Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    şeriye ve evkaf vekaletinin kaldırılması nedir

    1 ziyaretçi

    şeriye ve evkaf vekaletinin kaldırılması nedir bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nin Kaldırılması ( 3 Mart 1924 )

    Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nin Kaldırılması ( 3 Mart 1924 ): Din İşleri ve Vakıflar Bakanlığı olarak bilinen bu kurumun kaldırılmasının amacı, dini işlerle görevli kurumun devlet işlerine karışmasını engellemekti. Osmanlı Devleti’nde Şeriye Bakanlığı, kişiler arasındaki ilişkileri İslam dininin şeriat kurallarına göre düzenleyen bu kuralları oluşturan bir bakanlıktı. Yani toplumsal, sosyal ilişkilerin şeriata uygun yapılmasından sorumluydu. Oysa Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde yasa yapma yetkisi TBMM’ye aitti. Bu nedenle Şeriye Bakanlığı adında bir bakanlığın bulunması anlamsız ve gereksiz olduğu için Şeriye ve Evkaf Vekaleti kaldırıldı. Şeriye Vekaleti yerine Diyanet İşleri Başkanlığı, Evkaf Vekaleti yerine de Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu.

    Kaynak: TC İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük 8. Sınıf Yardımcı Ders Kitabı, Arkadaş yayınevi, Ankara, 2012

    - Okuma Sayısı: Bu yazı 301238 defa okunmuştur.

    Yazı kaynağı : www.ataturkinkilaplari.com

    ŞER‘İYYE ve EVKAF VEKÂLETİ

    evkaf ve şeriye vekaletinin kaldırılması

    3 Mart 1924 Bir Devrim Günüdür, Kutlu Olsun !

    3 Mart 1924 Bir Devrim Günüdür, Kutlu Olsun !

    3-mart-1924-bir-devrim-gunudur-kutlu-olsun 3 Mart 1924’te üç önemli yasa mecliste kabul edildi, bunlar Hilafetin ilgası, Şeriye ve Evkaf Vekâleti ile Harbiye Vekâleti’nin kaldırılması ve Tevhidi Tedrisat Kanunu’dur.

    3 Mart 1924 Bir Devrim Günüdür, Kutlu Olsun !

    3 Mart 1924’te üç önemli yasa mecliste kabul edildi, bunlar Hilafetin ilgası, Şeriye ve Evkaf Vekâleti ile Harbiye Vekâleti’nin kaldırılması ve Tevhidi Tedrisat Kanunu’dur. Kuşkusuz ki bu büyük devrim, “Ben cumhuriyeti vicdanımda milli bir sır gibi sakladım” diyen Mustafa Kemal Paşa tarafından, henüz Kurtuluş Savaşı başlamadan önce planlanmış, tasarlanmıştır.

    Edebiyatımızın ulu çınarı Fazıl Hüsnü Dağlarca, “Çanakkale milli mücadelenin önsözüdür”demektedir. Aslında 3 Mart Devrim Yasaları da “Cumhuriyet Devrimlerimizin Önsözüdür.” 23 Nisan 1920’de meclisimiz açılmış ve yeni kurulacak Türk devletinin halk egemenliğine dayalı olacağı ilan edilmiştir. 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edilmiş ve devletin yönetim şekli belirlenmiştir fakat Cumhuriyet’in nitelikleri ve tamamlayıcı yasal ve toplumsal değişiklikler henüz hayata geçirilmemiştir, Türkiye nasıl bir Cumhuriyet olacaktır? İslam Cumhuriyeti mi, faşist Cumhuriyet mi, teokratik Cumhuriyet mi, oligarşik Cumhuriyet mi? Bu sorular henüz cevap bulamamıştır.

    Attila İlhan “Cumhuriyet üç devrim üzerine kuruludur” der. İlk ikisi olan “Emperyalizme karşı kurtuluş savaşı ve padişaha karşı demokratik devrim” aşamaları geride bırakılmış. 3 Mart 1924 tarihi itibariyle üçüncü aşama olan “toplumun ümmet aşamasından millet aşamasına dönüşümü”için harekete geçilmiştir.

    Bu üç yasanın her biri başlı başına birer devrimdir. O yüzden bu üç yasanın kabul edildiği günü kutlayan cumhuriyet aydınları bu yasalara “3 Devrim Yasası” ismini vermiştir.

    Bugünden baktığımızda bile bu yasaların geçmesinin ne kadar zor olduğu ortadır. Okuma yazma oranı diplerde, yıllarca dini taassupla yetişmiş ve halifeye kul olduğunu düşünen bir ümmete rağmen bu büyük devrim kararlılıkla hayata geçirilmiştir. 

    Mecliste bu yasa geçerken neler olduğunu Mahmut GOLOĞLU’nun İş Bankası Kültür Yayınlarından çıkan Türkiye Cumhuriyeti Tarihi-1 (1924-1930), Devrimler ve Tepkileri kitabından aktaralım:

    “Meclis Başkanı Fethi Bey, Urfa Mebusu Şeyh Saffet Efendi ile 53 arkadaşının ‘Halifeliğin Kaldırılması ve Osmanlı Soyundan Olanların Türkiye Dışına Çıkarılması’ hakkında bir kanun teklifi verdiklerini, bu teklifin de ötekiler gibi, Komisyonlara gönderilmeden hemen görüşülmesinin istendiğini bildirdi. İstek kabul edildi ve teklif okundu. Teklifin gerekçesinde şöyle deniyordu:

    Türkiye Cumhuriyeti’nin içinde ‘Halifelik Makamı’nın varlığı sebebiyle Türkiye, iç ve dış politikasını iki başlı olmaktan kurtaramadı. Bağımsızlığında ve ulusal yaşantısında ortaklık kabul etmeyen Türkiye, görünüşte ya da dolaylı ikiliğe dayanamaz. Yüzyıllardan beri Türk milletinin felaket sebebi ve sonunda fiilen ve antlaşmalı olarak Türk İmparatorluğu’nun çökmesine vasıta olan Padişah Ailesi’nin, Halifelik kılığı içinde, Türkiye’nin varlığına daha da etkili bir tehlike oluşturacağı ağır tecrübelerle kesin olarak anlaşılmıştır. Bu ailenin Türk ulusu ile ilişkili olan her durumu ve gücü, ulusal varlığımız için tehlikedir. Esasında Halifelik, ilk İslam emirliklerinde, ‘hükümet’ anlam ve görevinde ortaya çıkarılmış olduğundan, bütün dünya ve din görevlerini yerine getirmekle yükümlü olan çağdaş İslam hükümetlerinin yanında ayrıca bir halifelik makamı bulunmasının sebebi yoktur. Gerçek budur. Türk milleti kurtuluşunu koruyabilmek için gerçeğe uymaktan başka bir davranışı seçemez.’ “

    Halifeliğin kaldırılışı tek başına çok büyük devrimdir. Eğer halifelik kaldırılmasaydı Türkiye Cumhuriyeti milli sınırları içinde, üniter bir ulus devlet olmak yerine tüm müslüman nüfus üzerinde sorumluluk iddia eden fakat somut hiçbir yaptırım gücü olmayan uluslararası hukuk bakımından da tartışmalı bir yapının taşıyıcısı olarak büyük riskler üstlenecekti.

    Hilafet kaldırılmasaydı Cumhuriyet’in ilanının fiilen bir hükmü de olmayacaktı zira halifelik makamı bir vesayet makamı olarak etkisini sürdürecekti.

    En önemli sonuçlarından biri halifelik kaldırılmasaydı asla laiklik kabul edilemeyecekti (5 Şubat 1937). 

    Halifelik kaldırılmasa Türk Medeni Kanunu kabul edilmeyecek, yurttaşlık ve kadın devrimimiz yapılamayacaktı (17 Şubat 1926).

    Halifelik kaldırılmasa hukuk devrimimiz yapılamayacaktı. 

    Eğitim ve Öğretimin Birleştirilmesi Yasasının kabulünün gerekçesini anlamak için Atatürk’ün şu sözünü iyi değerlendirmek gerekir:

    "Eğitimdir Ki Bir Milleti Ya Hür, Bağımsız, Şanlı, Yüksek Bir Toplum Halinde Yaşatır Ya Bir Milleti Kölelik ve Yoksulluğa Terk Eder."

    Yine dönemin Milli Eğitim Bakanlarından Vasıf ÇINAR, öğretmenlere bir seslenişinde: Hiçbir zaman hatırlarınızdan çıkmasın ki, “Cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” demiştir.

    Bu iki büyük ve önemli söz, eğitimin birleştirilmesinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaya yetmektedir çünkü Atatürk yeni kurulan Cumhuriyet’in temeli kültür olacak demiştir, kültürden kasıt laik, bilimsel, çağdaş bir eğitimle yetişen gençler, kuşaklar ver bir toplum yaratmaktır. Ulus birliğini, kültür birliğini sağlamanın en etkili yolu eğitimde birliği sağlamaktır. Bu nedenle Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile o dönem henüz kapatılmayan (30 Kasım 1925) tarikat ve cemaat medreseleri de yabancı azınlıkların okulları da dahil olmak üzere tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı’na başlanmıştır. 

    Şeriye ve Evkaf Vekaleti Osmanlı tarihinde şeyhülislamlık kurumuna denk gelen modern devlet yapısında yeri olmayan bir organı ve kaldırıldı, temel görevi çıkarılan yasaların şeriata uygunluğunun denetlenmesi idi ve başlı başına bir vesayet organıydı kaldırılarak yerine Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu. 

    Erkan-I Harbiye Vekaleti kaldırılarak Türk Ordusunun yönetimi vekiller heyetinden çıkarılarak müstakil bir yapı olan Genel Kurmay Başkanlığı’na verildi. Bu sayede ordunun siyasi etkilerden uzak şekilde kurumsallaşması amaçlandı ve bu yapı çok da başarılı oldu. 

    Bu üç devrim yasası ile laik Türkiye Cumhuriyeti’nin temel felsefesi kurulmuştur. Esasında 3 Mart 1924 Laikliğin Türkiye’de filizlenmeye başladığı gündür. 3 Mart Devrimci bir gündür kutlu olsun !

    Yazı kaynağı : www.cydd.org.tr

    Şeriye ve Evkaf Vekâleti - Atatürk Ansiklopedisi

    Türkiye Büyük Millet Meclisi Ankara’da toplandıktan sonra Anadolu’da yeni bir hükümet kurulması için çalışmalara başlanmış, bu maksatla 2 Mayıs 1336/ 1920’de “Büyük Millet Meclisi İcra Vekillerinin Suret-i İntihabına Dair Kanun” yürürlüğe konulmuştur. Kanunun 1. maddesinde, on bir kişilik İcra Vekilleri Heyeti’nin başında “ Şer’iye ve Evkâf Vekâletine yer verilmiştir. Vekâlet teşkil edilmiş olmakla birlikte, vakıfların idaresi konusunda henüz bir karar alınmamıştı. 21 Teşrinievvel 1336/ 1920 tarihli Büyük Millet Meclisi Beyannamesinde, TBMM’nin diğer işler yanında “evkâf” işlerinde de uhuvvet (kardeşlik) ve teavünü (yardımlaşma) hâkim kılarak, halkın ihtiyacına göre yenilikler vücuda getirilmeye çalışılacağından; 1921 Anayasası’nın 11. maddesinde TBMM’nin koyacağı kanunlar çerçevesinde, evkâf işlerinin düzene konulmasının mahallî idare organı olan “Vilâyet Şûrası”na bırakılacağından söz edilmektedir. Anadolu’da kurulan ilk hükümette gerçekleştirilen bu uygulama ile II. Meşrutiyet’in ilanından sonra düşünülen, vakıfların bir “Umum Müdürlük” halinde Meşihata bağlanması fikri, bir bakıma gerçekleşmiştir. Ancak müessesât-ı diniye ile vakıfların birleştirilmesi sonucu kurulan teşkilatın adına “Meşihat”, başına getirilen kişiye de “Şeyhü’l-islam” denilmesi yerine; kurulan bakanlık “Şer’iye ve Evkâf Vekâleti” olarak isimlendirilmiştir. İslâm dininin bütün kurum ve kuruluşları ile vakıf teşkilatı ve medreselerin sorumluluğu bu bakanlığa verilmiştir. Şer’iye ve Evkâf Vekâletinin görevleri, “ifta”, “kaza”, “tedris”, “dinî yayın” ve “vakıfların yönetimi” şeklinde özetlenebilir. Vekâletin Merkez Teşkilatı; Vekil, Müsteşar, Fetva Emini, Fetva Emaneti Azaları ve Müsevvitleri, Tetkikat ve Telifât-ı İslami­ye Heyeti Reis ve Azaları, Tedrisat-ı Umumiye Müdürü ve bağlı görevliler, vilayetlerde Müftü ve Müsevvitler ile Evkâf Umum Müdürlüğünden meydana geliyordu. Bu dönemde 55 adet vilayet, 258 adet kaza müftüsü atanmıştır. Medrese eğitiminin denetimi için Tedrisat ve Teftişat Heyeti kurulmuştur. Kurtuluş Savaşı’nın ölüm kalım günlerinde medreselerdeki gerilemeyi önlemek ve bunları ıslah etmek üzere 8 Mayıs 1337/1921 tarih ve 835 sayılı “Medâris-i İlmiye Nizamnamesi” yürürlüğe konulmuştur. Çağın problemleri karşısında bilimsel ölçüler içinde İslam’ın görüşünü belirlemek, İslam dini ile ilgili bilgileri doğru ve anlaşılır bir şekilde ortaya koymak, dinî konularda halkı aydınlatmak ve neşriyatta bulunmak üzere kurulan 10 kişilik “Tetkikat ve Telifât-ı İslamiye Heyeti”, 1922-1923 yılları arasında 10 adet kitap yayınlamıştır. Vakıflarla ilgili, Vekâletin merkez teşkilatında ilk hukukî düzenleme “Şûrayı Evkâf”ın teşkili hakkındadır. Şûrayı Evkâf’ın kurulması için evvela İcra Vekilleri Heyetinin 12 Teşrinisâni 1338/1922 tarih ve 1978 sayılı kararı ile Vakıflar Nizamnamesi’nin 4. maddesi değiştirilmiş, bu kural 284 sayılı “Şûrayı Evkâf Hakkında Madde-i Münferide” ile 7 Kanunuevvel 1338/1922’de kanun haline getirilmiştir. Bu düzenlemelere göre, Şûrayı Evkâf bir reis ile iki azadan teşekkül etmektedir. Bu şekilde kurulan Şurâyı Evkâf, dairelerce bir karara varmada tereddüt edilen konular ve Makam-ı Vekâletçe “muhtâç-ı müzakere” görülerek havale edilen hususları tetkik etmek, bunlar hakkında yapılacak işlemi karara bağlamak; ihale mukaveleleri ve “tevcih-i cihât”la ilgili tekâmül etmiş dosyaları tetkik etmek ve uygun bulunanların yürürlüğe konulmalarına karar vermek gibi, günümüz Vakıflar Meclisi’nde benzer yetkilerle görev yapmakta idi. Şûrayı Evkâf’tan başka merkez teşkilatında “Cihât Kalemi”, “Umuru Hukukiye Müdüriyeti”, “Teftiş Kâlemi”, “Heyet-i Teftişiye”, “Tahsisât ve Sicil Kâlemi”, “Muhasebe ve Memurin Kalemi”, “Evrak Kâlemi”, “Merkez ve Taşra Heyet-i Fenniye Dairesi” ve “Hazine-i Maliye’den Matlubat” birimleri bulunuyordu. Bu merkez birimlerine ilaveten, İstanbul’da mülhak vakıfların sayısı 10.000’in üzerinde olduğundan bahisle bu vakıfların kayıtlarını tutmak üzere, “Evkâf-ı Mülhaka Müdürlüğü” adıyla yeni bir müdürlük daha kurulmuştur. Vekâlet merkezinde vakıflarla alakalı oluşturulan 12 ayrı birime karşılık, taşra teşkilatında yeni bir yapılanmaya gidilemediği anlaşılmaktadır. Taşra teşkilatı konusunda 1340/1924 tarihli Şer’iye ve Evkâf Vekâleti Bütçe Kanunu tasarısında şunlar yazılıdır: “…Ne memleketin her tarafında “teşkilât-ı vakfiye icrasına, ne de alelıtlak “teşkilât-ı mülkiye” ile birlikte yürünmesine maddeten imkân yoktur. Evkâf noktasından bazı kazalar vardır ki; gerek varidat, gerek masarıfat itibariyle başlı başına bir değil, iki-üç vilâyete bedeldir. Yine bazı vilâyetler vardır ki; oralarda kazalarda olduğu gibi, bir memur bulundurulmasına bile lüzum yoktur. Binaenaleyh Rüsumat’ta ve Ziraat Bankasında olduğu gibi, “teşkilât-ı vakfiye”nin mülkiye taksimatına göre değil, vakfın mütekâsıf olduğu mahallere göre icrası zaruridir. Ancak şimdiye kadar Evkâf İdaresi’nde muntazam bir “Heyet-i Teftişiye” vücuda getirilememiş ve taşra teşkilatı hakkında raporlara dayalı kesin bilgiler edinilememiştir. Bu bakımdan, şu anda taşra teşkilatını düzeltmeye kalkmak yerine, mevcudu muhafaza etmek en doğru yoldur” 1340/1924 senesi itibariyle vakıf gelirlerinin 1/3’nün sağlandığı İstanbul Evkâf Müdürlüğü hariç; diğer taşra evkâf müdürlükleri ve müstakil memurluklar, mülkî amirlere bağlı olarak çalışmaktadır. Nezaretin ilgasına kadar, işgal altında bulunan yerler hariç, Şer’iye ve Evkâf Vekâletinin taşra teşkilatında 500 civarında personel görev yapıyordu İstanbul’un Ankara’ya bağlanmasından sonra görüldü ki, sadece “Müessesât-ı Hayri­ye”de “hademe-i hayrat” olarak görev yapan personelin sayısı 5000 kişinin üzerindedir. İstanbul ve çevresinde bulunan vakıf orman ve bahçelerden sağlanan yıllık gelir 100.000 liranın, İstanbul’un tamamından elde edilen gelir ise 2 milyonun üzerinde, gider ise 1 milyon civarındadır. Bu ve benzer sebeplerle, İstanbul Evkâf Müdürlüğünün vilayete bağlanması, hem vilayetin iş hacmini artıracağı, hem de vakıf işlemlerinin sürüncemede kalmasına ve vakıfların zarara uğramasına yol açacağı için, bu müdürlük doğrudan Vekâlete bağlanmıştır. Şer’iye ve Evkâf Vekâleti dönemi, 2 Mayıs 1920-3 Mart 1924 tarihleri arasında 3 yıl 10 ay sürmüştür. Bu süre içerisinde Mustafa Fehmi (Gerçe­ker) 3 Mayıs 1920-27 Nisan 1922, Abdullah Azmi (Torun) 11 Mayıs 1922-6 Kasım 1922, Mehmet Vehbi (Çelik) 6 Kasım 1922-4 Ağustos 1923, Musa Kâzım (Onar) 4 Ağustos 1923-1 Eylül 1923, Mustafa Fehmi (Sarhan) 1 Eylül 1923-3 Mart 1924 tarihleri arasında vekil olarak görev yapmışlardır. Gazi Mustafa Kemal, Reisicumhur sıfatıyla 1 Mart 1924’te TBMM’nin yeni çalışma yılını açarken yaptığı konuşmada, “Diyanet-i İslamiyeyi siyasetten ve siyasetin bütün uzviyetinden kurtarmanın bir zaruret olduğunu” söylemiş; 429 sayılı Kanun tasarısının gerekçesinde, “din ve ordunun siyaset cereyanlarıyla alakadar olması birçok mahaziri daîdir. Bu hakikat bütün medeni milletler ve hükümetler tarafından bir düstur-i esasi olarak kabul edilmiştir. Bu nokta-i nazardan yeni bir hayat varlığı temin etmek vazifesini deruhte eden Türkiye Cumhuriyeti, teşkilat-ı siyasiyesinde zaten mukaddes olan Şer’iye ve Evkaf Vekaleti ile Erkan-ı Harbiye-i Umumiye Vekaleti’nin mevcut olması muvafık olamaz…” denilmiştir. Gazi Mustafa Kemal Atatürk 1924 yılı başlarında geniş çaplı askerî manevralara başkanlık etmek üzere İzmir’e gitti. Burada Başvekil İsmet Paşa ve Milli Müdafaa Vekili Kâzım Paşa ve Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Fevzi Paşa ile görüştü. Bu görüşmelerde Şer’iye ve Evkâf Vekâletinin kaldırılması kararlaştırıldı. 2 Mart günü parti grubunda aynı konu görüşülerek Şer’iye ve Evkâf Vekâletinin kaldırılması, (Tevhid-i Tedrisat) kanun tasarıları, 3 Mart 1924 günü Türkiye Büyük Millet Meclisinde ele alındı ve aynı gün görüşülerek kabul edildi. Böylece Şer’iye ve Evkâf Vekâleti kaldırıldı. Onun yerine Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı ve Vakıflar Genel Müdürlüğü kuruldu.

    Nazif ÖZTÜRK

    KAYNAKÇA

    ARIBURUN, Kemal, Millî Mücadele ve İnkılâplarla İlgili Kanunlar I, Ankara 1957.

    ATATÜRK, M. Kemal, Nutuk, Cilt II, Baskıya Hazırlayanlar Birol Emil, Melin Has-Er, İstanbul 1975.

    BCA 1921:18/224-2.

    BCA 1922: 18/ 224-5.

    BCA 1922:18/224-5.

    BCA 1923:18/223-4/1.

    BCA 1923:18/224-12.

    BCA 1924:18/223-9/1.

    BULUT, Mehmet, “Şer’iye Vekâleti’nin Dini Yayın Hizmeti”, Diyanet İlmi Dergisi, C 30, S 1, Ankara-Ocak, Şubat, Mart 1994, s.3-16.

    Düstur II/V, 1931:848.

    Düstur III (Tertip)/ I (Cilt), 1929:6.

    Düstur III/I, 1929:196.

    Düstur III/I, 1929:221.

    Düstur III/III, 1929: 158.

    Düstur III/III, 1929:173.

    Evkâf/Bütçe Mazbatası, 1327.

    HATEMİ, Hüseyin, Medeni Hukuk Tüzelkişileri I, Sulh Garan Matbaası, İstanbul 1979.

    ÖZTÜRK, Nazif, Türk Yenileşme Tarihi Çerçevesinde Vakıf Müessesi, Ankara 1995.

    Resmî Gazete, 1984: 227/139-147.Md.4.

    T.C. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Cumhuriyet Arşivi.

    TBMM Zabıt Ceridesi, 2. Devre, C. 6, s.478-479.

    TBMM, Zabıt Ceridesi, 2. Devre, C. 7, s.23.


    Yazı kaynağı : ataturkansiklopedisi.gov.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap