın doğuştancılık fikrine karşı çıkar ve bilginin doğuştan değil sonradan deneyimler aracılığıyla oluştuğunu belirtir. Kant, deneyim ve aklın bir arada kullanılmasıyla bilginin oluştuğunu düşünür.

    Birey – Devlet İlişkisi Problemi

    Bu dönemde 17. yy felsefesinde etkili olan mutlak monarşik devlet anlayışına karşı çıkılır. Locke, Montesguieu, Rousseau bu dönemde siyaset felsefesi üzerine görüşler ileri süren filozoflardır.

    J.Locke’un Devlet Görüşü : 
    Hobbes gibi insan doğasından yola çıkar, toplumsal sözleşmeyi kabul eder ama düşüncelerinin sonucunda mutlak monarşiye varmaz.
    Doğal durumda insanlar özgürdü.
    Değişen ve gelişen toplumsal yaşamda kargaşaya sebebiyet vermemek için insanlar Toplumsal Sözleşme ile hukuksal güvence adına gücünü devlet denilen mekanizmaya devretmiştir.
    İnsanlar Toplumsal Sözleşmeyi barış için değil, uygar yaşamın avantajlarından yararlanmak için yapmışlardır.
    Yardımlaşma ve işbirliği ilişkilerini sürdürmek için mutlak özgürlüklerinden vazgeçmişlerdir.
    Ayrıca Locke “Güçler Ayrılığı” ilkesini ortaya koymuştur. (Yasama- Yürütme – Yargı)
    Devlet yapay bir kurumdur.

    Montesquieu’nun Devlet Görüşü : 
    Toplumu bilimsel olarak inceler. Gözlem ve deney yöntemini topluma uygular.
    İki toplum arasındaki ilişkiyi düzenleyen hukukun Devletler Hukuku, devlet içindeki siyasi ilişkileri düzenleyen hukukun Siyasal Hukuk ve kişiler arası ilişkileri düzenleyen hukukun da Medeni Hukuk olduğunu belirtir.
    Yasaların niteliğini, yapıldığı toplumun belirleyeceğini söyler.
    İnsanın başkasının hakkını yemeden özgürce davranma yetisine sahip olduğunu belirten Montesquieu, bu özgürlüğün korunması için “Güçler Ayrılığı” ilkesini öne sürer.
    Montesquieu, görüşleriyle günümüz devlet sistemini oluşturan ve güçler ayrılığını kuramlaştıran ilk düşünürdür.

    J.J Rousseau’un Devlet Görüşü :
    Doğal durumda insan mutluydu, ancak toplumsal yaşam ve özel mülkiyetin ortaya çıkışıyla mutluluk bozuldu.
    Toplumun yeniden düzenlenmesi için “toplumsal sözleşme” ile devletin kurulması gerekmiştir.
    Devletin kaynağı, insanın doğasındaki eşitlik ve özgürlüktür.
    Devletin görevi herkesin eşitliğini ve doğal hakları korumaktır.

    Ahlakın İlkeleri Problemi

    Kant’a göre;
    Bir eylemin değerini belirleyen niyettir.
    Niyette kişisel çıkar olmayan eylemler iyidir.
    Ahlak anlayışı ödev ahlakına dayanmalıdır.
    Ahlakı eylemde belirleyici olan eylemin sonucu değil, eyleme temel olan niyettir.
    Evrensel ahlak yasası oluşturulabilir.
    Eylemine temel aldığın ilke herkes için yasa olacak şekilde olsun.

    Bentham’a göre;
    Eylemde niyet değil, sonuç önemlidir.
    Sonuçta bireyin kendisiyle birlikte çoğunluğun faydasına yönelik olan eylem iyidir ve mutluluğa yol açar.
    İnsan eyleminde haz ve acıyı düşünerek, hangisi daha çok fayda getirecekse ona göre hareket eder.
    İnsanın mutlu olması çevresiyle de ilgili olduğu için eylemlerde olabildiğince çok insanın faydası düşünülmelidir.
    Utilitarizm ahlak öğretisinin kurucusudur.

    Varlığın Oluşu Problemi

    18. – 19. yy’da varlık üzerine görüşleriyle ünlü filozof Hegel’dir.

    Hegel’e göre varlığın temelinde akılsal bir ilke olan “geist” yer alır.
    Geist; Tanrı, akıl, tin olarak da adlandırılır. Tüm varlıkların ilk formu Geist’tir.
    Hegel varlıkların oluşumunu diyalektik yöntemle açıklar.

    Diyalektik: Karşıt şeylerin çatışarak yeni şeyler oluşturmasının yöntemidir. Buna göre varlıklar tez, antitez, sentez sürecinden (diyalektik) geçerek oluşur. Özetle bir şeyin oluşması için karşıt varlıkların çatışması ve yeni bir senteze ulaşması gerekir.

    Yazı kaynağı : www.basarisiralamalari.com

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap