Bu sitede bulunan yazılar memnuniyetsizliğiniz halınde olursa bizimle iletişime geçiniz ve o yazıyı biz siliriz. saygılarımızla

    şükrü saraçoğlu atatürk suikasti

    1 ziyaretçi

    şükrü saraçoğlu atatürk suikasti bilgi90'dan bulabilirsiniz

    Atatürk'e suikast teşebbüsünden işgale karşı direnişe: Fenerbahçe'nin siyasi tarihi

    Atatürk'e suikast teşebbüsünden işgale karşı direnişe: Fenerbahçe'nin siyasi tarihi

    Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan, Fenerbahçe Spor Kulübü Olağan Yüksek Divan Kurulu’na katıldı ve aynı kurulun bir üyesi olarak rozetini Fenerbahçe Başkanı Ali Koç ve kulübün önemli isimlerinden Vefa Küçük’ün elinden aldı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu kongreye katılması bazı kesimlerin; “Siyasetin futbola müdahalesi” veya “Fenerbahçe’nin siyasi iktidardan rant devşirme çabaları” şeklinde eleştiriler getirmesine neden oldu.

    Türkiye’de ve dünyada siyaset her zaman futbolla yakın münasebetler kurmuştur.

    Bu anlamda futbolun siyasi tarihine dair küçük bir okuma yapmak için Fenerbahçe’nin geçmişten günümüze siyasetle olan münasebetine dair küçük bir yolculuğa çıkmak yeterli olacaktır.


    İttihatçıların Fenerbahçe’yi ele geçirmesi

    Siyasi iktidarlar ve politik ideolojiler geçmişten günümüze futbolu her daim ideolojik bir aygıt olarak kullandı.

    Futbol günümüzde ticari gücü ve ekonomisi politik çıkarların önüne geçmesi sebebiyle kendisine özerk bir alan sağlamışsa da hala politika ile olan bağları güçlüdür. 

    Bugün Barcelona FC, Katalonya’nın bağımsızlık mücadelesinin doğrudan temsilcisi olmadığı gibi Real Madrid’te iktidarın belli bir kesime karşı kullandığı bir takım değil.

    Portekiz’de Benfica, İtalya’da Roma gibi pek çok takım tıpkı Barcelona ve Real Madrid gibi son derece politik saiklerle ya ele geçirilmiş ya da baştan kurularak toplum nezdinde popüler hale getirilmişti.

    Türkiye’de ise siyasi müdahalenin odağındaki en önemli takım her zaman Fenerbahçe oldu.

    Fenerbahçe’nin siyasetle zorunlu münasebeti İttihat ve Terakki’nin takımı ele geçirmeye karar vermesiyle başladı.

    Fenerbahçe bir futbol takımı olarak iyi işler çıkarıyordu, İttihatçılar halkın futbola olan ilgisini fark ettikten hemen sonra başkanlığını bizzat Sadrazam Talat Paşa’nın yapacağı Altınordu’yu kurdu.
     


    Bu sırada Birinci Dünya Savaşı başlamıştı ve pek çok takım cepheye asker yollaması sebebiyle büyük güçlükler çekiyordu.

    İttihatçılar ligde fırtına gibi esen Fenerbahçe’nin gücünü kırmak için takımın en önemli oyuncularını tehdit, şantaj ve askerden muaf tutmak gibi yöntemlerle Fenerbahçe'den Altınordu’ya transfer etti.

    Transfer edilen isimler arasında Otomobil Nuri, Baron Feyzi, Refik Osman, Bekir gibi önemli isimler bulunuyordu. 

    Fenerbahçe’nin kadrosu dağıtılmıştı; ama İttihatçıların henüz kulüple işi bitmemişti.

    Kulübün tamamen ele geçirilerek kontrol altında tutulması önemliydi.

    İttihat ve Terakki’nin önemli isimlerinden aynı zamanda Adnan Menderes’in eşinin dayısı olan Doktor Nazım 1916 yılında Fenerbahçe kulüp başkanı oldu.


    Fenerbahçe eski başkanı Nazım Bey, Atatürk’e suikast tertibi içinde

    Doktor Nazım yaklaşık üç sene Fenerbahçe kulüp başkanlığı yaptı; fakat Nazım Bey’in kulüp başkanlığı İttihat ve Terakki Partisi’nin iktidarı kaybetmesiyle nihayete erdi.

    Doktor Nazım Mondros Mütarekesinden çok kısa bir süre önce; Enver Paşa, Talat Paşa gibi önemli isimlerin de içinde bulunduğu bir Alman gemisiyle önce Rusya’ya oradan da Almanya’ya kaçtı. 

    1921 yılında Doktor Nazım, Kara Kemal’le beraber Mustafa Kemal’e yazdığı mektupta ülkeye dönüşlerinin engellenmesinin hukuk dışı bir tutum olduğunu belirten bir mektup gönderdi; fakat mektuba herhangi bir cevap alınamadı.

    Buna rağmen bu ikili her şeyi göze alarak 1922 yılında sessiz sedasız İstanbul’a döndüler.

    Kara Kemal ve Doktor Nazım Bey siyasetten uzak durmaya kararlıydı.

    1926 yılında Mustafa Kemal’in çıktığı yurt gezilerinden birinde gelen istihbarata göre; Lazistan eski mebusu Hurşit Bey’in başını çektiği bir grup eski İttihatçı Mutafa Kemal Paşa’ya suikast tertibi içindeydi.

    Bu tertibin arkasında İttihatçıların önemli isimleri Kara Kemal, Ziya Hurşit, İttihatçı silahşorlar ve Fenerbahçe eski kulüp başkanı Doktor Nazım Bey gibi isimler bulunuyordu.

    Doktor Nazım, Kel Ali olarak tanınan Ali Çetinkaya’nın idare ettiği İstiklal Mahkemesi’nin huzuruna çıkartıldı.

    Hakkında yeterli bir delil bulunmamasına rağmen idama mahkûm edildi.
     


    Fenerbahçe’nin İttihatçı takımı olarak görülmesi ancak Şükrü Saraçoğlu’nun kulüp başkanlığında nihayete erebilecekti.


    Başbakan Şükrü Saraçoğlu Fenerbahçe başkanlığı yaptı

    1934 yılına gelindiğinde Fenerbahçe çok zor günler geçirmekteydi.

    Maddi imkansızlıklarla boğuşan takım bir yandan da siyasi baskılarla yıpratılıyordu.

    Döneminin futbol federasyonu, Türk Spor Kurumu’nun başkanı ve CHP Milletvekili Halit Bayraktar Fenerbahçe’ye kişisel bir husumet geliştirmişti ve kulübün stadını elinden alıp kapatmak için yoğun bir gayret içindeydi. 

    Bu durumla daha fazla başa çıkamayacağını anlayan Fenerbahçe yönetimi koyu bir Fenerbahçeli olduğu bilinen Şükrü Saraçoğlu’na durumu arz etmeye gitti.

    Saraçoğlu neredeyse her hafta sonu takımın maçlarını izlemek için İstanbul’a gelen sonra da tekrar ekspres trenle Ankara’ya dönecek kadar koyu bir Fenerbahçeliydi.  
     


    Şükrü Saraçoğlu; Atatürk döneminde Adalet Bakanlığı, İkinci Dünya Savaşı sırasında Dışişleri Bakanlığı ve Başbakanlık gibi kritik görevler üstlenmişti.

    Yine varlık vergisi, toprak reformu ve sonrasında yaşanan ihraçlar, çok partili siyasi hayata geçiş gibi konularda önemli roller oynamış kritik bir isimdi. 

    Onun Fenerbahçe Kulübü Başkanı seçilmesinden kısa bir süre sonra Fenerbahçeli tüm futbolcular Cumhuriyet Halk Partisi üyesi yapıldı ve Fenerbahçe üzerindeki siyasi baskılar azaldı.

    1946 yılında CHP Başbakanı olarak Şükrü Saraçoğlu, Demokrat Parti karşısında zafer kazanmış olsa da Başbakanlık görevini sürdürmek istemedi.

    Bunun üzerine TBMM Başkanlığı görevini üstlendi; bu sayede Fenerbahçe ile daha yakından ilgilenme fırsatı buldu.


    Fenerbahçe’nin efsane ismi Zeki Sporel asker kaçağı olarak suçlandı

    İttihat ve Terakki Cemiyeti, Altınordu’yu kurduktan sonra Fenerbahçe’nin önemli oyuncularını transfer etti.

    Bunun üzerine Fenerbahçe; top getiren, oyuncuların yardımcılığını yapan aynı zamanda da takımın alt yapısında oynayan birçok genç ismi kadroya dahil etti.

    Bu isimlerin arasında bulunan Zeki Sporel sonraları tam bir efsaneye dönüştü.

    İstanbul işgal edildikten sonra, işgal kuvvetleri Fenerbahçe ile toplamda 50 maç yaptı.

    Fenerbahçe bu maçların 41’ini kazandı, 5 maçta eşitlik bozulmazken 4 kez de sahadan mağlup ayrıldı.

    Bu süreçte Fenerbahçe işgal altındaki İstanbul halkının tek tesellisiydi.

    Bu galibiyetlerin arkasındaki en önemli isim İttihatçıların Fenerbahçe’ye yaptığı darbe sonrası forma şansı bulan genç oyuncu Zeki Sporel vardı.
     


    Zeki, Yalnızca İstanbul’da değil, Millî Mücadele’nin yürütüldüğü Ankara’da da iftihar sebebiydi. 

    Zeki Sporel, 1955 yılında Fenerbahçe’de kulüp başkanlığı da yapacak, sarı-lacivertli formanın belki de ilk efsanesiydi.

    Zeki’nin hayatındaki dönüm noktası ise Demokrat Parti’den milletvekili adayı olmasıyla değişti.

    1946 yılına kadar tüm ülkenin ortak kahramanı, sayısız madalya ve ödülün sahibiydi.

    1946 yılında meclise bir iddia bomba gibi düştü. Buna göre Zeki asker kaçağıydı.

    Oysa Zeki’nin ayağından çıkacak golleri İsmet Paşa dahi Lozan’da büyük bir heyecanla telgraf başında beklemişti.

    Yunanlılar İzmir’de denize döküldükten sonra İngilizlerin İstanbul’dan çıkması kesinleşmişti.

    İngilizlerin efsanevi komutanı Harrington şehirden ayrılmadan önce İstanbullulara direniş ruhu katan Fenerbahçe’nin mağlup edileceği bir maç organize edilmesini istedi. 

    İngilizler anavatanlarından dahi futbolcular ve malzemeler getirmişti.

    Harringtton ne pahasına olursa olsun Fenerbahçe’nin yenilmesini emretmişti.

    Union Club’ta oynanacak maç için bin İngiliz taraftar, iki bin Rum taraftar ve yaklaşık bin Fenerbahçe taraftarı hazır bulunmuştu.

    Ankara hükümeti, İstanbul halkı ve hatta Lozan’da barış şartlarını görüşen Türk temsilcilerinin tüm dikkati Union Club’ta oynanacak maçtaydı.

    Çok daha donanımlı ve fiziki açıdan üstün olan İngiliz takımı ilk yarıda Fenerbahçe’yi sahasına hapsetmişti ve Türk taraftarlarını büyük bir yeise boğacak golü de bulmuştu.

    İkinci yarıda bambaşka Fenerbahçe vardı.

    Sanki sihirli bir değnek dokunmuşçasına karşısındaki profesyonel takımı sağlı sollu ataklarla köşeye sıkıştırmış bir takım vardı.

    Zeki Sporel’in kaydettiği 2 golle Fenerbahçe, Harrington’ın takımını eli boş gönderdi.

    Haberi alan İsmet İnönü büyük bir sevinçle Fenerbahçe’yi kutlayan telgrafı derhal kulübe göndererek tebriklerini iletti.

    Fakat Fenerbahçe’nin efsane ismi ve kulüp başkanı Zeki Sporel, önce asker kaçağı ilan edildi.

    Daha sonra da mazbatası verilmeyerek milletvekilliği düşürüldü.


    Demokrat Parti Fenerbahçe’yi ele geçiriyor

    1950 yılı sonrası milletvekili ve bakan düzeyinde 4 Demokrat Partili isim Fenerbahçe’de kulüp başkanlığı yaptı.

    Bunların içinde Zeki Sporel de vardı.

    Hatta Agah Erozan’ın başkan seçildiği kongrede tüm adaylar Demokrat Parti’nin üst düzey üyesiydi.

    Daha önce Fenerbahçe kulübü başkanlığı yapmış olan Osman Kavrakoğlu’nun yeniden başkanlığına adaylığını açıklaması sonrası Fenerbahçe içinde bir grup yönetici harekete geçmeye karar verdi; çünkü Kavrakoğlu kulübe bir şey katamamıştı.

    Tekrar aday olması kulübün kazanımlarını kaybetmesine sebep olabilirdi.

    Kavrakoğlu’nun başkanlığını engellemek için Agah Erozan’a teklif götürüldü.

    Agah Erozan yapılan seçimde başkanlığı kazandı.

    Onu Fenerbahçe için önemli kıla ise 27 Mayıs 1960 darbesi sonrası Yassıada Mahkemelerinde yargılanmış olmasıydı.

    Agah Erozan, mahkeme sonunda idama mahkûm edildi.
     


    Bu vesileyle idam cezası alan ikinci Fenerbahçe başkanı olarak tarihe geçti, fakat Erozan İttihatçı Nazım Bey’den daha şanslıydı ve cezası ömür boyu hapse çevrildi. 

    Demokrat Parti, Fenerbahçe üstünde öyle büyük bir tesir kılmıştı ki darbecilerin tüm emirlerine rağmen Adnan Menderes’in kulüp binasındaki fotoğrafları indirilemedi.

    Adnan Menderes, Fenerbahçe’ye her zaman yakın bir ilgi göstermiş ve desteğini hiçbir zaman engellememişti. 


    Aziz Yıldırım ve Paralel Yapı mücadelesi

    Fenerbahçe’nin yakın siyasi tarihindeki en büyük kriz “Şike Davası” ile başlayan süreç oldu.

    Bu süreçte Fenerbahçe’nin yaşayan en büyük efsanesi olan Aziz Yıldırım 9 Temmuz 2011 yılında tutuklanarak Metris cezaevine gönderildi. 
     


    Aziz Yıldırım ve Fenerbahçe cephesi daha sonraları 15 Temmuz Darbe girişiminde bulunan Fetullahçıların, takımı ele geçirmek üzere kendilerine tezgâh kurduğunu iddia ediyordu.

    Yaklaşık 365 gün hapiste kalan Aziz Yıldırım’ın hapisten çıkmasını sağlayan en önemli destek ise dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tavrı oldu. 

    Aralık 2011 yılında “Şike Yasası” olarak bilenen kanun maddesinin hazırlanması Aziz Yıldırım’ın dava sürecini belirleyen önemli adımlardan biri oldu.

    Bu kanun Başbakan Erdoğan ve Abdullah Gül’ü karşı karşıya getiren ilk süreçlerden biri oldu.

    Dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül kişiye özel kanun olamayacağı düşüncesiyle bu yasanın düzenlenmesi için meclise iade etti.

    Gül yasayı neden iade ettiğini şu sözlerle açıkladı;


    AK Parti ve Erdoğan yasanın geçmesi konusunda kararlıydı.

    Şamil Tayyar ve birkaç muhalif ses dışında tüm partinin desteğini arkasına alan Erdoğan yasanın kanunlaşmasını sağladı.

    Fenerbahçe Spor Kulübünün bugün Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Yüksek Divan Kurulu üyesi yapması sonrası ‘bir futbol takımının siyasetle nasıl münasebeti olur’ sorusunu sormak yalnızca Fenerbahçe tarihini bilmemekle açıklanabilecek bir durum gibi görünmektedir.

    * Bu makalede yer alan fikirler yazara aittir ve Independent Türkçe’nin editöryal politikasını yansıtmayabilir. 

    Yazı kaynağı : www.indyturk.com

    atatürk'e suikastten asılan fenerbahçe başkanı

    Şükrü Saracoğlu

    Şükrü Saracoğlu

    Mehmet Şükrü Saraçoğlu[1] (1886, Ödemiş – 27 Aralık 1953, İstanbul), Türk iktisatçı ve siyasetçidir. 1942-46 arasında Türkiye Başbakanı, 1938-42 arasında Türkiye Dışişleri Bakanı, 1948 ile 1950 arasında da Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olan Saracoğlu, bu görevler dışında 1924 ile 1938 arasında da değişik hükûmetlerde Millî Eğitim, Maliye ve Adalet bakanlıkları yapmıştır. İsmet İnönü ile beraber II. Dünya Savaşı sırasında Türkiye'yi savaşın dışında tutan politikalara yön vermiştir. Ayrıca 1934 ile 1950 arasında Fenerbahçe Spor Kulübü başkanlığını yürütmüştür.

    Yaşamı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Gençlik yılları ve eğitimi[değiştir | kaynağı değiştir]

    Babası, Trabzon'un Akçaabat ilçesinden göç ederek Ödemiş'e yerleşen Saraç Mehmet Tevfik, annesi ise ev hanımı Şerife Hanım'dır. Ailesinin ilk çocuğudur.[2] İlköğrenimini Ödemiş iptidaisinde, ortaöğrenimini ise 1899’da kaydolduğu Ödemiş rüşdiyesinde okuduktan sonra 1901 yılında İzmir İdadisi’ne girdi. İzmir İdadisi'ni birincilikle bitirerek, yine 1901’de açılan imtihanları kazanarak, İstanbul'da Mekteb-i Mülkiye’ye girdi. 1909 yılında Mekteb-i Mülkiye’yi bitirerek İzmir Valiliği Maiyet Memurluğu’na atandı. İzmir Sultanisi'nde matematik öğretmenliği yapan Saraçoğlu, 1911 yılında İttihat ve Terakki Ticaret Mektebi Müdürlüğü görevine getirildi.

    Memur olarak görevini sürdürdüğü 1914 yılının Ocak ayında açılan bir imtihanı kazanarak, devlet bursu kazanan Saracoğlu, Belçika'ya öğrenime gönderilmiştir. Fakat burada 5 ay kaldı ve Osmanlı Devleti’nin, I. Dünya Savaşı‘na giriş yaptığı haberini aldığından, İzmir’e döndü. 1915 Mayıs'ında yine devlet tarafından Cenevre Siyasi İlimler Akademisi’nde okumak için İsviçre’ye gönderilir. Mehmed Şükrü Bey, burada dört yıl kalmış ve 1918’de bu fakülteyi çok iyi bir dereceyle bitirmiştir.

    Mondros Mütarekesi’nden sonra Cenevre’de yakın arkadaşı Mahmut Esat ile birlikte Türk Yurdu Cemiyeti’nin Cenevre şubesini kurarlar. Saracoğlu bu cemiyet adına Fransızca bir derginin yayınlanmasını üstlendi, Avrupa kamuoyunda Mondros şartlarının olumsuzluğuna tepki yaratmak için uğraşlar vererek Osmanlı Devleti’nin haklarını savundu.

    O günlerde İzmir işgal edilince (15 Mayıs 1919) Mahmut Esat'la birlikte Türkiye’ye gideceğini öğrendiği bir İtalyan gemisine kaçak binip yurda döndü. Millî Mücadele'ye katılmak için yola çıktıkları Anadolu'ya vardıklarında, İttihatçı olduklarından şüphelenen Demirci Mehmet Efe tarafından önce gözaltına alındılar, sonra da hapsedildiler. Onları bu durumdan İttihat ve Terakki Ticaret Mekteb-i Müdürlüğünden tanıdığı Celal Bayar kurtardı.[3] Kuşadası, Nazilli ve Aydın yörelerinde kurulan Kuvâ-yi Milliye hareketlerinin örgütlenmesinde çalıştı. Ocak 1920'de toplanan son Osmanlı Meclisi Mebusanı’na İzmir milletvekili olarak seçildiyse de, İstanbul'un İtilaf Devletleri'nce işgal edilmesi nedeniyle meclise katılamadan Kuşadası'na geri döndü.[4]

    Siyasi yaşamı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Saraçoğlu, 5 Mart 1923’ten 31 Mart 1923’e kadar bir süre yaptığı Ödemiş belediye başkanlığından sonra, I. İzmir İktisat Kongresi’nde gösterdiği yoğun çabalarıyla dikkat çekti ve Ağustos 1923’te ikinci dönem İzmir mebusu olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) katıldı.

    Fethi Okyar hükûmetinde Maarif Vekilliği yapan Saraçoğlu, 1926’da Türk-Yunan Mübadele Komisyonu'nda Türk delegasyonuna başkanlık etti. 1927 ile 1930 arasındaki İsmet İnönü hükûmetlerinde maliye vekilliğini üstlendi. Vekilliği sırasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası kuruldu. Lozan Antlaşması'nın getirdiği sınırlamaların bitmesinden sonra yeni gümrük tarifelerini uygulamaya koydu. Dış ticarette "kota sistemini" getirdi. Dünyadaki Büyük Bunalım'ın etkilerini azaltmak ve ulusal ekonominin altyapısını oluşturmak amacıyla yürütülen bir dizi millileştirmede önemli rol oynadı.

    Vekillikten ayrıldıktan Türk hükûmeti adına ekonomik konularda temaslarda bulunmak üzere Amerika Birleşik Devletleri'ne gönderildi. Dönüşünden sonra hazırladığı bir rapor, Türk pamuk sanayisinin yeniden düzenlenmesine temel oluşturdu. Saraçoğlu, 1932 yılında Paris’te Osmanlı borçlarının ödeme koşullarının saptanması görüşmelerini Türkiye adına yürüttü. 1933’te bir antlaşma imzaladı. Saraçoğlu’nun imzaladığı bu anlaşma ile genç Türkiye Cumhuriyeti’nin maliyesi soluk aldı.

    1933-1938 arasında İsmet İnönü ve Celal Bayar hükûmetlerinde de Adliye Vekili olarak görev aldı. Adliye vekilliği döneminde genç cumhuriyet’in devlet organlarının kurumlaşmasında da emeği geçen Saraçoğlu, bakanlıkları sırasında avukatlık, hakimlik, icra iflas kanunlarını hazırlamış ve çıkartmış iş esasına dayalı cezaevlerinin oluşmasını ve ilk örnek olarak İmralı Cezaevi’nin kuruluşunu sağlamıştır. Barem ve Emeklilik kanunları da Saraçoğlu’nun zamanında oluşturulmuştur.

    Yakın dostu olan ve aralarında oynadıkları satranç maçlarının ünlü olduğu İsmet İnönü'nün cumhurbaşkanlığı döneminde siyasal yaşamının en önemli görevlerine atandı. Bu görevlerden ilki 1938 ile 1942 arasında, Celal Bayar ve Refik Saydam hükûmetlerinde üstlendiği dışişleri bakanlığı oldu. Bu görevi ve daha sonra geldiği başbakanlık görevinde Türkiye'nin II. Dünya Savaşı'nın (1939-1945) dışında tutulması politikasında önemli rol oynadı.

    Türkiye, II. Dünya Savaşı öncesi Britanya ve Fransa ile işbirliği görüşmeleri yaparken, Kurtuluş Savaşı'ndan beri yakın ilişkiler içinde olduğu Sovyetler Birliği'nin de Batılı devletlerin yanında yer alacağını umuyordu. Ancak Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı imzalanınca Türkiye, Britanya-Fransız bağlılığında kalmakla Sovyetler Birliği ile ilişkilere devam etmek arasında zor bir seçim yapmak zorunda kaldı. Türkiye imzaya hazır hale gelen Üçlü İttifak'a (Britanya-Fransa-Türkiye) ters düşmeyen bir Sovyet ittifakı kurmak istiyordu. Sovyetler Birliği de, tamamen değişen uluslararası ortamda ilişkileri yeniden değerlendirme taraftarıydı. Bu doğrultuda Dışişleri Bakanı Saracoğlu 15 Eylül 1939'da resmen Sovyetler Birliği'ne davet edildi.

    Sovyet tarafının istekleri nedeniyle başarısızlıkla sonuçlanacak görüşmeler üç gün olarak planlanmasına rağmen 25 Eylül ve 1, 13 ve 15 Ekim tarihlerinde dört oturum hâlinde yapıldı ve 23 güne yayıldı. Josef Stalin ve Vyaçeslav Molotov'un da yer aldığı 25 Eylül'de yapılan ilk görüşmeden sonra Ankara'ya çektiği telgrafta görüşmeyi "boğuşma" olarak nitelendirdi.

    Sovyet tarafının başlıca dört maddede özetlenen talepleri (Türk Boğazlarının Türkiye ve Sovyetler Birliği tarafından ortak olarak savunulması, Montreaux Boğazlar Rejimi'ne Karadeniz'e sahili olmayan devletlerin Boğazlardan geçemeyeceği garantisinin eklenmesi, Türkiye'nin Britanya ve Fransa ile giriştiği ittifak müzakerelerinin istişareye çevrilmesi ve Britanya ile Fransa'nın Sovyetler Birliği ile savaşa girmesi durumunda Üçlü İttifak'ın geçersiz sayılması) Türk tarafınca reddedildi. Görüşmelerden bir sonuç alınamayacağını gören Saracoğlu 17 Ekim'de Moskova'dan ayrıldı ve 20 Ekim 1939'da Türkiye'ye döndü.[5]

    Saracoğlu bu gezi sırasında yediği bir yemekte kaptığı virüs nedeniyle beyin iltihabına yakalandı. Tedavi edildiği zannedilen hastalık yıllar sonra Saracoğlu'nun ölümüne neden oldu.

    1 Eylül 1939'da Polonya'ya giren Almanya, Britanya ve Fransa'nın savaş ilanına da aldırış etmeyerek Belçika, Hollanda, ardından da Fransa'ya saldırdı (Haziran 1940). Alman güçlerinin Balkan ülkelerini de işgal etmesiyle Türkiye savaşın eşiğine geldi. Almanya, asıl hedefi Sovyetler Birliği olduğu için, Türkiye'ye saldırmayacağını açıklayarak Ankara'ya bir saldırmazlık paktı önerdi. Türkiye'nin de Alman tehdidini savuşturmak amacıyla bu öneriyi kabul etmesi üzerine iki ülke arasında Türk-Alman Dostluk Paktı imzalandı (18 Haziran 1941).

    1942 yılında Refik Saydam’ın ani ölümü üzerine Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından 9 Temmuz 1942 günü başkanlığa atanarak hükûmeti kurmakla görevlendirildi. 5 Ağustos 1942'de hükûmet programını okurken "Biz Türk'üz, Türkçüyüz ve daima Türkçü kalacağız. Bizim için Türkçülük bir kan meselesi olduğu kadar bir vicdan ve kültür meselesidir. Biz azalan veya azaltan Türkçü değil, çoğalan ve çoğaltan Türkçüyüz. Ve her vakit bu istikamette çalışacağız."[6] demişti.

    Saracoğlu, başbakanlığı sırasında izlediği dış politika da bazı çevrelerce Alman yanlısı olarak nitelendirildi. Almanya'nın savaş yıllarındaki Ankara elçisi Franz von Papen ve onunla yakın ilişkide olan Türk hükûmetinde yetkili ekipteydi. Refik Saydam, Şükrü Saracoğlu ve Numan Menemencioğlu'nun da dahil olduğu bu ekip Almanya'yı destekledi, Almanya ile dış ticareti Alman para birimi "Reichsmark" ile yaptı, Türk banknotlarını Almanya'da bastırdı, Almanya'ya paslanmaz çeliğin hammaddesi olan krom sevkiyatı yaptı ve Sovyetler Birliği'nin işgal ettiği Kırım ve Kafkasya'daki Türk topraklarında askerî harekât yapmakta olan Alman ordusunu cephede takip etmek için komutanlar yolladı.

    II. Dünya Savaşı'nın dönümü olan 1942-1943'te Müttefik ordularının Kuzey Afrika'ya çıkması, ardından da Almanların Stalingrad'da aldığı yenilgiyle savaşın ibresi Müttefik Devletler'in lehine döndü. Türkiye de Müttefiklere yakınlaşmaya başladı. Şükrü Saracoğlu da 12 Haziran 1943 tarihinde Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı’nda ABD’nin yanında olacağına karar verdiği gerekçesiyle ünlü Time dergisine kapak oldu.[7] Saraçoğlu Mustafa Kemal Atatürk (1923, 1927) ve İsmet İnönü'den (1941) sonra Time kapağında yer alan 3. Türk'tür.

    Saracoğlu'nun Başbakanlığı döneminin ekonomik alanda belki de en fazla akılda kalan ve tartışmaları bugüne değin sarkan girişimi, Kasım 1942'de çıkarılan Varlık Vergisi Kanunu oldu. II. Dünya Savaşı sırasında yaygınlaşan karaborsa nedeniyle ortaya çıkan savaş zenginlerinin elde ettikleri servetler, temel gıda ürünlerinin bile zor temin edilebildiği savaş döneminde halkın tepkisini çekmişti. Bunun üzerine CHP Meclis Grubu, 12 Kasım 1942'de Varlık Vergisi'ni kabul ederek hem devlet gelirlerini artırarak enflasyonla mücadele etmeyi hem de karaborsayla mücadele etmeyi amaçlamıştı. Servetlerin bir defaya mahsus vergilendirildiği ve vergisini ödemeyenlerin bedensel çalışmaya tabi tutulduğu bu uygulama özellikle gayrimüslim azınlıklara yönelik bir baskı aracı gibi uygulandığı ileri sürülerek büyük tartışmalara yol açmış ve sonuçta 1944 yılı başlarında kaldırılmıştır.[8]

    Topraksız köylülere bazı arazileri dağıtmaya yönelik Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu da başbakanken yürürlüğe kondu (11 Haziran 1945). Saracoğlu'nun ısrarla takipçisi olduğu bu kanun özel ormanların ve büyük toprak sahibi ailelerin bir kısmının arazilerinin kamulaştırılmak istenmesi nedeniyle büyük toprak sahiplerinin itirazlarıyla karşılaştı. Milletvekilleri Ali Cavit Oral, Emin Sazak, Fevzi Lütfi Karaosmanoğlu ve Adnan Menderes köylüyü toprak sahibi yapacak bu reformlara tümden karşı çıktılar. Başlangıçta CHP'nin Toprak Reformu ve dolayısıyla ekonomi politikasına karşı oluşan bu muhalefet hareketi, siyasi bir harekete dönüştü. Celâl Bayar, Refik Koraltan, Adnan Menderes ve Mehmet Fuad Köprülü'nün, 7 Haziran 1945'te verdikleri Dörtlü Takrir, CHP içinden çıkacak yeni bir siyasi partinin (Demokrat Parti) işaret fişeği oldu.[9]

    Saraçoğlu'nun başbakanlığı döneminde, 1946 seçimleri öncesi seçim kanunu değiştirildi, 5 Haziran 1946 tarih ve 4918 sayılı kanunla tek dereceli seçim sistemine geçildi. "Açık oy-gizli sayım" esaslarına göre hazırlanan bu kanuna göre her seçmenin hangi partiye oy verdiği herkes tarafından görülebilecek, fakat oy sayımı gizli yapılacaktı.[10] Bu usule göre yapılan 1946 seçimlerini Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) kazandı. Demokrat Parti (DP) kurulduktan hemen sonra yapılan bu erken seçimde DP sadece 16 ilde seçime girebilmişti.

    1946 seçimlerinden sonra hem yaşadığı sağlık sorunları hem de CHP içinde kan değişikliğine gitmek isteyen İsmet İnönü'nün kararıyla başbakanlığı Recep Peker'e bıraktı (7 Ağustos 1946). 1 Kasım 1948 ile 22 Mayıs 1950 arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı yaptı. 1950 genel seçimleriyle milletvekilliği sona erdi ve siyaseti bıraktı.

    Fenerbahçe Başkanlığı[değiştir | kaynağı değiştir]

    Şükrü Saracoğlu ayrıca 1934 ile 1950 arasında 16 yıl boyunca Fenerbahçe Spor Kulübü'nün başkanlığını yapmıştır. Bugünkü Fenerbahçe Stadyumu ilk haliyle hanedan arazisi (Hazine-i Hassa) olan Papazın Çayırı, 1908 yılında Hürriyet Kahramanları namına Fenerbahçe’nin kurucusu ve ilk başkanı Ziya Songülen ile Cemil Topuzlu gibi isimlerle, futbolu Osmanlı topraklarına getiren İngiliz levanten (tüccar) ailelerin çocukları tarafından ücreti karşılığında kiralanmak maksadıyla II. Abdülhamid’den izin alınarak Union Club isimiyle futbol sahası haline getirilmişti. I. Dünya Savaşı’ndan sonra İngilizler ile ilişkiler bozulunca, İttihatçı Kara Kemal tarafından 1916’da ele geçirilmiştir ve ismi “İttihatspor Sahası“ olarak değiştirilmiştir. Kuşdili Çayırı'ndaki bahsi geçen bu arazi, Mustafa Kemal Atatürk’ün de onayıyla önce 1929’da Fenerbahçe tarafından kiralanmıştır ve 25 Ekim 1929’da yapılan spor bayramı ile tekrar hizmete açılmıştır. Oluşturulan bu stadyum, Şükrü Saracoğlu ve Kenan Onan’ın çabalarıyla 27 Mayıs 1932 tarihinde, 9.000 TL bedeli 10 ayda ödemek kaydıyla Fenerbahçe Spor Kulübü’nün malı oldu. Bununla birlikte Fenerbahçe Türkiye’de stat mülkiyetine sahip ilk kulüp olma özelliğini kazandı. Hem bugün üzerinde kendi adını taşıyan stadyumun yükseldiği araziyi Fenerbahçe'ye kazandırması, hem de 23 Şubat 1934 günü oynanan olaylı geçen Fenerbahçe-Galatasaray maçından sonra Fenerbahçe'nin kapatılmasına kadar gidecek cezaların gündeme geldiği sırada kulübe sahip çıkmış olması nedeniyle, 22 Temmuz 1998 günü alınan kararla Fenerbahçe Stadı'nın adı Fenerbahçe Şükrü Saracoğlu Stadyumu olarak değiştirilmiştir.

    Son yılları[değiştir | kaynağı değiştir]

    Son yıllarında parkinson hastalığı ile mücadele etti. Fransa'da yapılacak tedavisi için verilecek ödenek konusunda Maliye Bakanı Hasan Polatkan'ın isteksiz kalması üzerine, İzmir İttihat ve Terakki Ticaret Mektebinden öğrencisi olan Başbakan Adnan Menderes'in araya girmesiyle ödenek çıkarıldı. Fransa'daki tedavisinin de bir sonuç vermemesi üzerine Türkiye'ye döndü. Eşi Saadet Hanım'la birlikte İstanbul'a yerleşti. Teşvikiye'deki evinde 27 Aralık 1953'te, 66 yaşında yaşamını kaybetti. Mezarı Zincirlikuyu Mezarlığı'ndadır.

    Eski Maliye Nazırlarından Ahmed Zühdü Paşa'nın torunu olan Saadet (Oraloğlu) Saracoğlu (ö. 1980) ile evliliğinden üç çocuk babası olmuştur. 1987 ile 1993 arasında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası başkanlığında bulunmuş olan Rüşdü Saraçoğlu'nun dedesidir.

    Hakkındaki eserler[değiştir | kaynağı değiştir]

    2006 yılında, Gürkan Hacır tarafından yaşamöyküsünün anlatıldığı Efe başvekil: Şükrü Saraçoğlu'nun romanı yayımlandı. 2007'de de Fenerbahçe Spor Kulübü'nün kuruluşunun 100. yılı nedeniyle Saracoğlu'nun yaşamını anlatan yine Gürkan Hacır'ın hazırladığı Efe Başvekil adlı bir belgesel film yapıldı. Hakkında basında çıkan yazılardan bazılarının Şükrü Saracoğlu ve Dönemi isimli kitap oğlu Yılmaz Saracoğlu tarafından derlenmiştir.

    Ayrıca bakınız[değiştir | kaynağı değiştir]

    Kaynakça[değiştir | kaynağı değiştir]

    Yazı kaynağı : tr.wikipedia.org

    Şükrü Saracoğlu (1887-1953) - Atatürk Ansiklopedisi

    Şükrü Saracoğlu (1887-1953) - Atatürk Ansiklopedisi

    1887’de İzmir ili Ödemiş ilçesi Üçeylül Mahallesi’nde doğdu. Babası Saraç Mehmet Tevfik Usta, annesi Şerife Hanım’dır. İlk ve orta öğrenimini Ödemiş’te yaptı. 1906’da İzmir İdadisinden “pekiyi” derece ile mezun oldu. Aynı yıl sınavla Mülkiye Mektebine girdi. Siyasi yaşamı da Mülkiye’deki öğrencilik yıllarında başladı. İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katıldı. 1909’da Mülkiye’den mezun oldu. 9 Eylül 1909’da atandığı İzmir Maiyyet Memurluğunda kaymakamlık stajına başladı. Aynı zamanda İzmir Sultanisinde Riyaziye öğretmenliği, 8 Nisan 1911’den itibaren de İzmir İttihat ve Terakki Ticaret Okulu Müdürlüğü görevlerini üstlendi. Ayrıca, Yusuf Ziya (Öniş) Bey’e ait özel okulda da öğretmenlik yaptı. İzmir Valisi Rahmi Bey’in desteğiyle Ocak 1914’te hükûmetin açtığı sınavı kazandı. Öğrenimini sürdürmek amacıyla burslu olarak Belçika’ya gönderildi. I. Dünya Savaşı’nın başlaması üzerine ülkeye dönmek zorunda kaldı. İstanbul’da İhtiyat Zabit Mektebi’nde altı aya yakın eğitim gördükten sonra İzmir’e döndü. Vali Rahmi Bey’in girişimleri ile Mayıs 1915’te öğrenimini tamamlaması için İzmir ili adına İsviçre’ye gönderildi. Cenevre Üniversitesi Siyasi İlimler Fakültesinde Politika ve Ekonomi eğitimi aldı. 1918’de mezun oldu. Öğrenciliği sırasında Cenevre Türk Yurdu’nu kurdu ve başkanlığını üstlendi. 1916 yılından itibaren, Mahmut Esat (Bozkurt)’ın başkanlığını yürüttüğü Lozan Türk Yurdu ile düzenledikleri konferanslarda “Neden ve Nasıl Türkçü Olduğu”, “Şark Meselesi”, “Millî Türk Edebiyatı” gibi konularda konferanslar verdi. 1919 yılının Haziran ayı sonlarında Mahmut Esat ile birlikte İsviçre’den ayrıldı. Venizelos, “Mahmut Esat ve Şükrü, nüfuzlu Jön Türk’tür” uyarısı ile Roma’ya çektiği telgrafla, ülkelerine dönmelerine izin verilmemesini ve tutuklanmalarını istedi ise de İtalya-Napoli üzerinden Rodos’a, oradan da gizlice bindiği Liççiri isimli İtalyan gemisi ile Kuşadası’na geldi. İtalyan işgali altındaki Kuşadası’nda ulusal direnişe katıldı. Direnişini Demirci Mehmet Efe’nin yanında sürdürdü. Burdur’daki askerî cephaneliği köşk nahiyesine taşıdı. Yunan ilerleyişini durdurmak üzere Aydın yöresinde kurulan “Genç Aydınlar” gurubunun kurucuları arasında yer aldı. Bu sırada İzmir livası adına Kuşadası, Kelas ve Balyanbolu’da yapılan seçimlerde Meclisi Mebusan’a üye seçildi. Yunanların arananlar listesinde olduğu için takma isimle ve farklı yollardan İstanbul’a geldi. Ne var ki şehir işgal edilmiş, Meclis de kapatılmıştı. Bunun üzerine Kuşadası’na geri döndü. Köşk, Nazilli, Aydın, Koçarlı, Söke cephelerinde savaşımını sürdürdü. Mahmut Esat ile birlikte, barış konusunda TBMM’nin önerilerini öğrenmek isteyen İtalyan Generali Kont Senni ile 6 Mayıs 1920’de yapılan görüşmelerde İzmir’de tek bir Yunan askeri bırakılmasına izin verecek bir barışın kabul edilmeyeceğini vurguladı. Yunan ordusunun Kuşadası’nı işgalinin ardından bir süre Milas ve Külek taraflarına çekildi. Büyük zaferin ardından Ödemiş’e dönerek çiftçilik yaptı. 1923 yılında Ödemiş Belediye Başkanlığına seçildi. 17 Şubat–4 Mart 1923 tarihleri arasında yapılan İzmir İktisat Kongresi’ne katıldı. İktisat Vekili Mahmut Esat’ın isteği üzerine Türkiye Çiftçiler Birliğinin nizamnamesini hazırladı. TBMM’nin II. Dönem seçimlerine katıldı. 807 oy alarak İzmir’den milletvekili seçildi. 11 Ağustos’ta Meclis’e katıldı, ertesi gün mazbatası onaylandı. Meclis’te 1924 Anayasa tasarısı görüşmelerinde cumhurbaşkanına veto ve fesih yetkisi veren maddelere ulus egemenliğini aykırı olduğu nedeniyle karşı çıktı. Çağrısı üzerine Atatürk ile konuyu tartıştı ve ikna etti. 22 Kasım 1924’te kurulan Fethi Bey Hükûmeti’nde Maarif Vekili oldu. Bu görevini 3 Mart 1925’e kadar sürdürdü. Bakanlığı döneminde ilköğretim sorununun çözümlenmesi için çaba sarf etti. Meslek okullarına önem verilmesi gerektiğini savundu. 1926’da Yunan Hükümeti ile görüşmeleri yürütmek üzere oluşturulan Karma Mübadele Komisyonunda Türk heyetinin başkanlığına getirildi. Yunanistan’ın Batı Trakya’da yaşayan Türklerin mallarına el koyması üzerine anlaşma sağlamak üzere 6 Nisan 1926’da bu ülkeye gönderildi. Anlaşma, 1 Aralık 1926’da imzalandı. III. Dönemde de İzmir milletvekilliğini korudu. 1 Kasım 1927’de 4. İsmet Paşa kabinesinde Maliye Vekili olarak yer aldı. 24 Aralık 1930’a kadar sürdürdüğü bu görevi sırasında dünya ekonomik bunalımının etkilerini azaltmaya dönük önlemler aldı. Türk Parasının Değerini Koruma Kanunu ile Askeri ve Mülki Tekaüt Kanunu’nun çıkarılmasına öncülük etti. Başkanlığını yaptığı heyetle birlikte Merkez Bankasının yasal dayanağını hazırladı. Ekim 1931’de mali ve ekonomik incelemelerde bulunmak, iki ülke arasında ekonomik ilişkilerin gelişmesine ortam hazırlamak üzere Amerika’ya gitti. Dönüşünde inceleme ve önerilerini içeren bir rapor hazırladı. Önerileri ile Türkiye’de pamuklu sanayinin kurulmasını sağladı. Amerikan tarzı dokunan “Amerikan bezi” Türk tekstilinde yerini aldı. 9 Ocak 1932’de Osmanlı borçlarını ödeme koşullarının saptanması için oluşturulan komisyonun başkanlığına getirildi. 26 Ocak 1932’den itibaren Paris’te alacaklılarla yaptığı çetin görüşmeler, Batılı gözlemcileri bile hayran bıraktı. İmzaladığı anlaşma 1933’te TBMM’de onaylandı. 23 Mayıs 1933’te Adliye Vekilliğine getirildi. 11 Kasım 1938’e kadar yürüttüğü bakanlığı döneminde Avukatlık, Hakimler, İcra ve İflas, Barem ve Emeklilik Kanunları çıkarıldı. Cezaevlerini çağdaş koşullarda yeniden örgütledi. Mahkûmların tahliye sonrası topluma kazandırılması ilkesinden hareketle eğitime ve üretime önem verdi. Hasta ve veremli mahkumlar için İmralı adasını cezaevine dönüştürdü. 11 Kasım 1938’de kurulan Celâl Bayar Hükûme­ti’nde Cumhurbaşkanı İnönü’nün isteği üzerine Dışişleri Bakanlığı görevini üstlendi. Bu görevini Refik Saydam’ın kurduğu 11. ve 12. hükümetlerde de sürdürdü. Hatay’ın Türkiye’ye katılımına sağlayan antlaşmayı Fransa Büyükelçisi Massigli ile imzaladı. Türkiye’nin II. Dünya Savaşı’na girmeme politikasını başarı ile uyguladı. Başbakan Refik Saydam’ın ölümü üzerine Cumhurbaşkanı İnönü tarafından 9 Temmuz 1942’de hükûmeti kurmakla görevlendirildi. Meclisin yenilenmesi üzerine 9 Mart 1943’te kabinesinin istifasını sundu ancak aynı gün yeniden hükümeti kurmakla görevlendirildi. 7 Ağustos 1946’ya kadar aralıksız dört yıl süren başbakanlığı döneminde dış politikada savaşa girmeme kararlılığını sürdürdü. İnönü ve Churchill arasında 1 Şubat 1943’te Adana’da başlayan görüşmelere katıldı. İç politikada savaşın mali sıkıntılarını karşılamak üzere 11 Kasım 1942’de Varlık Vergisi çıkarıldı. Vergi ile ilgili yasayı “devrim kanunu” olarak niteledi. 1950’de “Bugün Başbakan olsam ve ülkemin böyle bir paraya ihtiyacı olsa yine aynı kanunu çıkartmaktan korkmam!” diyerek çıkardığı yasanın arkasında durdu. Başbakanlığı döneminde “Köylüyü topraksız, toprağı köylüsüz bırakmayacağız” ilkesi ile hazırlanan Toprak Reformu yasalaştı. 7 Haziran 1945’te Çalışma Bakanlığı kuruldu. 5 Haziran 1946’da Tek Dereceli Seçim Kanunu çıkarıldı. Yapılan değişikliklerle Cemiyetler Kanunu’nu demokratikleştirildi. 21 Temmuz 1946’da yapılan seçimlerin ardından 7 Ağustos’ta hükûmetinin istifasını verdi. Bu tarihten sonra CHP Genel Başkan Vekilliği görevini sürdürdü. 1 Kasım 1948’de TBMM Başkanı seçildi. 1 Kasım 1949’da yapılan seçimde de bu görevini korudu. 14 Mayıs 1950’de yapılan seçimlerde yeterli oy alamadığı için Meclise giremedi, 22 Mayıs’a kadar Meclis Başkanlığı görevini sürdürdü, bu tarihten sonra siyasal yaşamdan çekildi. Şükrü Saraçoğlu kültürel birikimi ve aydın düşünceleri ile pek çok kez Atatürk’ün övgüsünü aldı. Tarih çalışmalarına hız verdiği günlerde pek çok milletvekiline birer tarih kitabı vererek özetlemesini isteyen Atatürk en çok Saraçoğlu’nun özetini beğendi ve onu candan kutladı. Saraçoğlu bu günlerde Atatürk’ün sofrasında da sıklıkla yer aldı. Şükrü Saraçoğlu, Türk spor tarihinde de önemli bir yer edindi. 16 Mart 1934’ten 15 Ekim 1950’ye kadar aralıksız 17 yıl Fenerbahçe Spor Kulübü’nün başkanlığını, 1950-53 arasında da fahri başkanlığını yaptı. Time Dergisi’nin Atatürk ve İnönü’den sonra 12 Temmuz 1943’te kapak yaptığı ikinci Türk olan Şükrü Saraçoğlu 27 Aralık 1953’te kansere yenik düşerek yaşamdan ayrıldı.

    Şaduman HALICI

    KAYNAKÇA

    ATAY, Falih Rıfkı, Atatürkçülük Nedir?, Ak Yayınları, İstanbul 1966.

    GÜL, Saime, Şükrü Saraçoğlu (1923-1946), Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Basılmamış Yüksek Li­sans Tezi, Ankara 2001.

    HALICI, Şadu­man, Yeni Türkiye Devleti’nin Yapılanmasında Mahmut Esat Bozkurt (1892-1943), Atatürk Araştırma Merkezi Yayınları, Ankara 2004.

    İNÖNÜ, Erdal, “Anılar ve Düşünceleri”, Şükrü Saraçoğlu ve Dönemi-Hakkında Basında Çıkan Yazıların Bazıları, Der. Yılmaz Saraçoğlu, Gelişim Matbaacılık, İstanbul 2000.

    MÜCELLİDOĞLU, Ali Çankaya, Yeni Mülkiye Tarihi ve Mülkiyeliler, Cilt IV, Mars Matbaası, Ankara 1968-1969.

    ÖZTÜRK, Kâzım, Türk Parlamento Tarihi-TBMM II. Dönem 1923-1927, Cilt III, TBMM Basımevi, Ankara 1995.

    TBMM Arşivi, İlhami Bey Dosyası, “Tedkik-i İntihab Neticesini Mübeyyen Mazbata”.

    Türk Tarih Kurumu Arşivi, DN: Y/653.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi Albümü 1920-1991, TBMM Basımevi, Ankara 1994.


    Yazı kaynağı : ataturkansiklopedisi.gov.tr

    Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

    Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

    Yazının devamını okumak istermisiniz?
    Yorum yap